Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

atesboceginin-sarkisi-kristin-hannah-pegasus-yayinlariAteşböceğinin unutulmaz hikâyesi devam ediyor…

Uzun zaman önce, hayatımın en kötü gecesinde Ateşböceği Yolu denen kapkaranlık bir sokakta yapayalnız yürürken ruhuma dokunan biriyle karşılaştım.

O gün bizim başlangıcımızdı. Aradan otuz yıl geçti… Tully ve Kate. Sen ve ben dünyaya karşı. Seninle sonsuza dek dost kalacağız.

Ama her hikâyenin bir sonu vardır, değil mi? Bir şekilde yola devam etmen gerekir.

Geçmişi yaralarla dolu Tully…
Fedakârlığıyla etrafına ışık saçan Kate…
Onların dostluğunu ölüm bile bozamaz.

“Ailesi için büyük bir savaş verenlerin hikâyesi… Ateşböceğinin Şarkısı sizi çok şaşırtacak.”
-Publishers Weekly-

“Derin ve etkileyici karakterlerin olduğu duygu dolu bir roman…”
-Wisconsin Book Watch-

“Fedakârlığı, sevgiyi ve affetmeyi Kristin Hannah kadar güzel anlatabilen başka bir yazar yok.”
-Kristine Huntley-

***

Giriş

Kendini bırakmıştı. Banyoda öylece oturuyordu. Yanaklarına akan gözyaşları kurumuş, birkaç saat önce özenle sürdüğü maskarası dağılmıştı. Buraya ait olmadığı hemen anlaşılıyordu ama bura­daydı işte.

Keder sinsi bir şeydir, davetsizce gelen ve geri çevimnediğiniz bir misafir gibi sürekli gidip gelir. Bunu hiç itiraf etmese de aslında bu kederi yaşamak istiyordu. Son zamanlarda gerçek olduğunu hissettiği tek şey buydu. Bunca zaman sonra bile en yakın arkadaşını bilinçli olarak düşündüğü zamanlar oluyordu çünkü ağlamak istiyordu. Acıyacağını bile bile kendini tutamayıp yarasının kabuğunu yolan bir çocuk gibiydi.

Yola tek başına devam etmeyi denemişti. Gerçekten denemişti. Ken­dince hâlâ da deniyordu ama bazen bir kişi hayata tutunmanızı, ayakta durmanızı sağlardı. Ve o yardım elini kaybettiğinizde, eskiden ne kadar güçlü olursanız olun, yere ne kadar sağlam basmak isterseniz isteyin düşüp kendinizi yerde bulabilirsiniz.

Bir defasında, çok uzun zaman önce, hayatımın en kötü gecesinde Ateşböceği Yolu denen kapkaranlık bir yolda yapayalnız yürürken ruhuma dokunan biriyle karşılaştım.

O gün bizim başlangıcımızdı. Otuz yılı aşkın bir süre önce.

Tully ve Kate. Sen ve ben dünyaya karşı. Sonsuza dek dost kalacağız.

Ama her hikâyenin bir sonu vardır, değil mi? Sevdiğin insanları kaybettiğinde bir şekilde yola devam etmen gerekir.

Artık kendimi bırakmalıyım. Bir tebessümle veda etmeliyim. Kolay olmayacak.

Ancak Tully neler olacağını henüz bilmiyordu. Birkaç dakika içinde her şey değişecekti.

1

2 Eylül 2010 22.14

Sarhoş gibiydi. Hoş bir duyguydu bu, kurutucudan yeni çıkmış sıcak bir battaniyeye sarınmak gibiydi. Ama kendine gelip nerede olduğunu fark ettiğinde o duygu kaybolmuştu.

Banyoda oturuyordu. Yanaklarına akan gözyaşları kurumuştu. Ne kadar zamandır buradaydı? Yavaşça kalktı ve tuvaletten çıkıp on dokuzuncu yüzyıldan kalma göz alıcı avizenin altında şampan­yalarını yudumlayan şık insanların eleştirel bakışlarına aldırmadan kendini sinema salonunun kalabalık lobisinden dışarı attı. Film bitmiş olmalıydı.

Dışan çıktığında rugan ayakkabılarını ayağından fırlattı. Seattle’ın kirli kaldırımlarına çiseleyen yağmurun altında pahalı siyah naylon çoraplarıyla eve doğru yürüyordu. On blok ya var ya yoktu. Yürüye­bilirdi. Hem zaten gecenin bu saatinde taksi bulması da çok zordu.

Virginia Caddesi’ne geldiğinde parlak, pembe MARTINI BAR tabelası gözüne ilişti. Birkaç kişi kapının önünde toplanmış, korunaklı bir çıkıntının altında sigara İçip sohbet ediyordu.

Geçip gideceğine dair kendine söz verdiyse de aniden dönüp içeri girmek üzere kapıya yaklaşırken buldu kendini. Karanlık ve kalabalık mekâna girip doğruca uzun maun bara yöneldi.

Saçı mandalina renkli, yüzünde de Sears’ın’ raflarındakinden daha fazla teçhizat bulunan zayıf, gösterişli adam, “Ne içmek isler­sin?” diye sordu.

‘Tekila shot,” diye cevapladı.

tikini içtikten sonra bir tane daha istedi. Gürültülü müzik onu rahatlatmıştı. İkinciyi de içti ve müziğin ritmine ayak uydurmaya başladı. Etrafındaki herkes konuşup kahkahalar atıyordu. Kendisi de sanki o hareketliliğin bir parçasıydı.

Pahalı, İtalyan tarzı takım elbiseli bir adam yanına geldi. Özenle kesilip şekil verilmiş san saçlarıyla uzun boylu ve çevik bir adamdı. Muhtemelen bankacı ya da şirket avukatıydı. Tabii ki kendisine göre fazla gençti. Adam otuz beşten büyük olamazdı. Ortalıkta gezinip mekânın en güzel kadınını mı arıyordu? Bir kadeh mi içmişti, iki mi?

Adam sonunda ona döndü. Bakışlarından kendisini tanıdığını söyleyebilirdi ve o küçücük belirti bile onu baştan çıkardı. “Size bir içki ısmarlayabilir miyim?”

“Bilmem ki. Ismarlayabilir misin?” Kelimeler ağzında yuvar­lanıyor muydu? Bu hiç iyi değildi. Üstelik zihni de berrak değildi.

Adamın gözleri yüzüne, oradan göğüslerine sonra tekrar yüzüne dönmüştü. Geçmişi her tür sahtelikten arındıran bir bakıştı bu. “En azından bir içki ısmarlayabilirim.”

“Yabancılarla konuşmaktan pek hoşlanmam,” diye yalan söy­ledi. Oysa son zamanlarda hayatında yalnızca yabancılar olmuştu. Diğer herkes, önem verdiği herkes onu unutmuştu. Xanax”ın etkisini hissedebiliyordu şimdi. Yoksa bu tekilanın etkisi miydi?

Adam onun çenesine dokundu. İçini ürperten bir okşamaydı bu. Aynı zamanda cüretkâr bir dokunuştu. Kimse ona böyle dokun­muyordu artık. Adam, “Ben Troy,” dedi.

Adamın mavi gözlerine baktı ve yalnızlığının ağırlığını hissetti. En son ne zaman bir erkek onu arzulamıştı?

“Ben Tully Hart,” dedi.

“Biliyorum.”

Ve adam onu öptü. Dudaklarının liköre benzer tatlı bir şey ile sigara, belki de esrar karışımı bir tadı vardı. Tully sal fiziksel bir heyecana kapılıp şeker gibi çözülmek istiyordu.

Hayatında ters giden her şeyi, yabancılar arasında yapayalnız kaldığı böyle bir yere nasıl geldiğini unutmak istiyordu.

Sesindeki açması, yalvaran tondan nefret etse de, “Tekrar öp beni,” dedi Küçük bir kızken burnunu pencereye dayayıp annesinin dönmesini beklediği zamanlarda da sesi böyle çıkardı. Küçük kız onu dinleyen herkese, benim neyim var, diye sorar ama asla yanıt alamazdı. Tully adama yanaşıp onu kendine çekti ama adam daha onu öpüp vücudunu onunkine bastırırken ağlamak üzere olduğunu fark etmişti. Ve gözyaşları akmaya başladığında artık onlara engel olmak mümkün değildi.

3 Eylül 2010 02.01

Tully bardan çıkan son kişiydi. Kapılar arkasından sertçe kapanmış, neon lambalar tıslayarak sönmüştü. Saat ikiyi geçiyordu, Seattle sokaktan boş ve sessizdi.

Kaygan kaldırımda yürürken çok da düzenli adımlar alamıyordu Bir adam, bir yabana onu öpmüş ve o da ağlamıştı.

Acınacak haldeydi. Adamın kaçmasına şaşmamalıydı.

Yağmur şiddetle üzerine yağıyor, onu neredeyse eziyordu, içinden durmak, başını kaldırıp boğuluncaya kadar yağmur suyunu içmek geçti.

Aslında hiç de fena olmazdı.

Eve gitmesi sanki saatler sürmüştü. Apartmana girdiğinde kapı görevlisiyle göz teması kurmadan yanından geçip gitti.

Asansöre binince aynada kendini gördü.

Aman Tanrım.

Berbat görünüyordu. Boyası gelmiş koyu kestane saçları kuş yuvasına dönmüştü ve maskarası da kamuflaj gibi yanaklarına akmıştı.

Asansörün kapısı açıldığında koridora çıktı. Dengede durama­dığından kapıya ulaşması çok uzun sürmüştü ve anahtarı deliğine sokmak için de dört kez denemesi gerekmişti. Kapıyı açtığında sersemlemiş gibiydi ve baş ağrısı tutmuştu.

Yemek odasıyla oturma odasının arasında bir yerde köşe sehpa­sına çarpınca neredeyse düşüyordu. Son anda kanepeye tutunarak düşmekten kurtuldu. Iç geçirerek kalın, beyaz kuş tüyü minderin üzerine kendini bıraktı, önündeki sehpanın üzeri gelen postalarla doluydu. Faturalar ve dergiler de vardı.

Arkasına yaslanıp gözlerini kapatarak hayatının nasıl mahvol­duğunu düşündü.

Orada olmayan en iyi arkadaşına, “Lanet olsun sana Katie Ryan,” diye mırıldandı. Bu yalnızlık çekilir gibi değildi. Ama en iyi arkadaşı gitmişti, ölmüştü. Zaten her şey ondan sonra başlamıştı. Ne kadar da acınası bir şeydi. Tully arkadaşının ölümüyle düşüşe  geçmiş, toparlanma gücünü asla bulamamıştı. “Sana ihtiyacım var.” Sonra haykırdı. “Sana ihtiyacım var!”

Sessizlik.

Başını öne eğdi. Uykuya mı dalmıştı? Belki de…

Tekrar kendine geldiğinde bulanık gözlerle sehpanın üzerindeki postalara baktı. Çoğu önemsiz şeylerdi; artık okumaya tenezzül et­mediği kataloglar, dergiler… Tam başını çeviriyordu ki bir fotoğraf gözüne ilişti.

Kaşlarını çatıp eğildi ve diğer postalan bir kenara itip yığının altındaki Star dergisini aldı. Sağ üst köşede küçük bir fotoğrafı vardı. Çok güzel bir fotoğraf sayılmazdı. Yani gurur duyulası değildi. Altında da tek kelimelik korkunç bir ifade vardı:

Bağımlı.

Titreyen eliyle dergiyi alıp açtı. Kendi fotoğrafını tekrar görün­ceye kadar sayfalan hızlı hızlı geçti.

Kısa bir yazı vardı, bütün bir sayfa bile değildi.

SÖYLENTİLERİN ARDINDAKİ GERÇEK HİKÂYE

Herkesin gözü önünde yaşlanmak hiçbir kadın için kolay değildir ama bir zamanların ünlü talk shov/u Kiz Kıza SohJvt’in eski yıldızı Tully Hart için bunun çok daha zor olduğu kesin. Bayan Harfin vaftiz kızı Marah Ryan özel olarak Star‘a ko­nuştu. 20 yaşındaki Bayan Ryan elli yaşındaki Harf m büyük Sıkıntılarla boğuştuğunu doğruladı. Bayan Ryan’ın dediğine göre Hart son birkaç ayda “tehlikeli boyutta kilo almış” ve uyuşturucu, alkol bağımlısı olmuş…

“Aman Tanrım…”

Marah.

Bu ihanet canını öyle yakmıştı ki nefes alamıyordu. Yazının devamını okuyup dergiyi elinden bıraktı.

Aylardır, hatta yıllardır bir kenarda beklettiği acı su yüzüne çıkmış, Tully’yi o güne dek bulunduğu en umutsuz, kendini en yalnız hissettiği noktaya çekmişti. İlk kez o çukurdan çıkamayacağını düşünüyordu.

Gözyaşları yüzünden buğulanmış gözleriyle ayağa kalkmaya çalışırken arabasının anahtarına uzandı.

Bu şekilde yaşamayı sürdüremezdi.

2

3 Eylül 2010 04.16

Neredeyim ben?

Ne oldu?

Güçlükle nefes alıp verirken hareket etmeye çalışıyorum ama vücudum kıpırdamıyor bile. Ne parmaklarım ne ellerim oynuyor.

Sonunda gözlerimi açıyorum. İçine bir şey kaçmış sanki Boğazım da öyle kurumuş ki yutkunamıyorum.

Karanlık.

Yanımda biri var. Ya da bir şey. Güm güm diye sesler geliyor, çekiçle çeliğe vuruluyor. Omurgamı sarsan titreşim dişlerime ulaşıp başımı ağrıtıyor.

Metalin takırdayan, gıcırtılı sesi her yanı sarıyor. Etrafımı, ha­vayı, yanımı, içimi…

Takır tukur, takır tukur.

Acı.

Hepsini aynı anda hissediyorum…

Yayım tarihi

“Ateşböceğinin Şarkısı” için bir yanıt

Nazan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıAteşböceğinin Şarkısı
  • Sayfa Sayısı480
  • YazarKristin Hannah
  • ÇevirmenSolina Silahlı
  • ISBN9786053431558
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviPegasus Yayınları / 2014-02

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur