Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Manzaralı Bir Oda
Manzaralı Bir Oda

Manzaralı Bir Oda

E. M. Forster

Manzaralı Bir Oda, E.M. Forster’ın uzak kültürlere seyahatin insan psikolojisi üstündeki etkilerini işleyen romanları arasında zarafetiyle istisnai bir eser. Orta sınıf İngiliz kadınların daha…

Manzaralı Bir Oda, E.M. Forster’ın uzak kültürlere seyahatin insan psikolojisi üstündeki etkilerini işleyen romanları arasında zarafetiyle istisnai bir eser. Orta sınıf İngiliz kadınların daha özgür hayatlar sürmeye başladıkları 20. yüzyıl başında kuzeni Charlotte Bartlett ile İtalya turuna çıkan Lucy Honeychurch, Floransa’daki Bertolini Pansiyonu’nda yeni insanlarla ve “manzaralı bir oda”yla tanışır. Lucy ve beraberindekilerin İtalya turu farklı bir kültürün yanı sıra yeni bireyler ve deneyimlerle tanıştıkları bir öğrenme ve sorgulama sürecine dönüşür. Mekân değişikliği Lucy Honeychurch’ü hayatıyla ilgili önemli kararlar almaya sevk eder. İyilik ve kötülük, kabalık ve zarafet, aşk ve evlilik, bencillik ve özveri gibi kavramları yeni baştan sorgulatan Manzaralı Bir Oda, insanlığın temel meselelerine ilişkin zarif bir “manzara” resmi.

“Manzaralı Bir Oda’da dünyanın iyiliğe mi, yoksa kötülüğe mi ait bir yer olduğuna dair derin ve önemli bir tartışma yürütülür.”
LIONEL TRILLING

İÇİNDEKİLER

ROMANA DAİR GÖRSELLER……………………………………………………………………………………7
KRONOLOJİ……………………………………………………………………………………………………………………… 13
ÖNSÖZ
MANZARALI BİR ODA ÜZERİNE / LIONEL TRILLING…………………………. 21
Manzaralı Bir Oda
Birinci Kısım…………………………………………………………………………………………………………… 35
İkinci Kısım……………………………………………………………………………………………………………125
SONSÖZ
MANZARALI BİR ODA / JUDITH SCHERER HERZ ………………………………….275

Birinci Kısım 

BÖLÜM I:
BERTOLINI

“Sinyora’nın bunu yapmaya hakkı yoktu,” dedi Bayan Bartlett, “hiç hakkı yoktu. Sinyora bize manzaralı, birbirine yakın, güneye bakan odalar söz vermişti, halbuki odalarımız hem avluya bakan kuzey odaları hem de birbirlerinden çok uzak. Ah, Lucy!” “Sinyora üstelik Londra şivesiyle konuşuyor!” dedi Lucy, kadının şaşırtıcı aksanı keyfini daha da kaçırmıştı. “Sanki Londra’dayız.” Masada iki sıra halinde oturan İngilizlere baktı; İngilizlerin ortasına tek sıra halinde beyaz renkli su ve kırmızı renkli şarap şişeleri dizilmişti; İngilizlerin arkasına, müteveffa kraliçe1 ile müteveffa kraliyet baş şairinin2 kalın çerçeveli portreleri ve Anglikan Kilisesi’ne ait bir afiş (Muh. Cuthbert Eager, M.A., Oxon) asılmıştı duvarda bunlardan başka süs yoktu.

“Charlotte, sana da sanki Londra’daymışız gibi gelmiyor mu? Hemen dışarıda bir sürü başka şey olduğuna inanmam zor. Sanırım bunun nedeni çok yorgun olmam.” “Bu et kesinlikle çorba için kullanılmış,” dedi Bayan Bartlett, çatalını bırakarak. “Arno’yu o kadar çok görmek istiyordum ki. Sinyora’nın bize mektubunda söz vermiş olduğu odalar Arno’ya bakıyor olacaktı. Sinyora’nın bunu yapmaya hiç hakkı yoktu. Ah, bu bir rezalet!” “Ben nerede olsa kıvrılıp yatarım,” diye yanıtladı Bayan Bartlett, “ama senin odanın bir manzarası olmaması katlanılmaz bir şey.” Lucy kendini bencillik yapmış gibi hissetti. “Charlotte, beni şımartmamalısın: Şüphesiz sen de Arno’ya bakmalısın. Bu konuda ciddiyim.

Ön taraftaki ilk boş oda–” “Senin olmalı,” dedi Bayan Bartlett, yolculuk masraflarının bir kısmını Lucy’nin annesi ödemişti, bu yüzden sık sık bu konuda manidar sözler söylüyordu. “Hayır, olmaz. Onu sen almalısın.” “Bu konuda ısrar ediyorum. Annen beni asla bağışlamaz.” “Asıl beni asla bağışlamaz.” Hanımların sesleri yükseldi ve eğer acı gerçek kabul edilecek olursa– biraz hırçınlaştı. İkisi de yorgundu ve bencil olmamak maskesi altında tartışıyorlardı. Masada oturanlardan bazıları aralarında bakıştılar ve içlerinde biri –insanın yurtdışında karşılaştığı o görgüsüz kişilerden biri masada öne doğru eğildi ve tartışmaya izin almadan karıştı. Adam, “Benim bir manzaram var, bir manzaram,” dedi. Bayan Bartlett irkildi. Genellikle bir pansiyonda insanlar sohbete kalkışmadan önce bir iki gün onları incelerler ve çok kere “uygun” oldukları daha anlaşılmadan kuzenler gitmiş olurlardı. Kadın, söze karışan kişinin görgüsüz olduğunu daha ona bakmadan anlamıştı. Yaşlı ve iri yarı bir adamdı, temiz pak tıraşlı bir yüzü ve iri gözleri vardı.

O gözlerde çocuksu bir ifade vardı, ama bu yaşlılığın neden olduğu bir çocuklaşma değildi. Bayan Bartlett bunun tam olarak ne olduğunu anlamak için vakit harcamadı, zira gözü adamın giysilerine takılmıştı ve gördükleri hoşuna gitmedi. Herhalde adam, daha hanımlar acemiliklerinden kurtulmadan önce, onlarla ahbaplık kurmaya çalışan biriydi. Bu yüzden Bayan Bartlett kendisine hitap edilince, şaşırmış gibi yaptı ve sonra, “Manzara mı? Ah manzara! Ne hoştur bir manzara!” dedi. “Bu benim oğlum,” dedi yaşlı adam, “adı George.

Onun da bir manzarası var.” “Öyle mi?” dedi Bayan Bartlett, konuşmaya kalkan Lucy’yi engelleyerek. “Yani demek istiyorum ki,” diye sürdürdü adam, “odalarımızı siz alabilirsiniz, biz de sizinkileri alırız. Değiş tokuş yaparız.” Turistlerin daha yüksek sınıftan olanları bu sözleri duyunca şoke oldular ve yeni gelenlere karşı sempati duydular. Bayan Bartlett dudaklarını büzerek şöyle karşılık verdi: “Gerçekten çok teşekkür ederim; söz konusu bile değil.”

“Niçin?” dedi yaşlı adam, iki yumruğunu masaya dayayarak. “Çünkü gerçekten söz konusu değil, teşekkür ederim.” “Yani istemeyiz elinizden almak–” diye başladı Lucy. Kuzeni yeniden Lucy’yi engelledi. “Ama niçin?” diye ısrar etti adam. “Kadınlar manzara seyretmeyi sever, erkekler sevmez.” Sonra yaramaz bir çocuk gibi yumruklarını vurdu ve oğluna dönüp, “George, onları sen ikna et!” dedi. “Odaları hanımların alması gerek, bu açıkça görülüyor,” dedi oğul. “Söylenecek başka bir şey yok.” Delikanlı konuşurken kuzenlere bakmamıştı, ama sesi endişeli ve üzüntülüydü. Lucy de endişeliydi; zira bir “rezalet” çıkacak gibi görünüyordu ve ne zaman bu görgüsüz turistler konuşsa, kız tartışmanın genişleyip derinleşerek sonunda söz konusu olan şeyin odalar ve manzaralar değil, başka bir şey varlığından daha önce haberdar olmadığı başka bir şey– olduğu hakkında tuhaf bir duyguya kapılıyordu. Artık yaşlı adam, Bayan Bartlett’e neredeyse şiddetle saldırıyordu: Hanım niçin değiştirmiyordu? İtirazı ne olabilirdi? Kendileri yarım saat içinde odalardan çıkabilirlerdi. Bayan Bartlett, konuşma inceliklerinde usta olmasına rağmen, kabalık karşısında güçsüzdü. Bu kadar yontulmamış birisine tepeden bakmak imkânsızdı. Kadının yüzü öfkeden kızardı, “Hepiniz böyle misiniz?” der gibi çevresine bakındı. Ve masanın üst tarafında oturan, şallarını iskemlelerinin arkasına asmış ufak tefek iki yaşlı hanım, “Biz öyle değiliz, biz kibarız,” diyen bir bakışla karşılık verdiler.

“Yemeğini ye, hayatım,” dedi Bayan Bartlett Lucy’ye ve daha önce beğenmediği eti çekiştirmeye başladı. Lucy, şu karşımızdakiler çok tuhaf insanlara benziyorlar, diye ağzının içinden mırıldandı. “Yemeğini ye, hayatım. Bu pansiyon bir felaket. Yarın değiştireceğiz.” Bayan Bartlett, bu kesin kararı açıklar açıklamaz, onu geri aldı. Odanın gerisindeki perdeler ikiye ayrıldı ve bir din adamı göründü, tıknaz, ama hoş görünümlü biriydi; geç kaldığı için neşeli bir ifadeyle özür dileyerek masadaki yerini almak üzere hızla ilerledi. Ölçülü bir şekilde davranmayı henüz öğrenmemiş olan Lucy, hemen ayağa fırladı ve haykırdı: “Aa! Aa! Bu Bay Beebe değil mi? Aman ne kadar hoş! Charlotte, odalar ne kadar kötü olursa olsun, artık kalmamız gerek. Ne hoş!”

Bayan Bartlett, daha ölçülü bir tavırla şöyle dedi: “Nasılsınız, Bay Beebe? Sanırım bizi unuttunuz: Bayan Bartlett ve Bayan Honeychurch. O çok soğuk Paskalya Yortusu’nda St. Peter papazına yardım ettiğiniz vakit, bizler Tunbridge Wells’teydik.” Tatil yapan birisinin havasını taşıyan din adamı, hanımları onların kendisini hatırladıkları kadar iyi hatırlamamıştı, ama yine de nazik bir tavırla ilerledi ve Lucy’nin kendisine işaret ettiği iskemleyi kabul etti. “Sizi gördüğüme o kadar memnun oldum ki,” dedi kız, manevi bir açlık içindeydi ve eğer kuzeni izin vermiş olsaydı, garsonu bile görmekten memnun olacaktı.

“Hayret değil mi? Dünya ne kadar da küçük. Summer Street de durumu özellikle tuhaf yapıyor.” “Bayan Honeychurch Summer Street’te oturuyor,” dedi Bayan Bartlett, eksikliği tamamlayarak, “ve bana sizin o mıntıkanın papazlığını kısa zaman önce kabul etmiş olduğunuzu söylemişti” “Evet, geçen hafta annemden haberini aldım. Sizi Tunbridge Wells’ten tanıdığımı bilmiyordu, ama hemen yanıt yazıp dedim ki: “Bay Beebe–” “Çok doğru,” dedi din adamı. “Bu haziran ayında Summer Street’in papaz evine taşınıyorum. Böylesi hoş bir mıntıkada görev aldığım için şanslıyım.” “Öyle memnun oldum ki! Evimizin adı Rüzgârlı Köşe’dir.” Bay Beebe başını eğerek selam verdi.

“Genelde annemle ben varım ve erkek kardeşim, ama onu pek sık kili  yani demek istiyorum ki, kilise epeyce uzak.” “Lucy, canımın içi, bırak Bay Beebe yemeğini yesin.” “Yiyorum, teşekkür ederim, bir sorun yok.” Adam, kendi vaazlarını hatırlaması muhtemel olan Bayan Bartlett yerine, piyano çalışını hatırladığı Lucy ile konuşmayı tercih etti. Kıza Floransa’yı iyi bilip bilmediğini sordu, Lucy de uzunca bir yanıtla Floransa’da daha önce hiç bulunmamış olduğunu anlattı. Bir acemiye yol göstermek zevkli iştir ve Bay Beebe bu konuda ustaydı. Din adamı, “Civardaki kırsal bölgeyi de ihmal etmeyin,” diyerek öğüdünü tamamladı. “Havanın güzel olduğu ilk öğleden sonrası, binek arabasıyla Fiesole’ye gidin ve Settignano’dan dönün veya buna benzer bir şey yapın.” Bir ses, “Olmaz!” diye masanın üst tarafından çınladı. “Bay Beebe, yanlışınız var. Hanımlarınız ilk güzel öğleden sonrası Prato’ya gitmeli.” “Bu hanım çok zeki gözüküyor,” diye fısıldadı Bayan Bartlett kuzenine. “Şansımız var.” Ve gerçekten de bir bilgi dalgası çığ gibi üzerlerine indi.

İnsanlar onlara neyi, ne zaman göreceklerini, elektrikli tramvayları nasıl durduracaklarını, dilencileri başlarından nasıl savacaklarını, dana derisinden bir kâğıt kurutucusuna ne kadar ödeyeceklerini ve Floransa’ya nasıl çabucak alışacaklarını anlattılar. Bertolini pansiyonu neredeyse şevkle onların uygun olduğuna karar vermişti. Kuzenler ne yana baksalar, iyi kalpli hanımlar onlara gülümseyip sesleniyorlardı. Ve hepsinin üzerinde zeki hanımın sesi yükseldi:

“Prato! Prato’ya gitmeleri gerek. Orası kelimelerle ifade edilemeyecek kadar hoş bir şekilde harap bir yer. Oraya bayılıyorum; bildiğiniz gibi saygınlık sınırlarını sarsmak hoşuma gider.” Adı George olan genç adam, zeki hanıma bir göz attı ve sonra karamsar bir tavırla yemeğine geri döndü. Delikanlı ile babasının uygun görülmedikleri açıkça belliydi. Lucy kendi başarısının ortasında, onların da uygun sayılmasını dilemek için vakit buldu. Herhangi birinin toplum dışına itilmesi kıza fazladan bir zevk vermiyordu ve Lucy gitmek için ayağa kalkınca, geriye dönüp grup içine kabul edilmemiş baba ile oğula ürkek ve küçük bir selam verdi.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Kutup Yazı ~ E. M. ForsterKutup Yazı

    Kutup Yazı

    E. M. Forster

    Kutup Yazı 20. yüzyılın ilk yıllarında dünyaya farklı açılardan bakan iki karakterin çelişkilerle dolu hayatına odaklanıyor. Eşi ve kayınvalidesiyle İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan...

  2. Cennet Dolmuşu ~ E. M. ForsterCennet Dolmuşu

    Cennet Dolmuşu

    E. M. Forster

    Cennet Dolmuşu, romanlarıyla 20. yüzyıla damga vuran E. M. Forster’ın bir o kadar başarılı olan öykülerini bir araya getiriyor. Cennet Dolmuşu, Forster’ın Birinci Dünya...

  3. Hindistan’a Bir Geçit ~ E. M. ForsterHindistan’a Bir Geçit

    Hindistan’a Bir Geçit

    E. M. Forster

    Forster’ın son romanı Hindistan’a Bir Geçit, özelde yazarın, geneldeyse İngilizlerin Hindistan ile olan çok katmanlı ilişkisini anlatan modern bir başyapıt. Sözlüsünü ziyaret etmek için...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Coriolanus ~ William ShakespeareCoriolanus

    Coriolanus

    William Shakespeare

    Romalı komutan Caius Martius bitmek bilmez bir cesarete ve aynı zamanda neredeyse “kahramanlığına denk” bir kibre sahiptir. İhtirasları sebebiyle memleketi Roma´dan sürülür ve bunun...

  2. Yalancı İlişkiler ~ Lev N. TolstoyYalancı İlişkiler

    Yalancı İlişkiler

    Lev N. Tolstoy

    Kış mevsiminin ortalarındaydık, üç ay önce kaybettiğimiz annemizin yasını tutuyorduk. Yanımda Sonya ile Katya vardı. Katya hepimiz de emeği olan dadımızdı. Dünyaya gözümü açmış,...

  3. Parma Manastırı ~ StendhalParma Manastırı

    Parma Manastırı

    Stendhal

    General Bonaparte, 15 Mayıs 1796’da Lodi Köprüsü’nü geçen o genç ordusunun başında Milano’ya girdi İskender’le, Sezar’a bunca yüzyıl sonra bir halef çıktığını dünyaya gösterdi....

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur