Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Tarçın Kokulu Kız
Tarçın Kokulu Kız

Tarçın Kokulu Kız

Jorge Amado

Doğup büyüdüğü toprakları tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle anlatmaktaki mahirliği sayesinde Brezilya’da tüm zamanların en çok satan yazarı unvanının sahibi olan Jorge Amado, bu kez…

Doğup büyüdüğü toprakları tüm yalınlığı ve gerçekliğiyle anlatmaktaki mahirliği sayesinde Brezilya’da tüm zamanların en çok satan yazarı unvanının sahibi olan Jorge Amado, bu kez memleketini tutkulu bir aşkla kutsuyor.

Amado siyasetin amansız ve karanlık gerçekliğiyle, koltuklarından edilmek üzere olan toprak ağaları ve onlara karşı savaşan sermaye sahibi burjuvaların mücadelesini, Brezilya’nın vahşi güzellikteki doğası ve dizginlenemez bir coşkuyla akan yaşamını arka planına alarak işler. Böylece edebiyat sahnesinin nadide âşıkları Nacib ile Gabriela, karanfil kokan bir liman kasabasında ete kemiğe bürünür. Kakao tarımının bölgeye getirdiği zenginlik vesilesiyle dramatik dönüşümler geçiren bir kentin tutucu ve ilkel geleneklerine sevdası uğruna kafa tutan Nacib de yoluna çıkan engellere karşı direnirken dönüşümün ta kendisi olur.

1983 yılında sinemaya uyarlandığında oldukça ses getiren ve yaşama içkin en derin arzuların çekincesiz işlenişiyle tepkilere konu olan Tarçın Kokulu Kız, Jean-Paul Sartre’ın ifadesiyle “halk romanının en iyi örneği.”

“Bazı çiçekler vardır, hiç dikkatinizi çekti mi? Bahçelerde, dallarda oldukları sürece güzeldirler, mis kokarlar. Vazoya konduklarında, vazo gümüşten bile olsa, solup ölürler.”

I.
1925 YILINDA, ILHEUS ŞEHRİNDE
KAKAO ÇİÇEKLERİ AÇARKEN VE GELİŞME
AŞKLARLA, CİNAYETLERLE, ZİYAFETLERLE,
KUTSAL DOĞUM SAHNELERİYLE, HER ZEVKE HİTAP EDEN
ÇEŞİTLİ HİKÂYELERLE, MAĞRUR VE HABİS SOYLULARLA
DOLU ŞANLI BİR MAZİYLE VE ZENGİN ÇİFTLİK SAHİPLERİ VE
NAMLI HAYDUTLARLA DOLU BİR YAKIN GEÇMİŞLE
VE
YALNIZLIKLA, İÇ ÇEKİŞLERLE, ARZUYLA, İNTİKAMLA,
NEFRETLE
VE
YAĞMURLA, GÜNEŞLE
VE
AY IŞIĞIYLA, KESKİN YASALARLA, SİYASAL MANEVRALARLA,
HEYECAN UYANDIRAN SIĞ KANAL MESELESİYLE
VE
SİHİRBAZIYLA, DANSÇISIYLA, MUCİZESİYLE
VE DE
DİĞER BÜYÜLERLE HÜKÜM SÜRERKEN
SURİYE DOĞUMLU,
İYİ BİR BREZİLYALI’NIN BAŞINDAN GEÇEN ACI TATLI
MACERALAR
YA DA
ARABİSTAN’DAN BİR BREZİLYALI

BİRİNCİ BÖLÜM
OFENÍSIA’NIN DERMANSIZLIĞI
(Ofenísia bu hikâyede pek az ortaya çıkmasına rağmen
hiç de önemsiz biri değildir)
Doludizgin gelişmenin yaşandığı bu yıl…
(1925’te, bir Ilhéus gazetesinden)

GÜNEŞTEN VE YAĞMURDAN
KÜÇÜK BİR MUCİZEYLE

Melez Gabriela ile Arap Nacib’in saf ve temiz aşklarının filizlendiği 1925 yılında yağmur mevsimi normalden ve gerekenden öylesine uzun sürmüştü ki, ürkek bir kuş sürüsüne dönen çiftlik sahipleri sokakta ıstavroz çıkararak, sesleri ve gözleri korkuyla dolu birbirlerine sorar olmuşlardı: “Hiç dinmeyecek mi?” Yağmurdan söz ediyorlardı, gökten gece gündüz neredeyse aralıksız bu kadar su boşaldığını daha önce hiç görmemişlerdi. “Bir hafta daha sürerse her şey tehlikede demektir.” “Bütün ürün…” “Tanrım!” Hasadın olağanüstü olacağı, önceki yılları çok geride bırakacağı konuşulmuştu. Kakao fiyatlarının sürekli artışıyla daha da büyük zenginlik, refah, bolluk ve deste deste para demekti bu. Albayların büyük şehirlerdeki en pahalı okullara giden oğulları, yeni açılan sokaklarda aileler için yeni konutlar, Rio’dan ısmarlanan lüks mobilyalar, salonların şıklığını tamamlayacak kuyruklu piyanolar, büyük mağazalar, gelişip büyüyen ticari hayat, kabarelerde su gibi akan içki, gemilerden inen kadınlar, barlarda ve otellerde oynanan kumar, nihayetinde gelişme ve o çok sözü edilen uygarlık demekti. Şimdi bitmek tükenmek bilmeyen, sel gibi inen bu tehditkâr yağmurların gelmesi ne denli gecikmişti oysa! Ne çok beklenmiş ve dua edilmişti! Aylar önce, albaylar yaklaşan bir yağmurun habercisi olan bulutları görmeyi umarak gözlerini berrak göğe dikmişlerdi. Kakao bahçeleri büyüyor, Bahia eyaletinin güneyini tümüyle kaplayacak şekilde genişliyordu. Ağaçlardaki çiçeklerin yerini alan meyvelerin gelişmesi için zorunlu olan yağmurlar dört gözle bekleniyordu. O yıl São Jorge için düzenlenen tören alayı, şehrin koruyucu azizine yönelik kolektif ve endişeli beklentiyi yansıtan bir gösteriye dönüşmüştü. Azizin altın işlemeli gösterişli heykelinin tahtırevanı, “kardeşliğin” kırmızı cübbesini kuşanmış olan şehrin ileri gelenlerinin, en nüfuzlu çiftlik sahiplerinin omuzlarında taşınıyordu. Yabana atılacak şey değildi bu, çünkü kakao albayları pek de dindarlıklarıyla bilinen kişiler sayılmazlardı. Düzenli olarak kiliseye gitmez, pazar ayinlerine katılmaz, günah çıkarmazlardı. Bu tür zayıflıkları ailelerindeki dişilere bırakmışlardı: “Kilise kadın işidir.” Piskoposun ve rahiplerin şölenler ve inşaatlar için para taleplerine karşılık vermekle yetinirlerdi: Vitória tepesindeki rahibe okulu, piskoposluk sarayı, dini eğitim veren okullar, toplu edilen dokuz gün duaları, Meryem ayı, kermesler, Santo Antonio ve São João bayramları… Oysa o yıl, barlarda oturup içkilerini yudumlamak yerine hepsi birden ellerine bir mum alıp tören alayına katılmıştı. Nedamet getiriyor, değerli yağmurlar karşılığında São Jorge’a dünyaları vaat ediyorlardı. Sokaklarda aziz heykellerini taşıyan tahtırevanların peşindeki kalabalıklar rahiplerin dualarına eşlik ediyordu. Giyinip kuşanmış, ellerini dua için birleştirmiş olan Peder Basílio, suratı bir karış, gür sesini yükselterek duanın başını çekiyordu. Bu kutsal adam, herkes tarafından kabul edilen ve takdir gören üstün erdemlerinin yanı sıra kendisinin de onu bu göksel müdahaleyle doğrudan ilgili kılan toprak ve bahçelere sahip olmasından ötürü bu önemli göreve seçilmişti. Bu yüzden iki katı gayretle dua ediyordu. Koruyucu azizin heykelinin bulunduğu tahtırevana şehrin sokaklarında dolaşırken eşlik etmesi için törenin arifesinde São Sebastiao Kilisesi’nden alınmış olan Azize Maria Magdalena tasvirinin etrafındaki, sayıları bir hayli kabarık olan kızkuruları pederin coşkusu karşısında vecde kapıldıklarını hissediyorlardı. Genelde aceleci ve yumuşak başlı biri olan peder yönettiği ayinleri göz açıp kapayıncaya kadar bitirir, kendisine günah çıkaran ve anlatacak çok şeyi olan kızkurularını yarım yamalak dinlerdi. Bu konuda sözgelimi Peder Cecílio’dan nasıl da farklıydı. Pederin güçlü ve çıkarcı sesi ateşli bir yakarışla yükseldi, kızkurularının genizden gelen sesi yükseldi; albaylardan, eşlerinden ve çocuklarından, tüccarlardan, ihracatçılardan, bayram için iç bölgelerden gelen işçilerden, hamallardan, gemi adamlarından, fahişelerden, dükkân çalışanlarından, profesyonel kumarbazlardan ve çeşit çeşit üçkâğıtçıdan, dini kurstaki oğlanlardan, Mariana Cemaati’ndeki kızlardan oluşan koronun tek vücut olmuş sesi yükseldi. Dua, cani bir ateş topunun, yeni doğmuş kakao meyvelerini yok etme gücüne sahip acımasız bir güneşin yakıp kavurduğu bulutsuz, şeffaf gökyüzüne tırmandı. Sosyeteden bazı hanımlar, Gelişim Kulübü’nün son balosunda toplu halde verdikleri söz gereği tören alayına çıplak ayakla katılmışlardı, şıklıklarını azize feda ederek bu sunu karşılığında ondan yağmur istiyorlardı. Mırıldanarak çeşit çeşit adak adıyor, azizi sıkboğaz ediyorlardı. Artık hiçbir gecikme kabul edilemezdi, aziz koruduğu bu insanların çektiği çileyi gayet iyi görüyordu. Ondan istedikleri, en acilinden bir mucizeydi. São Jorge dualara, albayların bu ani, dokunaklı dindarlığına ve kendileri tarafından ana kiliseye vaat edilen paraya, hanımların kaldırım taşlarıyla cezalandırılan çıplak ayaklarına kayıtsız kalmayacaktı. Ona en çok dokunansa kuşkusuz Peder Basílio’nun acısı olmuştu. Peder kakao meyvelerinin akıbetinden o kadar korkuyordu ki, coşkulu yakarışlarına es verdiğinde koro haykırırken kendisi de azizeye metresi Otália’nın tatlı lütuflarından tam bir ay boyunca uzak duracağına yemin ediyordu. Otália tam beş kez vaftiz anası olmuştu, pederin kakao bahçeleri kadar sağlıklı ve gelecek vaat eden, dantel ve patiskaya sarılıp sarmalanmış beş gürbüz bebeğini vaftiz kurnasına o taşımıştı. Peder Basílio, çocukları resmen kabul edemeyeceği için beşinin de –üç kız ve iki oğlan– vaftiz babası olmakla yetinmiş ve Hıristiyan hayırseverliğinin bir tezahürü olarak onlara kendi soyadını ödünç vermişti: Cerqueira, hem güzel hem de onurlu bir isim. São Jorge bunca çileye nasıl kayıtsız kalabilirdi? Bugün kakao diyarı olan bu toprakların kaderi, fethedildikleri o hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan beri iyisiyle kötüsüyle ondan sorulurdu. Portekiz Kralı, yabanilerle ve kızılağaçlarla dolu olan bu onlarca légua’lık1 toprağı, bir dostluk nişanesi olarak Jorge de Figueiredo Correia’ya vermişti. Ama Correia, Lizbon sarayının zevklerini balta girmemiş ormanlar uğruna bırakmak istememişti, kendisinin yerine İspanyol damadını yerlilerin ellerinde can vermesi için göndermişti. Damadına, efendisi kral tarafından kendisine hediye edilen bu derebeyliği, ejderhaları bile alt eden azizin himayesine vermesini tembihlemişti. O uzak, ilkel topraklara gitmeyecekti ama kendi adını vererek orayı adaşı São Jorge’a adayacaktı. İşte bu yüzden São Jorge yaklaşık dört yüz yıldır aydaki atının sırtından Ilhéus’un hareketli kaderini takip ediyordu. Yerlilerin ilk sömürgecileri katlettiğini ve ardından kendilerinin katledilip köleleştirildiğini; şeker değirmenlerinin, kahve plantasyonlarının –bazıları ufacık, bazıları vasat– kurulduğunu gördü. Bu toprakların yüzyıllar boyunca pek bir gelecek vaat etmeden uyukladığını gördü. Sonra ilk kakao fidanlarının gelişini gördü ve jupará maymunlarına kakao ağaçlarını çoğaltmalarını emretti. Belki bu emri verirken azizin belirli bir amacı yoktu, sadece bunca yıldır bakmaktan sıkıldığı manzarayı biraz değiştirmek istemişti. Himayesi altındaki topraklarda yeni bir çağın başlayacağını, kakaoyla birlikte zenginliğin de geleceğini hiç düşünmemişti. Sonra korkunç şeyler gördü. İnsanların vadilere, tepelere, nehirlere, dağlara sahip olmak için birbirlerini acımasızca ve haince öldürdüğünü, ormanları yaktığını, harıl harıl kakao bahçeleri diktiğini gördü. Bölgenin birdenbire büyüdüğünü, yeni köylerin, kasabaların doğduğunu gördü; gelişmenin Ilhéus’a geldiğini ve beraberinde bir piskopos getirdiğini, yeni belediyelerin –Itabuna, Itapira– kurulduğunu, rahibeler okulunun binasının yükseldiğini, gemiler dolusu insanın karaya ayak bastığını gördü. Öyle şeyler gördü ki artık hiçbir şeyin kendisini etkileyemeyeceğini düşünmeye başladı. Yine de albayların –dualara ve yasalara pek aldırış etmeyen kaba adamların– bu ani ve derin sofuluğu, oldum olası dürtüsel ve tutarsız –o kadar dürtüsel ve tutarsız ki aziz onun yeminine sonuna dek sadık kalabileceğinden bile kuşkuluydu– bir adam olan Peder Basílio Cerqueira’nın o çılgınca yemini karşısında etkilendi. Tören alayı São Sebastiao meydanına doluşup küçük, beyaz kilisenin önünde durduğunda, Glória lanetlenmiş penceresinde gülümseyerek ıstavroz çıkarır, Arap Nacib de gösteriyi daha iyi izleyebilmek için boş barından çıkmış yürürken, işte tam o sırada mucize gerçekleşti. Hayır, mavi gökyüzü kara bulutlarla kaplanmadı, yağmur yağmaya başlamadı. Çünkü böyle olsaydı tören alayı mahvolurdu. Ama gökyüzünde solgun bir gündüz ayı belirdi, güneşin kör edici parlaklığına rağmen mükemmel bir şekilde görülüyordu. Onu ilk fark eden küçük zenci Tuisca oldu, hemen tepeden tırnağa siyahlar giymiş kızkuruları grubunda yer alan patronlarına yani Dos Reis kardeşlere gösterdi. Heyecana kapılan kızkurularından, “Mucize!” diye bir çığlık yükseldi, hemen kalabalığa, oradan da tüm şehre yayıldı. İki gün boyunca başka şey konuşulmadı. São Jorge yakarışlarını duymuştu, çok geçmeden yağmur başlayacaktı. Gerçekten de alaydan birkaç gün sonra gökyüzünde yağmur bulutları toplandı, gece çökerken sağanak indirdi. Gelgelelim duaların, adakların, vaatlerin hacminden, hanımların çıplak ayaklarından ve Peder Basílio’nun şaşırtıcı iffet yemininden haliyle çok etkilenmiş olan São Jorge mucizeyi fazla kaçırmıştı ve şimdi de yağmurlar bitmek bilmiyordu, yağmur mevsimi normal süresini iki hafta aşmıştı. Önceden güneşin gelişimlerini tehdit ettiği o mini mini kakao meyveleri yağmurlar yüzünden kocaman olmuştu, bugüne dek böylesi görülmemişti. Şimdi gelişimlerini tamamlayabilmeleri için yine güneşe ihtiyaçları vardı. Bu ısrarlı, şiddetli yağmurlar devam ederse onları hasattan önce çürütebilirdi. Albaylar yine o aynı korku dolu, acılı gözlerle bakıyorlardı kurşuni gökyüzüne, yağan yağmura. Saklanmış olan güneşi arıyorlardı. São Jorge, São Sebastiao, Mecdelli Meryem sunaklarında, hatta mezarlık şapelindeki Muzaffer Meryem Anamız sunağında mumlar yakılıyordu. Bir hafta on gün daha yağsaydı yağmur bütün ürünü mahvedecekti. Herkes trajik bir bekleyişteydi.

….

Eklendi: Yayım tarihi
Ehliyet_sinav
Ehliyet_sinav

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıTarçın Kokulu Kız
  • Sayfa Sayısı472
  • YazarJorge Amado
  • ISBN9786256462625
  • Boyutlar, Kapak13,5*21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviSel Yayınları / 2025
Ehliyet_sinav

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Dona Flor ve İki Kocası ~ Jorge AmadoDona Flor ve İki Kocası

    Dona Flor ve İki Kocası

    Jorge Amado

    Dona Flor ve İki Kocası, Latin Amerika edebiyatının usta ismi Jorge Amado’nun fantastik romana yeni bir soluk ve açılım getiren başyapıtı. Çapkın, kumarbaz ve...

  2. Tereza Batista – Savaş Yorgunu ~ Jorge AmadoTereza Batista – Savaş Yorgunu

    Tereza Batista – Savaş Yorgunu

    Jorge Amado

    Brezilya sözlü kültürünü çağdaş romanın anlatım olanaklarıyla buluşturan Tereza Batista modernist romanın en etkileyici örneklerinden biri. Henüz 12 yaşında cinsel istismara uğrayan Tereza Batista,...

  3. Alınteri ~ Jorge AmadoAlınteri

    Alınteri

    Jorge Amado

    Sömürge döneminden kalma eski binanın çinko damlarını, kırık dökük kiremitlerini kızdıran güneş, içerideki pis havayı daha da yoğunlaştırıyor; ter, kan ve sidiğin ağır kokusu...

Ehliyet_sinav

Aynı Kategoriden

  1. Kitap Yiyici ~ Stéphane MalandrinKitap Yiyici

    Kitap Yiyici

    Stéphane Malandrin

    Adar Cardoso ve Faustino da Silva yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, yaramazlıklarıyla çarşıyı pazarı birbirine katan, şölenleri yağmalayan, uyuyan balıkçıların bıyıklarını kesen, arakçılıkta usta Lizbonlu...

  2. İki Yeni Gelinin Anıları ~ Honore de Balzacİki Yeni Gelinin Anıları

    İki Yeni Gelinin Anıları

    Honore de Balzac

    Balzac’ın mektup-roman tarzında kaleme aldığı yapıt, dostlukları okul yıllarına dayanan iki yakın arkadaş Louise ve Renée’nin farklı şehirlerdeki ailelerinin yanına dönmelerinin ardından birbirlerine yazdıkları...

  3. Zamanın Bekçileri – 1 Anılan ~ Marianne CurleyZamanın Bekçileri – 1 Anılan

    Zamanın Bekçileri – 1 Anılan

    Marianne Curley

    Geçmişi değiştirebileceğinizi bir düşünün. Ufacık değişiklikle bir felaketler zinciri başlatabilirsiniz. Üçleme Karanlık ve Anahtar ile devam edecek. GİRİŞ Bukleleri omuzlarına dökülen, siyah kabarık saçları...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur