Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Bir Hayat Nefesi
Bir Hayat Nefesi

Bir Hayat Nefesi

Clarice Lispector

Her varlığın söyleyecek bir şeyi vardır ama yazmak için arzudan daha fazlası gerekir. Bir erkek ve bir kadın, birbirlerinin yansımalarında kendilerini izleyen ve sorgulayan…

Her varlığın söyleyecek bir şeyi vardır ama yazmak için arzudan daha fazlası gerekir.

Bir erkek ve bir kadın, birbirlerinin yansımalarında kendilerini izleyen ve sorgulayan iki yazar. İsimsiz anlatıcı, kitabı için başkarakterini, yazar Ângela Pralini’yi yaratır, ancak bu karakter kendi hayatına kavuşunca yaratıcısını farklılıklarıyla şaşırtır, öfkelendirir. Yaratım sürecindeki krizleri ve sayfaların dışındaki dünyanın kendilerine biçtiği roller üzerine düşünürken, sonunda okurda şüphe uyandırmaya başlarlar. Yaratıcı kim, yaratılan kim? Hangisi Clarice’e daha yakın? Hangi ipliği takip etmeyi seçiyoruz? Kurguyu, kurgusal fikri mi yoksa eşsiz bir yazarın eşsiz evrenini mi?

Lispector’un edebî mirasının en derin ve çarpıcı örneklerinden biri olan ve hayatının son zamanlarında yazdığı, ölümünden sonra yayımlanan Bir Hayat Nefesi, kendi hayatından izler taşıyan tanrıvari bir erkek yazar ile onun yaratımı, “hayat nefesi üflediği” Ângela Pralini arasındaki mistik bir diyalog.

“20. yüzyılın en gizemli yazarlarından biri.”

Orhan Pamuk

*

Bir Hayat Nefesi

Bu bir ağıt değil, yırtıcı bir kuşun çığlığı. Değişken ve huzursuz bir kuş. Ölü yüze kondurulan öpücük. Sanki birisinin hayatını kurtarmak istermiş gibi yazıyorum. Muhtemelen kendiminkini. Hayat, ölümün yarattığı bir çeşit deliliktir. Çok yaşasın ölüler çünkü biz onların içinde yaşıyoruz. Aniden, her şeyin artık bir anlam ifade etmesine gerek kalmıyor. Ben var olmaktan memnunum. Ya sen? Elbette öylesin. Bazı şeylerin anlamsızlığı, gönül rahatlığıyla gülümsememe neden oluyor. Elbette, her şey olduğu gibi devam etmeli. Bugün hiçliğin günü. Bugün, saat sıfır. Hiçbir şey olmayan bir sayı var mı? Sıfırdan küçük olan? Her zaman var olduğu için başlangıcı olmayan? Her şeyin öncesinde var olan? Bu hayati yoklukla bağlantı kuruyorum ve kendimi hem kontrol altında hem de eksiksiz olarak tamamen yeniliyorum. Başı ya da sonu olmayan yuvarlak, cümlenin noktasından önceki, sıfırdan önceki noktayım. Sıfırdan sonsuza yürüyorum hiç durmadan ama her şey öyle fani ki. Ben hep vardım, sonra bir anda yok oldum. Dışarıda gün amaçsızca akıp gidiyor, içimdeyse sessizlik uçurumları var. Ruhumun gölgesi, bedenimdir. Bedenim, ruhumun gölgesidir. Bu kitap benim gölgem. Geçmek için yalvarıyorum. Size itaat etmediğimde kendimi suçlu hissediyorum. Yanlış anlarda mutluyum. Herkes dans ederken mutsuz oluyorum. Körlerin de mutlu olabileceklerini öğrendiğim gibi, sakatların da sevinebildiklerini öğrendim çünkü yalnızca talihsiz insanlar bunu bir şekilde telafinin etmenin yolunu bulur. Hayat hiçbir zaman bugünkü kadar güncel olmamıştı: Gelecek çok yakın. Benim için zaman, maddenin ayrıştırılması demektir. Organik olanın çürümesi; sanki zaman, meyvenin posasını çalan bir kurtçukmuş gibi. Zaman diye bir şey yoktur. Zaman dediğimiz şey, şeylerin evrim hareketidir; ancak zaman mevcut değildir ya da sabit bir şekilde var olur, biz de kendimizi zamanın içine aktarırız. Zaman çok hızlı geçiyor, hayat çok kısa ve bu nedenle, saatlerin açgözlülüğüne ve zamanı hızlandıran haberlere kendimi kaptırmamak için muayyen bir can sıkıntısı geliştiriyorum. Bunun gibi her iğrenç ânın tadını çıkarıyorum ve aynı zamanda türümüzün sonsuzluğunun boş sessizliğini de besliyorum. Bir dakika içerisinde birçok dakikayı yaşamak istiyorum. Ebedî hareketsizlik fikri sunan çölleri bile içine alacak şekilde çoğaltmak istiyorum kendimi. Sonsuzlukta zaman mevcut değildir. Gece ve gündüz birbirine zıttır çünkü ikisi de zamandır ve zaman bölünemez. Şu andan itibaren, zaman her daim güncel olacaktır. Bugün, bugündür. Şaşkınım, aynı zamanda bana bu kadar çok şey verilmesi beni şüpheye düşürüyor. Yarın yine bir bugün yaşayacağım. Bugünü yaşamanın acı verici ve keskin bir yanı var. En güzel ve en ısrarcı keman notasının feveranı gibi; ama bir alışkanlık ve alışkanlık hissizliği var. Gelişmekte olan bugünün arı sokması hissi. Şükürler olsun Tanrım, verdiğin yiyecekler için. Günlük ekmeğim için şükürler olsun. Kitap yazmak istedim ama kelimeler nerede? Tüm anlamlar tükenmiş. Sağır ve dilsizler gibi ellerimizle iletişim kuruyoruz. Bana kelimenin döküntüsünü arp tınısında verilmesini ve vahşi bir şekilde yazmama karışılmamasını isterdim. Ve anlatımcı olmaktan vazgeçmek isterdim. Örneğin: Kirlilik. Yazsam mı yazmasam mı? Vazgeçmeyi bilmek. Vazgeçmek ya da vazgeçmemek; kumarbazın genellikle karşı karşıya kaldığı soru işte budur. Vazgeçme sanatı kimseye öğretilmemiştir. Oynamaya devam edip etmeyeceğine karar vermenin ıstırabı hiç de görülmedik bir durum değil. Onurlu bir şekilde çekip gidebilecek miyim? Yoksa ben, inatla bir şeylerin olmasını beklemeye devam edenlerden miyim? Mesela dünyanın sonu gibi bir şeyi ya da her ne olursa; belki de beklenmedik ölümüm gibi, vazgeçme kararımı son derece anlamsız kılacak bir hipotezi? Kendimle yarışmak istemiyorum. Bir gerçek. Bir gerçek haline gelen şey nedir? Olayın kendisiyle ilgilenmeli miyim? Bu sayfaları “gerçekler” hakkındaki bilgilerle dolduracak kadar alçalacak mıyım? Bir hikâye mi uydurmalıyım, yoksa kaotik ilhamımın dizginlerini serbest mi bırakmalıyım? O kadar çok sahte ilham var ki. Peki ya gerçek ilham gelirse ve ben bunun farkına varmazsam? İçimdeki bilinçli benliğe yaklaşmayı istemem çok mu kötü? Evet, benlik artık var olmadığında, artık talepte bulunmadığında hayat ağacının bir parçası haline gelir; benim de elde etmek için mücadele ettiğim şey budur. Kendini unutmak ve buna rağmen bir o kadar yoğun yaşamak. Yazmaya korkuyorum. Çok tehlikeli. Deneyen herkes bunu bilir. Gizli olana dokunma tehlikesi yüzeyde değil, denizin derinliklerinde gömülü köklerde gizlidir. Yazabilmek için kendimi boşluğa yerleştirmeliyim. Bu boşluk, sezgisel olarak var olduğum yer; ama son derece tehlikeli bir boşluk: Burası kan aldığım yer. Ben kelimelerin tuzağından korkan bir yazarım: Söylediğim kelimeler diğerlerini gizler – ama hangilerini? Belki paylaşırım onları. Yazı, derin kuyuya atılan bir taştır. Hiçlik üzerine hafif ve nazik bir meditasyon. Neredeyse tamamen bedenimden bağımsız yazıyorum. Havada süzülür gibi. Bu kadar mutluluktan dolayı ruhum bomboş. Hiçbir varış noktası olmadan kırlarda ata binmekle kıyaslanabilecek samimi bir özgürlüğe sahibim. Ben, kaderden azadeyim. Belki de benim kaderim özgürlüğe ulaşmaktır. Ruhumda hafif köpükler halinde yayılan bir kırışıklık yok. Artık saldırıya maruz kalmıyorum. Bu bir lütuf. Müziği duyuyorum. Debussy, denizin sahile vuran, alçalan ve akıp giden dalgalarını kullanır. Bach bir matematikçidir. Mozart, kişisellikten uzak bir ilahilik sunar. Chopin, en mahrem hayatını ortaya koyar. Schoenberg, kendi benliği aracılığıyla tüm dünyanın klasik benliğine ulaşır. Beethoven, tanrısallığı arayan ve onu yalnızca ölümde bulan fırtınalı insan özüdür. Benimse müzikle hiçbir ilgim yok, onu açığa çıkarmaya cesaret edemeden, yalnızca yeni bir kelimenin eşiğindeyim.” Kelime hazinem hüzünlü ve bazen Wagner’ci-çok sesli-paranoyak bir hal alır. Çok basit ve olduğu gibi yazarım. İşte bu yüzden yaralar. Ben gri ve mavi bir manzarayım. Kuru bir çeşmede ve soğuk ışıkta yükseliyorum. Cetvel ve pergelle çizilen katı, esrarengiz bir üçgenin dar açıları gibi bakımsız ve yapısal bir şeyler yazmak istiyorum. “Yazı” kendi başına var mıdır? Hayır. O, sadece sorgulayan bir şeyin yansımasıdır. Beklenmedik şeylerle çalışırım. Nasıl ve neden olduğunu bilmeden bu şekilde yazarım; bu, sesimin kaderidir. Sesimin tınısı benim. Yazmak bir sorgulamadır. İşte budur: “?” Kendime ihanet ediyor olabilir miyim? Bir nehrin akış yönünü değiştiriyor olabilir miyim? O bereketli nehre güvenmeliyim. Yoksa bir nehre baraj mı inşa ediyorum? Bent kapaklarını açmaya çalışıyorum, suyun dışarı fışkırmasını izlemek istiyorum. Bu kitabın her cümlesinin bir doruk noktası olmasını istiyorum. Sabırlı olmalıyım çünkü sonuçlar şaşırtıcı olacak. Bu sessiz bir kitap ve konuşur, usulca konuşur. Bu yeni bir kitap; kısa süre önce hiçlikten var oldu. Piyanoda özenle ve kendinden emin bir şekilde çalınır; her nota net ve mükemmeldir, her biri diğerlerinden farklıdır. Bu kitap bir posta güvercini. Hiçbir şey ve hiç kimse için yazıyorum. Biri beni okursa, bunu kendi sorumluluğu dahilinde yapacaktır. Ben edebiyat yapmam; sadece zamanın akışı içinde yaşarım. Yazma eylemi, hayatımın kaçınılmaz sonucudur. Kendimi o kadar uzun zaman önce kaybettim ki kendimi bulmaya çalışmaktan çekiniyorum. Başlamaya korkuyorum. Var olmak bazen kalp çarpıntısına neden oluyor. Ben, ben olmaktan o kadar korkuyorum ki. Ben çok tehlikeliyim. Bana bir isim verdiler ve kendime yabancılaştırdılar. Henüz yazmaya başlamamışım gibi hissediyorum. Bunu hissediyorum ve daha hayalci, daha kesin, daha coşkulu, havada spiraller çizen bir dil arzuluyorum. Her yeni kitap bir yolculuktur. Daha önce hiç keşfedilmemiş denizlerde gözü kapalı yapılan bir yolculuk; gözlerdeki tıkaç, karanlığın tartışılmaz dehşeti. İlham aldığımda ölesiye korkarım çünkü bir kez daha beni reddeden bir dünyada tek başıma yolculuk edeceğimi bilirim; ama karakterlerimin suçu yok, bu yüzden onlara elimden geldiğince iyi davranırım. Hiçbir yerden gelmezler. Onlar ilhamdır. İlham delilik değildir. O, Tanrı’dır. Benim problemim delirme korkusu. Kendimi kontrol etmeliyim. İletişimi düzenleyen yasalar vardır. Kişiliksizlik bir koşuldur. Bölücülük ve cehalet genel anlamda günahtır, delilik de tamamen güce ulaşma isteğidir. Sınırlarım, hedefime ulaşıncaya kadar üzerinde çalışılacak hammaddedir. Ben canlı bir bedende yaşıyorum, bu yüzden karakterlerime kalın bir deri kazandırmak için bu kadar çabalıyorum; ama buna dayanamıyorum ve onları sebepsiz yere ağlatıyorum. Ekilmemiş, kendi kendine hareket eden kökler mi yoksa bir diş kökü mü? Ben de bağlarımı bıraktım: Beni rahatsız eden şeyi öldürürüm, iyilik ve kötülük beni rahatsız eder; insanın kendisi olmasının zorlu yükünden kurtulmak için yazan ben, içimdeki bir dünyayla yüzleşmek için emin adımlarla ilerlerim. Her kelimede bir kalp atar. Yazmak, hayatın samimi hakikatini aramaktır. Beni rahatsız eden, yüreğimi titreten, olgunluğum için gerekli görünen hesaplanamaz acılar çeken hayat – olgunluk mu? Bunca zaman onsuz yaşadım! Evet. Ancak görünen o ki bir gün ölecek olanların gizemli hayatlarını tümüyle kabullenmenin zamanı geldi. Kendimi kabul ederek ve her düştüğümde hissettiğim cezalandırıcı korkuyu hissetmeyerek başlamalıyım çünkü düştüğümde içimdeki insan ırkı da düşüyor. Kendimi tamamen kabul etmek mi? Bu, hayatımın ihlalidir. Her değişiklik, her yeni proje şaşkınlık yaratır: Yüreğim şaşkın. İşte bu yüzden, her kelimemde kanın dolaştığı bir kalp vardır. Burada yazdığım her şey benim sessizliğimde ve gölgelerde şekilleniyor. Çok az görüyorum, hemen hemen hiçbir şey duymuyorum. Sonunda kendi içime, içimde yaşayan ruhun doğduğu yere dalıyorum. Kaynağım belirsiz. Kendimle ne yapacağımı bilmediğim için yazıyorum. Demek istediğim, ruhumla ne yapacağımı bilmiyorum. Beden çok şey anlatır ama ruhun yasalarını bilmiyorum: O başıboş dolaşıyor. Düşüncem, sözcüklerin zihnimde çiçeklenerek belirginleşmesiyle, sonrasında hiçbir şey söylemeden ya da yazmadan oluşur — bu düşüncem, sözcüklerden önce, anlık bir şekilde, sözcüksüz bir vizyon olarak ortaya çıkar — ve ardından gelen sözcük neredeyse ânında gelir — aralarındaki mesafe, mekânsal olarak bir milimetreden daha azdır; bir milimetreden daha az bir uzamsal fark. Öyleyse düşünmeden önce zaten düşündüm demektir. Sanırım bir senfoninin bestecisi yalnızca “düşünceden önce düşünmüştür”, bu çok hızlı fikir değişiminde gördüğümüz şey bir atmosferden biraz daha fazlası mı? Hayır. Aslında sembolik olarak renklendirilmiş, her şeyin geldiği atmosferin havasını hissettiren bir atmosfer bu. Ön-düşünce siyah beyazdır. Kelimelerle düşünmenin renkleri farklıdır. Ön-düşünce, ön-andır. Öndüşünce, ânın yakın geçmişidir. Düşünce, önceden düşünülenin somutlaştırılması, maddeleştirilmesidir. Aslında ön-düşünce, dilsiz bilinçsizliğimle yakından bağlantılı olduğundan bana rehberlik eden şeydir. Ön-düşünce rasyonel değildir. O, neredeyse el değmemiştir. Bazen ön-düşünce hissi acı verir: Gölgelerde debelenen ve ancak düşündükten sonra –kelimelerle– özgürleşen dolambaçlı bir yaratımdır. Beni yazmak için muazzam bir çaba harcamaya zorluyorsun; lütfen, kusura bakma canım, izin ver geçeyim. Ben ciddi ve dürüstüm ve eğer doğruyu söylemiyorsam bunun nedeni yasak olmasıdır. Kullanımı yasak olan şeyleri uygulamıyorum ama özgür bırakıyorum. Şeyler hayati nefese itaat eder. Biz zevk almak için doğduk. Ve zevk, doğmuş olmaktır. Biz fetüsken, anne rahminin tam rahatlığının tadını çıkarırız. Bense hiçbir şey bilmiyorum. Sahip olduklarım tenimden içeri giriyor ve şehvetli davranmama neden oluyor. Bana ancak zıddıyla, yalanla sunulan gerçeği istiyorum ve gündelik hayata katlanamıyorum. Bu yüzden yazıyorum herhalde. Hayatım tek bir günden ibaret. İşte bu yüzden benim için geçmiş zaman, şimdiki ve gelecek zaman demektir. Hepsi tek bir baş dönmesi içinde ve öyle tatlı ki ruhta dayanılmaz bir gıdıklanmaya neden oluyor. Yaşamak büyülüdür ve tümüyle açıklanamaz. Ölümü daha iyi anlıyorum. Her gün var olmak, bir bağımlılıktır. Ben neyim? Ben bir düşünceyim. İçimde nefes var mı? Var mı? Ama buna sahip olan kim? Benim adıma konuşan kim? Bir bedenim ve ruhum var mı? Ben, bir ben miyim? “Bu kesinlikle doğru, sen bir bensin,” diye cevap veriyor dünya bana korkunç bir şekilde ve korkuyorum. Tanrı asla düşünülmemelidir çünkü ya O kaçar ya da ben kaçarım. Tanrı görmezden gelinmeli ve hissedilmelidir. Böyle yapınca harekete geçer. Merak ediyorum, Tanrı neden bizim tarafımızdan sevilmeyi bu kadar çok istiyor? Muhtemel cevap: Kendimizi sevebilmemiz ve bunu yaparken kendimizi affedebilmemiz için. Affedilmeye ihtiyacımız var çünkü hayat zaten hatalarla dolu. Bütün bunların sonucunda, az çok romancıların yaptığı gibi, benim de bir karakter yaratmam ve bu karakter aracılığıyla anlamam gerek çünkü bunu tek başıma yapamam; herkesin içinde var olan yalnızlık, beni yaratmaya zorluyor. Peki, kişinin kendi gerçekliklerini yaratması dışında, bu histen kurtulmanın başka bir yolu var mı? Herkes gibi benim de bunu yapabilecek gücüm var; medeniyet adını verdiğimiz kırılgan ve çılgın bir gerçeklik yarattığımız doğru değil mi? Bu medeniyet sadece hayallerin rehberliğindedir. Her icadım, bana meslek dışındaki birisinin duası gibi geliyor, hissetmenin yoğunluğu da öyle; öğrenmek için yazıyorum. Kendimi ve karakterim Ângela Pralini’yi seçtim, böylece belki bizim aracılığımızla hayatın tanımındaki eksikliği anlayabilirim. Hayatın sıfatı yoktur. Garip bir kâsedeki karışımdır ama sonuçta benim nefes almamı sağlayan, bazen nefesimi kesen, bazen de beni soluk soluğa bırakan da o. Bu doğru ama bazen bedene hapsolmuş ruhun ince soğuğuna bile ulaşan derin bir nefes de var. Bir deneyim başlatmak istedim, tarafımca onaylanmayan, sadece gerçekleşen bir deneyimin kurbanı olmak istemedim. Bu yüzden bir karakter yarattım. Aynı zamanda sadece karakterin gizemini değil, şeylerin gizemini de parçalamak istiyorum ben. Bu sanırım kitap kalıntılarından yapılmış bir kitap olacak ama aslında bu, kendime ve karakterim Ângela’ya attığım kısa bakışları tasvir etmekle ilgili. Her bakışı yakalayıp sayfa sayfa devam ettirebilirim ama işin özü genellikle o kısa bakışta gizlidir. Günlüğümdeki ve Ângela’ya yazdırdığım günlükteki her yazı beni biraz korkutuyor. Her not, şimdiki zamanda yazılır. An dediğin, parçalardan oluşur. Her âna baktığımda sahte bir gelecek vaat etmek istemiyorum. Her şey tam olarak yazıldığı veya okunduğu anda gerçekleşir. Buradaki alıntı, kitabı tekrar okuduktan sonra temel biçimiyle ilgili olarak yazıldı çünkü kitap boyunca hangi yöne gitmem gerektiği konusunda net bir anlayışa sahip değildim. Ancak daha büyük mantıksal nedenler sunmadan, hem kendimdeki hem de Ângela’daki eksikliğe tamamen bağlı kaldım. Benim hayatım parçalardan oluşuyor, Ângela için de durum aynı. Benim hayatımın gerçek bir konusu var. Bu bir ağacın değil, bir ağacın kabuğunun tarihi. Yalnızca duyuların açıklayabileceği bir sürü gerçek. Benim yazdıklarımın ve Ângela’nın yazdıklarının, istemeden de olsa, rasgele denilebilecek pasajlardan ibaret olduklarının farkındayım… Bu sefer kitap aklıma bu şekilde geldi; benden gelene saygı duyduğum için hiç değiştirmeden yazıyorum. Burada yazılanlar, ister benim ister Ângela’nın yazdıkları olsun, bir ruhun yok oluşunun kalıntıları, sürekli

….

Eklendi: Yayım tarihi
Ehliyet_sinav
Ehliyet_sinav

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıBir Hayat Nefesi
  • Sayfa Sayısı152
  • YazarClarice Lispector
  • ISBN9789750766039
  • Boyutlar, Kapak12.5 x 19.5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2025
Ehliyet_sinav

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Karanlıktaki Elma ~ Clarice LispectorKaranlıktaki Elma

    Karanlıktaki Elma

    Clarice Lispector

    …sersemlemiş halde, aşkı yok etme ihtiyacının da aşkın bir parçası olduğunu anlamış olabilirdi. Çünkü aşk, aynı zamanda aşka karşı verilen bir mücadeleydi. Martim, karısını...

Ehliyet_sinav

Aynı Kategoriden

  1. Büyük Portre Büyük Sır ~ Dino BuzzatiBüyük Portre Büyük Sır

    Büyük Portre Büyük Sır

    Dino Buzzati

    Bir üniversitede elektronik profesörü olarak görev yapan Ermanno Ismani, İtalyan ordusundan bir teklif alır: Çok gizli bir teknoloji projesinin geliştirme ekibinde yer almak üzere...

  2. Vaat ~ Damon GalgutVaat

    Vaat

    Damon Galgut

    Aile ne için vardı? Damon Galgut’un 2021 Booker Ödülü’nü alan romanı Vaat, insanların ikiyüzlülüğünü ve iç hesaplaşmalarını dingin bir coşkunlukla dışa vuran kuvvetli bir anlatı. Güney Afrikalı...

  3. Antigone ~ Henry BauchauAntigone

    Antigone

    Henry Bauchau

    Babası kör kral Oidipus’u yıllar süren sürgün yolculuğunun sonuna kadar izleyen Antigone, ağabeyleri arasındaki savaşı engellemek üzere Thebai’nin yolunu tutuyor. Kadere meydan okuyan bu...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur