Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

BİR

Londra, İngiltere

26 Mayıs 1816

 

O gece, Eldridge Balo Salonu’nda iki tip erkek bulunuyordu:  ateşli, ancak münasip ilgileriyle her genç kızın hemen kabul edeceği havalı centilmenler ve Lana Hillary’i takip edenler.

Utangaç Leydi Catherine Mitchell ve onun yakın arkadaşları gibi güzel leydiler şehrin Lort Gilford’larının kalplerini yakalamışlarken Lana saksıdaki büyük yeşilliklerin arkasına saklanmış, erkek kardeşi gelene kadar Lort Carrington ve benzerlerinin onu bulmamasını ümit ediyordu.

Jake’in iki bardak içkiyi alıp gelmesi ne kadar zaman almıştı?

Lanet olası!

Carrington’ın kara bakışları Lana’nın üzerine kilitlendi. Vikont, yüzünde sarkık gıdısını daha belirgin hale getiren bir sırıtma ile ilk dansı bekleyen davetlilerin arasından geçerek Lana’ya doğru ilerlemeye başladı. Anlaşılan Lana’nın önceki akşam sert bir şekilde cesaretini kırmaya çalışması pek başarılı olmamıştı.

Kahrolası erkek kardeşi ona tam ihtiyacı olduğu zaman nerelerdeydi? Gözlerinin hızlıca balo salonunu dolaşması boşunaydı.

Carrington, pahalı kıyafetler içindeki aç bir yırtıcı hayvan gibi ona doğru geliyordu. Dedikodulara bakılırsa alacaklılar Vikont’un son mal varlığını kapabilmek için çiçekli panayır direğinin etrafında oynayan çocuklar gibi dolanıyordu. Adam çaresizdi. Dolayısıyla da kararlıydı. Ama Lana da kesin kararlıydı. Üçüncü Leydi Carrington olmayı asla kabul etmeyecekti. Bu hödükle evlenen diğer genç kızlar gibi yaşama sevincini kaybedip ruhsuzlaşmaya hiç niyeti yoktu.

Adam kalabalığı omuzlarıyla yararak hızla yaklaşıyordu. Lana’nın üzerine bir korku çöktü. Ya annesi Vikont ’un ondan hoşlandığını duymuşsa… Lana titredi. Annesine kalsa onu parlak kâğıtlara sarıp üzerine de bir kurdele koyarak Vikont’un kapısına bir hediye gibi bırakırdı. Annesi Lana’yı herhangi birine vermek için deli oluyordu. Üstüne bir de unvan alırsa bundan daha iyisi düşünülemezdi.

Adamdan kaçmak için kalabalığın arasına dalan Lana omuzunun üstünden çabukça arkaya baktı. Carrington, av köpeğine benzer yüzüyle onu takip etmeye devam ediyordu. Lana odanın sonuna geldiğinde gidecek bir yeri kalmadığını fark etti.

Carrington çürük dişlerini gösteren bir zafer gülüşüyle yaklaşıyordu.  Onu tam istediği yerde, kaçışın tamamen imkânsız olduğu terasa açılan çift kapılı duvar ile evin iç kısımlarına giden yol arasında yakalamıştı.

Tanrı yardımcım olsun, diye geçirdi içinden Lana ve Carrington ona ulaşamadan boş koridora doğru fırladı. Dinlenme odasında saklanabilirdi.

O kaçarken, balo salonunda başlayan halk dansının ilk notaları kulağına geldi. Damasko ile kaplı duvarların üzerindeki lambaların ışıkları parlak parkelerde yansıyordu.  Olabildiğince gölgelere sığınarak altın çerçeveli manzara resimleri ile kaplı geniş holde devam etti. Karşısına çıkan ilk köşeyi dönene kadar da hızını kesmedi.

Lana sevinçle nefes aldı. Başardım, diye düşündü. Hızlı düşünüp kendini kurtarmıştı.  Hoplaya zıplaya dinlenme odasına doğru giderken gülümsüyordu. Jake’e veya öbür ağabeylerine kimin ihtiyacı vardı? İğrenç Vikont’u kendi başına halletmişti, şükürler olsun.

“Bayan Hillary?” Carrington’ın sesi boş koridorda yankılandı.

Lana nefesini tutarak etrafında şöyle bir döndü. Kahretsin, yoksa onu takip mi etmişti?

“Bayan Hillary, bu tarafa doğru mu geldiniz? Sizinle konuşmak istiyorum.” Carrigton’ın sesi arkasından koşmuş gibi nefes nefese ve yakından geliyordu.

Lana onunla yalnız yakalanmak yerine ölümü tercih edecek durumdaydı. Bildiği bütün görgü kurallarını hiçe sayarak koşmaya başladı. Yerde serili Türk halısının üstüne vardığında ayak sesleri kesildi.

“ Bayan Hillary” diye seslenen Vikontun sesi bıkkın ve oldukça yakından geliyordu. Lana dinlenme odasına zamanında varamayacaktı.

Bu ahlaksız adam onu yalnız yakalayıp istediğini elde etmek için itibarını hiçe sayar mıydı?
“Bayan Hillary, sizden beklemenizi talep ediyorum. “ diye devam etti adam.

Hangi akla hizmet ederek balo salonunu terk etmişti sanki? Yanında refakatçisi olmadan bu adamla yakalanırsa, ailesi evlenmeleri için zorladığında Carrington ondan istediği her şeyi talep edebilirdi. Tiksintiyle ürperdi. Bunun olmasına izin vermeyecekti.

Lana önüne çıkan bir sonraki kapıyı denedi ve kilitli olmadığını gördü, sessizce içeriye girip kapıyı fark edilmeyecek bir sessizlikle geri kapadı. Kulağını kalın meşe kapıya dayayıp bu ahlaksız adamın oradan geçip geçmediğini duymaya çalıştı. Karanlık odanın içindeki bir saatten tıklama sesleri geliyordu, ancak koridordan gelen hiçbir ses yoktu. Ne buyurucu talepler, ne bir ayak sesi ne de zor alınan hırıltılı nefes sesleri geliyordu kulağına. Neredeydi şu muhallebi kafalı? Şimdiye odanın önünden geçmiş olması gerekirdi.

Ufacık bir ses duyabilmek için kulağını kapıya iyice yapıştırdı. Sessizliği, sadece deli gibi atan kalbinin sesi bozuyordu.  Adam onu takip etmeyi bırakmış mıydı? Lana halsiz bir şekilde kapıya dayanırken rahat bir nefes aldı.

Ucuz atlatmıştı. Bir daha asla bu kadar aptalca bir şey yapmayacaktı. Bu sefer bunda kesin kararlıydı. Lana ellerini eteklerinin üzerinde gezdirerek kendine çeki düzen verdi.  Başını daha fazla derde sokmadan balo salonuna geri dönmeliydi. Tam elini kapı koluna uzatmışken kapıya bir şey çarptı.  Lana geriye doğru sendelerken kalçasını orada duran bir sandığa vurdu ve şaşkınlıkla küçük bir çığlık attı.

Demek Carrington halen dışarıdaydı.

Herhangi biri onu bu karanlık odada Vikont ile beraber yakalarsa annesi onu önce öldürür, sonra da adamla evlenmeye zorlardı.

Lana ümitsizce kaçacak alternatif bir yol aramaya başladı. Pencere.

Koşarak odanın öbür tarafına geçip pencerenin yanına geldi,  pencerenin alt kanadını açıp başını dışarıya sarkıttı. Bahçe yolunun yanında sıralı duran fenerler durumu değerlendirmesi için yeterince ışık veriyorlardı. İkinci katta olması kesinlikle bir engel gibi gözükse de, başarmak imkânsız değildi. Lana güllerle sarılı kafes parmaklılara ayağını yerleştirebileceği bir yer var mı diye baktı.

Kahretsin! Kahretsin!

Güllerin dikenleri her yanını paramparça ederdi.  Kafes parmaklılardan vazgeçip pencereye yakın büyüyen akçaağacı hesaplamaya çalıştı.  Pencerenin kenarını oturup iyice uzansa, sağlam dallardan birine mutlaka ulaşırdı. 4 erkek kardeş ile büyürken Lana ağaçlara tırmanmayı gayet iyi öğrenmişti.  Gece elbisesiyle ağaca tırmanmaya gelince… Bu, daha önce hiç denemediği bir şeydi.

Bakışları pencere ile kapı arasında gidip geliyordu. Uzun bir süre, devamlı öten cırcır böceklerinin sesinden başka bu hoş kokulu gecede bir ses duymadı ve bu onun korkularını biraz olsun dindirdi.

Acaba şimdi muhallebi kafa kimdi?

Aşağıya atlarsa düşeceği uzun mesafeye baktı. Gerçekten böyle saçma sapan bir plan yapmış mıydı? Anne babası duyarsa onu hemen Bedlam’a yatırırdı. Gerçi oraya gitmek bu kan emiciyle evlenmekten daha iyi olurdu ya…

Lana gergin bir şekilde titredi. Abileri onu aramaya başlamadan balo salonuna dönmeliydi.

Kapının kolu gıcırdadı.

Kahretsin! Bin kere kahretsin!

Lana eteklerini kaldırarak pencerenin kenarına oturup ağacın alçak dallarına doğru uzandı.

“Bayan Hillary, tatlım, dışarıya çıkın.” Carrington’ın fısıltılı sesi bütün odayı dolduruyordu. “Biliyorum, buradasınız. Gülüşünüzü duyuyorum, sizi gidi baştan çıkarıcı yaramaz sizi.  Bu çocukça oyunlardan sıkıldım. Hadi bırakın da ödülümü alayım artık.”

Bu kadarı da fazlaydı.

Lana tam sert bir cevap vermek için başını çevirmişti ki dengesini kaybetti.  Pencere kenarından öne doğru düşerken iki eliyle zorlukla bir dala tutunmaya çalıştı. Bir an boşlukta kaldı ve dalı tam yakalayamadığını fark etti.

Aman Tanrım! Eteği bir yere takılarak beline kadar sıyrılınca iç çamaşırı bahçedeki en ufak haşerenin bile görebileceği şekilde açığa çıktı.

Lana sıkı sıkı tutunurken dilinin ucuna kadar gelen iniltiyi bastırdı. Neden balo salonunu terk etmişti ki? O hödüğe herkesin önünde ağzının payını vermesi daha akıllıca bir hareket olacaktı.  Şimdiyse acelece verdiği karar nedeniyle ölümle burun buruna gelmişti. Her şeye rağmen kesino lan tek şey Carrington’dan yardım istemektense boynunun kırılmasına razı olacağıydı.

 

* *  *

 

Foxhaven Dükünün en küçük oğlu Andrew Forest, purosunu yere atıp ağaçta asılı kalan Leydi ın yardımına koştu. Onu pencereden dışarıya başını çıkardığı andan beri izliyordu. Sadece aptal biri onun böyle bir hareket yapabileceğini düşünebilirdi. Zamane kızlarına ne olmuştu böyle? Kendilerini camdan atmalar filan… Kız kötü bir düşüşten zar zor kurtarmıştı ve şu haliyle o da kesin görünmüyordu.

“Bayan Hillary?” Pencereden dışarıya şaşkın bir erkek sesi geliyordu.

Drew adamın dikkatini dışarıya çekmemek için olduğu yerde hareketsiz durdu. Bir erkeğin elinden kaçmak için kendini ikinci katın penceresinden atmayı göze alan bir kadının gayreti küçümsenecek bir şey değildi.

“Burada mısın, canım?” Odadan, birisi kavalkemiğini sert bir mobilyaya çarpmış gibi gürültülü bir ses geldi. “Of, lanet olsun! Bu lanet odada göz gözü görmüyor. Seni lanet olası velek.”

Drew şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Duyduğu sözler bir leydinin yanında söylenmeyecek sözlerdi, ancak şansa bakın ki o lanet olası velet şu anda etekleri beline dolanmış şekilde ağaçtan sallanıyordu. Drew’nun bakışları genç kadınla pencere arasında gidip geliyordu. Genç kadının boynunun kırılmasını önlemek için yerini belli mi etmeliydi yoksa biraz daha dayanmasını mı beklemeliydi?

Oda bir an aydınlandıktan sonra kapının çarpılmasıyla yeniden karanlığa gömüldü. Küfürbaz adam aramaktan vazgeçip pencereden aşağıya bakmamıştı. Zaten bir kadının pencereden sarkmaya kalkacağı kimin aklına gelebilirdi ki? Drew’nun merakı iyice kabarmıştı.

Sallanmakta olan genç kadına doğru yöneldi. “Bu benimşanslı akşamım galiba. Gökten leydi yağıyor.” Acele etmeden konuşuyordu.

Kadın ayaklarını tekmeledi. “Beni hemen buradan indirin lütfen, ne kadar rezil bir durumda olduğumu görmüyor musunuz?”

Genç kadının bulunduğu durum düzgün ayak bileklerini ve uzun bacaklarını gözler önüne seriyordu. Bu da onu kurtarmaya gelenin yavaş hareket etmesi için iyi bir neden gibi görünüyordu. “Sanırım eteğiniz parmaklıklara takılmış. Yukarı tırmanıp çıkarmam gerekiyor”

“Oh, lütfen, acele edin. Ben―” Kadının sesi birden hıçkırıkla kesildi.

Genç adam eldivenli ellerine batan dikenlere aldırış etmeden hemen parmaklıklara doğru tırmanmaya başladı. Zamanında kendisi de böyle dar pencerelerden birçok kez kaçtığı için genç kadının bulunduğu durumona yabancı değildi. Yine de o kendini hiç bu denli olmadık bir durumda bulmamıştı.

“Neredeyse yetiştim. Bir dakika sonra bırakabilirsiniz.” Drew genç leydinin eteğini takıldığı yerden kurtarırken onunla ürkmüş bir kısrakla konuşur gibi konuşuyordu.  Parmaklıkların yarısına kadar indikten sonra küt diye kendini yere bıraktı. “Sanırım biraz dinlenmeniz yerinde olacak. Onun dışında pek bir şeyiniz yok gibi. Leydi Hillary, değil mi?”

Genç kadın muhtemelen Hillary erkekleriyle akrabaydı, belki küçük kız kardeşleri olabilirdi.  Landford son zamanlarda kulüpte ne diye geveliyordu? Genç kadına duyduğu hayranlığın, onun annesine duyduğu hoşnutsuzluğu geçemeyeceği gibi bir şeydi galiba.

Drew, uzanıp genç kadını bacaklarından kucaklayarak, “Tutunduğunuz yeri bırakabilirsiniz, Leydi Hillary,” dedi ve devam etti: “Eğer sorumu bağışlarsanız, nasıl bir erkek bir leydinin pencereden atlamasına neden olabilir?”

“Sadece adi bir sokak köpeği gibi olanlar sanırım,” diye cevap verdi Lana. Yaptığı cesaret gösterisine rağmen tüm uzuvlarının şiddetle sarsılmasına engel olamıyordu.

Leydi Hillary titreyerek tutunduğu dalı bıraktı. Drew onu düşürmekten korkarcasına sıkıca tutuyordu. Düşmeyeceğine emin olduğu zaman tutuşunu gevşetti. Genç kadın, adamın üzerinden kayarcasına aşağıya inerken Drew’nun elleri genç kadının nefis sırtını okşarcasına dokunuyordu. Gösterdiği kahramanlığa göre küçük bir ödüldü. Daha küçük kahramanlıklar karşılığında karşı cinsten çok daha büyük ödüller aldığı olmuştu.

Genç adamın kolları, Lana’nın ayakları yere değince onun ince belini sardı. Elinin altındaki bu narinlik çok güzel hissediliyordu ve genç kadının parfümünden gelen zambak kokuları insanın aklına yeşil kırlar üzerinde sevişme sahnelerini getiriyordu. Belki de onu hiç bırakmamalıydı.

Lana’nın ince parmakları genç adamın göğsünün üzerinde dururken, “Beni bırakabilirsiniz, efendim,” dedi.

Fenerlerin arkadan gelen ışığı bir an dolgun dudaklarını aydınlattı. Nasıl da öpülesi dudakları vardı öyle. O da aralarındaki bu ateşi hissedebiliyor muydu? Drew onu kendine doğru çekerken genç kadının nefesinin hızlandığını fark etti. “Bir centilmen genç bir leydiyi zor bir durumdan kurtarırsa evine de götürebilir derler,” diye karşılık verdi.

Genç kadının parmakları yeleğini yumuşakça kavrayınca kanın bir anda kasıklarına doğru hareket etmesine neden oldu. Başını eğerek genç kadının kabul edişini dener gibi dudaklarını onun dudaklarının üzerinde gezdirdi.

Nefesini içine çekip yumruklarını göğsüne vururken genç kadın, “Çabuk bırak beni, seni alçak adam!” diye bağırdı.

Bu emir karşısında genç adamın yüzünde tembel bir gülümseme belirdi. Bu ses tonunu yatak odasında emirler verirken duymayı ne kadar da istedi. Ne yazık ki karşısındakinin de isteği olmadan onu alıp sürükleyecek hali yoktu.

“Nasıl isterseniz,” diyerek ellerini kadının belinden çekti, fakat durduğu yerden kıpırdamadı. İkisi de hâlâ oldukça yakın duruyorlardı. Genç kadından çıkan sıcaklık ve parfüm kokusu Drew’yu iyice sarmalarken dışarıdan nasıl görüneceğini bile umursamadan kadının dudaklarına yapışmak istiyordu.

“Şeytan diyor ki―” derken bir dal parçasının kırılma sesini duydular. Şaşkınlıkla ikisi de o tarafa doğru bakmaya çalışırken kafa kafaya çarpıştılar.

Genç kadın, “Off!” diye tıslarken elini acıyan alnına götürdü.

Birden Leydi Amelia Audley’in sesi duyuldu.”Drew? Bu taraflara mı geldin?”

Kahrolası baş belası.  Bir daha başı dertteki bir hanımefendiye asla yardım etmeyecekti.

Akşam o dul kadını gelenler arasında gördüğü zaman olaylı bir sahne olmaması için epey gayret göstermişti.

Alımlı Leydi Hillary’yi hafifçe iterek eve doğru yönlendirdi. “Birileri bizi fark etmeden git,” diye fısıldadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıAlçak Adam
  • Sayfa Sayısı448
  • YazarSamantha Grace
  • ÇevirmenLea Ovadya
  • ISBN9786056328992
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviAspendos Yayınevi / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur