Zaman herkes için aynı şekilde akar, insanlarsa zamanın içinde farklı şekillerde akarlar.
Yağmur mevsimi Tokyo’yu teslim almışken, ünlü yazar Toshio Oki, yıllar sonra ilk kez Kyoto’ya giden bir trende oturur. Bu yolculuk, onu geçmişin ağır gölgeleriyle yüzleşmeye götürürken, gençlik yıllarının tutkulu aşkı, ressam Ueno Otoko’yla yarım kalmış hikâyesini de belki nihayete erdirme umudu taşır.
Fakat Oki’nin geçmişi yalnızca pişmanlıklarla değil, başkalarının taşıdığı yaralarla da doludur. Otoko’nun yanındaki genç ve gizemli kadının taşıdığı intikam arzusu, geçmişin sarsıntılarını yeniden harekete geçirirken, üçünün kaderini telafisi mümkün olmayan biçimde değiştirecektir.
Güzellik ile hüznün iç içe geçtiği bu çarpıcı roman, bir aşkın ardında kalan sessizlikleri, zamanla serpilen karanlık duyguları ve affetmenin sınırlarını keşfe çıkarıyor.
“Kawabata’nın romanları, zamanımızın en etkileyicive özgün eserleri arasındadır.”
The New York Times
**
Japonca aslından çeviren
Didem İpekoğlu
Yeni Yıl Çanları
Tokaido hattının özel hızlı treninin (Güvercin) gözlem vagonunun bir tarafındaki pencereler boyunca beş döner koltuk sıralanmıştı; yalnızca uçtaki koltuğun trenin hareketleriyle birlikte kendi kendine sessizce döndüğünü fark etti Toshio Oki. Gözlerini alamıyordu koltuktan. Oki’nin oturduğu taraftaki kolçaklı, alçak koltuklar yerinden oynamayan türdendi, dolayısıyla elbette dönemiyorlardı.
Gözlem vagonunda Oki tek başınaydı. Alçak koltuğuna iyice gömülen Oki, karşı taraftaki döner koltuklardan birinin dönüşünü izlemeye koyuldu. Belirli bir hızda, belirli bir yönde dönmüyordu. Biraz hızlanıyor, sonra yavaşlıyor, arada duruyor, hatta ters yöne bile dönüyordu. Yine de döner koltuklardan sadece birinin vagonda bir başına olan Oki’nin gözlerinin önünde kendi kendine dönüp durması Oki’nin yüreğinin derinliklerindeki yalnızlığı açığa çıkarmış, pek çok anıyı canlandırmıştı. 29 Aralık günüydü. Oki yeni yıl çanlarını dinlemek için Kyoto’ya gidiyordu.
Oki yılbaşı gecesi radyoda yeni yıl çanlarını dinleme geleneğini kaç yıldır sürdürüyordu acaba? Bu yayın kaç yıl önce başladıysa, muhtemelen o zamandan beri hiç aksatmadan dinlemişti. Japonya’nın dört bir yanından eski tapınakların ünlü çanlarının sesinin yanı sıra sunucunun yorumlarına da yer verilirdi. Yayın sırasında eski yıl geride bırakılıp yeni yıla geçildiği için sunucunun konuşması da yer yer süslü ve dokunaklı bir hal alma eğiliminde olurdu. Yavaşça, aralıklarla çalmaya devam eden Budist tapınaklarının eski çanlarının sesinin yankıları eski Japonya’dan izler taşır, insana zamanın geçişini hatırlatırdı. Kuzey şehirlerinin çanlarından sonra sıra Kyushu’daki çanlara gelirdi ama yılbaşı gecesi her zaman Kyoto tapınaklarının çanlarıyla sonlandırılırdı. Kyoto’da çok sayıda tapınak olduğundan bazen birkaç tapınağın çanlarının sesi birbirine karışır ve radyodan duyulurdu.
Yeni yıl çanları yayını zamanı geldiğinde hâlâ çalışmaya devam eden Oki’nin karısıyla kızı yeni yıl yemekleri hazırlıkları için mutfakta olur, evi toparlar, kimonoları hazırlar, çiçekleri düzenler; Oki de oturma odasında oturur, radyoyu dinlerdi. Yeni yıl çanları çaldıkça Oki geride bıraktığı seneyi düşünürdü. Hislerini dinlerdi. Hisleri seneden seneye değişirdi, bazen yoğun duygulara gömülür, bazen de acı içinde olurdu. Pişmanlığa ya da hüzne boğulduğu da olurdu. Sunucunun sözlerindeki ya da sesindeki duygusallık bazen canını sıksa da çanların sesi Oki’nin yüreğinde yankılanırdı. Bir kez olsun bir gün, yılın son günü Kyoto’ya gidip eski tapınakların çanlarını radyodan değil, canlı olarak dinleme fikri çok uzun zaman önce kalbinde yer edinmişti.
Bu yılın sonunda bir anda aklına esmiş, Kyoto’ya gitmeye karar vermişti. Kyoto’da yaşayan Otoko Ueno’ yla yıllar sonra görüşüp beraber yeni yıl çanlarını dinleme düşüncesi de içini isyankâr bir duyguyla dolduruyordu. Kyoto’ya taşındıktan sonra Oki’yle hiç iletişime geçmeyen Otoko artık Japon resmi alanında ünlüydü ve anlaşılan hâlâ bekârdı. Hem birden karar verdiğinden hem de önceden tarih belirleyip özel hızlı tren bileti almak Oki’nin karakterine aykırı olduğundan, özel hızlı tren bileti olmamasına rağmen Yokohama İstasyonu’ndan Güvercin’in gözlem vagonuna binmişti. Yılın son günleri olduğundan Tokaido hattı kalabalık olabilirdi ama, “Gözlem vagonuna binersem, oradaki yaşlı görevli tanıdık olduğundan bir şekilde yer bulurum,” diye düşünmüştü.
Gidişte Tokyo ve Yokohama’dan öğleden sonra ayrılıp Kyoto’ya akşamüzeri varan ve dönüşte de Osaka ve Kyoto’ dan öğleden sonra kalkan Güvercin, gündüz uykusunu seven Oki için rahat oluyordu; Kyoto’ya gidip gelirken hep Güvercin’i kullanırdı, ikinci sınıf vagonlardan (birinci, ikinci ve üçüncü sınıf vagonların olduğu zamanki ikinci sınıf vagonlar) sorumlu kızlarla da artık tanıdık olmuştu. Trene bindiğinde ikinci sınıf vagonun da beklenmedik bir şekilde boş olduğunu gördü. 29 Aralık’ta yolcu az oluyordu belki de. 30’u ile 31’i yine kalabalık olurdu herhalde. Oki döner koltuklardan yalnızca birinin dönüşünü izlemeye devam ederken istemsizce “kader” hakkında derin düşüncelere dalmak üzereydi ki yaşlı görevli yeşil çay getirdi. “Sadece ben mi varım?” dedi Oki. “Beş-altı kişi var.” “Yılın ilk günü kalabalık olur mu dersin?” “Hayır, yılın ilk günü boş olur. O gün mü döneceksiniz?” “Evet, yılın ilk günü dönmem gerekiyor…” “Bilgilendirmesini yaparım. Yılın ilk günü ben görevli değilim.” “Teşekkür ederim.” Yaşlı görevli gittikten sonra etrafı inceleyen Oki, vagonun dibindeki kolçaklı koltukların altında iki tane beyaz deri valiz olduğunu gördü. Kare şeklinde, ince yapılı, yenice bir modeldi. Beyaz deride açık kahverengiye çalan tonlar vardı, Japonya’da eşine rastlanılmayan bir kalitedeydi. Koltuğun üzerinde bir de leopar derisinden büyük bir el çantası vardı, eşyaların sahipleri muhtemelen Amerikalıydı. Yemek vagonuna gitmişlerdi herhalde.
Pencerenin gerisinde, ılık görünen yoğun sisin içinde bir orman uzanıyordu. Sisin epey üzerindeki beyaz bulutlarda hafif bir ışıltı vardı. Işık sanki yeryüzünden geliyor gibiydi. Ama tren ilerledikçe hava açıldı. Pencereden giren gün ışığı vagonun zeminine ulaştı. Çamlarla kaplı bir dağın yanından geçerken her yere dağılmış çam iğneleri görülüyordu. Bazı bambuların yaprakları sararmıştı. Simsiyah renkteki burna parıl parıl dalgalar vuruyordu. Yemek vagonundan dönen orta yaşlı Amerikalı çift, Numazu’yu geçip de Fuji Dağı ortaya çıkınca pencerenin önünde durup pek çok fotoğraf çekti. Ancak Fuji Dağı sonunda eteklerine kadar kendini tamamen göstermeye başladığında, fotoğraf çekmekten yorgun düşmüşçesine sırtlarını cama dayadılar. Kış güneşi erken batıyordu, mat gümüşi renkteki bir nehri gözden kaybolana kadar izledikten sonra kafasını kaldıran Oki batan güneşle karşılaştı. Çok geçmeden, karabulutların arasındaki yay şeklindeki boşluktan günbatımının beyaz ışıltısı soğuk bir şekilde sızmaya başladı ve uzun süre orada kaldı. Çoktan ışıkları yanmaya başlamış vagonun içinde döner koltuklar neden bilinmez aynı anda yarım tur döndü. Ne var ki durmadan dönmeye devam eden yine o sondakiydi sadece.
Kyoto’ya varınca Oki, Otel Miyako’ya gitti. Otoko otele gelebilir düşüncesiyle sessiz bir oda talep etti. Asansörle altı-yedi kat çıkmış gibiydi ama otel, Higashiyama Dağları’nın dik yamacına kademe kademe inşa edildiğinden, uzun bir koridorun sonuna vardığında kendini birinci katta buldu. Koridora dizilmiş odalarda sanki hiç konuk yok gibiydi, çıt çıkmıyordu. Fakat saat onu geçince iki yanındaki oda da yabancıların sesleriyle gürültülü bir hal aldı. Oki görevliye sordu bunu.
“İki aile, toplamda 12 çocuk var,” diye yanıtladı görevli. 12 çocuk, sadece odalarında yüksek sesle konuşmakla kalmıyor, birbirlerinin odasına gidip geliyor, koridorda koşuyor, gülüp oynuyorlardı. Pek çok oda boş olmasına rağmen, neden iki yandan sıkıştırırcasına Oki’nin odasını böylesine gürültülü konukların yanına yerleştirmişlerdi ki? “Nasılsa çocuklar erkenden uyur,” diye kendini teskin etmişti Oki ama yolculuğun heyecanından olsa gerek, çocuklar sakinleşmek bilmedi. En çok da çocukların koridorda koşma sesi kulaklarını tırmalıyordu. Nihayetinde Oki yataktan kalktı.
Ayrıca iki yanındaki odalardan gelen yabancı bir dildeki gürültü, Oki’nin daha da yalnız hissetmesine sebep oluyordu. Güvercin’in gözlem vagonunda döner koltuklardan yalnızca birinin tek başına dönüp durması gözünün önüne geliverdi, yalnızlığın kalbinde sessizce dönüp durduğunu izliyormuş gibi hissetti Oki.
Oki yeni yıl çanlarını dinlemek ve Otoko Ueno’yla görüşmek için Kyoto’ya gelmişti ama asıl amacı Otoko’yla görüşmek miydi yoksa yeni yıl çanları mıydı, hangisi diğerinin tamamlayıcısıydı diye yeniden düşünmeye koyuldu. Yeni yıl çanlarını dinleyeceği kesindi ama Otoko’yla görüşeceği kesin değildi. Yine de çanlar sadece bir bahane, onu görme şansıysa uzun zamandır arzuladığı bir şey değil miydi? Oki, Otoko’yla yeni yıl çanlarını dinleme niyetiyle Kyoto’ya gelmişti. Bunu pek zorlanmadan gerçekleştirebileceğini düşünerek çıkmıştı yola. Ne var ki Oki ile Otoko’nun arasına uzun yıllar girmişti. Otoko hâlâ bekâr gibiydi ama bu, eski sevgilisiyle buluşacağı ya da onun davetine icabet edeceği anlamına geliyor muydu, Oki bunun cevabını bilemezdi elbette.
“Yok canım, ondan bahsediyoruz sonuçta,” diye mırıldandı Oki ama “o kadın”ın nasıl bir değişim geçirdiğini, şu an nasıl olduğunu bilemezdi sonuçta.
Otoko bir tapınağın ek binasını kiralamış, orada bir kadın öğrencisiyle yaşıyormuş. Oki bir sanat dergisinde çıkan fotoğrafları görmüştü; ek bina yalnızca bir-iki odadan ibaret değil de tam anlamıyla bir ev gibiydi, atölye olarak kullanılan tatami’li1 geleneksel oda da geniş duruyordu. Bahçesinde de sabi2 hissi hâkimdi. Otoko’yu elinde fırçasıyla yüzü yere dönük halde çekmişlerdi ama alnından burnuna kadarki kısımdan o olduğu anlaşılıyordu. Orta yaş kilosu yoktu, omuzları zarif duruyordu. Geçmişe dair anılardan ziyade, bu kadının geleceğinden birinin karısı olma ihtimalini, anne olma ihtimalini elinden ben mi koparıp aldım suçluluğunun Oki’yi sarmasına sebep olan bir fotoğraftı bu. Elbette ki dergideki fotoğrafı görenler arasında yalnızca Oki bu hislere gömülmüştü. Otoko’yla derin bağları olmayanlar, sadece Kyoto’ya taşınmış, Kyoto tarzında güzelleşmiş bir kadın ressam görüyordu belki de.
Oki, 29’u gecesi olmasa bile 30’unda Otoko’ya telefon etmeyi ya da evini ziyaret etmeyi tasarlıyordu. Ancak sabah olup da yabancı çocukların gürültüsüyle uyanınca çekinip bunları yapmakta tereddüde düştü, öncelikle hızlı postayla bir mektup göndermeyi düşünüp masaya oturdu ama daha ilk cümleden ne yazacağını bilemedi. Odada bulunan bembeyaz kâğıda bakarken, “Otoko’yla görüşmesem de olur, yeni yıl çanlarını dinleyip dönsem de olur,” diye bile düşündü Oki.
İki yanındaki odalarda kalan çocukların gürültüsüyle erkenden uyanmış olan Oki, iki yabancı aile gittikten sonra tekrar uyudu. Uyandığında saat neredeyse on bire geliyordu.
….
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Japon Edebiyatı Roman (Yabancı)
- Kitap AdıGüzellik ve Hüzün
- Sayfa Sayısı216
- YazarYasunari Kawabata
- ISBN9789750766534
- Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton kapak
- YayıneviCan Yayınları / 2026
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Kanatsız Melek 3 – Son Dilekler ~ Victoria Schwab

Kanatsız Melek 3 – Son Dilekler
Victoria Schwab
Aria ilk bakışta on iki yaşında sıradan bir kız gibi görünebilirdi. Ama o bir koruyucu melekti ve dünyaya kanatlarını kazanmaya gönderilmişti. Bunun için de...
- Ödül ~ Julie Garwood

Ödül
Julie Garwood
Fatih William’ın Sakson tutsağı Nicholaa, Norman soylularından biriyle evlenmek zorunda bırakılır. Genç kadın eş olarak kendine merhametli savaşçı Baron Royce’u seçer. Becerikli, isyankâr ve...
- Büyüdüğün Zaman Anlayacaksın ~ Virginie Grimaldi

Büyüdüğün Zaman Anlayacaksın
Virginie Grimaldi
Bazen en ummadığın yerde ve kişide bulursun aradığını… “Başımı Marc’ın karnına yaslamıştım ve birlikte Game of Thrones’u izliyorduk. Keyfimize diyecek yoktu. Telefonum çalmaya başlayınca...


