Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Savaşın acılarıyla örselenmiş bir adam

Özgürlüğe susamış, azimli bir kadın
Entrikalarla alevlenen, tutkulu bir aşk

Skye Titan’ın zengin babası kızının hayatını yönetebileceğini düşünmektedir. Kocasının ölümünün ardından kızıyla bir başına kalan Skye ise eskisi gibi itilip kakılmamaya kararlıdır. Özellikle de hayatının aşkı olan adam sekiz uzun yıldan sonra Teksas’a dönmüşken…

Eski Seal komandosu Mitch Cassidy savaşta yaralanıp eve döndüğünde artık her şeyin farklı olduğunu görür. Ancak aradan geçen sekiz yıl, genç adamın Skye’a karşı tutkusunu ve ihanetinin acısını köreltmemiştir. Genç kadının dudaklarından pişmanlık dolu sözler dökülmesini istemektedir. Mitch geçmişi unutup Skye’ı babasından kurtarırken kendi kırık kalbini de onarabilecek midir?

“Mallery bir kez daha ne kadar iyi bir yazar olduğunu ispatlamış. Bir romans bundan daha iyi olamaz.”
-Booklist-

“Susan Mallery güçlü ve tutkulu temeli olan, harika bir romans yaratmış.”
-Harriet Klausner-

***

BİRİNCİ BÖLÜM

“KIZIMLA EVLENMENİ istiyorum.”

Skye Titan çalışma odasının kapışma uzanırken içinde iki içki kadehi ve aperatif tabağı olan küçük tepsiyi tek elinde tutarken bir denge sorunu yaşadı. Ani nefes kesilmesi, bu dengesizliği sadece daha da karmaşık bir duruma getirdi.

Otuz saniye öncesine kadar babasının söyleyeceği hiçbir şeyin artık onu şaşırtamayacağını düşünüyordu. Yanılmıştı.

Yine küçültücü bir tavır, diye düşünürken, Jed Titan’ın bu yorumunun bir damat satın almakla mı yoksa bir kız satmakla mı ilgili olduğunu merak etti. Konu Jed Titan olunca bundan emin olamıyordu.

“Izzy’yle mi?” diye sordu diğer adam, aradaki kalın kapıya rağmen sesi oldukça net duyuluyordu.

“Hayır, Skye’la.”

“Ah.”

Skye sabırsızlıkla bekledi.

“Ah?” Yapabileceğinin en iyisi bu muydu? Saniyeler geçtikçe huzursuzluğu artmaya başladı.

“Galiba o da olur,” dedi diğer ses sonunda.

Siye irkilerek homurdandı. Kelimeler kalp atışlarını hızlan­dırmıştı. Ne kadar da etkileyici. Çalışma odasına girdiğinde TJ. Boone’un üzerine atlamadan durmayı nasıl başaracaktı?

İyi eğitimli bir ev sahibesi olmasa, saygılı bir kız evlat oldu­ğundan bahsetmeye bile gerek yoktu, o kapıyı iterek açıp elindeki içkileri ikisinin de suratına fırlattıktan sonra bir daha dönmemek üzere evi terk ederdi.

“Seni lanet olası bencil ahmak,” diye mırıldandı, bu sözleri T.J.’e mi yoksa babasına mı sarf ettiğim bilmiyordu. İkisi de hak etmişti.

Nefesini düzeltmek için kendini zorladı, sonra yatak odasındaki küvette, sıcak köpüklü suların içinde yattığım hayal etti. Çenesine kadar gelen köpükler ve keyfini yerine getirecek bir kadeh beyaz şarap… Sakinleşerek kendini kontrol altına almayı başardı. Doğru olanı yapacaktı çünkü o öyle biriydi. İyi kız, lanet olsun. Babası ve T.J gibi adamlara içki servisi yapan kız.

Skye çalışma odasının kapısını açtı ve içeri adımını attı. İki adam bilardo masasının hemen yanında duruyorlardı. Babası hiç istifini bozmazken TJ hafifçe huzursuzlandı. Sanki söylediklerini Skye’ın duyup duymadığını merak eder gibi bir hali vardı.

Skye gülümseyerek bu başarılı iş adamına içkisini sundu, keşke önceden içine tükürmüş olsaydı.

“TJ.,” dedi.

“Skye.”

Sanşm, mavi gözlü, hoş bir adamdı. Uzun boylu ve iyi giyimliydi. Bir Teksas çocuğuydu ve muhtemelen de çekiciydi ama insanın beyninde “Galiba o da olur,” cümlesi zıplayıp dururken bunu anlamak zor oluyordu.

Aperatifleri köşedeki masanın üzerine bıraktı. “İstediğin başka bir şey var mı, baba?” diye sordu.

“Hayır, yok, Skye.”

“O zaman size iyi geceler diliyorum.”

Ev sahibeliği görevi tamamlanmıştı, için için öfkeden köpürü­yor olmasına rağmen sessizce odadan çıkarak merdivene yürüdü. Üçüncü kata vardığında koridorun solundaki son odaya doğru ilerledi. Gün içinde burası ana renklerle döşenmiş, aydınlık bir mekândı. Pencerenin yanındaki büyük yatak meraya bakıyordu. Geceleri buraya gölgeler hâkim oluyordu ama yedi yaşındaki Erin hiçbir zaman karanlıktan korkmamıştı. O hiçbir şeyden korkmazdı. Bu özelliğini babasmdan almış, diye düşündü Skye gıpta ederek.

Erin örtülerin altında kıvrılmış, küçük bir yığın halinde yatmış uyuyordu. Skye yatağın kenarına oturarak kızma baktı.

“Seni seviyorum, Tavşan Surat,” diye fısıldadı.

Erin kıpırdamadı.

Skye ayağa kalktı ve birkaç adım ötedeki yatak odasına yö­neldi. Ondan bir yaş küçük olan kız kardeşi Izzy büyük yatağa serilmiş televizyon seyrediyordu. Skye odaya girince televizyonun sesini kapattı.

“Senin odanda televizyon yok mu?” diye sordu Skye.

“Elbette var ama seninkinden izlemek daha eğlenceli. Adam kim?”

“T.J. Boone. İstediği de sensin.”

Izzy doğruldu, siyah kıvırcık saçları başının etrafında bir hale oluşturdu. “Sen neden bahsediyorsun?”

Skye banyoya giderek küvetin musluğunu açtı. Sular hızla akarken içine köpüren yasemin kokulu banyo yağı attı.

“Jed, T.J.’e kızıyla evlenmesini istediğini söyledi. T.J. seni sordu ama Jed ona mezada çıkarılan kızının ben olduğumu söyledi, T.J. oldukça uzun bir süre duraksadıktan sonra benim de uygun olabileceğimi belirtti.” Skye yatak odasına döndü ve usulca bir küfür savurdu. “Koca bir şişe şarap getirmeyi elbette unuttum.”

Izzy ayağa fırladı. “Sen ne diyorsun? Elbette seni istiyor. Sen muhteşemsin.”

Bu konuyu uzatmak oluyordu ama Skye bu iltifatı reddet­meyecekti.

“Önemi yok,” dedi içini çekerek. “Jed’in benim için koca seç­mesine izin vermeyeceğim. Bunu daha önce yaşadım.”

“Ve payına düşeni aldın,” diye ekledi Izzy yardım etmek adına.

Skye bundan fazlasını yapmıştı. Söz konusu şahısla babasının isteği üzerine evlenmişti. Çünkü doğru olan buydu, en azından o zamanlar gözüne öyle görünmüştü.

“Neyse ki karakterim güçlü,” dedi Skye, yaşamının her ne­dense onu tatmin etmediğini düşünerek. “Bundan eminim. Bu gücüm olmasaydı bugün hâlâ ayakta duruyor olmazdım. Yirmi altı yaşında bir dulum ve bekâr bir anneyim. Artık yaşamımı benim idare etmem gerekmez mi?”

“Ediyorsun,” dedi Izzy, sonra omuz silkti. “Sayılır.”

“Harika. Yeryüzündeki ezikler için tam bir rol modeliyim.”

“Sen ezik değilsin.”

Skye başım iki yana salladı. “Affedersin. Bu tek kişilik bir acıma partisi. Seni de katmak gibi bir niyetim yoktu. Neden alt kata inip kendini T.J.’e göstermiyorsun? Ona asla sahip olama­yacaklarım göster.”

Izzy kaşlarım çattı. “İyi misin? Burada kalıp sana eşlik edebilirim.”

“Hayır, teşekkür ederim. Banyo yapıp inkâr denizinde yüze­ceğim.” Şu anki ruh hali sadece T. J’in bariz reddedişinden dolayı değildi. Onunla ya da bir başka erkekle ügilenmiyordu. Derdi bir kez daha hayatını kontrol altına alabileceğini düşünen babasıylaydı. Çünkü kendisi ona izin vermişti… Hem de pek çok kez.

“Sk-ye.” Izzy adım heceleyerek söylemişti. “Susmam için yal­varana kadar The Sun Will Come Out Tomorrow’u söylememe sebep olma sakın çünkü bunu yaparım.”

Skye güldü. “Tamam, iyi olacağım. Şimdi git ve sorun çıkar. Böylelikle ikimiz de kendimizi iyi hissederiz. İyi olacağım. Sadece biraz uykuya ihtiyacım var. Her şey yarın sabah çok daha güzel görünecek.”

“Söz mü?”

“Söz.”

Izzy küçük bir tereddütten sonra odadan ayrıldı. Skye ban­yoya dönerek suyu kapadı. Saçlarını topladı, soyundu ve küvete girdi. Gözlerini kapatıp nefesini yavaşlatmasına rağmen T.J. ile Jed arasında geçen konuşma hâlâ kulaklarındaydı. Gittikçe daha da kızıyordu. Özellikle de kendine. Ondan istenen her şeyi yerine getiren kibar bir insan olmasına…

“O tür insanlardan nefret ediyorum,” dedi boş banyoda. Peki, neden onlardan biri olmuştu?

IZZY, T.J. evin ön verandasına çıkana kadar bekledi. Burada karanlığın içine saklanıp çok eğlendiğini düşündüğü ablalarını gözetleyerek büyümüştü. Gizlenmeye çok alışıktı.

Sarı kaşlarından birini kaldırdı. “Sen bayağı küstah çıktın.”

“Bende asla göremeyeceğin başka pek çok şeyde var.”

“Bahse girer misin?”

Iz2y adamın açık açık konuşmasından hoşlanmıştı ama Jed’e Skye’la evlenmekten bahsederken kendisiyle flört etmesinden hoşlanmamıştı.

“Jed kızlarını birbirine düşürmeden hiç hoşlanmayacaktır. İnan bana kızdırmak istemeyeceğin tiplerdendir.”

“Belki de hangi kızıyla evleneceğimi pek de umursamıyordur.”

“Beni yakalayamazsın, yakalasan bile başa çıkamazsın.”

“Bu kulağa bir meydan okuma gibi geliyor.”

Izzy bu yorumu duymazdan geldi. “Daha açık konuşayım, bir daha kız kardeşimi incitirsen bir yılanla göz göze gelmeyi başına geleceklere tercih edersin.”

T.J., Izzy’nin ayaklarına baktıktan sonra bakışlarını yukarı doğru çıkardı. “Beni alaşağı edebileceğini mi düşünüyorsun?”

“En kötü günümde bile bunu yapabilirim. Pis dövüşürüm.”

“Ben de öyle, küçük kız.”

Izzy bu bilgiyi ileride kullanmak üzere zihninin bir yerine koydu. “Bu küçük sohbetimizi kardeşime anlatacağım. Titan kızları her zaman birbirlerine sadıktır. Bunu sakın unutma.”

“Sürekli olarak tavsiye veriyorsun. Bunlara ihtiyaç duyduğum kanısına nereden kapıldın?”

“Üzerinden amatörlük akıyor.”

MITCH CASSIDY ARABAYI çiftliğin girişinde durdurdu. Burada büyümüştü ama dokuz yıldır buraya hiç gelmemişti. Birkaç değişiklik olmasını elbette ki bekliyordu. İstese de istemese de hayat hep ilerliyordu ne de olsa ama bu kadarını da tahmin etmemişti.

Açık metal kapıların üzerindeki yazıyı okudu. Kapılar hiçbir yere bağlı değildi sadece gösteriş olsun diye oraya konmuşlardı. “Cassidy Çiftliği. Sertifikalı organik sığır ve açık alanda yemlenen kümes hayvanlarının yuvası.”

“Bu da nesi?”

Onu en çok rahatsız edenin hangisi olduğundan emin değildi; “sertifikalı organik” ifadesi mi yoksa kümes hayvanları mı?

“Tavuk mu? Lanet olası tavuklarımız mı var?”

Tavuklardan nefret ederdi. Gürültücü ve pasaklı şeylerdi. Hem burası Teksas’tı. Ailesi sığır yetiştirirdi. Bu neredeyse yüzyıldır böyleydi. Cassidy servetinin kaynağı buydu. Çiftlikteki kadınlardan biri yumurtası için tavuk yetiştirmek isterse, o aptal kuşlar gözden uzak bir kenarda yetiştirilir ve adlarından bile bahsedilmezdi. Bir tabelada tavuklar konusunda asla böbürlenilmezdi.

Sol ayağı ağrıdı. Onu ovalamak için eğildiği sırada artık sol ayağının olmadığını hatırladı. Artık bir SEAL olmamasının se­bebi dizinin altından yapılmış olan ampütasyondu. Sonunda eve gelmesinin sebebi de buydu.

Bir küfür daha savurduktan sonra arabayı giriş yoluna soka­rak eve doğru ilerlemeye başladı. Mükemmel bir dünyada olsalar kimse fark etmeden sessizlik içerisinde çiftlikte belirir ve normal yaşamına geri dönerdi. Ama insanın başına pek çok şey geliyordu ve hayat hiç de mükemmel değildi.

Çiftliğe ait yolda yaklaşık iki kilometre boyunca arabayı sürdü. İki yanda beyaz çitler vardı. Sağda atlar solda da ödüllü boğalar yer alıyordu. Refahın yolu toynaklardan geçiyordu.

Virajı döndü, koruluktan geçti ve büyüdüğü evi gördü. İki katlı, etrafı verandayla çevrili, yayvan konumlu bir yapıydı. Bel hizasına kadar büyümüş olan çiçekler meltemle birlikte salmı­yorlardı. Kartpostallarda yer alan resimlere benziyordu. Mitch neredeyse öyle olmasını dileyecekti.

Fidela onun varacağı anı kaçırmamak istermiş gibi verandada öne doğru eğilmiş duruyordu. Kamyonete doğru koşarak onu eve daha biraz yolu varken zorla durdurdu.

Fidela ellisine yaklaşmıştı, buna rağmen altı yaşındaki bir çocuk kadar hızlıydı ve Mitch kamyonetten sakarca kendini dışarı atamadan ona ulaşmıştı. Çakıllı yola inmeyi başardı ama bacak kasları onu yeni ve acı verici protezinin üzerinde tutmaya çaba­larken neredeyse dengesini yitiriyordu.

“Döndün!” dedi kahverengi gözlerinden yaşlar akarken. “Sonunda. Gittiğin günden beri bunun için dua ediyorum. Tanrı güvenliğin için ettiğim dualardan sıkıldı. Ashnda sen de buna yardımcı olabilirdin, biliyorsun. Bu kadar tehlikeli bir işi yapmasan da olurdu. Ama hayır. Sen inancımı sınamayı seversin.”

Fidela, Mitch’in yüzünü avuçladıktan sonra, gerçek olduğuna inanmak istiyormuş gibi ellerini omuzlarına oradan da kollarına indirdi.

“Buradan ayrıldığından daha uzunsun ama çok daha zayıfsın. Mitch, gözlerinde büyük bir hüzün var. Ama artık evdesin, öyle değil mi? Benimle ve Arturo’yla birliktesin. Çiftlik seni iyileştire­cek, sana ata binemeyecek kadar şişmanlayıncaya kadar hep en sevdiğin yemekleri pişireceğim.”

Yaşların arasından gülümsedi ve ona inanılmaz bir güçle sarılarak nefes almasını bile engelledi.

Fidela, Mitch’in doğduğu günden önce büe genç adamın hayatının bir parçasıydı. Arturo onu çiftliğe genç gelini olarak getirmişti. Fidela annesine yardım ederken Arturo da çiftlik iş­leriyle ilgilenmişti. Ebeveynleri bir yerde uzun süre kalmaktan hiçbir zaman hoşlanmamıştı, onlar uzun seyahatlere çıktıklarında Mitch’e hep Arturo ile Fidela bakmıştı.

Mitch de ona sarıldı, usulca, tereddütle hem hatırlamak hem de unutmak isteyerek. Dengesini sağlamaya odaklanmıştı, tüm ağırlığını olması gereken yere vermişti. Bir zamanlar yaparken düşünmediği kolay işlerden biri daha…

“Tam sevdiğin gibi enchilada ile fasulye yaptım. Turta, meyveli pasta ve en sevdiğin yemeklerden var. Odan hazır, giriş katında ama şimdilik. Doktor aradığında öyle olmasını söyledi. Sadece şimdilik.”

Mitch doktorun daha başka neler söylediğini merak etti. Mitch zor bir hasta olduğunun farkındaydı. Her şeyin mutlaka bir sebebi olduğu, Tanrı’nın bir kapıyı kaparken diğerini açtığı gibi saçmalıklarla hiç ilgilenmemişti. Mitch diğer kapıyla ilgilen­miyordu. Bacağının yarısının kopmasına sebep olan patlamadan önceki yaşamım geri istiyordu.

“Gitmeliyim,” dedi Fidela’yı itip kamyonetine dönerek “Geri geleceğim.”

Fidela dudakları titreyerek ona baktı, Mitch oradaki duyguyu adlandırmak istemiyordu. Muhtemelen acımaydı. Hem neden olmasındı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıAşkın İki Yüzü
  • Sayfa Sayısı336
  • YazarSusan Mallery
  • ÇevirmenGizem Onat
  • ISBN9786053430599
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviPegasus Yayınları / 2013-5

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

PaintCV.net



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur