Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Kaybolmasınlar Diye
Kaybolmasınlar Diye

Kaybolmasınlar Diye

Habib Bektaş

Atıf Yılmaz’ın Eylül Fırtınası adıyla sinemaya uyarladığı Gölge Kokusu romanının yan sıra Cennetin Arka Bahçesi ve Ben Öykülere İnanırım gibi yapıtlarıyla da tanınan çok yönlü yazar Habib Bektaş’tan, kısa öykü türünün “anlık…

Atıf Yılmaz’ın Eylül Fırtınası adıyla sinemaya uyarladığı Gölge Kokusu romanının yan sıra Cennetin Arka Bahçesi ve Ben Öykülere İnanırım gibi yapıtlarıyla da tanınan çok yönlü yazar Habib Bektaş’tan, kısa öykü türünün “anlık çarpan” örneklerinin sunulduğu etkileyici bir kitap: Kaybolmasınlar Diye.

Bektaş’ın; edebiyatın ve yazının evrenselliğini, kalıcılığını, dil, din, ırk tanımazlığını ve insanlığı birleştirici özelliklerini vurguladığı yeni kitabında yer alan öyküler iki başlık altında toplanıyor: İlk bölümdeki öyküler, insan ilişkileri, varoluş ve yazma eylemi üzerinde yoğunlaşırken, ikinci bölümde yer alanlar çocuk ve doğa imgelerinin ağır bastığı taşra öykülerinden oluşuyor.

Kaybolmasınlar Diye 

Mesleğini sorduklarında ne diyeceğini bilemezdi, gülümserdi mahçup; utanırdı ben şairim, yazarım, demeye. Bir şeyler mırıldanırdı, yalan söylememeye çalışarak, bu kez de yüzü kızarırdı, zararsız da olsa, doğruyu söylememek ağırına giderdi. Pek ender olsa da mesleğiyle ilgili güzel anıları yok değildi. Nedense yaşanmış o tür güzelliklere hep çocuklar ortak olmuştu. Dikişlerini aldırmak için gitmişti hastaneye, o uzun sürmüş kış günlerinde. İlkbahar gelmemek için direndiğinden midir nedir, kimsenin yüzü gülmüyordu. Hastane koridorunda sırasını beklerken karşılaştı o kız çocuğuyla. Yazarın dizinin üstündeki küçük deftere baktı çocuk, şaşırmış. Sordu:

“Sen okula mı gidiyorsun?”
Sonra da yazarın yanıtını beklemeden, yakalarım ha dercesine, “Yalan söyleme, sen büyüksün, seni okula almazlar,” dedi!
Yazar şaşırmıştı, ne diyeceğini bilemedi. Kem küm etti, söyledikleri anlaşılmadı elbette!
Bu kez başka türlü sordu çocuk:
“Sen öğretmen misin?”
“Hayır,” dedi yazar, ben hiçbir şeyim der gibi, kuru, renksiz
bir ses tonuyla!
Çocuk, yazarın dizinin üstündeki defteri göstererek sordu:
“Ne yazıyorsun öyleyse?”
Uzun uzun düşündü yazar. Nice sonra, “Düşündüklerimi,”
diyebildi, korkarak, bir suç işler gibi, belki de düşünmenin suç
sayıldığı yılların içinde büyüdüğü için!
Çocuk peşini bırakmadı yazarın:
“Neden yazıyorsun düşündüklerini?”
İşte bunu beklemiyordu yazar! Ne diyebilirdi?
Bu kez gerçekten düşünmeye başladı!
Neden yazıyordu düşündüklerini?
Yine çocuk yetişti imdadına:
“Kaybolmasınlar diye mi?”
Sevinçten ne diyeceğini bilemedi yazar, gülüverdi, sarıldı çocuğa kendi çocukluğuna sarılır gibi. Bu kadar güzel anlatılamazdı yazmak, kendisi kırk yıl düşünse aklına gelmezdi.
“Evet evet,” dedi yazar, heyecanla, “düşündüklerim kaybolmasınlar diye yazıyorum.”
Gülmüştü çocuk: “Beni de yaz öyleyse. Yaz ki, kaybolmayayım! Ben babamı yazmamıştım, kayboldu!”

Birinci Bölüm

“Tû Hevala Min Δ

Yazar başını kaldırınca çocuğun karşısında dikildiğini görmüştü, gözleri yazarın gözlerinde. Sanki yoktan var olmuştu çocuk. Çocuğun bakışlarında korkunun karanlığını gördü yazar. Karanlığın derinliğinde ise bir ışık, hayata elini uzatmış, ben varım, hep var olacağım diyen. Yeni öğrenilmiş bir Türkçenin savrukluğuyla konuştu çocuk: “Ne yazıyorsun sen?” “Hikâye,” dedi yazar.

Çocuk bakmakla yetindi, anlamamış. Hikâyenin ne olduğunu
bilmiyordu.
Yazar nasıl anlatacağını düşündü. Sonunda şöyle dedi:
“İnsanları yazıyorum, onların neler konuştuklarını, düşündüklerini, yaptıklarını.”
“İnsanların hepsini mi?”
“Hepsini!”
“Bizim köydekileri de?”
“Sizin köydekileri de.”
“Kürtçe biliyor musun sen?”
“Yok” dedi yazar, “bilmiyorum!”
Çocuğun ayıplayan bakışlarıyla karşılaştı yazar. Nasıl olur,
der gibiydi çocuk, hem yazar hem de Kürtçe bilmiyor:
“Nasıl anlıyorsun öyleyse onların konuştuklarını?”
“Ne dediklerini anlayamam belki. Ama düşündüklerini anlayabilirim!”
“Anlayamazsın,” dedi çocuk, “ben de anlayamıyorum senin
ne düşündüğünü!”
O zaman şöyle dedi yazar:
“Tû hevala min î.”1
Çocuğun yüzündeki gülümseme büyüdü.
Korkmadan gözlerine baktı yazarın.

Kuşkanadı 

Küçücük bir okuldu. Oyuncak gibi. Yere minderler atılmış. Benim oturduğum minder ötekilere göre büyük. Ya da çocukların oturduğu minderler, benim mindere göre küçük. Peki, kim o çocuklar? Oyuncak okulun birinci sınıf öğrencileri. Yere oturuvermişiz. Ben “arkadaşlarım” diyorum onlara. İtiraz etmiyorlar. Onlara öykü anlatıyorum. Dinliyorlar. Karşımda oturan kömür gözlü kız usulca kalkıyor yerinden. Gelip yanımda oturan kırmızı saçlı çilli oğlanla benim arama sokuluyor, yer açıyor kendisine. Bir süre sonra yaslanıyor omzuma. Sonra bakıyorum elimi almış eline, başına götürüyor, kapkara saçlarının üstüne. Kural tanımaz bir kedi sevimliliğiyle saçlarını okşatıyor elime. Anlattığım öykünün sonuna gelmişim. Uzun bir sessizlik oluyor. Zaman durmuş gibi.

Tam o anda kara gözlü, kara saçlı Sibel ayağa kalkıyor, konuşurken bana değil, arkadaşlarına bakıyor: “Habib Bektaş, babamın arkadaşı olur.” Şaşırıyorum. Küçük arkadaşlarım soruyor: “Gerçekten Sibel’in babasının arkadaşı mısınız?” Sibel, boynunu bükmüş, gözlerime bakıyor. “Böylesine zararsız bir yalandan ne çıkar ki?” der gibi bakıyor. Başımı eğiyorum. Ders saati bitti ya, bahçeye çıkacak çocuklar. Sibel yanıma geliyor. Küçücük elini elimin üstüne koyuyor; ürkek, bir kuşkanadı, çırpınan. Gözlerime bakıyor sevgiyle. Gidecek artık. Tam kapıda duruveriyor, bana dönüyor, minicik eli havada, avcu açılıp kapanıyor, minicik bir el sallayış, sese dönüşmemiş bir veda, söğüt ağacından düşen bir yaprak. Kapı kapanınca öğretmeni sokuluyor yanıma: “Habib Bey” diyor, “bu kız çok yalan söylüyor. Sibel’in babası yok ki! O daha bebekmiş babası trafik kazasında öldüğünde.” Yüreğim burkuluyor. Boğazımda bir acı. Nice sonra konuşabiliyorum: “Hayır, yanılıyorsunuz, Sibel’in babası gerçekten arkadaşımdı!”

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Öykü
  • Kitap AdıKaybolmasınlar Diye
  • Sayfa Sayısı104
  • YazarHabib Bektaş
  • ISBN9786055060077
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviDelidolu /

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Öykülerle Atasözleri Söz Kulağa Yazı Uzağa ~ Habib BektaşÖykülerle Atasözleri Söz Kulağa Yazı Uzağa

    Öykülerle Atasözleri Söz Kulağa Yazı Uzağa

    Habib Bektaş

    Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler serisi, zengin içeriği ve göz alıcı çizimlerinin yanı sıra, kitapların sonlarında yer alan sözlükleri ve özel olarak tasarlanan sınıf etkinlikleri ile genç...

  2. Öykülerle Deyimler Uzun Lafın Kısası ~ Habib BektaşÖykülerle Deyimler Uzun Lafın Kısası

    Öykülerle Deyimler Uzun Lafın Kısası

    Habib Bektaş

    Öykülerle Atasözleri ve Öykülerle Deyimler serisi, zengin içeriği ve göz alıcı çizimlerinin yanı sıra, kitapların sonlarında yer alan sözlükleri ve özel olarak tasarlanan sınıf etkinlikleri ile genç...

  3. Cennetin Arka Bahçesi ~ Habib BektaşCennetin Arka Bahçesi

    Cennetin Arka Bahçesi

    Habib Bektaş

    “Cennetin Arka Bahçesi, yerinden yurdundan kopmanın, insanca yaşamayı özlemenin romanı.” Sennur Sezer, Varlık Deryanın dili bambaşkadır. Derya insana neler anlatır neler… Bu su sesleri vardır...

Aynı Kategoriden

  1. Bir Çift İpek Çorap ~ Kate ChopinBir Çift İpek Çorap

    Bir Çift İpek Çorap

    Kate Chopin

    Amerikalı yazar Kate Chopin’in dokuz kısa öyküsünden oluşan bu kitaptaki hikâyelerin neredeyse tamamı, Kanada’nın Acadia (bugünkü Nova Scotia) kırsalında ya da Acadia halklarının göç...

  2. Cadının Elektrikli Süpürgesi ~ Terry PratchettCadının Elektrikli Süpürgesi

    Cadının Elektrikli Süpürgesi

    Terry Pratchett

    Fantastik edebiyatın efsanesi dünyaca ünlü İngiliz yazar Sör Terry Pratchett’tan, 10 yaşın üstündeki okurlar için olağanüstü komik bir öykü derlemesi: Cadının Elektrikli Süpürgesi Okurlarını bambaşka dünyalara uçuran,...

  3. Azgın Mevsimler ~ Raymond CarverAzgın Mevsimler

    Azgın Mevsimler

    Raymond Carver

    Senden kalmanı istemiyorum ya da seni buna zorlamıyorum. Geminin kalkmasına daha beş-altı saat var, ondan önce kararını verebilirsin. Kalmak zorunda değilsin. Parayı paylaştırırım tabii....

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur