Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Operasyon Ergenekon & Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler
Operasyon Ergenekon & Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler

Operasyon Ergenekon & Gizli Belgelerde Karanlık İlişkiler

Şamil Tayyar

Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye’yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı? Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya…

Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye’yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı?

Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü’nün hazırladığı raporda neler yazılı?

Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.

İlk kez yayınlanan belgelerle, OPERASYON-ERGENEKON çok konuşulacak!
İstihbarat birimleri arasındaki bu çatışma ve güç mücadelesi Çevik Bir zamanında en yüksek seviyeye çıkmıştı. Bir’in, Emniyet’in elindeki ağır silahları istemesi, Emniyet İstihbaratı’nın ve Emniyet’in güçlenmesinden duyduğu endişeyi ortaya koyuyordu. Mehmet Ağar bu isteğe çok sert bir cevap verdi. Bugün bu güç dengesi tamamen değişiyor.”

“Kuvvet komutanları Ak Parti’ye darbe yapmayı kararlaştırmışlardı. O gece İlker Başbuğ’u arayan Aytaç Yalman’ın kafasına takılan tek bir soru kalmıştı: Hilmi Özkök’ün hazırlattığı gizli ve özel rapor!”

“O gün, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın kapısını çalan kişi MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’du. Atasagun, Yalman’ı iki konuda uyardı ve son sözünü söyledi. Aytaç Yalman, bu görüşmeden sonra oyunun dışına çıktı ve kuvvet komutanlarının planı alt üst oldu!”

“Ergenekon’un 1 Numara’sı, İstanbul Orduevi’nde otururken önündeki gazeteden Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın isminin üstünü çizdi ve yanına bir not yazdı: ‘Olmadı Yaşar, olmadı’. Sonrası malum, istihbarat servisleri Ergenekon Operasyonu için düğmeye bastılar.”

“Selçuk Üniversitesi’nden bir grup öğretim görevlisi ve öğrenci, Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Davutpaşa Kampüsü’nde silah kullanma, bomba yapımı, sabotaj gibi eğitimlere tâbi tutuluyor. Bu kampüs eski Davutpaşa Kışlası’dır. Ergenekon, burayı eğitim alanı olarak kullanıyor.”

Dağlıca Baskını’nın perde arkasını araştıran ve kamuoyuna en doğru bilgileri veren Gazeteci Şamil Tayyar, Türkiye’yi sarsacak gizli belgeleri ilk kez bu kitapta yayınlıyor. Dağlıca Baskını’nda görevli ast subayın cebinden çıkan el çizimi mevzi planları, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü tarafından hazırlanan tetkik raporları, Ergenekon üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, Başbakan R. T. Erdoğan’a emekli bir albay tarafından gönderilen gizli mektup ve kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları…

OPERASYON: ERGENEKON, gizli kalmış birçok soruya cevap veriyor…

İçindekiler

ÖNSÖZ

SARIKIZ’IN MEKTUBU

ŞEMDİNLİ TUZAĞI

İLK CİNAYET: RAHİP SANTORO

ÇETE OPERASYONLARI SAUNADA BAŞLADI

CUMHURİYET OYUNU

VATANSEVERLERİN AYAK İZİ

İLK BÜYÜK DARBE: ATABEYLER

DİYARBAKIR PROVASI

HABLEMİTOĞLU CEZASI

MALİYE’DE DERİN HESAP

ÇETELER HORTLAD1

HRANT DİNKTE ÇUVALLADILAR

MALATYA VAHŞETİ

ÜMRANİYE ÇÖPLÜĞÜ

600 KİLO PATLAYICI MESAJ MIYDI

ALTIN VURUŞ ERGENEKON

DAĞLICA İNTİKAMI

İSTİHBARATTA GÜÇ DENGESİ

FOTOĞRAFIN ASLI

İŞTE O TELEFON GÖRÜŞMELERİ

ÖNSÖZ

6 Aralık 1997 tarihi, kendi iradesi dışında gelişse de Recep Tayyip Erdoğan için önemli bir kırılma noktasının yaşandığı gündü. Gerçi o güne kadar Refah Partisi İl Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemlerinde, uzun soluklu siyasi yolculuğu için kendisine kitlesel destek sağlamıştı ama başbakanlığa giden yolda kilometre taşları eksikti. İşte o gün, Siirt’te halka Türk milliyetçiliğinin öncü isimlerinden Ziya Gökalp’ın şu dizelerini okudu: “Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker…”

Bazen “hayır olduğu düşünülen şeyde ser, şer olacağı düşünülen şeyde hayır vardır” derler, tıpkı öyle oldu. Erdoğan, eski TCK’nın o meşhur 312. maddesinden yargılandı, isnat edilen suç, halkı dil ve din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ermekti. Cezası kesinleşince Pınarhisar Cezaevi’nde yaklaşık 4 ay mahkûm hayatı yaşayan Erdoğan için o günler, yeni siyasi projeler geliştirdiği günler oldu. Çünkü eş zamanlı olarak yıllardır hizmet verdiği Refah Partisi de sona gelmişti. 16 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi, RP için kapatma kararı verdi.

Kapatma kararı sürpriz değildi elbette. Sürpriz olan testinin yeni haliydi, çatlamıştı bir kere. Partiyi kapatanlara beddualar ediliyordu ama diğer taraftan yanlışlar sorgulanıyor, geleceğe daha farklı bir perspektiften bakmak isteniyordu. Aynı gün ASKİ’nin spor tesislerinde kalabalık bir toplantı yapıldı. Dediler ki; “Partinin kapatılması hukuksuzdur ama böyle devam edemeyiz.”

Belki de ilk kez bu kadar güçlü şekilde Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin telaffuz edildiği bir toplantı oldu. Genel talep; güçlü genel başkan ve yeni politikalar…

Daha sonraki süreçte yaşananlar hiç de beklendiği gibi şeyler değildi: Refah’ın yerine Fazilet Partisi kuruldu. Yine yola İsmail Alptekin ve Recai Kutan gibi emanetçilerle devam edildi. Yine söz sahibi Necmettin Erbakan’dı.

Partiye yeni istikamet vermek isteyenler Abdullah Gül’le başlattıkları genel başkanlık yarısıyla yeniden yapılandırma çabalarına ağırlık verse de Erbakan’ın gücünü bu yapı içinde dizginlemek mümkün değildi. 15 Aralık 2000 günü Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisi’ni kapatması, yenilikçi hareket için bir nevi bulunmaz fırsattı. Yıllarca “hain” damgasını yemekten ürkenler, ilk kez “yeni parti” düşüncesini haykırarak farklı çatı altında toplanmaya başladılar. 14 Ağustos 2001 günü Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. İki gün sonra 121 üyeli Kurucular Kurulu toplanıp Erdoğan’ı genel başkanlığa seçtiler.

Partiyi kuranlar ilk genel seçimde tek başlarına iktidara geleceklerine inanıyordu. Tabandan esen rüzgârlar, bu iddiayı doğrular gibiydi. Anketlerden çıkan sonuçlar da AK Parti’nin şansını ortaya koyuyordu.

O süreçte iktidarda Bülent Ecevit başkanlığındaki 57. koalisyon hükümeti vardı. Ecevit ve ortakları Yılmaz ile Bahçeli, AK Parti’ye fazla şans tanımadılar ya da Öyle görünmeyi tercih ettiler. Kimi spekülatif anketlerde de AK Parti, dipte gösterildi.

Zihnî bulanıklığın sürdüğü bu dönemde, MHP Lideri Bahçeli’nin 2002 Temmuz başında sürpriz bir şekilde “3 Kasım’da erken seçim” çağrısı yapmasıyla, er meydanında güreş tutmak için tarihi fırsat doğmuş oldu. Ne var ki, şartlar koalisyon ortakları için pek elverişli değildi. 2001 krizinden yeni çıkmış Türkiye’yi ayağa kaldırmak için bir diri ameliyatın yapıldığı ve haşlanın nekahet döneminde bulunduğu sırada alınan bu erken seçim kararı, koalisyonun dikişlerini patlattı.

3 Kasım 2002 tarihi yaklaştıkça, “Meclis’te üç parti olur; AK Parti, CHP ve DYP” yorumları, “Meclis’te sadece AK Parti ve CHP olur” düşüncesine dönüşmeye başladı. Bu yorumlar, koalisyon ortaklarının tasfiyesi, muhalefetin tsunami gibi üzerlerine çökmesi sonucunu öngörü yordu

“Birileri” için tehlike ufukta görünmüştü!

Yüksek Seçim Kumlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul milletvekili adaylığını kabul etmedi. Boş kalan sıraya Kemal Unakıtan İsmi yerleştirildi. Bu karar, Türk siyasetinde bir ilke yol açtı. 3 Kasım’dan sonra Abdullah Gül, başbakanlık koltuğuna oturdu. Bir nevi çift başlı görüntü vardı; bir tarafta genel başkan, diğer tarafta ayrı bir başbakan…

Tepkili kesimde şu yorumlar daha sıkça dile getirilir oldu: “Göreceksiniz böyle devam edemezler, yakında birbirlerine düşerler.” Aslında bu yorum, suni olarak yaratılan çift başlı görüntüden medet ummaktan öte anlam taşımıyordu. Gelişmeler, istedikleri gibi olmadı. Erdoğan ve Gül, “Görün, birkaç gün içinde birbirlerine girerler” diyenleri çatlatırcasına kavgasız ve gürültüsü; yollarına devam ettiler.

Müesses nizam, yeni strateji geliştirdi: Bu hükümet bir şekilde yıpranacak. Erdoğan dışarıda kalırsa parti yine gücünü korur, olan sadece Gül’e olur. Onun için Erdoğan da elini taşın altına koysun. Derken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yüksek sesle konuşmaya başladı, gazetelere demeçler verir oldu: “Recep Tayyip Erdoğan gelsin aday olsun, mağduriyet rolünü bıraksın. Hangi ili istiyorsa oradan seçime gidebiliriz.”

Kamuoyunda “Bu da nerden çıktı” diye sorular birbirini illerken, bir de baktık, Siirt’te bir grup köylünün seçim sandığına gitmemesi bu ildeki seçimlerinin iptalini doğurmuştu!…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Kıt’a Dur!- 28 Şubat’tan 27 Nisan’a İktidar Kavgası ~ Şamil TayyarKıt’a Dur!- 28 Şubat’tan 27 Nisan’a İktidar Kavgası

    Kıt’a Dur!- 28 Şubat’tan 27 Nisan’a İktidar Kavgası

    Şamil Tayyar

    28 Şubat’tan kısa bir süre önce, Çevik Bir ve Mehmet Ağar’ın katıldığı toplantıda hangi kararlar alındı? Cumhuriyet tarihine damgasını vuran gizli toplantıda başka kimler...

  2. Kürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları ~ Şamil TayyarKürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları

    Kürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları

    Şamil Tayyar

    Ortaya çıkış öyküsü nasıl yazılırsa yazılsın, PKK ve Abdullah Öcalan, 12 Eylül düzeninin oyun kurucusu olarak sahaya sokuldu ve hâlâ pozisyonunu koruyor… PKK, birçok...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur