Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Son Kahraman
Son Kahraman

Son Kahraman

Terry Pratchett

Efsane yazar Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya” serisine resimli bir parantez açan Son Kahraman, tanrılara ateşi iade etmeyi kafasına koymuş bir grup barbar kahramanın mücadelesine odaklanan…

Efsane yazar Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya” serisine resimli bir parantez açan Son Kahraman, tanrılara ateşi iade etmeyi kafasına koymuş bir grup barbar kahramanın mücadelesine odaklanan epik bir roman.

Dünya çapında 100 milyonun üzerinde satan külliyatın yirmi yedinci halkası olan kitap, “Sihirbaz ve Kahraman Romanları” alt serisinin de yedinci serüveni.

Diskdünya’nın son kahramanlarını, namıdiğer Gümüş Ordu’yu son bir şarkı söylemek üzere er meydanına çıkaran Pratchett, parmak ısırtan bir kurgu ve Paul Kidby’nin harikulade görselleri eşliğinde, her zamankinden çok daha komik bir anlatı sunuyor.

Tanırlar inanca inanır.

Tanrılardan ateşi çalan kahramanın başına neler geldiği malum; cezalandırıldı. İnsanlar için canını feda etti bir yerde. O yüzden, elbette birileri çıkacak ve onun kanını yerde bırakmayacaktı. Bırakmadı da: Şimdi sahne Diskdünya’nın son kahramanlarında!

Barbar Cohen ve ekibi Gümüş Ordu, tanrılara ateşi iade etmeye bir hayli kararlı duruyor. Tanrılara karşı öfkeleri büyük çünkü: Yitirdikleri onca kahramanın intikamını almalılar. Bu gelişmeleri duyan Ankh-Morpark yönetimi ise duruma kayıtsız kalamazdı tabii ki: Alelacele bir ekip kurdu, hem de ne ekip! Peki ama, başarısız bir sihirbaz, kabuğuna sığmayan bir dâhi ve yeşil sabun kokan bir yüzbaşı, ömürlerini “kahramanca” savaşarak geçirmiş koskoca bir orduyla başa çıkabilecek mi? Belki de tanrıların bu işe bir dur demesi daha doğru olacak…

Serinin ilk kez Türkçeye çevrilen bu serüveninde, dünyayı olası bir kıyametten kurtarmak için kahramanca çarpışanların hikmeti, yeni bir Diskdünya destanı yazdırıyor.

Bilim ve büyüden esinlenen satırlarıyla Son Kahraman, insanlığın kaderiyle oyun oynamaya kalkanların kıvrakça geri püskürtüldüğü, mitolojik bir parodi.

Bu hikâyenin geçtiği yer, dev bir kaplumbağanın kabuğuna tünemiş dört filin sırtındaki bir dünya. Uzayın avantajı budur: Hemen her şeyi barındırabilecek kadar büyüktür ve bu yüzden orada, eninde sonunda her şeyi bulabilirsiniz. Tabii insanlar on altı bin kilometre uzunluğunda bir kaplumbağayı veya üç bin iki yüz kilometre yüksekliğinde filleri garipser ve bu da, insan beyninin düşünmeye uygun olmadığını, muhtemelen yalnızca kanı serinletsin diye yaratıldığını gösterir. İnsan beyni, salt büyüklüğün bile şaşırtıcı olduğuna inanır. Büyüklükte şaşırtıcı bir taraf yoktur oysa. Kaplumbağalar şaşırtıcıdır, filler fevkaladedir ama büyük bir kaplumbağa olması, herhangi bir yerde herhangi bir kaplumbağa olması kadar şaşırtıcı değildir. Hikâyenin çıkış noktası ise biraz karmaşıktı. İnsanların, yasak şeyleri sırf yasak oldukları için yapma dürtüsü vardı işin içinde. Yeni ufuklar keşfetme ve o ufukların ötesinde yaşayanları öldürme arzusu vardı. Gizemli yazmalar vardı. Cezerye vardı. Ama en çok, pek yakında bir gün her şeyin sona ereceği bilgisi vardı.

Bu arada, “Ah, ama hayat devam ediyor,” der insanlar, biri öldüğünde. Ama ölmüş olanın bakış açısından bakılırsa, etmez. Devam eden, evrendir. Merhum kişi yaşama işini tam da yeni yeni kapmaya başlamışken bir hastalık, bir kaza –veya buradaki örnekte görüldüğü gibi bir cezerye– yüzünden her şey avuçlarından kayar gider. Neden öyle olması gerektiği, hayatın anlaşılmaz sırlarından biridir. Bunun karşısında da insanlar ya dua etmeye başlar ya da çok ama çok öfkelenirler.

Hikâyenin başlangıcı onbinlerce sene öncesine dayanıyor. Vahşi ve fırtınalı bir geceydi. Dünyanın merkezindeki dağdan aşağı minik bir alev iniyordu. Onu taşıyan (ama şu an göremediğimiz) kişi kayadan kayaya atlıyor, arada bir kayıp düşüyormuş gibi kesik kesik hareket ediyor, zikzaklar çiziyordu. Bir noktada, takip ettiği yol bir kıvılcım şeridine dönüştü ve bir yarığın dibindeki kar birikintisinde sona erdi. Ama adam, karların içinden elini uzattı ve dumanları tüten meşalenin ucundaki közleri havaya kaldırdı. Tanrıların gazabıyla ve kendine has bir espri anlayışıyla esen rüzgâr, közleri bir kez daha alevlendirdi… Ondan sonra, ateş bir daha asla sönmedi.

Hikâyenin sonu ise dünyanın yükseklerinde başladı ama halkalar çizerek alçaldı, alçaldı, kadim ve modern Ankh-Morpork şehrine yaklaştı. Bu şehirde her şeyin alınıp satılabildiği söylenirdi; hatta istediğiniz şey onlarda yoksa, sizin için çalabilirlerdi de. Hatta bazıları düşleyebilirdi bile… Şu anda altındaki belli bir binayı arayan yaratık, eğitimli bir Anlamsız Albatros’tu. Bu kuş, dünyanın standartlarına göre o kadar sıradışı değildi* ama anlamsız bir yaşam sürdürüyordu: Tüm hayatını Kenar ile Merkez arasında aylak aylak mekik dokuyarak geçiriyordu. Anlamlı bir hayat mıydı bu yani şimdi? Ama bu albatros mutluydu; ayağına bağlanmış, rahatsız edici mesaj silindirine rağmen hem de. Çünkü yanında bir de hamsi vardı ve bu, Anlamsız Albatroslar için bile son derece iyi, anlamlı bir anlaşmaydı. (Ki bu düşünceye göre, albatrosların, tamamen anlamsız olmasalar dahi en azından hayli aptal oldukları çıkarsanabilir.) Yani hiç de insanlar gibi değil.

Ankh-Morpork

İnsanın en büyük düşlerinden birinin uçmak olduğu söylenir. Aslında bu düş, en büyük düşü daldan düşmek olan atalarına dayanır. Gerçi insanlığın en büyük düşleri arasında dişleri olan kocaman botlar tarafından kovalanmak da vardır ama kimse bu düşlerin anlamlı olması gerektiğini söylemez zaten, değil mi? Üç meşgul saat sonra Ankh-Morpork Ataerki Lord Vetinari, Görünmez Üniversite’nin ana salonunda dikiliyordu ve etkilenmişti. Sihirbazlar, bir sorunun ne kadar acil olduğunu anladıktan,gidip öğle yemeklerini yedikten ve puding hakkında tartıştıktan sonra, çok hızlı çalışabiliyorlardı. Ataerk’in görebildiği kadarıyla çözüm bulma yöntemleri Yaratıcı Bir Şamataydı. Çözüm aradıkları sorun, “Bir şiir kitabını kurbağaya çevirmek için en iyi büyü hangisidir?” ise, yapmayacakları tek şey, Edebî Çevrelerde Öne Çıkan İkiyaşayışlı Büyüleri: Bir Karşılaştırma gibi isimleri olan kitaplara bakmaktı. Bu, bir şekilde, hileye başvurmak olurdu.

Sihirbazlar bunun yerine, bir karatahtanın önüne toplaşıp tartışmaya başlarlar, tebeşiri birbirlerinin elinden kaparlar ve tebeşiri az önce tutmuş olan kişinin yazdığını, elbette cümle daha tamamlanmamışken silerlerdi. Ama bu yöntem bir şekilde işe yarıyor gibiydi. Salonun ortasında bir şey duruyordu ve bu şey, sanat eğitimi almış olan Ataerk’in gözüne, çerçöple çevrili büyük bir büyüteçmiş gibi görünüyordu. “Teknik olarak, lordum, her yeri görebilen bir hepgöreç bu,” dedi Rektör Ridcully. Ridcully, teknik olarak, Bilinen Tüm Sihirbazların önderiydi.* “Gerçekten mi? Olağanüstü.” “Her yeri ve her zamanı görebiliyor,” diye devam etti Ridcully, kendisi de pek etkilenmemiş gibi. “Ne kadar da faydalı.” “Evet, herkes öyle diyor,” dedi Ridcully asık suratla, durduğu yerde tepinerek. “Fakat sorun şu ki… lanet şey her yeri görebildiğinden, herhangi bir yeri görmesini sağlamak neredeyse imkânsız. En azından, görmeye değer bir yeri.

Hem, evrende ne kadar çok yer olduğunu bilseniz şaşarsınız. Ne kadar çok zaman olduğunu da.” “Biri yirmi geçe mesela,” dedi Ataerk. “Diğer zamanların yanı sıra evet, o da var. Bir göz atmak ister misiniz lordum?” Lord Vetinari ihtiyatla yaklaştı ve büyük, yuvarlak camın içine baktı. Kaşlarını çattı. “Tek görebildiğim, camın arkasında olanlar,” dedi. “Şey, çünkü buraya ve şu âna ayarlı efendim,” dedi, aleti ayarlamakta olan genç sihirbaz. “Ah, anlıyorum,” dedi Ataerk. “Aslında bunlardan sarayda da var. Biz onlara pen-ce-re diyoruz.” “Eh, ama… eğer bunu yaparsam,” dedi sihirbaz ve camın çerçevesine bir şey yaptı, “diğer yana bakar.” Lord Vetinari kendi yüzüne baktı. “Bunlara da ay-na diyoruz,” dedi, bir çocuğa açıklarmış gibi. “Sanmam efendim,” dedi sihirbaz. “Ne gördüğünüzü fark etmeniz biraz zaman alıyor. Elinizi kaldırabilirseniz daha iyi anlayabilirsiniz…” Lord Vetinari ona sert sert baktı ama elini kaldırıp hafifçe salladı. “Ha. Ne ilginç. Senin adın nedir delikanlı?”

“Ponder Stibbons efendim. Hiç Tavsiye Edilmeyen Şekillerde Uygulamalı Büyü Departmanının yeni başkanıyım efendim. Aslında, efendim, işin zor tarafı hepgöreci yapmak değil, çünkü bu yalnızca eski moda kristal kürenin biraz daha geliştirilmiş hâli. İşin zor kısmı, görmek istediğiniz şeyi göstermesini sağlamak. Tıpkı bir telin ayarını yapmak gibi ve eğer…” “Pardon, ne uygulamalı büyü dedin?” dedi Ataerk. “Hiç Tavsiye Edilmeyen Şekillerde efendim,” dedi Ponder rahatça; sorudan, bodoslama dalıp diğer yandan çıkarak kaçınmayı umarmış gibi. “Her neyse… Doğru bölgeye ayarlayabileceğimizi düşünüyorum ama. Olağanüstü güç tüketiyor gerçi. Bir gerbil daha kurban etmemiz gerekebilir…”

Sihirbazlar aletin etrafına toplanmaya başladılar. “Geleceği görebiliyor musun?” dedi Lord Vetinari. “Teorik olarak, evet efendim,” dedi Ponder. “Ama bunu… hiç tavsiye etmem, çünkü yaptığımız ilk denemeler, olayın yalnızca gözlemlenmesinin bile faz uzayındaki dalga-biçimini yıkabileceğini gösteriyor.” Ataerk’in yüzünde tek kas kıpırdamadı. “Affedersin, Üniversite’nin akademik kadrosunu tam olarak takip edemiyorum,” dedi. “Sen, kurutulmuş kurbağa hapı kullanması gereken misin?” “Hayır efendim. O bizim Veznedar efendim,” dedi Ponder. “Hapları alması gerekiyor, çünkü kendisi deli, efendim.” “Ah,” dedi Lord Vetinari. Bu sefer yüzünde bir ifade vardı: aklından geçeni söylemekten kararlılıkla kaçınan bir adamın ifadesi. “Bay Stibbons’ın kastettiği şey, lordum,” dedi Rektör, “böyle, ee… var sayılabilecek milyarlarca gelecek olduğu. Yani onların hepsi… geleceğin olası şekilleri. Ama anlaşılan, baktığınız ilk olasılık, gelecek oluveriyor. Ve bu gelecek, sizin istediğiniz gelecek olmayabiliyor. Belirsizlik İlkesiyle ilgili bir şeymiş.”

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Mort ~ Terry PratchettMort

    Mort

    Terry Pratchett

    Ysabell gülmeye çalıştı. İşe yaramadı. “Sen Ölüm değilsin,” dedi, “yalnızca onun işini yapıyorsun.” ÖLÜM’ÜN İŞİNİ HER KİM YAPIYORSA O ÖLÜM’DÜR. (…) ADALET YOK, dedi...

  2. Burunotu ~ Terry PratchettBurunotu

    Burunotu

    Terry Pratchett

    Kanunlar yeterince adil olmasa bile hiçbir suç cezasız kalmaz! Hayalî evrenlerin azametli mucidi Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya”nın ilk kez Türkçeye çevrilen otuz dokuzuncu...

  3. Kilden Ayaklar ~ Terry PratchettKilden Ayaklar

    Kilden Ayaklar

    Terry Pratchett

    Kült yazar Sör Terry Pratchett’ın kaleme aldığı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Kilden Ayaklar, baştan sona macera, kovalamaca, gizem ve elbette mizah...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Savaş Naraları ~ Terry PratchettSavaş Naraları

    Savaş Naraları

    Terry Pratchett

    Diskdünya, topyekûn savaşın eşiğinde! Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Savaş Naraları, içinde bulunduğumuz şu tuhaf günlerden ilham alırcasına,...

  2. Som Altın Bebek ~ Margaret DrabbleSom Altın Bebek

    Som Altın Bebek

    Margaret Drabble

    “Dünyayı yerinden oynatan orgazmlarla perişan düşüp sırılsıklam olurken bir gün hepimiz arınabiliriz.” Sohbet arasında ağzından dökülen bu cümleleriyle hayattaki cesur duruşu hakkında ipucu veren...

  3. Riko, Oskar ve Gökteki Cennet ~ Andreas SteinhöfelRiko, Oskar ve Gökteki Cennet

    Riko, Oskar ve Gökteki Cennet

    Andreas Steinhöfel

    Gerçek dostluk engel tanımaz! Alman çocuk ve gençlik edebiyatının yıldız kalemlerinden Andreas Steinhöfel’in otuzdan fazla dile çevrilen “Riko ve Oskar” serisi, uzun süredir merakla...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur