Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Sevgi adına yapılan hatalar…

Yeni bir başlangıç yapabilme umudu…
Ve sadece iki kız kardeşin arasında kalacak anılar…

Meghann Dontess yıllar önce kimsenin cesaret edemeyeceği bir tercih yaparak tüm hayatını sil baştan kurmaya karar verir ve başarılı bir kariyere sahip olabilmek için ağır bedeller ödemek zorunda kalır: Kız kardeşini terk etmek. Başarılı ama yalnız bir kadın olan Meghann’ın yıllar sonra tekrar bir araya geldiği kız kardeşi Claire şimdi bir dönemecin eşiğindedir ve hayatında ilk kez âşık olup kısa süre içinde evlenmeye karar vermiştir.

Meghann kız kardeşini hata yapmaması için evlenmekten vazgeçirmeye çalışırken kader onları tahmin bile edemeyecekleri kötü bir sürprizle karşı karşıya bırakır. Ancak zorlukların üstesinden gelmek için gösterdikleri çaba onları yakınlaştıracak ve birbirlerini anlamaları için bir fırsat sunacaktır…

Kız Kardeşler Arasında acı veren pişmanlıkları, kalbin küçük bir köşesinde saklanan güzel hatıraları ve ne olursa olsun yitirilmeyen tekrar sevebilme umudunu anlatıyor…

“Hannah bize harika bir ders veriyor: Sevgi, birbirimizin hatalarını kabullenmekten geçer.”
-People-

“Kız Kardeşler Arasında aşkı, samimiyet ve şefkatle ele alıyor.”
-Luanne Rice-

***

Birinci bölüm

Dr.  Bloom sabırla bir yanıt bekliyordu.

Meghann Dontess oturduğu sandalyede arkasına yaslanmış, tırnaklarını incelemekteydi. Manikür yaptırmanın vakti geldi de geçiyordu. “Çok fazla bir şey hissetmemeye çalışıyorum Harriet, biliyorsun. Hislerim hayattan zevk almamı engelliyor.”

“Dört yıldır her hafta bana gelmenin sebebi bu mu? Hayattan çok fazla zevk aldığın için mi geliyorsun?”

“Yerinde olsam bu konuyu açmazdım. Bu cümleler psikiyatri becerini ortaya koymakta pek de başarılı değil. Belki de sana geldi­ğimde tamamen normaldim ve beni sen delirttin, olamaz mı?” “Demek yine mizahı kalkan olarak kullanmaya karar verdin.” “Beni bu kadar övmene gerek yok. Söylediğim şey komik değildi” Fakat Harriet gülmüyordu. “Genelde komik olduğunu düşün­müyorum zaten.”

“Stand-up yapma hayallerim de suya düştü desene.”

“Gaire’le ayrıldığınız günü konuşalım.”

Meghann rahatsız olmuş gibi otuıduğu yerde kımıldandı. Ne zaman bilgiç bir yanıt vermek istese kafasının içi boşalıyordu. Hamel’in yapmaya çalıştığı şeyi biliyor, Harriet da Meghann’ın bunu bildiğini anlayabiliyordu. Meghann yanıt vermezse aynı soru yeniden sorulacaktı. “Ayrıldık işte. Hoş ve açıklayıcı bir kelimeyle ‘ayrıldık’. Birbirimizden koptuk. Bunu sormana sevindim, ama o konu toktan kapandı.”

“Kız kardeşinden uzaklaştığın halde annenle ilişkini devam ettirmen ilginç.”

Meghann omuz silkti. “Annem oyuncu, ben de avukatım. Sahte davranışlar sergilemekte hiç sıkıntı çekmiyoruz.”

“Bu ne demek oluyor?”

“Röportajlarından birini okudun mu hiç?”

“Hayır.”

“Herkese zavallı, hazin ama aynı zamanda da sevgi dolu ha­yatlar yaşadığımızı söyler. Biz de gerçek buymuş gibi davranırız.”

“Hazin ama sevgi dolu hayatlar yaşadığınıza dair rol yapmaktan vazgeçtiğinizde Bakersfield’da yaşıyordun, değil mi?”

Meghann yanıt vermedi- Harriet, labirentte gezinen bir fare gibi yine dönüp dolaşıp o aa dolu konuya gelmişti.

Harriet, “Sanıyorum Claire’in o zaman dokuz yaşında olduğunu söylemiştin. Ve yanlış hatırlamıyorsam birkaç dişi düşmüştü. Ayrıca matematik dersinde zorlanıyordu,” diye devam etti.

Meghann, “Yeter” dedi ve sandalyesinin kaygan ahşap kollarını kavradı.

Harriet çattığı kapkara kaşlarıyla sertçe Meghann’a baktı. Küçük ve yuvarlak gözlük camlan gözlerim kocaman gösteriyordu. Hemen pes etme Meg. İlerleme kaydediyoruz.”

“Biraz daha ilerleme kaydedersem ambulansa ihtiyacım olacak. Sanırım işimden bahsetsek daha iyi olur. Biliyorsun, buraya bunun için geldim. Bugünlerde aile mahkemelerinde fazlasıyla duygu yüklü anlar yaşanıyor. Dün binanın önüne Ferrari’siyle gelen bedavacı bir baba meteliksiz olduğunu söyledi, inanabiliyor musun? Aşağılık herif kızının okul masraflarını karşılamak istemiyor. Mahkemeye hangi vasıtayla geldiğini kaydetmem onun için pek iyi olmayacak tabii.”

“Sorunlarının kaynağını konulmak istemiyorsan bana neden para ödüyorsun?”

“Yalnızca bazı sıkıntılarım var, sorunlarım değil. Ayrıca geç­mişten bahsetmek de çok anlamsız. O olaylar yaşandığında on altı yaşındaydım. Şimdi ise kırk iki yaşında kocaman bir kadınım. Yola devam etmek lazım. Ben doğnı olanı yaptım ve artık hiçbir şeyin bir önemi yok.”

“Peki, o kabusu neden hâlâ göriiyorsun?”

Meghann bileğindeki David Yuman marka bileziğiyle oynamaya başladı. “Oakley marka güneş gözlüğü takmış örümcek rüyaları da görüyorum, ama onları hiç sorgulamıyorsun. Hatta geçen hafta jambon döşemeli, camdan bir odaya hapsedilmiştim, insanların ağ­ladığını duyuyor, ama anahtarı bir türlü bulamıyordum. Bu rüyayla ilgili konuşalım mı?”

“Yalnız olduğunu hissediyorsun. Davranışlarınla insanları üzdüğünün ya da binlerinin seni özlediğinin farkındasın. Tamam, başlamışken bu rüyayla ilgili konuşalım o zaman. Ağlayan kimdi?”

“Lanet olsun!” Meghann bunun olacağını bilmeliydi. Karşısın­dakinin psikoloji eğitimi aldığını bilmiyormuş gibi davranıyordu. Dahası Harrietin çocukken dâhi olarak adlandırıldığını hesaba katmadan hareket ediyordu.

Platin ve altından yapılmış saatine baktı. “Ne yazık ki zamanım doldu Harriet. Beni bu baş belası nevrozdan önümüzdeki hafta kurtarırsın artık.” Meghann ayağa kalkıp lacivert Armanı takımının paçalarını düzeltti. Oysa üzerinde tek bir kırışık bile yoktu.

Harriet yavaşça gözlüklerini çıkardı.

Meghann kendini koruma içgüdüsüyle kollarını birleştirdi. “Gözlüklerini çıkardığın iyi oldu.”

“Hayatından memnun musun Meghann?”

Meghann’ın beklediği soru bu değildi. “Neden memnun olma­yayım? Eyaletteki en başarılı boşanma avukatıyım. Yaşadığım yer…”

“Yalnız yaşadığın yer…”

“Halk Pazarı’nın yukarısında muhteşem bir dairem ve gıcır gıcır bir Porsche arabam var.”

“Peki ya arkadaşların?”

“Her perşembe Elizabeth’le konuşuyorum.”

“Ailen?”

Belki de artık yeni bir terapist bulma vakti gelmişti. Harriet, Meghann’ın tüm zayıf yanlarını araştırıp buluyordu. “Geçen yıl annem bir hafta bende kaldı. Şansım varsa, MTV’de Mars’ta koloni kurulmasını izlemek için tam vaktinde tekrar ziyaretime gelir.”

“Ya Claire?”

“Kız kardeşimle sorunlarımız olduğunu itiraf etmeliyim. Ama pek de önemli sayılmazlar. Sadece ikimiz de görüşemeyecek kadar yoğunuz.” Harriet bir şey söylemeyince Meghann sessizliği dol­durdu. “Evet, hayatını mahvetmesi beni çıldırtıyor. İstediği her şeyi yapabilecek kadar zeki, ama tatil köyü dedikleri o sefil kamp alanına âdeta kendini zincirlemiş.”

“Ve babasıyla birlikte kalıyor.”

“Kız kardeşimden bahsetmek istemiyorum. Ve tabii ki babasın­dan da.”

Harriet kalemini masaya vurdu. ‘Tamam, şuna ne dersin? En son ne zaman aynı adamla ikinci defa yattın?

“Bunun kötü bir şey olduğuna inanan bir tek sen varsın. Ben çeşitlilikten hoşlanırım.”

“Kendinden genç adamlarla birlikte oluyorsun, değil mi? Hep yerleşik bir düzen kurmaya niyeti olmayan adamlarla görüşüyor­sun. Ve onlar senden kurtulmaya çalışmadan önce sen onlardan kurtuluyorsun.”

“Bir düzen kurmak istemediğim için genç ve seksi adamlarla takılmam da kötü değil bence. Şehir dışında, etrafı ahşap çitlerle çevrili bir evde yaşamak istemiyorum. Aile hayatından hoşlanmı­yorum, ama seksi seviyorum.”

‘Teki, yalnızlığı seviyor musun?”

Meghann inatla, “Ben yalnız değilim,” dedi. “Sadece bağımsız biriyim. Zaten erkekler güçlü kadınlardan hoşlanmaz.”

“Güçlü erkekler güçlü kadınlardan hoşlanır.”

“O halde barlar yerine spor merkezlerine takılmaya başlamalıyım.”

“Aynca güçlü kadınlar korkularıyla da yüzleşirler. Üzücü so­nuçlar doğuran seçimlerinden bahsetmekten kaçınmazlar.”

Meghann tam anlamıyla köşeye sıkışmıştı. “Affedersin Harriet, acele etmeliyim. Önümüzdeki hafta görüşürüz.

Bunu söyledikten sonra Meghann odadan hızla çıktı.

Dışarıda ışıl ışıl bir haziran günü vardı. Ülkenin hemen her yerinde insanlar yüzüyor barbekü yapıyor, havuz başı piknikleri düzenliyordu. Fakat burada, Seattle şehrinde yaşayanlarsa düzenli olarak takvimlerine bakıp, lanet olsun, haziran gelmiş, diye mırılda­nıyorlardı.

Bu sabah ortalıkta yalnızca bir iki turist vardı. Başka şehirden geldikleri, kollarının altına sıkıştırdıkları şemsiyelerinden anlaşılabiliyordu.

Meghann kalabalık yolun karşısına geçip denize bakan çimenlik parka adım attığında nihayet rahat bir nefes alabildi Karşısında upu­zun bir totem direği duruyordu. Totemin arkasındaysa düzinelerce martı, bir lokma yiyecek bulmak için suya dalıp çıkıyordu.

Bir adamın sararmış gazete kâğıtlarını üzerine çekip uzandığı bankın önünden geçti. Tam karşısında Sound Koyu’nun mavi sulan solgun ufuk çizgisi boyunca uzanıyordu. Bu manzara karşısında rahatlamayı ümit etti, çünkü genellikle işe yarıyordu. Ama bugün zihni başka bir yer ve zamanda takılı kalmıştı.

Gözlerini kapatmaya cesareti yoktu ama bunu yapacak olursa her şeyi anımsardı. Çevrilen telefon numarası, tanımadığı bir adamla yaptığı resmi ve anlamsız konuşma, arabayla kuzeydeki o korkunç küçük kasabaya gidişi ve hepsinden kötüsü de kız kardeşinin kıp­kırmızı yanaklarından gözyaşlarını silerken, seni terk ediyorum Claire, demesi…

Meghann’ın parmakları korkuluklara daha sıkı yapıştı. Dr. Bloom yanılıyordu. Meghann’ın yaptığı o üzücü tercihi ve ardından yaşadığı yapayalnız yılları konuşmanın bir faydası olamazdı.

Geçmişi sadece üzerine düşünmesi gereken anılardan oluşmu­yordu. Bu geçmiş daha çok tekerleği bozuk, koca bir Samsonite valizi gibiydi. Meghann bunu uzun yıllar önce anlamıştı ve artık valizini peşinden sürüklemekten başka elinden bir şey de gelmiyordu.

Her kasım ayında, Skykomish Nehri o çamurlu yatağından bütün şiddetiyle taşardı ve her yıl sel tehlikesi yaşanırdı. Zamanın kendisi kadar eski bir heyecanla, nehir kıyısındaki küçük kasabalarda yaşayan insanlar kum torbalarını hazır tutar nehri izleyip tetikte beklerlerdi. Sel deneyimlerinden akılda kalanlar belki de nesiller öncesine kadar uzanıyordu. Suların bilmem kimin evinin ikinci katına, çiftlik evinin en üst kapılarına, Spring ve Azalea Sokakları’nın köşelerine kadar yükseldiği zamanlarla ilgili herkesin anlatacağı bir hikâye vardı. Düz ve daha güvenli yerlerde yaşayanlar da gece bültenini izlerken kafa­larını iki yana sallayıp sel bölgesinde yaşayan çiftçilerin akılsızlığına dair yorumlar yaparlardı.

Nihayet nehir alçaldığında kasaba halkı da rahat bir nefes alırdı. Bu rahatlama genellikle Hayden’daki tek büyük ekran televizyondan hava durumunu ciddiyetle izleyen eczacı Emmett Mulvaneyle baş gösterirdi. Seattle’ın başarılı meteoroloji uzmanlarının bile gözünden kaçan en ufak bilgileri o fark ederdi. Değerlendirmelerini Şerif Dick Parks’a anlatır, şerif de bu bilgileri sekreteri Martha’ya aktarırdı. Haber, kasabayı arabayla bir uçtan bir uca dolaşmaktan daha kısa bir sürede yayılmış olurdu. Bu yıl iyi geçecek. Tehlikeyi allattık. Ger­çekten de Emmett’in tahmininden yirmi dört saat sonra meteoroloji uzmanlan onu onaylayacak açıklamayı yapardı.

Bu yıl da farklı olmamıştı, ama şimdi bu güzel yaz gününde yağmurun herkesi çılgına çevirdiği o tehlikeli aylan unutmak çok kolaydı.

Claire Cavenaugh, iş çizmeleri neredeyse bileğine kadar kah­verengi çamura batmış halde nehir kıyısında duruyordu. Yanında, yakıtı bitmiş Weed Eater marka bir budama aleti vardı.

Gülümseyerek terlemiş kaşlarını eldivenli eliyle sildi. Tatil kö­yünü yaza hazırlamak için inanılmaz bir emek harcamıştı.

Tatil köyü.

Altı buçuk dönümlük bu araziye babası böyle diyordu. Sam Cavenaugh bu araziyi, Hayden’ın yalnızca Stevens Pass yolu üzerin­deki bir benzin istasyonundan ibaret olduğu kırk yıl öncesinde fark etmişti. Parseli yok pahasına satın almış, üzerindeki harabe çiftliğe yerleşmişti. Buraya River’s Edge Tatil Köyü adını vermiş, Everet’teki kâğıt fabrikasında gece vardiyalarına kalmadığı, baret ve kulak tıkacı takmadığı günlerin hayalini kurmaya başlamıştı.

Başlangıçta sadece mesai sonrasında ve hafta sonları çalışıyordu. İşe ilk olarak elektrikli bir testere, bir pikap ve kokteyl peçetesine çizilmiş bir planla başlamıştı. Kamp bölgesini belirlemiş, yüz yıllık çalıları temizlemiş, nehir kıyısındaki çam ağacından barakaların hepsini kendi elleriyle yapmıştı. River’s Edge Tatil Köyü şimdilerde başarılı bir aile işletmesiydi ve her biri iki küçük sevimli odası, bir banyosu ve nehre bakan bir iskelesi olan sekiz barakadan oluşuyordu.

Son birkaç yıl içinde buraya bir havuz ile oyun salonu da ek­lemişlerdi. Küçük bir golf sahası ve çamaşırhane yapma çalışmaları da sürüyordu. Burası artık o değerli tatil günlerini geçirmek için her yıl aynı ailelerin geldiği bir yer olmuştu.

Claire burayı ilk gördüğü zamanı çok iyi hatırlıyordu. Upuzun ağaçlar ve hızla akan gümüş rengi nehir, kasabanın fakir bölgesinde, bir karavanda büyüyen Claire için cennetten bir parçaydı. River’s Edge’e gelmeden öncesine dair çocukluk anılan pek de iç açıcı de­ğildi. Gelip geçtikleri çirkin kasabalar köhne binalardaki daha da çirkin daireler ve annesi… Sanki sürekli bir şeylerden kaçıyorlardı. Annesi birçok kez evlenip boşanmıştı ama Claire bir adamın evle­rinde bir günden daha uzun bir süre barındığın) anımsamıyordu. Fakat Meghann’ı çok iyi hatırlıyordu. Her şeyin bakımını üstlenen ve sonra günün birinde Claire’i arkasında bırakarak çekip giden ablası hâlâ akimdaydı.

O yılların ardından hayatları şimdi pamuk ipliğiyle birbirine bağlıydı. Bir ara o ve Meg birkaç ayda bir telefonda konuşurlardı Özellikle de kötü günlerde sadece havalardan bahsederlerdi. Ardından her zamanki gibi Meg’i “başka birileri” arar, telefonu kapatırlardı. Ablası ne kadar başarılı olduğunu anlatmaktan çok hoşlanıldı. Aynca Meghann, Claire’in hayatını nasıl mahvettiğiyle ilgili hiç durmadan dakikalarca vaaz verebilirdi örneğin, “O saçma sapan kamp yerinde yaşayıp insanların arkasını temizliyorsun,” ağzından düşürmediği cümlelerden bir tanesiydi. Diğer yandan Meghann Noel’lerde arayıp Claire’in üniversiteye girmesi için masraflarını karşılamayı da teklif ederdi.

Sanki Beotvulf okuyunca hayatı değişecekti.

daire yıllarca abla kardeş olmanın yanı sıra Meghann’la arkadaş olmanın da hayallerini kurmuştu, ama Meghann buna yanaşmamış, hep kendi yoluna gitmişti. İlişkileri daima Meghann’ın istediği boyutta kalmış, aynı kanı ve kötü bir çocukluk dönemini paylaşan kibar yabancılar olmuşlardı.

Claire çim biçme makinesine uzandı. Aleti yumuşacık çimlerin üzerinde gezdirirken açılış gününden önce yapılması gereken bir sürü iş olduğunu fark etmişti. Güller kırpılacak, çatılardaki yosunlar kazınacak, veranda tırabzanlarındaki pas temizlenecekti. Tabii bir de çimler biçilecekti. Uzun ve yağışlı geçen kış şaşırtıcı biçimde yerini ışıltılı bir bahara bırakmıştı ve çimler Gaire’in dizlerine kadar uzanı­yordu. Bu arada becerikli işçileri George’a Öğleden sonra kanolar ile kayıkları temizlemesini anımsatmayı da zihninin bir köşesine yazdı.

Çim biçme makinesini pikabın arkasına fırlatınca, alet güm diye paslı yere çarptı.

“Selam tatlım. Şehre mi gidiyorsun?”

Claire dönüp baktığında resepsiyon bölümünün verandasında duran babasını gördü. Üzerinde, uzun zamandır ihmal ettikleri yağ değiştirme işlemi yüzünden lekelenmiş kahverengi bir önlükle bir gömlek vardı.

Claire’in babası kızına doğru yürürken arka cebinden çıkardığı büyük, kırmızı bir bandanayla alnını sildi. “Ben de şu soğutucuyu onarıyordum. Yenilerin fiyatını öğrenir misin?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıKız Kardeşler Arasında
  • Sayfa Sayısı480
  • YazarKristin Hannah
  • ÇevirmenSolina Silahlı
  • ISBN9786053430988
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviPegasus Yayınları / 2013-9

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur