Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Aynur Çimenlekesi ve Pek Sıradan Ailesi

Halenur Gürbüz

Aynur Çimenlekesi ve Pek Sıradan Ailesi

Biraz sivri akıllı, gülecek sebep bulmaya meraklı, bir evin pir kızı, Çimenlekesigillerin 7/24 mesaili vicdanı: Aynur Çimenlekesi.

Sendeyiz Aynur. Üç, iki, bir; kayıt! – Kayıt dediler kızım, anlatsana.

***

İçindekiler

Bizim evde akşam yemeği     ….     9
Babam varsa her şey tamdır     ….     16
Hayatımın travması: Abim     ….     21
Annem ve mutfak ve evimiz     ….     27
Bana üç vakte kadar seyahat var (mı?)     ….     39
“Hmmmmmm…”     ….     45
Bir fincan kahvenin bedeli     ….     53
Kıyafet meselesi     ….     62
“Cool” Reyhan     ….     71
“Annemin insanları”: Emlakçılar     ….     80
Babam ve patlıcan     ….     95
Reyhan âşık oluyor. E bana n’oluyor?     ….     107
Zehir hafiye Aynur     ….     116
Ömer olayı     ….     125
Kopya nedir? Nasıl çekilir?     ….     133
Herkesin bir zaafı vardır!     ….     147
Sağda abimi indirir misiniz?     ….     156

Onlar, en gerçek hayal kahramanlarım.
Anneme, babama…

Bizim evde akşam yemeği

MUTFAKTAN kızartma kokusu geliyorsa, bu, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelir. Çünkü kızartmayı hepimiz çok severiz.

Bizim ufaklıklar -ki ikisi de 15 yaşına gelmiş kocaman kızlardır- patates kızartmamı kendilerine vermem karşılığında benim yerime bulaşık işine girebilir mesela.

Babam, kızartmaların en mühiminin patlıcan olduğunu, hatta sebzelerin en mühiminin de patlıcan olduğunu düşünür. Babamın patlıcanla arasındaki bu özel ilişkinin geçmişini ve detaylarını sonraki sayfalarda öğreneceksiniz.

Abime gelince… Abime gelmesek? Peki, gelelim madem. O benim hayatımın en acı gerçeği. Hastanede karışaydım da onla kardeş olmayaydım dediğim çok olmuştur. Zaten ben doğduğumda sırf dikkatleri üzerine çekebilmek için hastanede kaybolmuş.

Neyse canım, konumuz bu değildi zaten. Abimin sevdiği kızartma türünden bahsedecektim ben.

Abimin sevdiği bir kızartma türü yok. Çünkü onun özel olarak sevdiği herhangi bir yiyecek türü yok. Tabiatı gereği,—annemin tabiriyle— “taştan yumuşak her şeyi” yer. Kızartma oldu muydu yüzündeki ilkel mutluluk tepkileri iyice belirginleşir.

Benim hangi kızartmayı sevdiğimi merak ediyorsunuz değil mi? Kabak. Ben kabak kızartması severim. Gel gelelim, asıl merak ettiğiniz bu değil, eminim. Aslında neden durup dururken size satırlarca “kızartma edebiyatı” yaptığıma takıldı kafanız.

Dedim ya: Kızartma varsa her şey yolundadır.

Bir de bazı şeylerin yolunda olmadığını gösteren yemekler vardır bizim evde. Taze fasulye gibi…

Zeytinyağlı taze fasulye, annemle babamın arasının limonî olduğunun en yeşil kanıtıdır. Sofrada, beyaz porselen kayık tabağın içinde, üzerinde incecik kesilmiş limon dilimleriyle, bütün süsüne püsüne rağmen o, pek mahzun durur. Ben korkumdan kendisine mesafeli davranırım. Ama abimi biliyorsunuz… Maalesef kendisi, babamın en az hoşlandığı yemek olan taze fasulyenin pişmesinin hikmetini yani ortada bir küslük olduğunu anlayamaz ve hemen atlar:

“Anne bi tabak fasulye koysana!”

Ardından olaylar gelişir: Her akşam oğlunu, sanki 10 yıldır verem hastasıymış da yemeden içmeden kesilmiş gibi özenle besleyen, ikide bir “Uzat tabağını da doldurayım anneeeem” diye doyuran Hamiyet hanımdan abime şöyle bir cevap gelir:

“Fasulye önünde oğlum kendin koysana! Kırk tane kolum yok benim. Hizmetçi diilim ben bu evde…”

Bizimkisi neden azarlandığını anlamaksızın kendi fasulyesini kendi doldururken ikizler gülüşmeye başlar. Babamsa, bir tabak çorba içtikten sonra “elhamdülillah” der, “Ben doydum.” Sonra da kalkar, gider. Annem arkasından güya “ortaya” bağırır:

“Benim de elime sağlııık!”

İkizlerin gülüşmesi babamın banyoya doğru yürürken çıkardığı homurtulara karışır.

Bamyanın ise bambaşka anlamları vardır. İkizlerin ikisi de bamya görünce kaçacak delik arar. Bu, onların yakın zamanda yapmamaları gereken bir şey yaptıkları, ceza olarak hiç sevmedikleri bamyayı yemek zorunda kaldıkları manasına gelir.

Bamya günü, bizimkiler muhakkak yemekten önce mutfağa gelip su içme bahanesiyle bir şeyler tırtıklamaya çalışır.

Durumu ânında fark eden annem, “Şşşt, yemeğe kadar bir şey yok, ya iş tutun ya mutfaktan çıkın” diye bunları azarlar. Mutfaktan süklüm püklüm çıkıp, akşam olunca başları önde yemeğe otururlar. Bamyalı sofranın ortalama muhabbet ihtiyacını abimin zevzeklikleriyle babamın abime sorduğu gereksiz sorular karşılarken, ben manzaranın keyfini çıkarırım.

İkizler annemin tabaklara tıka basa doldurduğu bamya yemeğini çatallarının ucuyla evirip çevirirken annem gözlerindeki “Söyliyim mi babanıza?” bakışlarını her ikisine de dikerek uzun uzun bakar.

Ve mantı. Gözümün nuru mantı. Gönlümün süruru mantı. Yaşama sebebim mantı. Evet, mantı günü benim günüm. Peki neden annem en sevdiğim yemeği yapıyor?

Herkese ceza da Aynur’a neden mükâfat?

Anlasanıza:

Annem, bana ters taktik uyguluyor. Şöyle ki, eğer mantı yapmışsa o akşam ya da ertesi gün benden bir talebi olacak demektir. Muhtemelen misafiri gelecektir ve dışarı çıkmayıp kendisine yardım etmem gerekmektedir.

Babamı oturma odasına yeni kanepe almaya ikna etmesine yardımcı olmam, abimin gizli saklısını açığa çıkarmam, ikizlerin veli toplantısına anneleri yerine kendilerinden 3,5 yaş büyük ablaları sıfatıyla katılmam ve benzeri istekleri olabilir… Bense iki tabak mantı karşılığında seve seve annemin mutfak robotu olurum.

Gelelim annemin sofrasına…

Aslında o bütün anneler gibi çocukları neyi severse onu sever. Çocukları neyi yemezse onların artıklarını yiyerek kilo alır. Fakat elbette onun da kendine ait bir sofrası, daha doğrusu menüsü vardır.

Annemin menüsü birkaç gün üst üste yemeklerde çıkmaya başlayınca, anlarız; köye gitme vakti gelmiş demektir.

Memleket krizinin yokladığı bu dönemlerde, bolca köy usulü yemek yeriz. “Gendeme pilavı” ile başlayan kriz haftası, ertesi akşam sunulan “galacoş” yemeğiyle devam eder. “Siron” yaptıysa köyünün hasreti iyice başına vurmuş demektir. Lor dolması sardığında, bütün evi saran lor peyniri kokusu bir tarafa, onları sarmak için yaşadığı yorgunluk başka bir tarafa… Sinir, stres, “yemezseniz gebertirim” baskısı. Zorla tabaklarımıza tıkıştırılan dolmalar… Durum epey kötüleşmiştir. Son gün hırsını su böreğinden alır. Babam da ertesi gün kendisine bir adet otobüs bileti alır.

İşte bizim ev böyle bir yer. E siz niye hâlâ kapıda duruyorsunuz? Buyursanıza içeriye..

Size herkesi tek tek tanıtacağım. Tabii kendimi de…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıAynur Çimenlekesi ve Pek Sıradan Ailesi
  • Sayfa Sayısı168
  • YazarHalenur Gürbüz
  • ISBN9789752612082
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • Yayıneviİlkgençlik Yayınları / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur