Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Bir Kayıp Denizci
Bir Kayıp Denizci

Bir Kayıp Denizci

Gabriel Garcia Marquez

Olay, 28 Şubat 1955 günü duyuldu. Kolombiya Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Caldas muhribi, Antiller’de azgın bir fırtınaya yakalanmış, mürettebattan sekiz kişi dalgalara kapılıp kaybolmuştu. Kaybolan…

Olay, 28 Şubat 1955 günü duyuldu. Kolombiya Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Caldas muhribi, Antiller’de azgın bir fırtınaya yakalanmış, mürettebattan sekiz kişi dalgalara kapılıp kaybolmuştu. Kaybolan denizcilerin aranmasına hemen başlandıysa da hiçbir sonuç alınamamış, sekizinin de öldüğü açıklanmıştı. Ancak kayıp denizcilerden biri, bir süre sonra Kolombiya’nın kuzeyindeki ıssız bir sahilde yaşama savaşı verirken bulundu. 20 yaşındaki Luis Alejandro Velasco, açık denizde on gün yemeden içmeden bir salda kalmıştı. Bir Kayıp Denizci, onun başından geçenlerin öyküsüdür.

Gabriel García Márquez, 1955’te El Espectador gazetesinde çalışırken, bu gerçek olayın öyküsünü on dört günlük bir tefrika olarak yayımlamıştı. Márquez’in anlatısı 1970’te kitaplaştı ve ustanın gazeteciliği ile edebiyatçılığını buluşturan başyapıtlarından biri oldu.

1

Denizde yitirdiğim arkadaşlar

22 Şubat günü bize Kolombiya’ya döneceğimizi bildirdiler. Sekiz aydan beri Amerika Birleşik Devletleri’nde, Alabama eyaletinin Mobil Deniz Üssü’ndeydik. Caldas muhribini elektronik aygıtların ve savaş gereçlerinin onarımı için getirmiştik buraya. Bu zorunlu konaklama boyunca özel eğitim görmüştük. İzin günlerimizde de, karaya çıkan bir denizci ne yaparsa onu yapıyorduk: Kız arkadaşımızla sinemaya gidiyor, sonra limanda bir barda toplanıyorduk… Joe Palooka adlı bu barda viskilerimizi yudumluyor, arada bir de kavga çıkarıyorduk.

“Nişanlım”ın adı Mary Address’ti ve altı ay önce bir denizcinin kız arkadaşı tanıştırmıştı bizi. İspanyolcayı büyük bir kolaylıkla öğrenmesine karşın, sanırım Mary Address, arkadaşlarımın kendisine neden “Maria Direccion”1 dediğini bir türlü anlayamadı. Her izne çıkışımda Mary’yi sinemaya götürüyordum, ama dondurma yemeye çağırmamı sinemaya yeğliyordu. Film seyrederken ya da dondurma yerken ben yarım İngilizcemle konuşuyordum, o da yarım İspanyolcasıyla karşılık veriyordu bana; ama her zaman anlaşıyorduk.

Bir kez sinemaya birlikte gitmedik, çünkü o akşam ben ve arkadaşlarım Gemide İsyan (The Caine Mutiny) adlı filmi görmeye gitmiştik. Arkadaşlarıma Gemide İsyan’ın bir mayın tarama gemisindeki yaşamı anlatan iyi bir film olduğunu söylemişlerdi. Bu da bizim o filmi görmemiz için yeterli bir gerekçeydi. Asıl ilginç olan da, mayın gemisi değil, fırtınaydı. Hepimiz bu görüşte birleştik. Doğa böylesine azınca tek çözüm vardır, filmdekilerin de yaptığı gibi, geminin rotasını değiştirmek. Hiçbirimizin başına böyle bir olay gelmemişti ve filmden çok etkilendik. Yatmaya giderken hâlâ filmin etkisinde olan Diego Velazquez, birkaç gün sonra bizim de denize açılacağımızı anımsadı. “Ya bizim de başımıza böyle bir şey gelirse?” dedi.

Ben de çok sarsılmıştım. Sekiz ayda denize olan alışkanlığımı yitirmiştim. Korkuyordum, çünkü eğitim sırasında, fırtınada başımızın çaresine bakmayı da öğrenmiştik. Ama Gemide İsyan’ı gördükten sonra tedirgin olmuştum; bu tedirginlik olağandışıydı.

Kazayı sezdiğimi söyleyemem, ama bir yolculuğun yaklaşmasından bu denli korktuğumu anımsamadığımı da belirtmeliyim. Çocukken Bogota’da, kitaplarımdaki resimlere bakarken denizde ölünebileceğini hiç düşünmezdim. Dahası denizi düşünürken güven duyuyordum. Yaklaşık on iki yıldır Deniz Kuvvetleri’ndeydim ve çıktığım seferlerden hiçbiri huzurumu kaçırmamıştı.

Gemide İsyan filmini gördüğümden beri, korku diye tanımlanabilecek bir duygunun içimi kemirdiğini itiraf etmekten utanmıyorum. Ranzanın en üstündeki yatağıma uzanıp, gözlerim tavana dikili, ailemi, Cartagena’ya varana dek yapacağımız yolculuğu düşünüyordum. Uyumak olanaksızdı. Sağa sola dönüp duruyordum. Ellerimi başımın altına alıp dalgaların rıhtımdaki şıpırtısını ve çevremde uyuyan kırk tayfanın soluk alıp verişlerini dinliyordum. Altımdaki yatakta usta denizci Luis Rengifo horul horul uyuyordu. Düşünde ne görüyordu acaba? Sekiz gün sonra suların dibinde bir ceset olacağını bilseydi bu denli rahat uyuyamazdı.

Kuruntularım tüm hafta boyunca sürdü. Kalkış günümüz büyük bir hızla yaklaşırken arkadaşlarla gevezelik ederek rahatlamaya çalışıyordum. Caldas demir almaya hazırdı. Ailelerimizden, Kolombiya’dan, ülkeye döndükten sonra yapacaklarımızdan daha sık söz eder olmuştuk. Gemi yavaş yavaş satın aldığımız mallarla dolmaya başlamıştı: radyolar, buzdolapları, çamaşır makineleri, vb. Ben de bir radyo satın almıştım.

Hareketten birkaç saat önce, kaygılarımdan kurtulamamanın çaresizliği içinde bir karar aldım: Cartagena’ya döner dönmez Deniz Kuvvetleri’nden ayrılacaktım. Denizciliğin tehlikeleri içinde yaşamak istemiyordum. Yolculuktan bir önceki gece veda etmek üzere Mary’ye gittim. Kuruntularımdan ve aldığım karardan söz etmeyi düşünüyordum ama hiçbir şey söylemedim, çünkü onu yeniden görmeye geleceğime söz vermiştim; denizciliği bırakmaya karar verdiğimi söyleseydim verdiğim sözün bir anlamı kalmayacaktı. Bu kararımı bilen tek kişi, yakın dostum Ramon Herrera’ydı. O da Cartagena’ya varır varmaz donanmadan ayrılmayı düşündüğünü söyledi bana. Her zaman kaygılarımızı paylaştığımız Herrera ve ben, Diego Velazquez ile birlikte son viskimizi içmek için Joe Palooka’ya gittik.

Bir tek atmayı düşünürken beş şişe devirdik. Her akşam barda buluştuğumuz kız arkadaşlarımız gideceğimizi öğrendiklerinden, veda etmek için kafayı bulmaya ve bağlılıklarını göstermek için de ağlamaya karar vermişler. Ciddi bir adam olan ve müzisyen suratını gözlüğü ardında gizlemeye çalışan orkestra şefi, bizim onurumuza, Kolombiya müziği sanarak, mambo ve tangolar dan oluşan bir program düzenledi. Bizim hatunlar, şişesi bir buçuk dolar olan viskiyi lıkır lıkır içerlerken iki göz iki çeşme ağladılar.

Hafta içinde üç kez para aldığımızdan su gibi para harcamaya karar vermiştik. Ben kaygılı olduğum için kafayı bulmak istiyordum. Ramon Herrera da, Arjona’da doğan tüm insanlar gibi, yaratılıştan neşeli olduğu için eğlenmeyi severdi. Ramon çok iyi davul çalardı ve günün moda şarkıcılarını şaşılacak bir yetenekle taklit ederdi.

Bardan ayrılmamızdan az önce Kuzey Amerikalı bir denizci masamıza yaklaşıp Ramon’dan, kız arkadaşıyla dans etmek için izin istedi. Ramon’un kız arkadaşı, az içki içen ve içtenlikle gözyaşı döküp duran tombul bir sarışındı. Amerikalı İngilizce konuştu, Ramon da İspanyolca verip veriştirirken Amerikalıyı tartaklamaya başladı.

“Bu Allahın belası dilden hiçbir bok anlamıyorum…” Böylece Mobil’de şimdiye kadar hiç çıkmamış büyük bir kavga, kafada parçalanan iskemleler, polisler ve devriyelerin bulunduğu bir ortamda patlak verdi. Yankee’ye iki okkalı tokat aşk etmeyi başaran Ramon Herrera, gece saat birde Daniel Santos’u1 taklit ederek muhribe döndü. Son kez bir gemiye bindiğini belirtti. Bunları söylerken sözlerinin ne denli gerçeği yansıttığını bilemezdi.

24 Şubat’ta sabahın dördünde Caldas muhribi Mobil Deniz Üssü’nden ayrılıp Cartagena’ya doğru yola koyuldu. Yuvamıza döneceğimiz için eteklerimiz zil çalıyordu. Her birimiz çeşitli hediyeler almıştık. Topçu Çavuşu Miguel Ortega en sevinçli olanımızdı. Mobil’de geçirdiğimiz sekiz ay boyunca hiç para harcamamış ve bütün parasını, kendisini Cartagena’da bekleyen karısına aldığı hediyelere yatırmıştı.

Biz gemiye binerken Çavuş Miguel Ortega merdivenlerde duruyordu ve karısıyla çocuklarından söz etmekteydi. Bu bir rastlantı değildi, çünkü hiçbir zaman onlardan başka bir şeyden söz etmezdi. Bir buzdolabı, bir otomatik çamaşır makinesi ve bir de radyo satın almıştı. On iki saat sonra Çavuş Miguel Ortega yatağında deniz tutmasından ölecekti. Bu karşılaşmamızdan yetmiş iki saat sonra cesedi, okyanusun dibini boylayacaktı.

Ölüme çağrılanlar

Bir gemi demir alırken, “Herkes görev yerine” komutu çınlar bütün gemide. Herkes gemi limandan çıkana dek görev yerinde kalır. Ben de torpido dairesinde Mobil’in ışıklarının sis içinde giderek yok oluşunu sessizce izliyordum, ama Mary’yi düşünmüyordum. Denizi düşünüyordum. Ertesi gün Meksika Körfezi’nde seyredeceğimizi ve bu mevsimde buranın tehlikeli bir rota olduğunu biliyordum. Kazada kaybolacak tek rütbeli, ikinci komutan Teğmen Jaime Martinez Diago ortalıklarda görünmeden gün doğdu. İriyarı, az konuşan bir adamdı teğmen ve ben kendisini çok az görmüştüm. Tolima doğumlu bu adam çok iyi bir insan olarak tanınıyordu.

Buna karşılık, şafak sökerken uzun boylu ve yakışıklı bir çocuk olan başçavuş Julio Amador Caraballo yanımdan geçti, bir süre Mobil’in son ışıklarına baktı ve görev yerine döndü. Galiba bu onu gemide son görüşüm oldu.

Caldas’taki gemicilerden hiçbiri yurda dönüş sevincini Başçarkçı Elias Sabogal kadar gürültülü biçimde göstermiyordu. Ufak tefek, kırışık yüzlü, sağlam yapılı, kırkına yaklaşan bu deniz kurdu iflah olmaz bir gevezeydi, adım gibi biliyorum ki yaşamının büyük bir bölümünü gevezelikle geçirmiştir.

Astsubay Sabogal’in herkesten daha mutlu görünmesinin nedenleri vardı. Cartagena’da karısına ve altı çocuğuna kavuşacaktı. Çocuklarından yalnızca beşini tanıyordu, çünkü sonuncusu biz Mobil’deyken doğmuştu. Sabahın ilk saatlerine dek yolculuk çok sakin geçti. Denize alışmam için bir saat yetti. Mobil’in ışıkları uzakta, dingin bir günün puslu havasında giderek yok oluyordu, güneş de doğmaya başlamıştı. Artık kaygılı değil yorgundum. Gece gözümü kırpmamıştım. Susamıştım. Kafamda bir gece önceki viskinin ağırlığı vardı.

Saat altıda limanı terk ettik; nöbet değişimi için komut verildi. Bu komuttan sonra ben de mürettebat yatakhanesine döndüm. Luis Rengifo, ranzanın altındaki yatağa oturmuş, son uyku kırıntılarından kurtulmak için gözlerini ovuşturuyordu.

“Neredeyiz?” dedi.

Limandan çıktığımızı söyledim, ardından da zaman geçirmeden uyumak için yatağıma tırmandım. Luis Rengifo tam bir denizciydi. Denizden uzakta, Choco’da doğmuştu ama, denizcilik kanında vardı. Caldas kalafata alındığında, Luis Rengifo, Washington’a atış kursuna gönderildi. Ciddi, çalışmayı seven, İngilizceyi de İspanyolca kadar düzgün konuşan bir çocuktu. 15 Mart’ta Washington’da mühendislik diploması almıştı. 1952’de orada Saint Dominigue’li bir kadınla evlenmişti. Caldas onarılınca mürettebata katılmak üzere Mobil’e dönmüştü. Yola çıkışımızdan birkaç gün önce bana, Kolombiya’ya dönünce ilk işinin karısının Cartagena’ya gelebilmesi için gerekli işlemleri başlatmak olacağını söylemişti.

Uzun süredir yolculuk etmediği için Luis Rengifo’ nun deniz tutulmasından etkileneceğini düşünüyordum. Giyinirken bana, “Ne o, daha miden bulanmadı mı?” diye sordu.

“Hayır.” Sonra da ekledi: “Bir iki saat sonra görürüm seni, için dışına çıkar.” “Asıl ben seni o durumda göreceğim,” dedim. “Beni deniz tutacağı gün önce denizi deniz tutar,” diye karşılık verdi bana. Yatağıma uzanmış, uyumaya çalışırken yine fırtınayı anımsadım. Önceki gecenin sıkıntılarını yeniden duydum. Luis Rengifo’nun giyinmekte olduğu yana döndüm, “Dikkat et,” dedim, miden dilinin kötülüklerini ödetebilir sana.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Labirentindeki General ~ Gabriel Garcia MarquezLabirentindeki General

    Labirentindeki General

    Gabriel Garcia Marquez

    Irmak boyunca ona talihsizliklerini anlatan eski kurtuluş ordusu subayları ve erlerine karşı öylesine cömert davranmıştı ki, Turbaco’ya geldiğinde yolculuk için elinde bulunan maddi olanaklarının...

  2. Anlatmak İçin Yaşamak ~ Gabriel Garcia MarquezAnlatmak İçin Yaşamak

    Anlatmak İçin Yaşamak

    Gabriel Garcia Marquez

    Gabriel García Márquez çapında bir yazarın anılarını yalnızca hayranları değil, bütün edebiyat dünyası nicedir bekliyordu. 20. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran büyülü gerçekçiliğin büyük ustası,...

  3. Ağustosta Görüşürüz ~ Gabriel Garcia MarquezAğustosta Görüşürüz

    Ağustosta Görüşürüz

    Gabriel Garcia Marquez

    Lagünün durgun mavi sularının yanında tek başına oturan Ana Magdalena Bach, otelin barındaki adamları seyrediyor. Yirmi yedi yıldır mutlu bir evliliği var, kocası ve...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl ~ Amin MaaloufBeatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl

    Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl

    Amin Maalouf

    Dünya bir felakete doğru dolu dizgin koşuyor. Kötüye kullanılan bilim insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Yeni doğan çocuklar büyük oranda erkek, çünkü “oğlan” olsun istiyordu...

  2. 40’ında 40 Kadın ~ Tuluhan Tekelioğlu40’ında 40 Kadın

    40’ında 40 Kadın

    Tuluhan Tekelioğlu

    “Tuluhan Tekelioğlu’nun kitabında, kırk yaşındaki kadınların hikâyelerinden kesitler bulacaksınız. İlk bakışta bambaşka hayatlar yaşayan, farklı farklı kesimlerden gelen ama sanılanın aksine, ne çok ortak...

  3. Avrupa’da Anadolu Fırtınası ~ Sümer AkatAvrupa’da Anadolu Fırtınası

    Avrupa’da Anadolu Fırtınası

    Sümer Akat

    Göçün ellinci yılında, Almanya ve Avrupa’da Türklerin yaşam mücadelesine ışık tutan, yakın tarihin canlı tanıklarından Sümer Akat’ın henüz yeni mezun bir teknisyenken gittiği Köln’de...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur