Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi
Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi

Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi

Kemal Erkan

Selâhaddin Eyyûbî, târihimizin ender ve meşhur şahsiyetlerinden biridir. Onun bu haklı şöhreti, Kudüs gibi mübarek bir şehri seksen sekiz yıl sonra, 1187 yılında Haçlılardan…

Selâhaddin Eyyûbî, târihimizin ender ve meşhur şahsiyetlerinden biridir. Onun bu haklı şöhreti, Kudüs gibi mübarek bir şehri seksen sekiz yıl sonra, 1187 yılında Haçlılardan geri alması, Kudüs’ün ikinci fâtihi olmasından dolayıdır. Diğer taraftan Selâhaddin Eyyûbî, “Asıl fazîlet, düşmanının da takdir ettiğidir” sözünce; sâhip olduğu üstün ahlâk ve fazîleti, askerî ve siyâsî dehâsı düşmanları tarafından bile takdir ve tasdik olunmuş, hakkı teslim edilmiş bir sultandır. Daha nice güzel vasıfları ile tam bir numûne şahsiyettir.
İşte neşre hazırladığımız bu eser, Selâhaddin Eyyûbî gibi her yönden takdire şâyân bir sultanın hayâtının ve faâliyetlerinin kısa ve öz olarak anlatıldığı bir çalışmadır. Eserimizden, her yaştan insanımızın istifâde edeceği kanaati ve fikri bizi sevindirmektedir

içindekiler
Takdim
Selâhaddîn Eyyûbî, Hayatı ve Şahsiyeti
Selâhaddîn Eyyûb nin Saltanatı ve İlk Faaliyetleri
Hıttîn Savaşı ve Kudüs’ün Fethi
Haçlıların Akka yi Muhâsaraları
Haçlıların Kudüs Üzerine Yürümeleri
Selâhaddîn Eyyûbî’nin Son Günleri, Vefatı ve Şahsiyeti

Takdim
Selâhaddîn Eyyûbî, târihimizin ender ve meşhur şahsiyetlerinden biridir. Onun bu haklı şöhreti, Kudüs gibi mübarek bir şehri seksen sekiz yıl sonra, 1187 yedi yılında Haçlılardan geri alması, Kudüs’ün ikinci fâtihi olmasından dolayıdır. Diğer taraftan Selâhaddîn Eyyûbî, “Asıl fazîlet, düşmanının da takdir ettiğidir.” sözünce; sahip olduğu üstün ahlâk ve fazîleti, askerî ve siyâsî dehâsı düşmanlan tarafından bile takdir ve tasdik olunmuş, hakkı teslim edilmiş bir sultandır. Daha nice güzel vasıflan ile tam bir numune şahsiyettir.
Zira Selâhaddîn Eyyûbî düşmanlarıyla mertçe savaştı, onlar gibi zulmetmedi, yaptığı anlaşmaları bozmadı, ahdine vefasızlık göstermedi. Düşmanlarına, onların kendine yaptıklarının aynıyla mukabele etmedi, onların zalimlikleriyle değil askerlikleriyle rekabet etti. Halbuki sözde dînî maksatlarla, hakîkatte ise rüyâlarını süsleyen “doğunun zenginlikleri” için Kudüs’e doğru yola çıkan Haçlılar, yollan üstündeki şehirleri yağmalamışlar, ahaliyi katletmişler, sadece Kudüs’ü ele geçirdiklerinde yetmiş bin kişiyi kılıçtan geçirmişlerdi.
Selâhaddîn Eyyûbî Kudüs’ü fethettiği vakit mağlup düşmanına karşı o kadar merhamet gösterdi ki parası olmayan esirlerin fidyelerinin, fethettiği şehrin hazinelerinden ödenmesine bile rızâ göstermişti. Hatta bir ara kardeşi Melik Âdil’in, esirlerden bir kısmının bedelini ödeyerek esirlikten kurtulmalarını temin ettiğini işitince ona çok imrenmiş ve galibiyetinin zekâtı olmak üzere de fidyesini ödemekten aciz olan esirlerin tamamını serbest bırakarak yine faziletini göstermişti!
Sultan Selâhaddîn, ilim ve irfan meclislerinde bulunmayı çok seven, devamlı âlimlerle sohbet eden bir devlet adamıydı. Din ve devletini düşman saldırılarından korumak için neredeyse bütün dünya ile uğraşmaya mecbur ve her muharebede bizzat hazır iken, vakit bulduğu zaman halkının dertlerini dinler, sıkıntılarını giderirdi. Adaleti muhafaza ve ahâlîsini ilme teşvik etmek, memleketini mamur ve bayındır bir hâle getirmek ve halkının refah ve huzurunu temin etmek için son derece gayret eder, tebaası arasında farklılık gözetmezdi. Kapısındaki seyisler dahi ondan, müşfik ve eşit muamele görürlerdi. Vakarına, şefkat dolu muamelelerine ve davranışlarına bakılınca tebaası arasında sultan değil de sanki akrabası arasında bir aile reisi zannolunurdu.
Selâhaddîn Eyyûbî, Haçlıları ilk defa kendisi durdurduğu için dünya üzerindeki en büyük ve en mühim değişmelerden birinin meydana gelmesine sebep oldu. Nâmı, böyle büyük bir işi yaparken dahi adaletten ve merhametten ayrılmadığı için hâlâ dünyanın her tarafında hayranlık ve hürmetle anılmaktadır.
işte neşre hazırladığımız bu eser, Selâhaddîn Eyyûbî gibi her yönden takdire şâyân bir sultanın hayâtının ve faaliyetlerinin kısa ve öz olarak anlatıldığı bir çalışmadır. Eserimizden, her yaştan insanımızın istifâde edeceği kanaati ve fikri bizi sevindirmektedir.

Çamlıca Basım Yayın
İstanbul 2008

Selâhaddîn Eyyûbî, Hayat ve Şahsiyeti
Selâhaddîn Eyyûbî, hicretin beş yüz otuz ikinci senesinde (M. 1138) Tikrit şehrinde dünyaya gelmiştir. Ayrıca, Ebu’l Muzaffer, Malikü’n Nâır Sultan Yusuf Selâhaddîn ibni Eyyûb isimleriyle de anılır. Babası Eyyûb ile amcası Şirkuh, Tavâifi Mülûk’ten2 bazılannın askerî hizmetinde bulunduklarından, Selâhaddîn’in çocukluğu onların yanında, Irak ve Halep taraflarında geçti. Gençliği ise Fâtimîler devrine tesadüf etmiştir. Fatımî vezirlerinden Dırgam, idarede tek başına hareket etmeye başlayınca rakibi olan Şâver, Şam ve Halep pâdişâhı Sultân Nûreddin ibni Şehîd’den yardım istedi. Bu sebeple Şirkuh, Sultan Nûreddin tarafından Mısır seferine gönderildi.
Şirkuh, kardeşinin oğlunu da beraberinde götürmeyi arzuluyordu. Selâhaddîn ise zeki fakat sakin bir mizaca sahip olduğu için, duygularının galeyana geldiği en hararetli zamanlarda bile, bir köşede inzivaya çekilmeyi ve âlimlerin sohbetini her şeye tercih ediyordu. Bu sebeple, artık iyice tatmış olduğu kitap mütâlâası ve edebî müzâkerelerin lezzetinden bir türlü ayrılmak istemedi. Fakat ilerde, kendini yüce bir tahta sahip kılacak ve nâmını sonsuza dek dillere destan edecek bu askerî vazifeyi, babasının bin türlü ricasıyla kabul etti.
Mısırlıların davetiyle yardım için gelen Suriyeliler, burada düşmanmış gibi muamele gördüler. Çünkü bunlar gelmeden evvel Şâver, bir şekilde hasmı olan Dırgam’ı mağlup etmiş ve Suriyelilerin yardımına ihtiyâcı kalmamıştı. Fakat onların müdâhalelerinden korktuğu için Kudüs’ten yardım istemiş ve kendisine deniz yoluyla bir haçlı ordusu gönderilmişti.
Gerek Şirkuh, gerek kumandadan bu durum karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Zira az bir mevcutla, iki düşman kuvveti arasında kalmışlardı. Onlar böyle şaşkın ve üzüntülü bir haldeyken sadece Selâhaddîn, sahip olduğu gençlik azmi ve gün görmüş kumandanlara mahsus, doğru ve kati bir kararla meydâna atıldı. Ordunun idaresini eline aldı ve müstahkem bir mevkiye sığınarak burada, Sultan Nûreddin tarafından gönderilecek yardımı bekleme fikrini beyan etti. Ardından, cihangirleri gıpta içinde bırakacak bir maharetle harekâtı idare etti ve ani bir hücumla Belbîs kalesini ele geçirdi.
Bunlar orada müdâfaa ile meşgul oladursun, beriden Sultan Nûreddin, doğrudan doğruya Şirkuh’a yardıma gitmek ile vakit kaybetmek yerine Haçlıları geri dönmeye mecbur etmeyi daha tesirli bir tedbir olarak görüyordu. Bu düşünce ile toplayabildiği kadar askerle Kudüs üzerine yürüdü. Hristiyanlar çaresiz kalıp, vatanlarını muhafaza için geri çekildiler.
Müttefiklerinden ümidi kesen Mısırlılar, Sultan Nûreddin’in hücum etmesinden korkarak, Şirkuh’un ordusuyla sulha mecbur oldular. Selâhaddîn, sulh şartlarını dahi kendisi tesbit etti. Askerlerin selâmet ve emniyetini temin için yaptığı hizmetlerle, harp ve siyâsete dâir işlerde mâlik olduğu fevkalâde maharet ilk eserini göstermişti.
Bu zaferin ardından Şam’a dönen Selâhaddîn, kendini yine, can dostu olarak gördüğü ilim ve irfan sohbetlerine verdi. Fakat zaman, onun bu sohbetlerden aldığı lezzetin devamına imkân vermedi. Çünkü Sultân Nûreddin, Şirkuh’un ifâdelerinden Mısır’ın fethinin kolay olacağını anlamıştı. Fatımî hilâfetini ortadan kaldırmak ve Abbasî halîfesinin izni ve emri ile yine Şirkuh’u, Şâver’den intikam almak üzere Mısır’a gönderdi. Şirkuh bu vazifeyi, dirayetine muhtaç olduğu, kardeşinin oğlu Selahaddîn’in de beraberinde gelmesi şartıyla kabul etmişti. Selâhaddîn ise diğer bütün hanedan mensuplarının bu yöndeki tekliflerini ısrarla reddettiyse de Sultan Nûreddin’in ısrarına dayanamayarak yine Şirkuh’la beraber gitmeyi kabul etti.
Şâver, Sultan Nûreddin’in bu teşebbüsünü duyunca makamını muhafaza için, cizye vereceğini bildirip yine Kudüs’ten yardım isteyince Kudüs kralı, ordusu ile Asya ve Afrika’nın birleştiği yerde Mısır ordusuna katıldı. Niyeti Suriyelilerin yolunu kesmekti.
Sultan Nûreddin’in ordusunun serdân  ki zahiren Şirkuh, hakikatte ise Selâhaddîn idi  düşmanın bu tedbirini haber alınca Tih3 sahrasını geçmeye karar verdi. Bu karar, neticesinde görülen muvaffakiyet olmasa delilik sayılabilecek bir cesaret idi.
Suriye askerleri, rüzgarın şiddetiyle kum deryalarının süratle savrulduğu, yerin göğün dehşetle titrediği ve hiçbir yerinden geçit vermeyen Tih çölüne, sabır ve azîmle galip gelerek Nil kenarına vardılar.
Tamamı iki bin kişiden ibaret olan Suriye askeri, orada otuz bin kişilik müttefik ordusuyla karşılaştı. Kumandanların tamamı iki tarafın kuvvetleri arasındaki büyük sayı farkından korkarak geri dönmeyi teklif ettiler. Yalnız Selâhaddîn:
“Mademki ölümden korkuyoruz, niçin evlerimizde oturup da çoluk çocuğumuzla ve safâmızla meşgul olmadık? Sultandan ulufeler aldık, askerliğe girdik. Bizim borcumuz, düşmanın azlığını veya çokluğunu kıyaslamak değil, ona karşı durmaktır!” Sözleriyle herkesin kanında bir galeyan meydâna getirdi. Tekrar kumandayı eline alarak askerinin on beş misli olan düşmanı, yiğitliği ve mahareti sayesinde perişan eyledi.
Kudüs kralı, Suriye ordusunun süratine ve galibiyetine şaşırıp kalmıştı. Diğer taraftan Sultan Nûreddin’in yine Kudüs toprakları üzerine yürüdüğünü haber alınca, süratle batıya doğru yola çıktı. Bu sırada Selâhaddîn, bahar münâsebetiyle suların azalmasından istifâde edip askerini Nil’den yüzdürerek geçirmiş, karşılaştığı manileri ortadan kaldırarak İskenderiye’ye gelmiş ve burayı da birkaç gün içinde zabdetmişti.
Bu haber düşman tarafından duyulunca, Şâver ve Kudüs kralı Tih Çölü Seferinin kendilerini duçar ettiği şaşkınlık ve hayretten kurtularak İskenderiye üzerine yürüdüler. Zira İskenderiye çok mühim bir şehir olup doğunun ve batının ticaret merkezi idi ve böyle önemli bir yer hasımlarının eline geçmişti.
Şirkuh ile Selâhaddîn ise gelen düşmanın çokluğuna ve erzaklarının azlığına bakarak, düşmanın karşısına çıkılsa dayanmalarının mümkün olmayacağını ve kaleye kapanılsa askerin iaşesinin mümkün olamayacağını gördü….

Eklendi: Yayım tarihi

“Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi” için bir yanıt

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Siyasal Tarih
  • Kitap AdıKudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi
  • Sayfa Sayısı86
  • YazarKemal Erkan
  • ISBN9944905541
  • Boyutlar, Kapak 13x19 cm, Karton Kapak
  • YayıneviÇAMLICA BASIM YAYIN / 2008

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur