Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İyilik
İyilik

İyilik

Hatice Meryem

“Hayatımın değişmesine çok az zaman kalmıştı ve ben bundan habersizdim. Yaz sonu kanser olduğumu öğrenecektim. Bütün bunların öncesinde yaz kötü başlamıştı. Sebebi özel hayatımdı….

“Hayatımın değişmesine çok az zaman kalmıştı ve ben bundan habersizdim. Yaz sonu kanser olduğumu öğrenecektim. Bütün bunların öncesinde yaz kötü başlamıştı. Sebebi özel hayatımdı. Hatta bizzat kendim. Bir anlamda geçmişim.”

Metropolün alışıldık düzeni, harcayan ve harcatan tıkırdaması. Markalar, modalar, bambaşka kokular… Güzel paralar… Batan gemide ölmeye hazırlanan bir kadın. Şahane bir pozcu, maharetli bir yalancı. Koparıp aldığı, sahip olduğu tek umut için sürükleniyor koca İstanbul’da… Külkedisinin bile ayakkabısı var. Hem, ışık bir kere düşüyor insanın üstüne.

Şebnem İşigüzel, sevilmek ve ayakta kalmak isteyen, isyan eden ve yenilen bir hayatı anlatıyor.

İyilik, şimdiki zaman trajedisi. Çürüyen bir diş.

1

Hayatımın değişmesine çok az zaman kalmıştı ve ben bundan habersizdim. Yaz sonu kanser olduğumu öğrenecektim. Bütün bunların öncesinde yaz kötü başlamıştı. Sebebi özel hayatımdı. Hatta bizzat kendim. Bir anlamda geçmişim. Otuz beş yaşındayım. On yıllık evliyim. Eşimin ilk evliliğinden olan kızını ben büyüttüm. Deniz. Denizkızı. Pedagog ona böyle seslenmemizi önermişti. Sakattı çocuk. Doğuştan. Gelişmemiş omurilik. Bedeninin altında salınan tutmayan cansız hareketsiz bacaklar. O böyle doğunca annesi depresyona girip terk edip gitmiş. Diş doktoruydum. Nişantaşı’nın göbeğindeki muayenehanemi yakın zamanda devrettim.

Bu tek başıma aldığım bir karardı. Öyle olmak zorundaydı. Beklenmedik kararım kocamı şaşırtmıştı. Şaşırmakta haklıydı. Evimizin salonundaydık. Muayenehane gibi evimiz de Nişantaşı’ndaydı. Yaz gelmişti. Ama ben bunun farkına varacak kadar iyi hissetmiyordum kendimi. Hastalıktan değil. Hasta olduğumu bilmiyordum. Beni fiziken rahatsız eden bir şey yoktu ortada. Zaman zaman sırtıma vuran bir ağrı vardı o kadar. Bunu gün boyu eğilerek çalışmama bağlıyordum. Diş Hekimi tabelam halen muayenehanemin bulunduğu katta asılıydı. Bu bana bilmediğim toprakları fethedip bayrağımı dikmişçesine gurur verirdi. Muayenehane bir başkasına devredilmişti. Yakında onun tabelası olurdu. Ne kocama yalan söyleyebildim ne durumu gizleyebildim. Olayları idare edemedim. Avukat olan kocam şantaj kurbanı olduğumu öğrendi. “Deniz’e anlatma,” demiştim. Ona ben anlatmak istiyordum. Tıpkı size yaptığım gibi. Ya da gizleyebilirdik, şimdi olduğu gibi. “Bunu nasıl yaptın? Bizi rezil etmekten korkmadın mı?” Aile hakkında bildiklerim karşısında utanç içindeydim. Herkes bir köşeye savrulmuştu. Salondaki kanepede huzursuz ve mutsuz uyumuştum. “Bir süre yalnız kalmak sana iyi gelecektir.” O gün yılın en uzun günüydü. 21 Haziran.

2

Belirsizlik içindeydim. Yaz böyle geçti: Burnumun ucunu bile göremediğim bir sisin içinde. Bu yüzden kanser olduğumu öğrenmek iyi geldi. En azından yakın zamanda öleceğimi biliyordum. 22 Eylül gecesi deliler gibi kusmuştum. İç organlarımı pelte halinde tuvalete çıkarmış gibiydim. Stresten olduğunu düşünmüştüm. “Niye geç kaldınız bu kadar?” Ön dişleri benim eserim olan doktorum konuşuyor. Kongreye geçici dişlerle gitmeyi göze alsa daha iyisini yapardım. Durumu dili döndüğünce izah etti, anladım. “Açarız, temizlenebilecek gibiyse temizleriz. Sonra kemoya başlarız.” Diş tellerini taktığım oğlunun fotoğrafı masasının üzerindeydi. Çok sevimli bir çocuktu. Oğlanın diğer tarafında ilaç firmasının hediyesi Hipokrat büstü duruyordu. Biz meslektaşız dediğinden ya da Hipokrat’ın gözü üstümüzde olduğundan “Allahtan ümit kesilmez, bu size bağlı,” gibi şeyler söyleyemiyordu.

“Bu saatten sonra yapılan tedavi ömrüme sadece birkaç ay daha ekler öyle değil mi?” “Belli olmaz,” dedi. “Ya kendi haline bırakırsam?” “Nasıl yani?” “Tedaviyi reddedersem, bir şey yapmazsam?” Durdu, düşündü, açıksözlü olmaya karar verdi: “Aralık sonuna yılbaşına kadar dayanır, son evreyi geçirmek üzere eninde sonunda hastaneye, bana gelirsiniz. Yapmayın bunu. Alternatif tedavilere filan yönelmeyin.” “Öyle değil. Kendi haline bırakmaktan söz ettim. Haberim yokmuş gibi yapmaktan, bunları sizden duymuş olmadan yaşamaya devam etmekten.” Dudak büktü. Ne söyleyeceğini bilemiyordu: “Şimdi başlanan bir tedavi faydalı olabilir.” “Zaman kazanmak açısından mı?” Bana bakmadan dikkatini masasının üzerindeki dağınıklığa yönelterek geveledi: “Mümkün. Olabilir.” Ah şu onkologlar, ısrarla bir mucize bekliyorlar. Yok size mucize! Buraya kadar yaşamaktı mucize.

Doğmak, direnmek, âşık olmak, yemek, içmek, bakmak, katlanmak, sevmek, gülmek, ağlamak, hüzünlenmek, rüya görmek. Benim mucizem bu kadardı doktor ve bitti. “Reçeteye güçlü bir ağrı kesici yazıyorum. Sindirim sisteminizi rahatlatacak bir ilaç daha. Bildiğiniz şeyler. Tedaviye karar verirseniz görüşelim.” Parmaklarının ucunda yaprak gibi titreyen reçetemi uzatırken içini çekmişti. Kısacık bir an hüzünlenmişti. Bu his onun için sabun köpüğü gibi bir şey olmalıydı. Aksi halde yaptığı işe tahammülü olmazdı. Öyle değil mi Hipokrat? Bana katılıyor musun? Keşke yeminine bunları da ekleseydin. Kocam ve kızı seyahatteydi. Amerika’da. Bir umut kök hücre. Özel tedavi. Rehabilitasyon. Mucize yaratan fizik tedavi uzmanı. Her yıl tekrarlanan umut tacirliği. Döndüklerinde ne olacaktı? Aynı gerilim. Ayrılacaktık. Kızgındım. Aslında insan birisine çok kızdığında kendine kızar. Bunu yapmasına izin verdiği için kendisine. “Bana bunu yapamazsın,” demeyi bilmeli insan. Evet, hastalık işimi kolaylaştırmıştı. Ölüm bana bu gücü vermişti. “Fazla uzattınız,” deyip yok olma şansını. Amerikan Hastanesi’nden çıktıktan sonra Şakayık Sokak’taki evimize uğramadım bile. Ne eşya, ne anı, ne aşk… Bunların hepsi tuzak. Nerede ölmeyi gözüme kestirdiysem oraya öylece gidebilirdim.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Aklımdaki Yılan ~ Hatice MeryemAklımdaki Yılan

    Aklımdaki Yılan

    Hatice Meryem

    Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun kitabıyla “birinin karısı olma hallerini” iştahlı bir üslupla anlatan, İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar kitabıyla günümüz varoşuna...

  2. Yetim ~ Hatice MeryemYetim

    Yetim

    Hatice Meryem

    Bu gece birini öldüreceğim. Kim olduğu fark etmeyecek. Kulağımı çekeni, ayağıma çelme takanı, kıçımı açıkta bırakanı, yüzüme tüftüf atanı, bana sidikli, bana aptal, bana...

  3. Gözyaşı Konağı ~ Hatice MeryemGözyaşı Konağı

    Gözyaşı Konağı

    Hatice Meryem

    1876 yılı baharında gayrimeşru bebeğimi doğurmak üzere evin erkeklerinden habersiz Büyükada’ya gönderildim. Yanıma Bedriye Kalfa’yı verdiler. Evin kadınları baba ve ağabeyime küçük bir hikâye...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Bir Deliyle Evlendim ~ Hekimoğlu İsmailBir Deliyle Evlendim

    Bir Deliyle Evlendim

    Hekimoğlu İsmail

    Vazoda iki karanfil, biri beyaz, biri kırmızı… ” Neden böyle?” diye sordum. “İkimiz… ” demez mi? Hangisi sen?… renkler önemli değil, ikisi de karanfil....

  2. Munzurdaki Zorbaz ~ Necati GültepeMunzurdaki Zorbaz

    Munzurdaki Zorbaz

    Necati Gültepe

    Toplumların geçmişindeki bazı gerçekleri öğrenmek cesaret işidir; dirençli ve güçlü olmayı gerektirir. Elinizdeki bu romanı okumak içinde biraz cesaret!.. Munzur Vadisinden iki aşiret reisi...

  3. Alparslan ~ Okay TiryakioğluAlparslan

    Alparslan

    Okay Tiryakioğlu

    Tarihi romanlarıyla Osmanlı sultanlarının birbirinden değerli hayat hikâyelerini günümüz okuruna aktaran Okay Tiryakioğlu bu defa Selçuklu topraklarına uzanarak atalarımızın atası Alparslanı konuk ediyor sayfalarına....

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur