Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Beni Asla Bırakma
Beni Asla Bırakma

Beni Asla Bırakma

Kazuo Ishiguro

Yayımlandığı yıl Time dergisi tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Kazuo Ishiguro’nun Beni Asla Bırakma romanı 20 yaşında. Artık bir klasik…

Yayımlandığı yıl Time dergisi tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Kazuo Ishiguro’nun Beni Asla Bırakma romanı 20 yaşında.

Artık bir klasik halini alan kitap, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlerin hikâyesini anlatıyor.

Kazuo Ishiguro, büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu açığa çıkardı.

İSVEÇ AKADEMİSİ, 2017 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ GEREKÇESİ

***

Yirminci Yıl Baskısına Önsöz

Dördüncü ve beşinci romanlarımı yazmakla meşgulken, çalış- ma odam kendini gizemli birşekilde bir tür minyatür iç mekân cangılına dönüştürmüştü. Her yerde kargacık burgacık yazılmış sayfalardan oluşan tozlu tepecikler ve yıkıldı yıkılacak dosya kuleleri vardı.

Ama 2001 ilkbaharında odamı tamamen kendi karar verdiğim özelliklere göre yeniden döşemişve taze bir enerjiyle yeni roma- nım üzerinde çalışmaya başlamıştım. Artık tavana kadar gayet dü- zenli raflarım ve yıllardır istediğim,birbirine dik açıyla bağlanan iki yazı masam vardı. Önceki haline kıyasla çalışma odam daha da küçülmüşgibiydi (her tür manzaraya sırtımı dönerek küçük mekânlarda yazmayı hep tercih etmişimdir) ama bu yeni halinden çok memnundum. Merak edenlere, eski dönemlerin lüks trenlerin- den birinin yataklı vagonuna rahatça kurulmuşgibiyim, diyordum: Tek yapmam gereken sandalyemi çevirmekti, ihtiyacım neyse ona ulaşmak için elimi uzatmam yeterliydi.

Artık elimin altında olan buşeylerden biri “Öğrenci Romanı” diye işaretlediğim bir dosya kutusuydu.İçinde el yazımla notlar, örümcek ağını andıran diyagramlar ve biri 1990, diğeri 1995’ten kalma iki ayrı girişimimde daktiloyla yazdığım sayfalar bulunuyor- du; daha sonraBeni Asla Bırakmahaline gelecek olan romanı yazma girişimleriydi bunlar. Her iki seferde de projemden vazgeçmişve tamamen alakasız başka bir roman yazmaya koyulmuştum.

Bu dosya kutusunu raftan indirmem aslında çok sık gerekmedi; içeriğini gayet iyibiliyordum. Benim “öğrencilerim”in yakınında hiç- bir üniversite yoktu ve örneğinGizli Tarih’teya da Malcolm Bradbury ve David Lodge’un “kampüs romanları”nda karşılaştığımız türden karakterlere hiç benzemiyorlardı. En önemlisi, hayatlarını korkunç birşekilde kısaltacak ama buna rağmen kendilerini özel, hatta üs- tün hissetmelerini sağlayacak tuhaf bir ortak kaderi paylaştıklarını biliyordum.

Ancak romanıma benzersiz özelliğini vermesini umduğum bu boyut, bu “tuhaf kader” neydi?

Bunun cevabını önceki on yıl boyunca bulamamıştım. Bir virüse ya da radyoaktif maddelere maruz kalınan senaryolar üzerinde durmuştum. Hatta genç bir otostopçunun gece vaktiİngiltere kır- salında sisli bir otoyolda bir araç konvoyunu durdurup nükleer silah taşıyan bir tıra bindiği sürreal bir sekans bile hayal etmiştim.

Bu tür filizlenmelere karşın tatmin olmamıştım. Aklıma gelen her düşünce bana ya aşırı “trajik”, aşırı melodramatik ya da tama- men saçma geliyordu. Aklımda canlandırdığım hiçbirşey, hayal gücümün sisleri arasından az biraz seçebildiğim romanın ihtiyaç- larına karşılık veremiyordu.

Ama 2001 yılında projeme döndüğümde önemli bir değişimin varlığını hissetmeye başlamıştım ve bu sadece çalışma odamdaki değişimden ibaret değildi.

Bir okur ve yazar olarak, 1970’lerde üniversitelerde verilen edebiyat derslerinin ve 1980’lerde Londra’daki edebiyat çevresinin etkisi al- tında büyümüştüm. Uluslararası ve postkolonyal akımlara açıklığı belirleyici özelliği olan ve yüksek edebiyat hırsları barındıran heye- can verici bir dönemdi. Ama aynı zamanda “popüler” bir janrdan çıkmışgibi görünen her çalışmaya düşmanca, en iyi ihtimalle de üstten bakılan bir dönemdi. Özellikle bilimkurgu üzerine sanki gizemli bir yafta vurulmuştu da bilimkurgu hem yaratıcılık hem yayıncılık anlamında sadece kendi kültürel adasının sınırları içinde sürdürülüyordu. Buna uygun olarak, pek çok akranım gibi ben de, sanatsal hırs ve heveslerime sunacağı hiçbirşeyinin olmadığına inandığım bilimkurgudan uzak duruyordum.

Derken 1990’ların sonlarında, artık bir “genç yazar” olmadığımı, Britanya’da benden en az on beşyaşya da daha genç, kendine has ve heyecan verici yeni bir neslin ortaya çıkmaya başladığını geç de olsa fark ettim. Bu yazarların bazılarını okudum ve uzaktan hayranlıkla izledim. Bazılarıyla da arkadaşoldum.

ÖrneğinKumsaladlı romanı yeni yayımlanmışolan Alex Garland’la düzenli olarak buluşmaya, Kuzey Londra kafelerinde öğle yemeğinde bir araya gelip hiçbir resmiyeti olmayan,şundan bundan konuştuğumuz, halen de sürdürdüğümüz sohbetler etmeye başladık. Kısa sürede onun hiç kendini öne sürmeden, hiçbir tavır

takınmadan J. G. Ballard, Ursula K. Le Guin ve John Wyndham gibi yazarlara sık sık göndermeler yaptığını fark ettim. Okumam gereken en önemli grafik romanlar listesini çıkaran ve beni Alan Moore ve Grant Morrison gibi figürlerin çalışmalarıyla tanıştıran da Alex oldu.

Alex aynı dönemde, 2002 tarihli, klasikleşecek distopya ve zombi filmi28 Gün Sonra’nın senaryosunu yazıyordu.İlk taslaklarından birini bana gösterdi; hikâyenin gelişimine ilişkin aklındaki çeşitli se- çenekleri anlatırken onu hayret ve hayranlıkla dinlemeye başladım. 2000 yılının sonbaharında, ABD’yi uçtan uca katettiğim bir kitap tanıtma turu sırasında, yolculuğum beni üç kez, kendi ilk romanının tanıtma turuna çıkmışgenç birİngiliz yazarla karşılaştırdı. Romanın adıHayalet Yazılar, yazarın ismi David Mitchell’dı; o sıra ikisini de bilmiyordum. Kendi etkinliklerimizden sonra Amerikan Ortabatısı- nın otel lobilerinde geç vakitlerde dinlenirken, kokteyl piyanistinin bizim için çaldığışarkıların adlarını bulma yarışına girmeye başladık.

Dickens ve Dostoyevski hakkında sohbet ederken David’in Ursula K. Le Guin, Rosemary Sutcliff ve yeni gösterime girenMatrixfilmin- den, H. P. Lovecraft’ten, eski ucuz hayalet ve korku hikâyelerinden, fantastik edebiyattan nasıl bahsettiği çekti dikkatimi. Evime dönünce Hayalet Yazılar’ı okudum ve müthişbir yetenekle sohbetlere dalmış olduğumu anladım. Bu tespitim üç yıl sonra MitchellBulut Atlası’nı yayımladığında evrensel ölçekte kabul gördü.

Bu genç meslektaşlarımla giderek artan tanışıklığım bana heye- can kattı, beni özgürleştirdi. Onlar bana daha önce hiç açmayı de- nemediğim pencereler açtılar. Beni daha geniş, daha canlı bir kültür hakkında eğitmekle kalmayıp hayal gücüme yeni ufuklar kattılar.

O dönemde çevremdeki başka unsurlardan da etkilenmişola- bilirim: Bunlardan biri 1997 yılında gazetelerin ön sayfalarında yer alan, tarihin ilk klon memelisi Koyun Dolly, öbürü de yazılma süreçleri benim gündelik “gerçeklerden” farklı yönlere saparken kendimden daha emin olmamı sağlayan (AvunamayanlarveÖksüz- lüğümüzadlı) önceki iki romanımdı. Her halükârda, “Öğrenci Ro- manı” için üçüncü girişimim önceki denemelerimden farklı gelişti.

Hatta bir “evreka” ânı yaşadığımı bile söyleyebilirim, ama küvet- te değil duşta. Aniden tüm hikâyeyi gözümün önünde canlandıra- bildim. Görüntüler, sıkıştırılmışsahneler zihnimden bir bir geçti.

Gariptir, kendimi zafer kazanmışgibi ya da özellikle heyecanlı hissetmedim. Bugün hatırımda kalan, eksik bir parçanın nihayet

yerine oturmasından dolayı hissettiğim rahatlamanın yanı sıra bir tür melankoli, neredeyse başdönmesine benzer karışık bir his.

Hikâyemin anlatıcısı için üç farklı ses denedim, her birine aynı olayı iki sayfada anlattırdım. Üç taslağı eşim Lorna’ya gösterdiğim- de, o hiç tereddütsüz birini seçti; benim seçimimle aynısını.

Ardından yeni çalışma odamda, kendi standartlarıma göre gayet hızlı birşekilde çalışmaya koyuldum ve ilk taslağı (çok kaotik bir anlatımla da olsa) dokuz ayda bitirdim. Romanım üzerinde iki yıl daha çalıştım; sona doğru yaklaşık seksen sayfayı çöpe atmıştım; bazı pasajlar üzerinde de tekrar tekrar çalıştım.

İlk yayımlandığı 2005 yılını takiben yirmi yıl boyuncaBeni Asla Bırakmaen çok okunan kitabım oldu. (Somut satışrakamlarına bakılırsaGünden Kalanlar’ıgayet hızlı birşekilde geçti; o romanın on altı yıllık öncelik avantajı, Booker Ödülü ve James Ivory’nin çok beğenilen filmine rağmen.)Beni Asla Bırakmaokullarda ve üniver- sitelerde derslerde okutuldu ve ellinin üzerinde dile çevrildi. Carey Mulligan, Keira Knightley ve Andrew Garfield’in sırasıyla Kathy, Ruth ve Tommy rollerini üstlendiği, harika senaryosunu bu işe çok uygun bir isim olan Alex Garland’ın yazdığı bir filme; muhteşem Yukio Ninagawa’nın yönettiği bir Japon tiyatro oyununa; Haruka Ayase’nin oynadığı on bölümlük bir Japon televizyon dizisine ve en yakın dönemde de Suzanne Heathcote’un yazdığı birİngiliz tiyatro oyununa uyarlandı.

Bu nedenlerle yıllar boyunca bana bu romanım hakkında çok soru soruldu; sadece genişbir okur yelpazesinden değil, yazar- lardan, yönetmenlerden ve bu hikâyeyi yeni bir mecraya aktarma göreviyle boğuşan oyunculardan sorular geldi. Bu soruları bugün gözden geçirdiğimde çoğunun iki genişkategoride toplanabilece- ğini görüyorum.

İlkişu soruyla özetlenebilir: “Bu genç insanlar kendilerini bek- leyen korkunç kadere rağmen neden kaçmıyorlar ya da en azından neden daha fazla direnişemaresi göstermiyorlar?” Sıkça sorulan soruların bir kısmının oluşturduğu ikinci grubu tanımlamak biraz daha zor ama o daşöyle özetlenebilir: “Bu üzücü, kasvetli bir kitap mı, yoksa ümit veren, pozitif bir kitap mı?” Yukarıdaki iki soruy…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Beni Asla Bırakma ~ Kazuo IshiguroBeni Asla Bırakma

    Beni Asla Bırakma

    Kazuo Ishiguro

    Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler.

  2. Değişen Dünyada Bir Sanatçı ~ Kazuo IshiguroDeğişen Dünyada Bir Sanatçı

    Değişen Dünyada Bir Sanatçı

    Kazuo Ishiguro

    “Değişen Dünyada Bir Sanatçı” Dünyaya bir ressamın gözünden bakmak, ayrıntılarda gizlenenleri keşfetmemizi sağlar. Masuji Ono, İkinci Dünya Savaşı’nda harabeye dönmüş şehrini ve artık sonuna...

  3. Gömülü Dev ~ Kazuo IshiguroGömülü Dev

    Gömülü Dev

    Kazuo Ishiguro

    Romalılar Britanya'yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş. Britonlar'dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar.

Aynı Kategoriden

  1. Hitler’in Meleği ~ William OsborneHitler’in Meleği

    Hitler’in Meleği

    William Osborne

    Otto ve Leni nazilerden kaçarak İngiltere’ye sığınırlar. Güvende olduklarını düşünürler fakat İngiliz Hükümet’i onları Almanya’ya geri yollamak istemektedir. Tekrar düşman hattına girerek, gizli bir...

  2. Gölün Sırrı ~ Jenny ErpenbeckGölün Sırrı

    Gölün Sırrı

    Jenny Erpenbeck

    Brandenburg’da bir göl kıyısında genç bir mimar hayallerinin evini inşa eder. Ne var ki ev bireysel felaketler, siyasal çalkantılar ve ideolojik dönüşümlerle gölgelenen şiddet...

  3. Rosa ~ Knut HamsunRosa

    Rosa

    Knut Hamsun

    Knut Hamsun, benzersiz üslubuyla, yolu Nor-veç’in liman kentlerinden birine düşen gezgin öğrenci Parelius’un yanında kendi dünyasına götürüyor bizi. Güzel, çekingen tavırlı Rosa’ya gönlünü kaptıran...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur