Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Yasak Renkler
Yasak Renkler

Yasak Renkler

Yukio Mişima

“Herkes aynı. İnsanların hepsi aynıdır,” diye sesini yükseltti yaşlı yazar. “Ancak bunun tersini düşünmek gençlere özgü bir ayrıcalıktır.” Hayata ve kadınlara karşı derin bir…

“Herkes aynı. İnsanların hepsi aynıdır,” diye sesini yükseltti yaşlı yazar. “Ancak bunun tersini düşünmek gençlere özgü bir ayrıcalıktır.”

Hayata ve kadınlara karşı derin bir öfke besleyen yaşlı ve varlıklı bir yazar ile olağanüstü güzelliğiyle dikkat çeken fakat sevme yeteneğinden yoksun genç bir adamın yolları bir noktada kesişir. Bu kesişme bir dostluktan çok daha fazlasına evrilirken yalnızca iki hayatı değil, çevrelerindeki tüm düzeni sarsacak bir oyuna dönüşecek; cinsellik, iktidar ve özgürlük kavramlarını dönemin Japon toplumunun dar kalıpları içinde sorgulamaya açacaktır.

Yukio Mişima’nın henüz 26 yaşındayken yazdığı ve en cesur romanlarından biri olan Yasak Renkler güzelliğin bir silah, arzunun ise hem kurtuluş hem de yıkım olabileceğini gözler önüne seriyor.

“Dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri.”

The New York Times

1. BÖLÜM
BAŞLANGIÇ

Yasuko habersiz ziyaretlerinde, bahçenin kenarında – ki hasır sandalyede dinlenen Şunsuke’nin kucağına ne – şeyle oturmaya pek alışmıştı. Bu, Şunsuke’ye epey bir ke yif veriyordu.

Takvimler yaz mevsimini gösteriyordu. Şunsuke, sa – bahları misafir kabul etmiyordu. Canı isterse o vaktini çalışarak geçiriyordu. Çalışmak istemediği zamanlar ise mektup yazıyor, bahçedeki gölgeliğe hasır şezlongunu çıkarttırıp üzerinde uzanarak bir şeyler okuyor, okuduğu şeyi kapatıp dizlerinin üstüne koyarak aylaklık ediyor, zili çalarak bir hizmetçi kızı çağırıp çay getirtiyor, her – hangi bir sebepten ötürü önceki gece uykusunu alama – mış ise dizlerine örttüğü battaniyeyi göğsüne kadar çe – kip bir süreliğine şekerleme yapıyordu. Altmışıncı yaş gü nünü beş yıl önce aşmış olmasına rağmen, herhangi bir hobisi ya da buna benzer bir meşgalesi yoktu. Hatta, hobi diye bir şeyin olabileceğini bile reddediyordu.

Şunsuke’de bir hobi sahibi olmak için gereken şey, yani kendisini başka insanlara bağlayacak nesnel ilişkilerin varlığını kabul etme yetisi bile yoktu. Nesnelliğin bu de – recede yoksunluğu ve iç dünyası ile dışarıdaki her şeyi bağdaştırmaya yönelik tamamen acemice ve kasıntı bir ilişkide olması… Bunlar yazarın ileri yaşlarındaki yapıtla – rına sürekli bir tazelik ve toyluk hissi katmış fakat aynı anda bu yapıtlardan da belli şeyleri kurban olarak almış – tır. Yani insanların kişilik çatışmasından ortaya çıkan dra – matik olayları, şakacı tasvirleri, bizzat kişiliğin modeller üzerinden aranışları, doğanın ve insanların arasındaki rekabetleri gibi; bir öyküyü öykü yapan gerçek etmenle – rin kendisine kurban edilmesini istemiştir. Bunlar yüzün den iki üç inatçı eleştirmen halen onu büyük bir yazar olarak kabul etmekten çekinmektedir.

Yasuko’nun oturduğu yer, işte Şunsuke’nin hasır şezlongunda yayılırken uzattığı ve battaniyeyle örttüğü bu bacaklarının üzeriydi. Pek ağır gelmişti. Şunsuke müstehcen bir şeyler söylemek istedi. Fakat konuşmadı.

Ağustosböceklerinin gürültülü vızıltıları bu sessizliğini daha da derinleştiriyordu.

Şunsuke’nin sağ dizi zaman zaman gelen nevralji ataklarından mustaripti. Her ataktan önce derin bir pus inmiş gibi, acının geleceğini hissederdi. Yaşlanmış ve kı – rılganlaşmış dizkapaklarının, genç bir kızın sıcak etinin ağırlığını uzun bir süre taşıyabileceğine inanmak güçtü.

Ancak acı kendini kademe kademe hissettirdikçe Şunsu ke’nin yüzünde bir nevi hazzın, sinsice yayıldığı görünü – yordu.

Sonunda Şunsuke, “Dizim pek acıdı, Yasuko çan. Ba cağımı yana çevireceğim, sen de şuraya otur,” dedi.

Yasuko birden gözlerini pörtletircesine açtı ve endi – şeli bakışlarını Şunsuke’nin yüzüne dikti. Şunsuke gül – dü. Yasuko, ondan nefret ediyordu.

Yaşlı yazar bu nefreti anlıyordu. Ayağa kalkıp Yasu ko’nun omuzlarına sarıldı arkasından. Kızın çenesini avu – çuna aldı, yüzünü kaldırdı ve dudaklarına bir buse kon – durdu. Sorumluluğuymuş gibi aceleyle yaptığı bu hare – ketlerini bitirdiğindeyse sağ dizinde ani bir sancı hisseden Şunsuke, tekrar yatıp uzandı. Başını kaldırıp etrafına ba – kabilir hale geldiğinde ise Yasuko ortalıktan kaybolmuştu.

Bu olaydan sonra bir hafta Yasuko’dan ses seda çık – madı. Şunsuke bir gün yürüyüşe çıktığında Yasuko’nun evine gitti. İki üç okul arkadaşıyla birlikte İzu Yarımada sı’nın güney ucuna yakın bir sahildeki ılıca oteline gitti – ğini öğrendi. Otelin adını bir kâğıda not edip eve dön – dükten sonra derhal bir gezi planlamaya koyuldu. Tam da o sıralar elinde, kontrol etmesi gereken bir prova bas – kısı işi vardı. Fakat Şunsuke bunları, acilen aklına gelen bir yaz ortası tatili olduğunu bahane ederek savsakladı.

Havanın sıcak olacağını düşünerek biletini sabah er – ken kalkan bir kara trene alsa da beyaz ceketinin sırtı çok geçmeden terden sırılsıklam olmuştu. Termosuna dol – durduğu sıcak, acı çayını yudumladı. Bambu kadar kuru, ince ellerini cebine soktu ve onu uğurlamaya gelen yayı – nevi çalışanının verdiği, külliyatından örnekler içeren bir tanıtmalığı okumaya koyuldu.

Bu seferki eser, Şunsuke Hinoki’nin üçüncü kez derlenen külliyatı olacaktı. İlk külliyatı, henüz kırk beş yaşındayken derlenmişti.

O zamanlar ben, diye düşüncelere daldı Şunsuke. Toplumda istikrar ve güvenliğin, diğer bir deyişle öngörü ve yetişkinliğin zirvesine ulaştığı düşünülen bu eserlerimin bi – rikimini bir kenara bırakıp kendimi böylesi bir ahmaklığa teslim etmiştim. Ahmaklığın bir anlamı yok. Ahmaklıkla benim yapıtlarımın hiçbir bağlantısı olamaz; ahmaklıkla benim ruhumun, benim düşüncelerimin arasında da hiçbir bağlantı olamaz. Benim yapıtlarım kesinlikle ahmaklık de – ğildir. (Bu vurgulama şekli, yazarın konuşmalarında iro – nik bir hava olduğunu göstermektedir.) Bununla da kal- mayıp ben kendi ahmaklığıma karşın, kritik düşünceyi de yeteri kadar kullanmıyordum. Düşüncelerimin berraklığı için, ve hatta öncelikle oluşabilmeleri için, ruhumu kendi ahmaklıklarımdan bile uzak tuttum. Tabii, tek motive edici gücün cinsel dürtüler olduğunu söyleyemem. Benim ah – maklığım ne ruhla ne cinsellikle ilgiliydi, akıl almaz derece – de bir soyutluk barındırdığı için beni, korkunç bir şekilde merdümgiriz etme yolundaydı. Gerçi, şimdi de öyle. Altmış altıncı yaşıma girerken bile öyle…

Acı bir gülümsemeyle, tanıtmalığın ön yüzüne ba – sılmış fotoğrafına uzun uzun baktı.

Bu fotoğraf, çirkin sözcüğünden başka bir tanımı hak etmeyen bir yaşlı adamı tasvir ediyordu. Ancak ruhsal güzellik barındırdığı dünyaca kabul edilen birisinin az da olsa iyi yönlerinin bulunduğunu söylemek o kadar da zor değildi. Geniş bir alın, kesilmişçesine çökük yanaklar, hırslı ve geniş dudaklar, inatçı bir çene ve diğer tüm özel – likleri; hem ruhundan hem de uzun yıllar boyu verdiği emeklerden izler barındırıyordu. Ancak yüzü, ruhu tara – fından şekillendirilmek yerine ruhu tarafından içi oyul – muş gibiydi. Bu yüz ruhsallığı yansıtmakla kalmıyor, ruh – sallıkla taşıyordu resmen. Kişinin utancını açık eden bir yüzün çirkinliği gibi, Şunsuke’nin çirkinliğinde de utan – cını saklayacak gücü yitirmiş bir ruhun çürümüş cesedi gibi, doğrudan bakılması zor bir şey vardı.

Son zamanların aydın hazcılık zehrine kapılmış, in – sancıl bir endişeyi kişisel bir endişe ile değiştirmiş, güzel – lik algısından evrenselliği koparıp atmış ve ahlak ile gü – zellik kavramları arasındaki bağı vahşi bir şiddetle sök – müş bir grup yetenekli şahıs; Şunsuke’nin ifadesini de “güzel” olarak nitelendirmişti. Bu onların becerisiydi. 1. Metinde altı çizili yerler yazarın vurgulamasıdır ve parantezle eklenen yo – rumlar asıl metinde de bu haldedir. (Y.N.)

Neyse işte, bu yaşlı çirkinin çehresini pek cesurca sergileyen tanıtmalığın arkasında onlarca tanınmış kişi – nin imzasını taşıyan övgü yazıları içermesi, ön yüzünde – ki fotoğraf ile pek garip bir zıtlık oluşturuyordu. Bu ru – hani dünya dostları, nereye istenirse oraya gidip emre – dildiği gibi üst perdeden şakıyan bu kel bülbül sürüsü, şimdi de Şunsuke’nin yapıtlarının nasıl tedirgin edici bir güzelliği olduğunu ağızlarından düşürmüyordu. Örne – ğin pek bilindik bir eleştirmen, hatta Hinoki edebiyatı araştırmalarıyla ünlenmiş birisi de denebilir, bu yirmi cilde ulaşan külliyatı şu sözlerle özetliyordu: Yüreklerimize bir sağanak gibi işleyen bu yüce eser sami – miyetle yazılmış ve güvensizlikle bitirilmiştir. Bay Hinoki, için – de bir güvensizlik hissi olmazsa yazdığı eserleri hemen yırtıp attığını söylüyor ve ekliyor, böylesi bir ceset yığınını insanların gözü önünde sergileyen bir başkası var mıdır?

Bay Şunsuke Hinoki’nin yapıtlarında beklenmedik, belirsiz, talihsiz, şanssız, imkânsız, uygunsuz… Yani güzelliğin tüm kötü yönleri tasvir edilmektedir. Eğer illa bir zaman diliminde geçe – cek olursa elbet ki dekadan, yani yozlaşma dönemlerini arka plan olarak seçmektedir; eğer illa bir romantik ilişki hakkında yazacak olursa elbet ki ümitsizlik ve usanç olgusunu ön plana çıkarmaktadır. Her zaman sağlıklı ve ongun bir şekilde yazılan bu edebî tür, onun kaleminden çıktığında bir şehri saran pande – miye benzer şekilde insan aklını ele geçiren bir yalnızlık hastalı – ğına dönüşmektedir. İnsanlara ait vahşi nefretleri, kıskançlıkları, düşmanlıkları ve tutkular bütününü; beyefendi bilmemekte ve nezdinde hiçbir önem addetmemektedir. Bütün bunların hari – cinde, tutkuların cesedi altında sıkışıp kalmış bir ısı zerresinde, tüm yaşanan duygulara kıyaslandığında çok daha canlı ve çok daha temel olgular hakkında yazacak şeyler bulmaktadır.

Hissizliğin ortasındayken ani bir duygu patlamasıyla irkil – tir, ahlaksızlığın ortasında vahşi bir ahlak duygusu belirir, hissiz – liğin ortasında cesur bir tedirginlik kendini ortaya atıverir.

Böylesi tezatları bir araya getirebilmek için nasıl bir edebî us – talık gerekmektedir? Japonlardaki Şin Kokin tarzı ile Batı’daki rokoko tarzına benzeyen bu edebiyat, kelimenin tam anla – mıyla “insancıl” bir edebiyat türüdür; yani çıplak denen edebi – yata taban tabana zıttır; Parthenon Tapınağı’nın çatısında gö – rünen üç kader tanrıçası heykeli ya da Ephesos’lu Paeonius’un yaptığı….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıYasak Renkler
  • Sayfa Sayısı576
  • YazarYukio Mişima
  • ÇevirmenTunç Albay
  • ISBN9789750766978
  • Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton
  • YayıneviCan Yayınları / 2026

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Şafak Tapınağı ~ Yukio MişimaŞafak Tapınağı

    Şafak Tapınağı

    Yukio Mişima

    İkinci Dünya Savaşı arifesinden savaş sonrasına, Japonya’ya özgü niteliklerin birer birer yok olmaya başladığı yıllara kadar uzanan Şafak Tapınağı, Yukio Mişima’nın başyapıtı sayılan Bereket...

  2. Bir Maskenin İtirafları ~ Yukio MişimaBir Maskenin İtirafları

    Bir Maskenin İtirafları

    Yukio Mişima

    Yukio Mişima, yalnız Japon edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en önemli, üzerinde en çok tartışılmış yazarlarından biri. Her yapıtıyla Japon ruhunu, bir yandan ürkütücü...

  3. Denizi Yitiren Denizci ~ Yukio MişimaDenizi Yitiren Denizci

    Denizi Yitiren Denizci

    Yukio Mişima

    Marguerite Yourcenar’ın “İnce, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta” diye tanımladığı Denizi Yitiren Denizci, dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitaptır. “Kusursuz arınma,...

Aynı Kategoriden

  1. İpek ve Bakır ~ Tomris Uyarİpek ve Bakır

    İpek ve Bakır

    Tomris Uyar

    Annem saçlarımı bile örmüyor artık. Babamla yalnızlıklarına çekildiler. Birlikte ve ayrı ayrı. Kalorifer borularıyla dolu bu sımsıcak şehir odasında, kullanılmayacak ucuz likör kadehleri, deterjan...

  2. Assassin’s Creed Rönesans – Suikastçının İnancı ~ Oliver BowdenAssassin’s Creed Rönesans – Suikastçının İnancı

    Assassin’s Creed Rönesans – Suikastçının İnancı

    Oliver Bowden

    Hakikat kanla yazılacak! İtalya’nın soylu ailelerinin ihanetine uğrayan genç bir adam destansı bir intikam yolculuğuna çıktı. Yozlaşmanın kökünü kazımak ve ailesinin onurunu temizlemek için...

  3. On Üç’ü Bağlamak – Tommen Erkekleri Serisi 1 ~ Chloe WalshOn Üç’ü Bağlamak – Tommen Erkekleri Serisi 1

    On Üç’ü Bağlamak – Tommen Erkekleri Serisi 1

    Chloe Walsh

    Johnny Kavanagh her şeye sahipti. Ragbi sveasında dikkate değer bir rakipti. Yıldız olmaya kararlı bir şekilde zirveye doğru tırmanıyordu. Yoluna herhangi bir engelin çıkması...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur