Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Radley Ailesi
Radley Ailesi

Radley Ailesi

Matt Haig

AİLELER. BAZEN KANINIZI KURUTUR. Peter çok çalışan bir doktor, Helen hafif mesafeli ama sorumlu bir eş, çocukları Rowan ve Clara ise ergenlikle cebelleşiyor. Radley…

AİLELER.

BAZEN KANINIZI KURUTUR.

Peter çok çalışan bir doktor, Helen hafif mesafeli ama sorumlu bir eş, çocukları Rowan ve Clara ise ergenlikle cebelleşiyor. Radley Ailesi’nin sakin İngiliz banliyölerindeki diğer ailelerden pek bir farkı yok… Şey hariç: kendilerini inkâr etme becerileri.

Radley Ailesi’nin hayatı altüst olmak üzere. Bir partiden dönerken saldırıya uğrayan Clara, kardeşi Rowan ile birlikte yıllardır uyuyamamalarının, salata yerken boğulacak gibi olmalarının ve dışarıya ancak 60 faktörlü̈ güneş kremi boca ederek çıkabilmelerinin ardındaki gerçeği nihayet keşfedecek. Ailenin başına bela açmaktan sorumlu Will Amcalarının çıkagelmesiyle, onları garip bulan kasaba halkına bu kez polisler de eklenecek. Peki kendini inkârdan kurtulmak seni gerçekten özgürleştirir mi yoksa karakola mı götürür?

Matt Haig, bu kez mizah ve gerilimi harmanlayarak aile sırları nereye kadar sır olarak kalabilir sorusunu kurcalıyor.

“Karşı koyulmaz… zekice şaşırtmacalar ve kara mizahla dolu… Radley Ailesi keyifli ve taptaze.” –ASSOCIATED PRESS

“İnce bir mizahla örülü̈, bu capcanlı aile destanı büyük bir ustalıkla kotarılmış.” –GUARDIAN

“Hayat dolu bir komedi.” –INDEPENDENT

“Kanlı canlı, enfes bir eğlence.” –SFX MAGAZINE

***

Her zamanki gibi Andrea’ya.

Ayrıca Lucas’a ve Pearl’e. Tek damlasını ziyan etmeyin.

CUMA

İçgüdülerinize uymak hata olur. Hayvanlar hayatta kalabilmek için içgüdülerine güvenir fakat bizler hayvan değiliz. Aslan, köpekbalığı ya da akbaba değiliz. Biz uygarız ve uygarlık ancak içgüdülerin bastırılması sayesinde işlevini yerine getirebilir.

Bu yüzden toplum içinde payınıza düşeni yapın ve içinizdeki karanlık arzuları yok sayın.

TövbekârınElkitabı(ikinci basım), s. 54

Orchard Yolu, 17 Numara Bilhassa geceleri, sessiz bir yerdir burası.

Ağaçların gölgelendirdiği güzel yollarında herhangi bir canavarın yaşayamayacağı kadar sessiz olduğunu düşünmeden edemezsiniz.

Hatta Bishopthorpe kasabasında sabahın üçüyken, kasaba sakin- lerinin söylemekten hoşlandığı yalana –burasının iyi ve sakin in- sanların, iyi ve sakin hayatlar yaşadığı bir yer olduğuna– inanasınız gelir.

Bu saatte yalnızca doğanın kendi çıkardığı sesler duyulur. Bir baykuşun ötüşü, uzaklardaki bir köpeğin havlaması ya da böylesi- ne esintili bir gecede, çınarların arasında esen rüzgârın belli belirsiz fısıldayışı. Anacaddede, kostüm mağazasının ya da pubın, Hungry Gannet*Şarküteri’nin hemen önünde duruyor olsanız bile çoğu za- man trafik sesi duymaz, eski postaneyi süsleyen tacizci duvar yazı- larını gözden kaçırabilirsiniz (ama gözlerinizi zorlarsanız, UCUBE sözcüğünü hayal meyal seçersiniz belki).

Anacaddenin uzağında, Orchard Yolu gibi bir yerde, gece vakti biraz gezinip avukatların, doktorların, proje yöneticilerinin oturduğu müstakil, dönem evlerinin önünden geçecek olursanız, hepsinin ışıklarının kapalı, perdelerinin çekili, geceden tecrit edilmiş olduklarını görürsünüz. 17 numaraya kadar gelip üst kattaki pencereler- den birinde, perdelerin arasından süzülen ışığı fark edinceye kadar.

Orada durup taze, serin ve rahatlatıcı gece havasını içinize çe- kerseniz, bu mesele dışında 17 numaranın da çevresindeki evlerle uyum içinde bir ev olduğunu görürsünüz önce. En yakın komşusu,

* Aç SümsükKuşu. (ç.n.)

geniz bir bahçe yolu ve zarif Regency mimari detayları olan 19 nu- mara kadar görkemli değildir belki ama yine de bütün evlerle boy ölçüşebilecek düzeydedir.

Görünüm ve his olarak tam da kasabada yaşayan bir ailenin otu- racağı türden bir ev; fazla olmasa da gayet büyük, gözü rahatsız eden ya da onu diğer evlerden ayıran hiçbir özelliği yok. Emlakçı- ların da diyeceği gibi, birçok açıdan hayalleri süsleyecek türden ve tabii ki çocuk yetiştirmek için mükemmel bir ev.

Fakat çok geçmeden evde bir tuhaflık olduğunu fark edersiniz.

Hayır, “fark etmek” biraz sert kaçtı sanki. Bu evin çevresinde doğa- nın daha da sessiz olduğunu, ne kuş sesi ne de başka bir ses duyul- duğunu ayan beyan fark etmezsiniz belki. Yine de o ışığın neden yandığını içgüdüsel olarak merak eder, geceden kaynaklanmayan bir soğukluk hissedebilirsiniz.

İçinizdeki bu his büyüyecek olursa, oradan hemen ayrılıp koşa- rak kaçmanıza neden olan bir korkuya dönüşebilir ama muhteme- len kaçmazsınız. Bu güzel eve, önüne park edilmiş minivana ba- karak burada dışarıya karşı en ufak bir tehdit oluşturmayan gayet normal insanların yaşadığını düşünürsünüz.

Böyle düşünürseniz, yanılmış olursunuz. Çünkü Orchard Yolu, 17 Numara, Radley Ailesi’nin evi ve onlar bütün çabalarına rağmen asla normal değiller.

Boş Yatak Odası “Uyuman lazım,” diyor kendi kendine, işe yaramasa da.

Bu cuma günü, sabahın üçünde yanan ışık ona, Radley’lerin iki çocuğundan büyük olana, Rowan’a ait. Rowan, Night Nurse’ten* tavsiye edilen dozun altı katını içtiği halde hâlâ uyanık.

Bu saatlerde hep uyanıktır. Şansı varsa, iyi geçen bir gecede, dört gibi uykuya dalıp altıda ya da hemen sonrasında yine uyanır. An- lam veremediği şiddet dolu kâbuslar gördüğü, iki saatlik, huzursuz, işkence gibi bir uyku. Fakat kızartılarının azdığı ve rüzgârın cama doğru estiği bu gece, iyi geçenlerden değil ve Rowan büyük ihtimal- le okula biraz olsun dinlenemeden gideceğinin farkında.

Rowan kitabını bırakıyor: Byron’ınToplu Şiirler’i. Sahanlıkta yü- rüyen birinin tuvalete değil, boş odaya doğru gittiğini duyuyor.

Kurutma dolabının kapısı açılıyor. İçi şöyle bir karıştırılıyor ve birkaç saniyelik sessizliğin ardından içeri giren kişinin odadan çık- tığı duyuluyor. Bu da hiç alışılmadık bir şey değil. Annesinin gece- nin bir yarısında kalkıp Rowan’ın hiç sorgulamadığı gizli bir amaçla boş odaya gidişi sıkça duyduğu bir şey.

Sonra da duvarın ardından annesinin tekrar yatağa girdiğini ve babasıyla ikisinin anlaşılmaz bir şeyler mırıldandıklarını duyuyor.

* Uyku getirdiği için özellikle geceleri içilmesi tavsiye edilen bir nezle ilacı. Hem tablet hem de şurubu mevcut. (e.n.)

Rüya Helen tekrar yatağa girdiğinde, gizlediği sırlar yüzünden bütün vücudu kaskatı. Kocası özlem dolu, tuhaf bir iç çekişle burnunu ona sürtüyor. “Ne yapıyorsun sen?” “Seni öpmeye çalışıyorum,” diyor kocası. “Lütfen, Peter,” derken, Helen’ın baş ağrısı gözlerinin arkasında zonkluyor. “Gecenin körü.” “Kocan tarafından öpülmeyi istemenin zamanla ne alakası var?” “Uyuyorsun sandım.” “Evet. Rüya görüyordum. Bayağı heyecanlıydı. Eski günleri hatır-lattı da denebilir.” “Peter, çocukları uyandıracağız,” diyor Helen, Rowan’ın ışığını hâlâ kapatmadığını bildiği halde. “Haydi ama, yalnızca öpmek istiyorum. Rüyam öyle güzeldi ki.” “Hayır. Öpmek istemiyorsun. Daha fazlasını istiyorsun. Senin esas istediğin…” “Ee, neyi dert ediyorsun? Çarşafı mı?” “Yalnızca uyumak istiyorum.” “Ne yaptın demin?” “Tuvalete gitmem gerekti.” Helen bu yalanı söylemeye öyle alış- kın ki üstünde düşünmüyor bile. “Mesanen. Gitgide hassaslaşıyor.” “İyi geceler.” “Eve getirdiğimiz şu kütüphaneciyi hatırlıyor musun?” Helen kocasının sorusundaki gülüşü duyabiliyor. “Tanrım, Peter. O Londra’daykendi. Artık Londra’dan söz etmiyoruz.” “Ama o türden geceleri düşünmek seni de…” “Hayır. Üstünden bir ömür geçti. Artık hiç aklıma getirmiyorum.”

Ani Bir Acı Helen sabahleyin uyandıktan kısa süre sonra doğrulup suyunu yu- dumluyor. İbuprofen şişesini açıp tabletlerden birini alarak komün- yon ekmeği gibi özenle dilinin üstüne yerleştiriyor.

Tableti yutuyor ve ilaç tam boğazından geçerken –birkaç adım ötedeki banyoda– kocası ani bir acı hissediyor.

Tıraş olurken yüzünü kesiyor.

Yağlı, ıslak teninin üstünde parlayan kana bakıyor. Çok güzel. Koyu kırmızı. Parmağını oraya değdirip ucuna bu- laşan kana bakarken, Peter’ın kalp atışları hızlanıyor. Gitgide ağzı- na doğru yaklaşan parmak hedefine ulaşamadan, bir ses duyuyor.

Aceleyle banyoya doğru gelen telaşlı ayak sesleri, ardından kapının zorlanışı. “Baba, lütfen gelebilir miyim… lütfen,” diyor kızı Clara, kalın ah- şap kapıya güm güm vurarak.

Peter kızının istediğini yapıyor ve Clara hemen banyoya dalarak klozete eğiliyor. “Clara,” diyor Peter, kızı kusarken. “Clara, neyin var?” Clara doğruluyor. Okul üniformasının üzerindeki solgun yüz Peter’a çevrildiğinde, gözlük camlarının ardındaki gözlerde çaresiz bakışlar var. “Öf ya,” diyerek tekrar klozete dönüyor Clara. Yine hastalanmış.

Peter hem kokuyu alıyor hem de biraz kusmuk görüyor. Kusmuk yüzünden değil, bunun ne anlama geldiğini bildiği için irkiliyor.

Birkaç saniye içinde, herkes banyoya doluşuyor. Helen kızının yanına çömelip sırtını sıvazlayarak her şeyin yolunda olduğunu söylüyor. Oğulları Rowan, yüzünde hâlâ cildine yedirmediği 60 fak- törlü güneş koruyucuyla kapıda duruyor.

“Nesi varmış?” diye soruyor. “Yok bir şey,” diyor olay yaratmak istemeyen Clara. “Cidden, dü- zeldim. İyiyim ben.” Havada asılı kalarak dönmeye başlayan bu sözler, sahteliklerinin hastalıklı kokusuyla banyonun havasını değiştiriyor.

Rol Yapmak Clara midesindeki çürümüşlük hissine rağmen elinden geldiğince rol yaparak her şey normalmiş gibi okula gitmeye hazırlanıyor.

İşin aslı, Clara geçen cumartesi vejetaryenlikten tam zamanlı, di- bine kadar veganlığa geçiş yaparak büyük bir adım daha atmış du- rumda, sırf hayvanlar onu birazcık olsun sevsin diye.

Mesela attığı ekmekleri yemeyen ördekler, okşanmak istemeyen kediler, Thirsk Caddesi’nin yanındaki çayırların oradan ne zaman geçse çılgına dönen atlar. Okul gezisi için Flamingo Land’e gittik- lerinde, Clara daha göle varmadan tüm flamingoların paniğe ka- pılıp kaçması, aklından hiç atamadığı bir şey. Bir de kısa ömürlü japonbalıkları Rhett ve Scarlett var; evde onlardan başka hayvana bakmasına izin verilmemiş. Ertesi sabah ikisini de, pullarının rengi gitmiş vaziyette, suyun yüzeyinde tepetakla süzülürken gördüğün- de yaşadığı o katıksız dehşet yok mu.

Clara şu an soya sütünü buzdolabından çekip alırken, annesinin gözlerini üzerinde hissediyor. “Normal süte geçsen kendini daha iyi hissedeceğini biliyorsun. Yağsız süt bile olsa.” Clara yağını alma işleminin sütü ne şekilde veganlaştıracağını an- layamasa da, zoraki gülümsüyor. “Ben iyiyim. Merak etme, lütfen.”

Şimdi hep birlikte mutfaktalar; babası yeni demlenmiş kahve- sini içerken, abisi şarküteri ürünü etlerden bir açık büfeyi mideye indiriyor. “Peter, söylesene şuna. Kendini hasta ediyor.” Peter bir an düşünüyor. Karısının sözleri düşüncelerinin geniş kızıl ırmağından yüzerek geçip üzerlerinden kanlar akarak, bitkin vaziyette, babalık görevlerinin daracık kıyısına çıkmak zorunda kalıyor. “Annen haklı,” diyor Peter. “Kendini hasta ediyorsun.” Clara suç delili sütü, kuruyemişli ve çekirdekli yulaf ezmesinin üstüne dökerken, geçen her saniyeyle birlikte mide bulantısı artıyor.

Radyoyu kapatmalarını istiyor ama bunu söylemenin daha da çok hasta muamelesi görmesine neden olacağını biliyor. Her zamanki bezgin tavrıyla da olsa, hiç olmazsa Rowan ondan yana. “Alt tarafı soya, anne,” diyor Rowan dopdolu ağzıyla. “Eroin değil ya.” “Ama et yemesi lazım.” “İyiyimben.” “Bak,” diyor Helen, “bence bugün cidden okula gitmemelisin. İs- tersen arayıp söyleyeyim.” Clara başını iki yana sallıyor. O gece Jamie Southern’ın partisine gitmek için Eve’e sözü var ve çıkmasına izin vermelerini sağlayabil- mek için okula gitmesi lazım. Ayrıca bütün günü et yanlısı propa- gandaya maruz kalarak geçirmek de pek işine gelmiyor. “Gerçekten, kendimi çok daha iyi hissediyorum. Bir daha kusmam.”

Annesiyle babası her zamanki gibi, Clara’nın çözemediği şifreleri ileten gözlerle bakışıyorlar. Peter omuz silkiyor. (“Babamın sorunu,” demişti Rowan bir kere- sinde, “hemen hiçbir konuya fazla takılmaması.”) Helen birkaç gece önce Clara’nın anoreksi tehditleri üstüne alış- veriş sepetine soya sütünü de koyduğu andaki kadar büyük bir ye- nilgi içinde. “Tamam, okula gidebilirsin,” diyor annesi sonunda. “Ama lütfen dikkatli ol.”

Kırk Altı Belli bir yaşa geldiğinizde –bu yaş on beş de olabilir, kırk altı da– hayatta kendi adınıza benimsediğiniz klişenin işe yaramadığını gö- rüyorsunuz. Şu an bir dilim tereyağlı çok tahıllı ekmeği kemirir, ek- meğin geri kalanının durduğu buruşuk ve şeffaf plastiğe bakarken, Peter Radley’nin yaşadığı şey de bu.

Eşi, arabası,

….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıRadley Ailesi
  • Sayfa Sayısı352
  • YazarMatt Haig
  • ÇevirmenKıvanç Güney
  • ISBN9786051984117
  • Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton
  • YayıneviDomingo Yayınevi / 2025

Yazarın Diğer Kitapları

  1. İnsanlar ~ Matt Haigİnsanlar

    İnsanlar

    Matt Haig

    “Bu satırları okuyanlarınızın büyük çoğunluğunun, insanların bir mitten ibaret olduğuna inandığını biliyorum ama ben size onların gerçekten var olduklarını bildirmek üzere buradayım. Bilmeyenler için...

  2. Gece Yarısı Kütüphanesi ~ Matt HaigGece Yarısı Kütüphanesi

    Gece Yarısı Kütüphanesi

    Matt Haig

    “Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider.  Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana....

  3. Rahatlama Kitabı: Suyun Üstünde Kalmamı Sağlayan Düşünceler ~ Matt HaigRahatlama Kitabı: Suyun Üstünde Kalmamı Sağlayan Düşünceler

    Rahatlama Kitabı: Suyun Üstünde Kalmamı Sağlayan Düşünceler

    Matt Haig

    Hiçbir şey, pes etmeyen ufacık bir umuttan daha güçlü değildir. Rahatlama Kitabı, zor günlerden çıkarılmış derslerin ve öyle zamanlarda biraz olsun iyi hissettirecek önerilerin...

Aynı Kategoriden

  1. Doğal Roman ~ Georgi GospodinovDoğal Roman

    Doğal Roman

    Georgi Gospodinov

    Bir romanda nelerden bahsedilmesini beklemeyiz? Tuvaletlerden mesela. Sineklerden. Bitkilerin üreme biçimlerinden. Gündelik hayatın sıradan detaylarından. Bunlar her ne kadar “doğal” şeyler olsalar da romanlara...

  2. Ayağın Hikâyesi ve Diğer Fanteziler ~ J.M.G. Le ClezioAyağın Hikâyesi ve Diğer Fanteziler

    Ayağın Hikâyesi ve Diğer Fanteziler

    J.M.G. Le Clezio

    Nobel Edebiyat Ödüllü Le Clézio, masalsı üslubu ve hayal gücüyle harmanladığı öyküleriyle okuru, Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya uzanan etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi hayatından,...

  3. Şansım Olsaydı ~ Leigh MichaelsŞansım Olsaydı

    Şansım Olsaydı

    Leigh Michaels

    Gün gelir, herkes kendi aşkını yaşar Vikont Ryecroft’un evlendirmesi gereken güzel bir kız kardeşi vardır… ama kız kardeşine Londra’da bir sezon yaşatmak için gerekli...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur