Michael Howell, ailesinden miras kalan Ortadoğu işlerini başarıyla yöneten, bürokratik hileleri ve iş yapma inceliklerini iyi bilen biridir. Bir gün kendini kâbusun ortasında bulur. Kıbrıs’ta doğan, Doğu’ya da Batı’ya da tam anlamıyla ait olamayan, kendini “Levanten kırması” sıfatıyla tanıtan Howell, Filistin Eylem Gücü tarafından, teröristlerin kirli oyunlarına çekilir. Artık hayatının ipleri, gaddar terörist Ghaled’in elindedir.
Howell hükümetle anlaşmazlığa düşünce zoraki bir ortaklık teklifiyle durumu lehe çevirmeye çalışır. Ancak bu “ortaklık” sandığından çok daha fazlasını barındırmaktadır. Yeni pil fabrikası projesi, Howell ile hem metresi hem iş arkadaşı olan Teresa’nın korkunç bir sırrı ortaya çıkarmasına neden olur. Gecenin karanlığında, bu sırrı aydınlatmak için attıkları her adım, onları Ghaled’in pençesine daha da yaklaştırır.
Ödüllü yazar Eric Ambler, yıllar önce yayımlanmış olmasına rağmen günümüz dünyası için şaşırtıcı derecede güncel olan romanı Levanten’le okurları Ortadoğu’nun karmaşık politik atmosferine sürüklerken bir yandan da ihanet, hayatta kalma mücadelesi ve beklenmedik kahramanlıklarla dolu bir maceraya çıkarıyor.
Bir klasik.
The Wall Street Journal
Eşsiz… İnandırıcı bir gerilim.
The Guardian
Savaştan bu yana yazdığı en iyi kitap.
Okurun isteyebileceği her şeye sahip… Harika.
The Observer
**
1
Lewis Prescott
14 Mayıs
Bu, Michael Howell’ın öyküsüdür ve büyük kısmını bizzat kendisi anlatmıştır. Aslında hepsini o anlatmalıydı diye düşünüyorum. Michael Howell, kendi davasının haklılığını savunmakta çok ikna edici olmayabilir. Ayrıca Yeşil Çember Olayı diye bilinegelmiş olayın merkezindeki kişi olarak daha çok sanık durumunda ama suçlamalara yalnızca o cevap verebilir ve gerekli açıklamaları yalnız o yapabilir. Kendi anlattıkları üzerinden yargılanacaktır. Onun içinde bulunduğu türden çıkmazlarda, olayın dışındaki kişilerden gelen destekleyici ifadeler ve anlayış, kaçınılmaz olarak, durumu yumuşatmaya yönelik ricalar gibi görünecektir. Benim yapacağım katkı, onun savunmasını güçlendirmek yerine pekâlâ zayıflatabilir. Ona bunu söyledim. Ancak bana hak vermedi. “Destekleyici kanıtlar, Mr. Prescott,” dedi içtenlikle, “sizden beklentim bu. Ghaled hakkında bildiklerinizi anlatın onlara. Güçlü ve sağlam bilgiler verin. Onlara başıma neler geldiğini anlatabilirim ama neyle karşı karşıya olduğumu anlamaları gerek. Size inanırlar.” “Ghaled gibi bir adam hakkında tek bir görüşme sürecinde edindiğim izlenim kanıt sayılmaz.” “Kanıt kadar ağırlığı olacaktır. Açıkça benim yanımda yer almanızı beklemiyorum, Mr Prescott –bu, sizden çok fazla şey beklemek olur– ama size yalvarıyorum, düşmanlarıma koz vermeyin.” Hafif kaçık ve numaracı; bu konuşan, bir Levanten’di. Ona kötü kötü baktım. “Kimseye koz vermiyorum, Mr. Howell, hele düşmanlarınıza, hiç. Bunu yeterince açık ifade ettim sanıyordum.” “Bana ifade ettiniz.” Parmağını havaya kaldırdı. “Ama kamuoyuna ve haber kaynaklarına? Önemli, yansız tanıklar, hakikati bilenler sessiz kalmayı tercih ederlerse kendimi ve Howell Ajansı’nı nasıl temize çıkaracağım?”
“Bu konu üzerine üç bin kelimelik bir yazı yazdım, Mr Howell” diye hatırlattım ona. “Buna sessiz kalmak denmez.” “Kusura bakmayın, Mr. Prescott ama ‘Yeşil Çember’ başlıklı makaleniz hakikatin yalnızca küçük bir kısmını verdi.” Kaldırdığı parmağı bana doğru sallamaya başladı. “Bana inanılacaksa, hepsini anlatmalıyım. Bunu anlatırken de sizin yardımınıza ihtiyacım var. Sizden, benimle birlikte öne çıkıp açıkça fikrinizi söylemenizi rica ediyorum.” Cevap vermeden önce durakladım: “Öne çıkmamı dilediğiniz bir an gelebilir.” “O riski göze almaya hazırım. İkimizin ortaklaşa yapmamız gereken şey, Mr. Prescott, bütün hakikati anlatmak. Hepsi bu, bütün hakikat.” Öyle bir konuşuyordu ki bütün hakikati anlatmak kulağa pek basit bir şeymiş gibi geliyordu. Hatta kendi açısından, bunun çok basit olduğuna inanıyor bile olabilirdi ki zaten onun gözünde çok basitti. Bilinsin diye söylüyorum: Şu anda yazdığım yazının konusunun geçtiği tarihlerde Mr. Howell’la ne karşılaşmıştım ne de varlığından haberdardım. Post Tribune’un başka gazetelere de haber aktaran haber servisinde kıdemli dünya haberleri muhabiri olarak Paris’te konuşlanmış durumdayım. Olaydan iki ay önce, ABD Dışişleri Bakanı’nın Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmek üzere bir çaba daha göstermek üzere bölgeye yapacağı ziyareti haberleştirmek için geçici olarak Ortadoğu’ya atanmıştım. Gezi Beyrut’ta sona erdi ve benim Melanie Hammad ile karşılaşmam da orada oldu. Karım ve ben onunla ilk olarak Paris’te, ortak arkadaşlarımızın apartman dairesinde tanışmıştık. Onun serbest gazeteci olarak Fransız ve Amerikan moda dergilerine yazı yazdığını bildiğimden, kendisini Lübnan’da, bir Dışişleri Bakanlığı basın toplantısında yanımda oturur görünce şaşırmıştım. Selamlaştıktan sonra, “Olağan çalışma alanınızın biraz dışındasınız, değil mi?” diye sordum. Kaşlarını kaldırdı. “Burası benim ülkem. Benim Arap olduğumu bilmiyor muydunuz?” “Lübnanlı olduğunuzu biliyordum.” Paris’teyken, ateşli gözlere sahip çekici bir genç kadındı; iyi giyinir, birçok yabancı dil bilir ve sosyetenin gözdelerini tanırdı.
Hatırladığıma göre karımın parfümde özel indirimler almasına yardımcı olmuştu. “Eh,” dedi kararlı bir ifadeyle, “önce Arap, sonra Lübnanlıyım.” “Müslüman mısınız, Hıristiyan mı?” “Annem babam Maruni Hıristiyandır, bu sebeple herhalde ben de öyle oluyorum.” Sesini fısıltı düzeyine indirdi. “Şu anda Filistin Eylem Gücü adına toplantıya katılıyorum.” “Hmm.” Şaka yaptığını varsayıp gülümseyerek “Gayri resmi olarak herhalde” diye ekledim. “Bunu resmi olarak yapmam biraz zor olurdu.” Gülümsememe aynı şekilde karşılık vermedi. “İsterseniz bu konuyu daha sonra konuşabiliriz.” Güzel gözleri anlamlı anlamlı baktı. “İlginizi çekeceğini sanıyorum, Mr. Prescott.” Tereddüt ettim. Ciddi görünüyordu ama bildiğim tek Filistin Eylem Gücü, haydut olarak tanınan Salah Ghaled adlı birinin yönettiği dağınık bir gerilla grubuydu. Zarif Miss Hammad’ın herhangi bir şekilde onunla bağlantılı olacağını düşünmek zordu. Yine de meraklanmıştım. “Pekâlâ” dedim. “St. Georges’da kalıyorum. Müsaitseniz öğle yemeği yiyebiliriz.” Çalıştığım haber kuruluşunun Ortadoğu bürosunun Beyrut’ta bir ofisi vardı. Ofisin yöneticisi ise aynı zamanda birkaç Britanya gazetesi için muhabirlik de yapan Frank Edwards adlı bir İngiliz’di. Miss Hammad’la buluşmadan önce biraz araştırma yaptım. Edwards güldü. “Demek Melanie’miz sana kancayı taktı, öyle mi? New York Times muhabirinin peşinde sanıyordum.” “Neden söz ediyorsun sen?” “Melanie Filistin Eylem Gücü’nün basın temsilcisi.” “Ama karım da ben de onu tanıyoruz. Paris’in en son moda kadınlarından biridir.” “Paris’te son moda olabilir ama bu taraflarda Filistinli bir eylemcidir. Melanie Sorbonne’da öğrenciyken ve Ghaled hâlâ El-Fetih içindeyken Ghaled onu örgütüne aldı. Melanie’nin babası zengin tabii, yoksa polis ona baskı yapardı. St. Georges’dan görünen o yeni iş hanının ve benzeri birkaç yerin daha sahibi. Melanie’nin geçinmek için çalışmasına gerek yok, ayrıca Ghaled meselesinde de konu aşk. Her ikisi hakkında da yığınla bilgi var bizde. Senin için bulayım mı onları?”
“Galiba önce nasıl bir girişimde bulunacağına bir bakacağım.” “Onu ben sana şimdiden söyleyebilirim. Özgürlük uğruna girişilen aşırılık kötü değildir. Ilımlılık zayıflığın diğer adıdır. Dediklerine göre pek ikna edici olabiliyormuş. Yüreğinin derinliklerine işlemesi için eline Filistin Eylem Gücü manifestosunun sansürlü bir şekli olan ‘Salah Ghaled’in Düşünceleri’nin teksir edilmiş bir kopyası tutuşturuluyor.” “Bunu bana Paris’te de verebilirdi.” “Oradayken Ortadoğu hakkında yazı yazmıyordun.” Yine de Edwards bir konuda yanılmıştı. Melanie Hammad’ın dağarcığında bana vereceği kitapçıktan daha fazla şey vardı. “Siz,” diye bilgilendirdi beni, “gerçekten de nesnel ve bağımsız olmak, kabul görmüş bir görüşü kabul etmek akıllıca olsa bile, eleştiri süzgecinden geçirmeden kabul etmemek gibi bir üne sahipsiniz.” “Söyledikleriniz çok gönül okşayıcı, Miss Hammad, ama umarım şu ya da bu şekilde benzersiz olduğumu kastetmiyorsunuzdur.” “O kadar aptal değilim. Sizin gibi başka Amerikalılar da var tabii ama onlar pek sık buraya gelmiyorlar, geldiklerinde de dinlemeye vakitleri olmuyor. Filistin Eylem Gücü hakkında söylenenleri biliyorum. Filistin davasını kendi çıkarları uğruna kullanan caniler oldukları, El-Fetih saldırı altındayken Salah Ghaled’in oradan kaçtığı, özgürlük savaşçısı değil, olsa olsa bir haydut olduğu söyleniyor. Bunlara inanma eğiliminde olabilirsiniz. Bunlar en azından aklınızın bir köşesinde duruyor olabilir. Ama aynı zamanda da bu hazırlop görüşü, bu fikir birliğini sorgulayabilir, acaba yanlış olabilir mi diye merak edebilirsiniz. Eğer fırsat verilirse, kendi fikrinizi oluşturmayı tercih edersiniz diye düşünüyorum.” “Ama Mr. Ghaled ve onun Filistin Eylem Gücü hakkında bir fikir sahibi olmamı kimse benden istemediğine göre…” diyerek cümleyi ikircikli bıraktım. “Bunu ben istiyorum sizden.” “Maalesef siz benim New York editörüm değilsiniz.” “Ağzınız çok sıkı. Karınız bana öyle söyledi. Sizin tarafınızdan yapılacak önemli bir özel söyleşiden söz ediyorum, Lewis Prescott. Tabii tamamen size özel olacak.” Bir an düşündüm.
“Bu özel söyleşi nerede yapılacak?” “Burada, Lübnan’da. Doğal olarak gizlice. Çok ihtiyatlı olmak gerekiyor.” “Ne zaman olabilir?” “Eğer kabul ederseniz, sanırım yirmi dört saat içinde ayarlayabilirim.” “Mr. Ghaled İngilizce ya da Fransızca biliyor mu?” “Pek iyi düzeyde değil. Çeviriyi ben yaparım. Kabul etmeniz yeter, Mr. Prescott.” “Anlıyorum. O zaman, bugün, ilerleyen saatlerde size cevap veririm.” Edwards’a öneriyi söyleyince, bir ıslık çaldı. “Demek Ghaled ininden çıkmak istiyor!” “Daha önce epeyce söyleşi vermiş miydi? Hammad, kendisinin Ghaled hakkında yazılar yazdığını söyledi.” “O yazılar Ghaled El-Fetih’deykendi. FEG çetesini kurduktan sonra Ghaled çoğunlukla yeraltındaydı. Ürdünlüler başına ödül koydular, Kahire’deki Filistin Kurtuluş Örgütü ise Suriyelileri Ghaled’in üstüne gitmeye ikna etmeye çalıştı. Suriyeliler buna pek yanaşmadılar ama Ghaled Suriye’deyken beladan uzak durup dikkatli olmak zorunda kaldı. Suriye’de konuşlandığı halde, eşkıya birliklerini Suriye topraklarında eyleme asla göndermez. Tabii buralarda zehrin ta kendisidir Ghaled. Daha iyi bir görüntü çizmek, biraz saygınlık kazanmak işine gelirdi.” “Frank, umarım sevimli Miss Melanie Hammad’ı memnun etmek için Ghaled’i temize çıkaracağımı kastetmiyorsun.” Edwards kendini savunma pozisyonunda ellerini kaldırdı. “Hayır, Lew, ama senin yapacağın cinsten bir kişisel söyleşinin, söz konusu kişinin genellikle özdeşleştirildiği kurumun profili haline geldiğini sana hatırlatıyorum. Bu olayda da böyle bir işe kalkışırsan, Ghaled’in önünü açacak, şu anda sahip olmadığı uluslararası kimliği ona vereceksin.” “Filistin gerilla hareketi üzerine bir yazı yazsaydım, ki böyle bir şey yapmıyorum, hareketin temsilcisi olarak Ghaled’i seçer miydim?” “Temsilci mi?” Edwards bir an boş gözlerle baktı, sonra omuz silkti. “On farklı Filistin gerilla hareketi var, eğer FEG gibi grupları da sayarsan daha fazla. Ghaled’i seçmekten daha kötüsü de olabilirdi. Çocukluğundan beri bu hareketlerin birinden ötekine gezdi durdu.” “Ama başına buyruk, garip bir fanatik olarak damgalanmış, değil mi?” “Bunların hepsi garip fanatikler. Yanılsamadan doğan nefret içindeler hepsi. Öyle olmak zorundalar. Başka türlü hayatta kalamazlardı.” “Hiç ılımlı yok mu? Yaser Arafat’a ne demeli?” “Arafat gerilla değil, politikacı. Filistinlilerin, İsrailli yerine Filistinlileri öldürmesine karşı. Günün birinde İsrail ile barışçıl bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu ima bile etseydi, o saat boğazını keserlerdi. Ve öldürülmesini emredecek kişi de Ghaled gibi biri olurdu. Ghaled bunu kendi bile yapardı.” “Eh, anlıyorum ki sen adamı ilginç buluyorsun.” “Evet, Lew, ilginç buluyorum.” Gözlerini kıstı. “Bak şimdi, İkinci İhanetten bu yana…” “Ne demek o?” “Yetmiş birde Ürdün’ün aldığı sert önlemlere Ghaled’in verdiği ad bu. Yetmişte Hüseyin’in ordusu gerillaları Amman’dan attığı zaman alınan birinci sert önlemler Büyük İhanet’ti. İkinci İhanet, bir yıl sonra gelen temizlik operasyonuydu. O zamandan beri gerilla hareketinin ateşi epeyce sönmüş durumda, en azından El Fetih ve Filistin’in Özgürlüğü için Halk Cephesi açısından. Olayların Ghaled’in ilk baştaki iddiasını kanıtladığı söylenebilir. Tek başına bu bile adamı ilginç kılıyor. Kişisel olarak, adamın söyleyeceği başka şeyler de olduğunu düşünüyorum.” “Bu bir önsezi mi yoksa nedenleri mi var?” “Önsezi. Ama eğer Melanie söyleşiyi benden isteseydi, bu fırsatın üstüne atlardım.” “Tamam o zaman. Atlayayım. New York’a telgraf çeksek iyi olur. Buradan çektiğimiz telgrafta Ghaled’in adını geçirebilir miyiz?” “Polisin peşine düşmesini istemiyorsan geçirme.” “Durum o kadar kötü mü?” “Muhtemelen yerel El-Fetih ofisine de haber vereceklerdir. Sana söyledim. Adam zehrin ta kendisi.” Bunun sebebini bulmak büronun dosyaları arasında geçirdiğim iki saatimi aldı. Salah Ghaled, 1930’da, Filistin Britanya mandası altındayken, saygın bir tıp doktorunun en büyük oğlu olarak Hayfa’da doğdu. Annesi Nasıralıydı. Özel okullara gitti; olağanüstü yetenekli bir öğrenci olduğu söyleniyordu. 1948’de Kahire’deki El-Ezher Üniversitesi’ne öğrenci olarak kabul edildi. Orada, babası gibi tıp okuması planlanmıştı. Ancak bu program birinci Arap-İsrail savaşı nedeniyle sekteye uğradı. Saldıran güçler Ürdün Arap lejyonu ve düzensiz bir Arap Kurtuluş Ordusuydu. Önce savunmada olup daha sonra karşı saldırıya geçen ise yeni ilan edilmiş olan İsrail devletini yaşatmak için savaşan İsrail ordusu, Haganah idi. Her iki taraftan da bol bol sivillere hunharca davranıldığı suçlaması yapılıyordu. Arap toplu göçü başladı. Sekiz yüz binden fazla Arap göç etti; bazıları panik içindeydi, bazıları ise ilerlemekte olan Kurtuluş Ordusuna serbest hareket imkânı yarattıklarını sanarak araziyi terk ettiler. Hepsi, kısa zamanda topraklarına ve evlerine dönmeyi bekliyordu. Çok azı bunu başardı. Filistinli mülteci sorunu başlamış oldu. Bu ilk mülteciler arasında Hayfalı Ghaled ailesi de vardı. Ama diğer mülteci Filistinlilerin çoğundan daha az acı çektiler; baba Ghaled doktordu ve parası vardı. Geçici olarak bir kampta kaldıktan sonra aile Eriha’ya taşındı. Bu noktada Salah, planlandığı üzere Kahire’ye, üniversiteye gidebilirdi. Bunun yerine ve anlaşılan babasının da izniyle, Arap Kurtuluş Hareketinin düzensiz birliklerine katıldı. Bu, “Yahudileri denize dökeceklerini” söyleyerek övünen orduydu. Bir yıl sonra, savaş bittiğinde, Yahudiler, kurak arazi üstünde, şimdiye kadar olduğundan daha sağlamca yerleşmiş, Arap güçleri ise umutsuz bir dağınıklık içindeyken, Salah Ghaled daha yeni on sekizini bitirmişti. Yalnızca yenilmiş değil, üstelik bir de aşağılanmış bir orduda savaşmıştı. Hem yenilgi hem de aşağılanmanın intikamı alınmalıydı. Tıp eğitimi için nihayet gittiği Kahire’de kısa zamanda politik öğrenci hareketlerine katıldı. Yıllar sonra yaptığı bir açıklamaya göre, bu dönemde Marksist oldu. Tıp eğitimini hiçbir zaman tamamlamadı. 1952’de “tıbbi yardım personeli” olarak çalışmak üzere Ürdün’deki UNWRA* Filistinli mülteci kampına gitti. O sıralarda gerilla hareketi henüz emekleme dönemindeydi ama anlaşılan Ghaled lider karakterliydi ve kısa sürede, Ürdün’den İsrail sınırını geçerek yapılan baskınlarda İsraillilerin ifadesiyle kendi “sızıntı ajanlar” grubunun başına geçmişti bile. Ghaled hâlâ UNWRA’den tıbbi yardım personeli maaşı aldığından bir takma ad kullanması gerekiyordu. Seçtiği ad El-Matwa –Sustalı Çakı– idi ve bu ad kısa sürede belli ölçüde kötü bir ün kazandı. Sustalı Çakı’nın maceralarından biri olan bir İsrail otobüsüne ateş edilmesi olayının dehşet verici bir misilleme baskınını tetiklediği düşünüldü. Filistinli militanlar arasında, başarı düşmanın tepkisiyle ölçülüyordu. Sustalı Çakı’nın yerel bir lider olarak ünü artık sağlamdı. Mısır istihbarat elemanları sınır bölgesini tanıyan ve fedayin ile birlikte hizmet etmeye istekli Filistinliler bulmak için geldiklerinde, ilişki kurdukları seçme birkaç kişiden biri de Ghaled’di. Mısırlı fedayin dişine kadar silahlı komando güçleriydi. Mısır ve Ürdün üslerinden hareket edip İsrail topraklarının içlerine kadar sızıyor, sivilleri öldürüyor, yolları mayınlıyor ve tesisleri bombalıyorlardı. 1956’daki Sina harekâtı, onların eylemlerine son verdi ama fedayin fikri Filistinliler arasında yaşamaya devam etti. Bundan sonra kurulmaya başlayan gerilla grupları, Mısırlı fedayin ile birlikte savaşmış olan Ghaled gibi adamlar tarafından eğitilip örgütlenmeye başladı. Bunların arasındaki büyükçe bir grup ElFetih olarak tanındı ve Ghaled bu grubun ilk liderlerinden biriydi. Ghaled, 1963’te bir İsrail misilleme baskınında sol bacağından yaralandı. Yara ciddiydi ve ilk tedavi yetersiz olmuştu. O yılın sonlarına doğru babası Ghaled’e onarıcı ameliyatlar olması için Kahire’ye gitmesini tavsiye etti. O sıralarda Kahire’de bulunması geleceği üzerinde tayin edici etkiler yarattı. Filistin Kurtuluş Örgütü orada kurulma aşamasındaydı ve bacağından olduğu ameliyat sonrası nekahet dönemindeki Ghaled bu tartışmalara dahil oldu. Önemli bir El-Fetih lideri olarak Ghaled’e, Sovyet silahlarıyla donatılacak FKÖ’nün yeni alan gücü Filistin Kurtuluş Ordusu hakkında fikri soruldu. Ona teklif edilen tabur komutanlığını reddetse de FKÖ’nün yeni “Uyanış Komitesi”ne üye olarak atandı. FKÖ kuruluş sözleşmesine göre bu komite kendini “ülkelerine hizmet etmek ve anayurtlarının kurtuluşunda çalışmak üzere yeni kuşağın, hem ideolojik hem de manevi olarak yetiştirilmesine” adayacaktı. Nekahet döneminde Ghaled’e, Batı üniversitelerinde okuyan ya da okumak üzere olan Arap öğrencilere konferanslar verme ve tartışmaları yönetme görevi verildi. Melanie Hammad’la işte bu öğrenci toplantılarının birinde tanıştı.
Ghaled dosyasında Melanie Hammad’ın yazdığı iki makale vardı. Birincisi, üç ayda bir yayımlanan solcu bir Fransız dergisinde çıkmıştı ve Filistin davası sıkıcı bir şekilde yeniden aktarılırken Ghaled’den alıntılarla canlı hale getirilmeye çalışılmıştı. Alıntılardan, Balfour Deklarasyonu üzerine yorumdan ibaret olan bir tanesi bana muhtemelen Ghaled’den dinlemek zorunda kalacağım şeyler hakkında bir fikir verdi. “Şu İngilizler inanılmaz,” diyordu Ghaled. “Siyonistlere Filistin’de bir yandan milli yurt bir yandan da orada yaşamakta olanların haklarını ihlal etmemeyi vaat ettiler. Bunu nasıl yapabilirlerdi? Kutsal topraklar söz konusu olduğu için acaba yine çoğalan ekmek somunları ve balıklar gibi bir Hıristiyan mucizesine daha mı güveniyorlardı?” Hammad’ın diğer yazısı da Fransızcaydı ve 1966’da, sansasyon yaratma özelliğiyle tanınan, çok satan bir gazete için yazılmıştı. Bu yazıda Melanie Hammad içinden ne geçiyorsa dile getirmişti. O sırada Gazze Şeridi’nde bir El-Fetih eğitim kampına kumanda etmekte olan Ghaled, Filistin davasının sans peur et sans reproche* beyaz atlı şövalyesi, kararlı ama şerefli bir özgürlük savaşçısı, gün gelir, Filistin’de gerçek bir amaç birliği sağlanırsa ihtiyaç duyulacak cinsten Nasır benzeri bir siyasi-askeri lider olarak övülüyordu. Edwards kestiği kupürün üstüne kırmızı mürekkeple boydan boya bir not yazmıştı: FKÖ Kahire sözcüsü, Ghaled hakkındaki bu değerlendirmeyi “bariz bir şekilde çarpıtılmış” olarak niteleyerek reddetmek için ne diyeceğini şaşırdı ve bu sözlerin “Ghaled’in Filistin davasına olan sadakati hakkında kuşku uyandırdığını” söyledi. Hammad’ı da “sorumsuzca yalan yanlış konuşan biri ve saf” olarak nitelendirdi. Resmin sahte olduğu belirtiliyor. Makaleye eklenmiş söz konusu resim, bir kamyonun kasasına yayılmış haritayı inceleyen, çöl üniforması içindeki bir adamı gösteriyordu. Başına, yüz hatlarının çoğunu gölgede bırakan bir şal sarılmıştı. Bütün görünen, çok belirgin, oldukça kemerli bir burun ve ince bir bıyıktı. Dosyada, karşılaştırma yapabileceğim, Ghaled’e ait olduğu kanıtlanmış herhangi bir fotoğraf olmadığından fotoğrafın sahte olup olmadığına karar verme imkânım yoktu. İlgimi daha çok çeken konu ise sözcünün konuşmasında yaptığı, daha 1966’da Ghaled’in FKÖ’ne bağlılığının kuşkulu olduğuna
…..
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Roman (Yabancı)
- Kitap AdıLevanten
- Sayfa Sayısı240
- YazarEric Ambler
- ISBN9789750866104
- Boyutlar, Kapak13,5 x 21 cm, Karton Kapak
- YayıneviYapı Kredi Yayınları / 2025
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Ezilenler ~ Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Ezilenler
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Geçen yıl, Mart ayının 22. gününün akşamında çok garip bur olay yaşadım. Oturduğum ev rutubetli olduğu için öksürük krizim tutmuş ve o gün, akşama...
- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ~ Stefan Zweig

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ; Stefan Zweig’ın 1922 tarihli bu novellası, saplantılı aşk üzerine yazılmış en çarpıcı metinlerden biridir. Hayatı boyunca kendisinin farkında bile...
- Tehlikeli İlişkiler ~ Choderlos de Laclos

Tehlikeli İlişkiler
Choderlos de Laclos
İlk olarak 1782’de yayımlanan Tehlikeli İlişkilerdeki baştan çıkarma ve öç almanın ahlaksızlıkla iç içe geçmesi, romanın Avrupa edebiyatının en çok tartışılan skandal kitaplarından biri...




