Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

King’in, tüm zamanların en çok beğenilen eseri Medyum’un (The Shining) unutulmaz karakterlerinden Danny (Dan) Torrance, “Doktor Uyku” olarak karşınızda.

Çocukluğunda bir kışını geçirdiği Overlook Oteli’nin “sakinlerinden” bir türlü kurtulamayan Dan, yıllarca bir şehirden diğerine sürüklenirken, sonunda ufak bir New Hampshire kasabasına yerleşir, bir bakımevinde işe girip, kalan “ışıltısını” ölmekte olan insanları rahat ettirmekte kullanır. Orada Dan’e “Doktor Uyku” adını verirler.

Dan, o güne dek görmediği kadar parlak bir ışıltıya sahip olan küçük bir kızla, Abra Stone’la tanıştığında geçmişiyle barışır ve Abra’nın hayatta kalabilmesi için iblislerle zorlu bir mücadeleye girişir.

İyi ile kötü arasındaki epik savaşın hikâyesi olan Doktor Uyku, Medyum’un sadık milyonlarca okuyucusunu tatmin edecek ve King külliyatının başyapıtını bilmeyenleri de hayal kırıklığına uğratmayacak yeni ve ihtişamlı bir King destanı…

***

KİLİTLİ KUTU

ı

Georgia’lı fıstık çiftçisinin Beyaz Saray’a taşındığı yılın aralık ayının ikinci günü Colorado’nun en büyük otellerinden biri yanıp kül oldu. Overlook’un onarılamayacak kadar hasar gördüğüne karar verilirken Jicarilla Belediyesi tarafından soruşturmayı yö­netmekle görevlendirilen itfaiye müfettişi, yangının bozuk kazan yüzünden çıktığı sonucuna vardı. Kazanın yaşandığı kış mevsi­minde otel kapalı olduğundan olay anında Overlook’ta yalnızca dört kişi vardı. Üçü kazadan sağ kurtuldu. Otelin bekçisi Jack Torrance çalışmayan bir vana yüzünden yükselen kazan basıncı­nı düşürmek için kahramanca bir girişimde bulunmuş ama başa­rılı olamamış ve oteli kurtarmayı denerken hayatını kaybetmişti.

Sağ kurtulanlardan ikisi bekçinin eşi ve küçük oğluydu. Üçüncü kazazede Overlook Oteli’nin aşçısı Dick Hallorann’dı. Florida’daki mevsimlik işini bırakıp Torrance ailesini kontrole gelmişti çünkü ailenin başının belada olabileceği içine doğmuştu. Hayatta kalan iki yetişkin de patlamada kötü yaralanmıştı. Yara­lanmayan tek kişi çocuktu. En azından bedensel olarak…

2

Wendy Torrance ve oğlu, Overlook’un sahibi olan şirketle anlaşmaya vardı. Tazminat çok yüklü olmasa da sırt ağrıları yü­zünden çalışamadığı üç yıl boyunca Wendy’nin oğluna bakma­sına yetti. Danıştığı avukat holdingin işi mahkemeye götürmek istemediğini, biraz daha dayanır ve onların anlayacağı dilden konuşursa çok daha fazla para koparabileceğini söylemişti. Fakat kadın da holding gibi Colorado’da yaşanan korkunç kışı geride bırakmayı arzuluyordu. Uzlaşma yoluna gitti. Er ya da geç iyile­şeceğim diyordu. Ne yazık ki yanılmıştı ve sırt ağrıları hayatının sonuna kadar yakasını bırakmadı. Çatlayan omurlar ve kırılan kaburgalar iyileşir ama sızlaması hiçbir zaman geçmez.

Wendy ve Danny Torrance bir süre Amerika’nın orta ve gü­ney bölgelerinde yaşayıp daha sonra Tampa’ya taşındı. Dick Hallorann (güçlü sezgileri olan adam) arada bir Key West’ten ziyaret­lerine gelirdi. Asıl görmek istediği küçük Danny’ydi. Aralarında özel bir bağ vardı.

1981 yılının mart ayında, sabahın erken saatlerinde VVendy, Dick’i arayıp gelmesini rica etti. Dediğine göre Danny gecenin bir vakti kadını uyandırmış ve banyoya girmemesini söylemişti. Çocuk o gün bugündür konuşmuyordu.

3

Tuvaleti geldiği için uyandı. Dışarıda sert bir rüzgâr esiyordu. Hava sıcak olsa da -Florida’da hava her zaman sıcaktır- rüzgâr sesi oğlanın hoşuna gitmezdi, muhtemelen hiçbir zaman da git­meyecekti. Rüzgârın uğultusu, bozuk kazan dairesinin tehlikele­rin en küçüğü olduğu Overlook Oteli’ni hatırlatıyordu ona.

Annesiyle birlikte köhne bir apartmanın ikinci katındaki ufak dairede oturuyorlardı. Danny, annesininkine komşu olan küçük odasından çıkıp koridoru geçti. Rüzgâr uğuldadıkça bina­nın yanındaki kurumaya yüz tutmuş palmiye ağacının yaprakları duvarları yalıyordu. Çıkan ses ürkütücüydü. Kapının kilidi arı­zalı olduğundan duşu veya tuvaleti kullanmadıkları zamanlarda banyonun kapısı açık kalırdı. Bu gece kapı kapalıydı; fakat annesi banyoda olduğu için değil. Overlook’ta yüzü yaralandığından beri uyurken belli belirsiz horluyordu kadın. Oğlu, annesinin ya­tak odasından gelen bu horultuları duyabiliyordu.

Dikkatsizlik edip banyo kapısını kapamıştır, hepsi bu.

Şimdi de kapanmaması gereken bir banyo kapısı kapalıydı.

O bunun ne anlama geldiğini biliyordu. (Oğlanın sezgileri de güçlüydü.) Ancak çoğu zaman bilmek yetmez, görmek gerekir. Bunu Overlook’ta, ikinci kattaki odalardan birinde keşfetmişti.

Kolu aşın uzun ve aşın gergin göründü gözüne. Kemiksiz. Elini kapı tokmağına uzattı, çevirdi, kapıyı açtı.

217 numaralı odadaki kadın tam tahmin ettiği gibi oradaydı. Çırılçıplaktı. Klozete oturup bacaklarını iki yana açmıştı. Yeşi­limsi memeleri sönmüş balonlar gibi aşağı sarkıyordu. Kamının altında kalan tüyler griydi. Gözleri de griydi, çelik aynaları andırıyorlardı. Oğlanı görünce sırıttı.

Gözlerini kapa, demişti Dick Hallorann uzun zaman önce. Kötü bir şey gördüğünde gözlerini kapa ve gördüğün her ne ise onun orada olmadığını söyle. Gözlerini açtığında gitmiş olacak.

Bu öğüt beş yaşındayken 217 numaralı odaya girdiğinde işe yaramamıştı. Şimdi de yaramayacağını gayet iyi biliyordu. Danny, ondan yayılan kokuyu alabiliyordu. Çürüyordu kadın.

Ziyaretçisi -adının Bayan Massey olduğunu biliyordu- mo­rarmış ayakları üstünde doğrulup ellerini çocuğa uzattı. Kolla­rındaki etler yere dökülecekmiş gibi sallandı. Kadın eski bir dos­tunu görmüş gibi gülümsüyordu. Veya lezzetli bir yemek görmüş gibi…

Suratında, dışardan bakan birinin sükûnet zannedebilece­ği bir ifadeyle yavaşça kapıyı kapayan Danny, birkaç adım geri çekildi. Kapı tokmağının sağa, sola ve yeniden sağa oynadığını gördü. Kapının tokmağı birden durdu.

Oğlan artık sekiz yaşındaydı ve korkusuna rağmen, muhte­melen kendini bu ana hazırladığından, mantıklı düşünebiliyor, du. Karşısına ilk olarak Horace Derwent’in çıkacağını düşün­müştü. Belki de babasının Lloyd dediği barmenin… Oysa daha bu olay yaşanmadan karşılaşacağı kişinin Bayan Massey olacağını tahmin etmeliydi; çünkü Overlook’taki bütün o ölmemiş şeyler arasında en kötüsü o kadındı.

Mantığı ona kadının uyandığında peşini bırakmayan kötü bir kâbusun parçası olduğunu, yataktan kalkıp banyoya gittiğin­de onu da beraberinde götürdüğünü söylüyordu. Beyninin o kıs­mına kalırsa kapıyı yeniden açacak olsa hiçbir şey görmeyecekti. Artık uyanık olduğuna göre banyoda kimse olamazdı. Ancak beyninin öteki kısmı, ışıldayan parçası, gerçeklerin farkınday­dı. Overlook’un oğlanla işi bitmemişti. Kötü ruhlardan en az bir tanesi Florida’ya kadar peşinden gelmişti. Banyodaki kadını ilk gördüğü zamanı hatırlıyordu. Bayan Massey küvetten çıkıp aşın güçlü, kemikten parmaklarıyla oğlanı boğmayı denemişti. Eğer şimdi banyo kapısını açacak olursa kadının başladığı işi bitirece­ğini biliyordu.

Orta yolda karar kıldı, kulağını kapıya yasladı. Başlangıçta hiçbir şey yoktu. Derken belli belirsiz bir ses duydu.

Ahşabı tırmalayan ölü tırnaklar.

Danny, titreyen bacaklarla mutfağa gidip tabureye çıktı ve lavaboya işedi. Sonra annesini uyandırıp banyoya gitmemesini, içeride kötü bir şey olduğunu söyledi ve yatağına döndü. Pikenin içine gömüldü. Sonsuza kadar orada kalmak istiyordu, sadece lavaboya işemek için yataktan çıkacaktı. Artık annesini de ikaz ettiğine göre konuşacak bir şey kalmamıştı.

Annesi oğlanın konuşmama alışkanlığına yabancı değildi. Danny, Overlook Oteli’ndeki 217 numaralı odaya girdiğinde de içine kapanmıştı.

“Peki Dick’le konuşur musun?”

Yatağında yatmayı sürdüren oğlan bakışlarını annesine çe­virdi, başını salladı. Sabahın dördü olsa da annesi beklemeden aşçıyı aradı.

Dick, ertesi akşam aileyi ziyarete geldi. Eli boş gelmemişti Oğlana bir hediyesi vardı.

4

Danny, ancak annesinin Dick’i aradığını duyduğunda (Wendy, oğlunun aşçıyı aradığını duymasına özen göstermişti) yeniden uykuya daldı. Sekiz yaşında olmasına ve üçüncü sını­fa gitmesine rağmen hâlâ parmağını emiyordu. Bunu yaptığını görmek annesinin içini sızlatırdı. Kadın banyo kapısına gidip bir süre öylece baktı. Oğlunun söyledikleri yüzünden korkuyordu ama tuvaleti kullanmaya ihtiyacı vardı ve oğlu gibi lavaboda işini görmeye hiç niyeti yoktu. Poposunu porselene yerleştirmeye ça­lıştığını hayal bile edemiyordu, o manzarayı düşününce (görecek biri olmasa da) suratını buruşturdu.

Sağ elinde alet kutusundan aldığı çekici tutuyordu. Kolu çe­virip kapıyı ittirirken çekici havaya kaldırdı. Banyo elbette boş­tu ama klozetin oturma yeri indirilmişti. Kadın yatmadan önce oturma yerini yukarı kaldırırdı çünkü Danny’nin gecenin bir vakti yarı uyanık içeri gireceğini ve kapağı kaldırmayı unutup üstüne işeyeceğini bilirdi. Bir de koku vardı. İnsanın ciğerlerine işleyen pis bir koku. Duvarların içinde bir fare ölüsü vardı sanki.

İçeri doğru bir adım attı, sonra ikinci adım. Gözucuyla bir hareketlenme fark etti ve dönüp elindeki çekiçle kapının arkasın­daki her ne ise vurmaya hazırlandı. Kendi gölgesiyle karşılaştı. İnsanlar, “kendi gölgesinden korkmak” deyişini dalga geçmek için kullanır ama gölgesinden korkmaya birinin hakkı varsa O da Wendy Torrance’tı. Başına gelen onca şeyin ardından gölgelerin ne kadar tehlikeli olabileceğini öğrenmişti. Yeri geldi mi insanı fena ısırırlardı.

Banyoda kimse olmasa da klozetin oturma yerinde tarif edil­mesi güç bir leke vardı. Bir benzeri de duş perdesine bulaşmıştı. Kadının ilk aklına gelen boktu ama bok sarımtırak mor olmaz. Daha yakından baktığında et parçalarıyla ve çürümüş deriyle karşılaştı. Banyo paspasında ayak izine benzeyen başka lekeler de vardı. Bir erkeğe ait olamayacak kadar küçük ve narin…

Kısık bir sesle, “Aman Tanrım!” diyebildi sadece.

Sonunda o da oğlu gibi lavaboyu kullandı.

5

Wendy öğlene doğru oğlunu yataktan çıkardı. Biraz çorba içirip fıstık ezmeli sandviçin yarısını yemesini sağladı. Oğlan ye­meği biter bitmez yatağına döndü. Hâlâ konuşmuyordu. Yıllardır aynı kırmızı Cadillac’ı kullanan Hallorann geldiğinde saat beşi biraz geçiyordu. (Gözü gibi baktığı otomobil fabrikadan çıkmış gibi parlıyordu.) Wendy bir zamanlar kocasının yolunu gözlediği gibi, daha doğrusu Jack’in keyfi yerinde ve ayık geleceğini um­duğu zamanlarda yaptığı gibi, dirseğini pervaza yaslayıp aşçının yolunu gözlemişti.

Dick, daha 2A TORRANCE yazan zile basamadan VVendy koşa koşa merdivenleri inip kapıyı açmıştı. Kollarını iki yana aç­tığında başını adamın göğsüne yaslayan kadın, içinden bir saat boyunca o şekilde kalabilmeyi diledi. Hatta iki saat…

Kucaklaşmalan bittiğinde, ‘İyi görünüyorsun VVendy,” dedi Dick. Havadan sudan konuşmadılar. “Ufaklık nasıl? Konuşmaya başladı mı?” diye sordu aşçı.

“Hayır, ama seninle konuşacaktır. Başlangıçta yüksek sesle konuşmayabilir ama sen…” Cümlesini bitirmek yerine alnını işa­ret etti.

“Ona ulaşamayabilirim,” dedi Dick. Hüzünlü gülümseme­siyle beraber yepyeni takma dişleri de ortaya çıktı. Overlook’un kazanı patlarken adamın dişlerinin çoğunu da beraberinde gö­türmüştü. Jack Torrance yüzünden Dick dişlerini, VVendy de yü­rüme becerisini kaybetmişti ama ikisi de asıl suçlunun Overlook olduğunu biliyordu. “Oğlun çok güçlü VVendy. Beni dışarıda tut­mak isterse tutacaktır. Tecrübelerimden biliyorum. Ayrıca yük­sek sesle konuşmamız belki de daha iyi. En azından onun için. Şimdi, neler olduğunu en başından başlayarak anlat lütfen.”

Kadın olanları anlattıktan sonra adamı banyoya götürdü. Dick de görebilsin diye olay yeri ekibi gelmeden önce cinayet ma­halline dokunulmasını engelleyen polisler gibi kalıntıları temiz­lemekten özellikle kaçınmıştı. Üstelik banyoyu gerçekten de suç mahalli olarak görüyordu. Oğluna karşı işlenmişti bu suç.

Dick uzun uzun baktı, hiçbir şeye dokunmadı. Ardından ba­şını salladı. “Gidip Danny kalkmış mı bakalım.”

Kalkmamıştı, hâlâ pikenin altındaydı. Aşçının yatağa otur­duğunu fark ettiğinde kafasını örtülerin altından çıkaran oğlu­nun yüzünde beliren memnuniyet ifadesi Wendy’nin sakinleş­mesini sağladı.

(Danny, sana bir hediye getirdim.)

(Doğum günüm değil ki!)

Wendy sohbeti duyamasa da konuştuklarını bilerek onları seyretti.

“Kalk bakalım ufaklık. Sahilde yürüyüşe çıkacağız,” dedi Dick.

(Dick, o geri geldi, 217 numaradaki Bayan Massey geri geldi.)

Dick yeniden omuz silkti. “Yüksek sesle konuş Dan. Anneni ürkütüyorsun.”

“Ne hediye getirdin?” diye sordu Danny.

“Böylesi daha iyi.” Dick gülümsedi. “Sesini duymayı seviyo­rum, Wendy de seviyor.”

“Evet.” Oğlanın annesi sadece bu kadarını söylemeye cesaret edebildi. Daha uzun konuşsa sesi titreyebilir ve oğlu da ne kadar endişelendiğini anlardı. Öyle olmasını istemiyordu.

“Gittiğimizde banyoyu temizleyebilirsin,” dedi Dick. “Bula­şık eldivenin var mı?”

VVendy başını salladı.

“Güzel. Onlan giymeyi ihmal etme.”

6

Kumsal üç buçuk kilometre uzaktaydı. Otoparkın etrafı di­ğer sahil yerleri gibiydi: kek satılan tezgâhlar, sosisli sandviç bü­feleri, hediyelik eşya dükkânlan… Turizm mevsiminin sonuna yaklaştıklanndan hiçbiri çok iş yapmıyordu. Kumsal ise neredey­se tamamen onlara kalmıştı. Daireden sahile yaptıkları yolculuk boyunca Danny hediyesini kucağında taşımıştı. Gümüş kaplama kâğıdına sarılmış, ağır, dikdörtgen bir paket.

“Biraz sohbet edelim sonra açarsın” dedi Dick.

Dalgaların ulaştığı noktanın biraz ilerisinde, kumun sert ve parlak olduğu bölümde yürüdüler. Danny yavaş yürümeye özen gösteriyordu; çünkü Dick yaşlıydı. Bir gün ölecekti. Belki çok ya­kında.

“Daha birkaç yılım var” dedi Dick. “Bunları kafana takma şimdi. Bana dün geceyi anlatmanı istiyorum. En ufak bir detayı bile unutma lütfen.”

Anlatması uzun sürmedi. Zor olan hissettiği korkuyu tasvir edecek kelimeleri seçmek, yaşadıklarının kendisine ne kadar ger­çek geldiğini anlatmaktı. Emindi: Kadın onu bulduğuna göre bir daha asla bırakmayacaktı. Karşısındaki Dick olduğu için kelime­lere ihtiyacı yoktu, yine de doğru kelimeleri buldu.

“Geri gelecek. Geleceğini biliyorum. Geri gelecek ve beni ele geçirene dek gitmeyecek.”

“Tanıştığımız zamanı hatırlıyor musun?”

Danny ani konu değişimine şaşırsa da başını salladı. Overlook’a ilk geldiklerinde ona ve ailesine oteli gezdiren Hallorann olmuştu. Şimdi yüzyıllar önceymiş gibi geliyordu o gün.

‘İlk defa kafanın içinde konuştuğum zamanı hatırlıyor mu­sun?”

“Elbette.”

“Ne demiştim?”

“Bana seninle Florida’ya gelmek isteyip istemediğimi sor­dun.”

“Doğru. Yalnız olmadığını bilmek sana kendini nasıl hisset­tirdi? Tek olmadığını bilmek?”

“Harikaydı!” dedi Danny. “O kadar muhteşemdi ki!”

“Evet,” dedi Halloran. “Evet, elbette öyleydi.”

Bir süre konuşmaksızın yürüdüler. Küçük kuşlar -Danny’nın annesi onlara işgüzarlar derdi- dalgaların arasına dalıp çıkıyordu.

‘Tam ihtiyacın olduğu anda karşına çıkmamın garip oldu­ğunu düşünmedin mi?” Bu soruyu sorarken Danny’ye bakıp gülümsedi. “Hayır, düşünmedin. Neden düşünecektin ki? O za­manlar küçük bir çocuktun. Artık büyüdün. Bazı açılardan yaş­landın bile denebilir. Beni iyi dinle Danny. Dünya her şeyi denge­de tutar. Gerçekten inandığım şeyleri söylüyorum sana. ‘Öğrenci hazır olduğunda öğretmen karşısına çıkar’ diye bir söz vardır. Ben senin öğretmenindim.”

“Çok daha fazlasıydm,” dedi Danny. Dick’in elini tuttu. “Arkadaşımdın. Hepimizi kurtardın.”

Dick bunları duymazdan geldi. “Büyükannemde de ışıltı vardı. Sana bunu anlatışımı hatırlıyor musun?”

“Evet. Onunla ses çıkarmadan saatlerce sohbet edebildiğini­zi söylemiştin.”

“Evet. Benim öğretmenim oydu, ona da büyük büyükannesi ta kölelik günlerinde bunu nasıl yapacağını öğretmişti. Öğretmen olma sırası bir gün sana gelecek Danny. Öğrencini bulacaksın.”

“Eğer Bayan Massey daha önce beni haklamazsa tabiî,” dedi Danny somurtarak.

Bankın önüne geldiklerinde Dick oturdu. “Daha ileri git­meye cesaret edemem, geri dönemeyebilirim. Yanıma oturursan sana bir hikâye anlatmak istiyorum.”

“Hikâye dinlemek istemiyorum,” dedi Danny. “Geri gelecek, kafan basmıyor mu? Geri gelecek, gelecek, gelecek!”

“Çeneni kapa da kulaklarını aç! Talimatlarımı iyi dinle.” Ar­dından Dick öyle bir sırıttı ki, yeni dişleri gün ışığında parıldadı. “Bence anafikri çabucak kavrayacaksın. Aptal olduğun söylene­mez ufaklık.”

7

Dick’in annesinin annesi -medyumluk yeteneğine sahip olan- Clearwater’da yaşıyordu. Ona Beyaz Büyükanne derlerdi. Derisi beyaz olduğu için değil elbette, iyi yürekli olduğu için. Dick’in babasının babası ise Mississippi’deki Oxford yakınların­daki taşra kasabalarından Dunbiry’de oturuyordu. Eşi Dick doğ­madan uzun yıllar önce ölmüştü. O dönemde o bölgede yaşayan bir zenciye göre zengin sayılırdı. Cenaze evi işletiyordu. Dick ve ailesi yılda dört kez adamı ziyaret ederdi ve küçük Dick…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıDoktor Uyku
  • Sayfa Sayısı544
  • YazarStephen King
  • ÇevirmenZeynep Heyzen Ateş
  • ISBN9789752117235
  • Boyutlar, Kapak13,5x21,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviAltın Kitaplar / 2013-10

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur