Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Bedeli Ne Olursa Olsun – Işıklar Söndüğünde (Harlequin Desire – 2 Roman Bir Arada)

Heidi Betts, Jules Bennett

Bedeli Ne Olursa Olsun – Işıklar Söndüğünde (Harlequin Desire – 2 Roman Bir Arada)

BEDELİ NE OLURSA OLSUNJules Bennett

~ BİRİNCİ BÖLÜM ~

GENÇ kadının bakısları, bosanmak üzere olduğu kocasından, onun kolları arasında uyuyan bebeğe kaydı.

“Anthony?”

Charlotte Price terk ettiği erkeğe baktı, tüm varlığıyla sevdiği tek erkeğe, bosanmak üzere olduğu erkeğe… Ama onun kollarının arasında tuttuğu sey ile daha çok ilgileniyordu; Sey değil, Kim?

Hollywood’un ünlü yönetmeni Anthony Price, kollarında bir bebekle kapıda duruyordu; saçları dağılmıs, gömleğinin düğmeleri açılmıstı ve o… ah, evet, o bebeğin kusmuğu muydu? Erkeğin genis omzunda beyaz süt kıvamında bir leke vardı ve büyük bir olasılıkla, omzundan arkaya doğru da akmıs olmalıydı. Genç kadın bu kadar sokta olmasaydı, durumun komikliğine kahkahalarla gülebilirdi. Kocası bir bebeği kollarında tutuyordu. Charlotte, bir bebeği olmasını ne çok istemisti, ama Anthony kendini hiçbir zaman hazır hissetmemisti.

Anthony ciddi bir sesle, “Rachel’ın kızı,” dedi.

Anthony’nin kız kardesi Rachel, bir hafta önce bir araba kazasında ölmüs ve arkasında sekiz aylık bir bebek bırakmıstı. Charlotte o değerli ufak bebeğe bakarken, içinde derin bir sızı hissetti ve tuttuğu kapıyı iyice açtı, “İçeri gelin, bebeği yatır.”

Charlotte çok yakın bir arkadasının apartman dairesinde kalıyordu. Genç kadın kendisine ait bir yere ne zaman sahip olacağını bilemediğinden, yanına sadece gerekenleri almıs ve bu eve gelmisti. Olanları düsünebilmek için yalnız kalmaya ihtiyacı vardı, ama evliliği söz konusu olduğunda, daima aynı sonuca varıyordu; kocası ile olan ortak yasamları sona ermisti. Ne kadar uğrassa da, Anthony’nin kendisini hak ettiği gibi sevmesini ne kadar çok istese de, hiçbir sey istediği gibi olamıyordu.

Charlotte, kocasının neden gelmis olduğunu anlamıyordu. Anthony’nin durumu düzeltmek için geldiğini umut edebilir miydi? Daha önce önerdiği gibi, kocası bir danısmana gitmeye razı olacak mıydı? Charlotte’un Haziran ayında evi terk etmesinden sonra geçen üç ay içinde, tuhaf telefon görüsmeleri yapmıslar, bir kez de kocası konusmak için gelmis, ama sonuçta aptalca bir hatayla, kendilerini yatakta bulmuslardı. Simdi tüm bunlar durma noktasına gelmisti. Dokuz yıllık evliliklerinin en önemli sorunu; iletisimsizlikti. Seks ise hiç sorun değildi, çünkü ne zaman bas basa kalsalar sevisiyorlardı. Artık konusmak zorundaydılar, çünkü Charlotte bosanma davası açmak üzere Cuma gününe randevu almıstı.

Anthony, panik içindeydi; “Yatırmaya korkuyorum. Yol boyunca ağladı. Biberonunu verdim, her tarafa kustu, daha da fazla ağladı. Üç saatlik yol boyunca hiç uyumadı. On dakika önce uykuya daldı.”

Her yasta çocukla her zaman çok rahat olan Charlotte, bebeği aldı ve onu genis bir koltuğa yatırdı. Bebeğin arkasına ve önüne kadife yastıkları dayayarak, onun güven ve rahatlığını sağladı. Aklında birçok soru olan Charlotte, Anthony’i mutfağa doğru yönlendirdi. İki bölümü ayıran barın üzerinden bebeği görebiliyorlardı.

Charlotte fısıltıyla, “Anthony, neler oluyor,” diye sordu.

“Lily konusunda bana yardım etmelisin.”

Lily konusunda yardım mı? “Aman Allahım, Anthony!”

Kocasının demek istediği sey, genç kadını yıktı; Anthony onu sevdiği, geri istediği için gelmemisti, seks için bile değildi. Oraya gelmisti; çünkü bebeğe tek basına bakamıyordu. Ne kadar ironik bir durumdu bu… Yıllarca mesleğini bahane ederek, çocuk istemeyen kocası, simdi evcilik oynamak istiyordu. Charlotte uzak durması gerektiğini biliyordu, çünkü yıllarca, kocasının kendisini seveceğini umarak, erkeğin tatlı sözlerine ve sunduğu maddi olanaklara kanmıs, sonunda hep kalbi kırılmıstı. Aslında, ikisinin ask konusundaki düsünceleri taban tabana zıttı. İsin acı tarafı, kocasının kendi tarzıyla onu sevdiğini biliyordu, ama Anthony, daha çok gise rekortmeni olacak filmler yaratmayı seviyordu.

Anthony yardım istemek için karısına gelmisti ve bu her seyi açıklıyordu. Kocası asla zayıf bir erkek olmamıstı; asla birilerine, bir seylere gereksinim duymamıs veya asla içini açıp, duygularıyla ilgili konusmamıstı. Eğer çalısma havasında değilse, çıplaktılar… Charlotte, tüm bunları anlayabilmesinin neden bu kadar zaman aldığını bilmiyordu. Kocasına âsık olsa bile, daha iyisini hak ettiğini düsünüyordu, artık!

Anthony hissettiği duygularla boğuklasmıs sesiyle, “Ben onun en yakın akrabasıyım. Charlie, onun sahip olduğu tek aile biziz,” dedi.

Üniversitede okudukları yıllarda, Anthony ona ‘Charlie’ derdi. Bir zamanlar sevimli bulduğu bu söz, artık etkisini kaybetmisti. Charlotte odada uyumakta olan bebeğe bakarken, kocasının dediklerini fark etti ve “Dur bir dakika! Biz tek aileyiz derken ne demek istiyorsun,” diye sordu.

“Kardesim Rachel, vasiyetinde, eğer kendisine bir sey olursa bebeğe bizim bakmamızı istediğini belirtmis. Bebek sperm bağısı yoluyla dünyaya geldiği için, ortada bebeğe sahip çıkmak isteyecek bir baba da yok.”

Charlotte mutfağın ortasındaki tezgâha dayandı. Genç kadın, her zaman, bir koca, bir bebek ve bir aileye sahip olmayı düslemisti, ama tüm bunlar evliliğini sonlandırmaya karar vermeden önceydi, kocasının ve magazin haberlerinin genç kadının rüyalarını yıkıp, ruhunu öldürmelerinden önceydi. Bir yıl önce, Anthony film çekmek üzere uzaktayken, Charlotte hamile kaldığını anlamıs, ama ne yazık ki bebeği kaybetmis ve acısını tek basına yasamıstı. Genç kadın Anthony’e bu bebekten hiç söz etmemisti. Charlotte, kocasına baktı, tüm düsleri gerçek olmak üzereyken, kuvvetli olabilmek için dua ederek, “Biz bu bebeği büyütemeyiz, Anthony. Biz ayrıyız,” dedi.

“Sen her gelisimde bana bunu hatırlatıyorsun,” diye mırıldandı Anthony, “Bak! Ben de senin kadar korkuyorum, ama Rachel benim tek kardesimdi. Sen bunu çok iyi anlarsın.”

Yooo… Diye düsündü Charlotte. On yaslarındayken, ikiz kız kardesini kaybetmis ve bunun acısını kalbinden hiç atamamıstı. Kocasının ona bu trajediyi anımsatan sözlerinden etkilenmeyecekti.

“Anlamadığım için değil, anladığımı biliyorsun,” dedi Charlotte ve kendisine hâkim olmaya çalısarak, “Anthony, bazı seyler olası değil,” dedi.

Genç kadının aklından çok soru geçiyordu. Nereden baslayacağını, bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Tüm bunlar olmamalıydı. Anthony’den uzak kalmaya ihtiyacı varken, kocasını her gün görmenin acısıyla, normal bir hayat sürmeye nasıl baslayabilirdi? Anthony’e âsık olduğunu bilerek, kocasının bundan sonraki gise rekortmeni filminden daha değersiz olduğu gerçeğiyle nasıl yasayabilirdi? Tüm evliliği süresince istediği tek sey bir bebekti. İnsan ne istediğine dikkat etmeliydi… Charlotte ellerini saçlarında gezdirip, sinirle sordu; “Bizim koruyucu aile olduğumuzu bilmiyor muydun? Rachel sana sormamıs mıydı? Bana böyle bir seyden hiç söz etmedin.”

Anthony basını sallayarak cevap verdi; “Bilmiyordum. Yıllar önce, ikimizden biri çocuk sahibi olursa, diğerimizin koruyucu olacağını konusmustuk, ama Lily doğduktan sonra o konuda hiç bir sey duymadım. Sosyal Hizmetler vasiyete itiraz edebilir, ama yapabilecekleri bir sey yok, çünkü ben aileden biriyim. Geçmisim temiz ve onlar da yığınlarla dosya altında bunalmıs durumdalar. Yani, Lily bizim veya doksan gün sonra yapılacak olan vesayet davasından sonra bizim olacak.”

Anthony’nin, Lily’den kendi çocuğu gibi söz etmesi, Charlotte’un kalbini kırıyordu. Genç kadın kocasına bir bebek verebilirdi, ama Anthony hayallerini ve mesleğini tercih etmisti. Charlotte içindeki acıyı bir kenara atarak, “Ne istiyorsun Anthony? Seninle yeniden evcilik oynamamı bekleyemezsin. Bu is olmaz,” dedi.

“Baska seçeneğimiz yok. Vasiyet, ikimizi evli ve koruyucu aile olarak gösteriyor. Doksan gün sonra mahkeme bu kararı kesinlestirecek. Bana doksan gün ver, senden tüm istediğim bu. Onların, Lily’i elimden almalarına neden olma. Daha sonra en iyisine karar verebiliriz. Kim bilir, belki bu durumu aramızda çözebiliriz.”

Charlotte yönlendirilmekten nefret ediyordu. Muhtesem gri gözleriyle kendisini hâlâ etkileyen, evliliğini yıkmıs olan bu erkekle yeniden bir arada yasamaya zorlanmaktan da nefret ediyordu. Böyle nasıl yasayabilirdi? Hem de üç ay! Üç sene de olsa, kalp acısı aynı olacaktı. Charlotte’un en nefret ettiği sey, kocasının bu yeni durum için her seyden vazgeçmesiydi. Karısı için hiçbir seyden vazgeçmemisti. Sorun sadece Lily de değildi. Anthony son zamanlarda biyolojik annesiyle de çok zaman geçiriyordu. Bir Hollywood yıldızı olan Olivia Dane, kırk yıl önce oğlu Anthony’i doğurduktan sonra gizlice evlatlık olarak vermisti. Olivia, sonradan iki çocuk daha doğurmustu. Bu çocuklardan birisi de Anthony’nin düsmanı, Bronson Dane idi. Charlotte, Anthony’nin yeni kavustuğu ailesi uğruna, onu kenara itmesinden ve simdi de bu acıya yenilerini eklemesinden acı duyuyordu. Anthony, simdi de önüne yeni bir aile koyarak, sanki bundan sonra çok mutlu yasayacaklarmıs gibi davranıyordu. Charlotte’un çocukluğunu ve kardesinin trajik ölümünü hatırlatarak, genç kadını etkilemeye çalısıyordu.

“Bu is olmaz, Anthony,” dedi, bir el kalbini sıkıyor gibiydi, “Seninle yeniden beraber yasayamam, bir süre için olsa bile! Ben hayatıma devam etmek istiyorum. Beni mahveden o hayata geri dönerek, bunu basaramam.”

Charlotte, düsüncelerini yüksek sesle söylemeye niyet etmediği halde, tüm bunları açıklıkla dile getirdiği için üzgün değildi. Kocasının ona neler yaptığını, davranıslarının ve bencilliğinin evliliklerini yavasça, ama kesinlikle, nasıl yıktığını anlaması gerekiyordu. Bir sey değisecek değildi, ama tüm bunları söyleyebildiği için Charlotte kendini rahatlamıs hissetti. Genç kadının ne söylediklerinin, ne de kocasına duyduğu arzunun bir önemi vardı. Charlotte kendini korumak zorundaydı.

“Kırgın olduğunu biliyorum ve bu durumu senin için daha da zorlastırmak istemiyorum, ama Lily’nin bir kadına ihtiyacı var. Benim karıma ihtiyacım var. Dün, San Jose kasabasına Lily’i almak için giderken, dekoratörü çağırdım ve odalardan birini bebek odasına dönüstürmesini istedim. Bugün bitmesi gerekiyor.”

Charlotte içini çekerek, o değerli bebeğe baktı. Lily etrafında kopan fırtınalardan habersizdi. Genç kadının kalbi yeni acılara hazır değildi, ama bu masum yavrunun iyiliği için ne yapması gerektiğini biliyordu. Lily’nin güvenliği her seyden önce gelmeliydi. Özellikle de kocası ile ilgili olarak hissettiği karmasık duygulardan önce… Charlotte, bir zamanlar askla baktığı kocasının gözlerine buz gibi bir ifadeyle bakıp; “Tamam, doksan günün var,” dedi. Bu vesayet isi kesinlesinceye kadar, bosanma avukatıyla görüsme isini erteleyebilirdi. “Lily’nin ihtiyaçlarının önceliği var, ama seninle aynı yatak odasını paylasmayacağım. Lily’nin odasının diğer tarafındaki odayı alırım.”

Anthony çenesini sıktı; “Tüm bu sürede bana hiç sans vermeyecek misin? Neden aynı odayı paylasmıyoruz? Senin istediğin gibi bir koca olacağımı kanıtlamama izin ver.”

“Anthony, bunun için dokuz yılın vardı. Durum su an uygun diye, denemeye karar veremezsin ve benden hemen yatağına atlamamı da bekleyemezsin. Sadece Lily için geri dönüyorum, sadece Lily için…”

Anthony karısının katı, sert durusuna baktı. Bu is zor olacaktı, ama hak ettiğinden daha azdı. Tüm o yıllar boyunca, Charlotte yanında olmustu. Karısının gereksinimlerini kenara attığı zamanlarda bile yanındaydı. Anthony, genç kadının nefret ve öfkesini hak ediyordu, ama tüm bunlar, genç adamın karısını hâlâ istemesine engel değildi. Sonuçta, Charlotte eve geliyordu. Anthony bu küçük zaferi kullanacak ve basaracaktı. Kendi kendine söz verdi; yakında karısı ait olduğu yere, yatak odalarına geri dönecekti. Aralarındaki kırgınlık veya uzaklığa rağmen, genç adam, karısının ufacık bir tebessümünün veya bakısının onu nasıl etkilediğini yadsıyamazdı. Evlilikte, seks tüm sorunları çözmüyordu. Üniversitede bir partide tanıstıkları ilk andan itibaren birbirlerini çok istemislerdi. Tanısmalarının üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra evlenmisler, ama aralarındaki çekim hiç azalmamıstı. Bir ay önce, karısını görmeye geldiği zaman da konusmaya hiç vakit bulamamıslardı.

Anthony ayrılmalarına neden olan taraf olduğu için suçluluk duyuyordu. Bunu reddetmiyordu, ama karısının kendisini terk etmesi genç adamı içinde bulunduğu uykudan siddetle uyandırmıstı. Karısının bosanma avukatı ile temasa geçmis olabileceğinden süphe ediyor, emin olamıyordu. Tek umduğu sey, karısını yanında, ait olduğu yerde tutabilmek için, olması gereken erkeğe dönüsmekti.

Anthony, “Seni anlıyorum, ama senin için savasmaktan ve bize sunulan bu aileden asla vazgeçmeyeceğim,” dedi.

“Bu hiçbir seyi değistirmez, Anthony. Bu bebek için harekete geçiyor olman, kalbimi çok daha fazla kırıyor, çünkü yıllarca senin çocuğunu doğurmak istemistim. Sonuçta, Lily için kalıyorum, senin için değil!”

Anthony, karısının bir kırılma noktası olduğunu ve önlerindeki bu doksan gün içinde ona ulasabileceğini biliyordu.

“Ne yapacağımıza karar verebilmek için ortak bir yol izlemeliyiz. Doksan günün çok uzun bir süre olduğunu düsünmüyorum. Bana da bir sans ver, Charlie. Sana ihtiyacım var. Lily de annesini kaybetti, onun da anne yerini tutacak bir kadın dokunusuna ihtiyacı var.”

Anthony kardesinin acısını bastırmaya çalıstı. Bu ara yıkılamazdı. Özellikle, yasantısının tehlikede olduğu bu dönemde ve Lily’nin ona ihtiyacı varken yıkılamazdı. Üzerinde durduğu toprak, ayaklarının altından kayıyordu. Ne olursa olsun, tüm varlığıyla savasacağına söz verdi. Kız kardesinin acısını, daha sonra, yalnızken çekebilirdi. Simdi ailesini bir araya getirmek zorundaydı. Lily beklenmedik sorunlar yaratabilirdi, ama karısı umut ısığıydı. Charlotte’u bencilliği yüzünden az daha kaybediyordu. Simdi ikinci bir sansı olmustu ve Anthony karısını geri kazanacaktı. Allah onlara yardım edecekti. Bebekler konusunda bir sey bilmiyordu, hatta itiraf etmek gerekirse onlardan ödü kopardı.

Charlotte’un gözleri buğulandı; “Annesinin yerini alamam. Kimse alamaz.”

Anthony, Charlotte’un ellerini tutarak, “Sana, onun annesinin yerini al demiyorum. Onu sevmeni ve ilgilenmeni istiyorum. Bizim durumumuzla ilgili de sadece açık fikirli olmanı diliyorum. Seni kaybetmeyi asla istemedim, Charlotte, asla…”

…..

* * *

IŞIKLAR SÖNDÜĞÜNDEHeidi Betts

~ BİRİNCİ BÖLÜM ~

GWEN Thomas, bir Eylül sabahı uyanıp gözlerini açtığında o günün sıradan bir gün olmayacağını biliyordu. Her gün yaptığı gibi yataktan kalkıp giyindikten sonra ise gidebilirdi; ama o Cuma kendini çok garip neredeyse depresyonda hissediyordu. Nedenini merak etmeye gerek yoktu. Bugün onun doğum günüydü. Üstelik otuz birinci doğum günü.

Homurdanarak yataktan kalktı ve banyoya gitti. Otuz bir yasındaydı; ama kendisini elli gibi hissediyordu. Zaman nasıl da çabuk ve tekdüze geçiyordu. Her gün bir öncekinin aynıydı. Manzara hiç değismiyordu.

Göz açıp kapayana kadar yirmi dokuz yasına gelmis, herkesin orta yas krizlerine girdiği otuzundansa hiçbir sey anlamamıstı. Ama otuz bir… İste kapıya dayanmıstı. Bugün itibarıyla resmen otuz bir yasında bir bakireydi.

Bir kız kurusu.

Tek eksiği ev dolusu kediydi. Sükür ki apartman yönetimi evcil hayvan alınmasına izin vermiyordu. Yoksa birkaç tane kedi edinip mükemmel kız kurusu tarifini tamamlamıs olurdu. Gerçi canlısı belki yoktu ama evinin her yanı küçük kedi biblolarıyla doluydu.

Nasıl olmustu da onun gibi hos bir kadın bir erkekle yatmadan bu yasa gelmisti? Gwen dislerini fırçalarken kara kara düsünüyordu.

Ailesi, çocukken biraz fazla üstüne düsmüstü. Genç kızlığında bile utangaç ve kendi halinde bir kitap kurduydu. Üniversitede birkaç flörtü olmustu; ama hiçbiri ayaklarını yerden kesmemis kendini onlara teslim edecek kadar kalbini çarptırmamıstı.

Yüzünü yıkadıktan sonra basını kaldırıp aynadaki aksine baktı. Çok güzel bir kadın olmadığını biliyordu; ama erkekleri kaçıracak bir kusuru olmadığı da kesindi.

Gözleri tatlı bir kahverengiydi. Saçları gözlerinden bir iki ton daha açık uzun ve bakımsızdı. Vücudu fena sayılmazdı. Belki biraz fazla ufak tefekti. Dolgun hatlara sahip olmamakla beraber her seyi yerli yerindeydi aslında.

Yatak odasına dönüp gardırobunun karsısına dikildi. Dolabın içindekilere söyle bir bakarken, belki de hayatında ilk defa, giysilerinin ne kadar sıradan ve birbirinin aynı olduğunu düsündü. Elbiselerinin hemen hepsi çiçek desenli, bol kesimli ve sıradandı. Ayakkabılarının hepsi ya kahverengi, ya siyah düz ve ağırbaslı tarzdaydı. İsin en acı tarafı neredeyse liseden beri aynı stilde giyiniyor olmasıydı. Acıyla yüzünü burusturup yatağının ayakucuna oturdu. Alnında kâkülleri ve düz kesilmis uzun saçlarıyla yıllardır aynı iç sıkıcı ve renksiz görünüme sahipti. Hemen o an yorganın altına girip bir daha yataktan hiç çıkmamak istedi.

Gwen kafasından geçen olumsuz düsüncelerle sarsıldı. Hayatın hiçbir tadına varamadan otuz bir yasına merdiven dayamıstı. Bu yasını da aynı monotonluk ve yavanlık içinde geçirmek istemiyordu. Telefona uzanıp Georgetown Halk Kütüphanesi’nin numarasını çevirdiğinde kararını vermisti. Bugün çılgınca bir seyler yapacaktı.

Hattın diğer ucunda patronunun sesini duyunca öksürüp sesini iyice kısarak hasta olduğunu ve ise gidemeyeceğini söyledi. Gwen’in daha önce hiç böyle bir sey yapmadığını bilen patronu önce sasırdı; ama tereddüt etmeden izin talebini kabul etti.

Gwen telefonu kapatır kapatmaz üzerindeki minik çiçek desenli yesil geceliğini çıkarıp, yine çiçek desenli modası geçmis bir tünik geçirdi üstüne. Telefon rehberini eline alıp sayfaları karıstırmaya basladı. Nereden baslayacağını bilemiyordu. En iyisi kendini uzman ellere teslim etmekti. Önce bir güzellik salonu, iyi bir kuaför ve sonra sık bir butik adresi aramaya koyuldu.

Henüz ne yapacağından emin değildi; ama sansı yaver giderse bu aksam otuz bir yıllık yalnızlık ve bekâretinden kurtulmaya kararlıydı.

.

Bazı geceler Ethan Banks dans pistinin hemen üstündeki ofisinden dısarı çıkmaz, masasının basında çalısırken ses geçirmez camların arkasından, müziği duymasa bile çılgın ritmin titresimlerini vücudunda hissederek asağıda kendinden geçerek dans eden insanları izlerdi. Bazen de asağıya inip barın arkasında takılır, hem barmenlik yapar hem de müsterilerle laflardı.

Hot Spot, Georgetown kentinin en itibarlı gece kulüplerinden biriydi. Ethan, bes yıl önce bir harabe halindeyken kiralayıp sehrin en kalabalık en tercih edilen kulüplerinden biri haline getirdiği bu mekânla gurur duyuyordu. Bu kulüp onun için, sadece basarılı bir yer olmasıyla değil, ailesinin tek bir kurusuna bile dokunmadan tek basına, kendi çabasıyla yoktan var edip bu duruma getirdiği için de çok önemliydi. Anne ve babası her üç çocuğuna da ellerinden gelen tüm desteği her zaman vermisler ve onların yanlarında olmuslardı; ama Ethan ailesinin serveti olmaksızın bir is basarmaya karar vermis ve dediğini de yapmıstı.

Ailesinin servetinden feragat edip, kendi ayakları üzerinde durma kararı eski karısı Susan’ın hiç hosuna gitmemis, bu konuda kocasına destek olmak yerine onu terk etmisti.

O zamanlar evliliğinin bu sebeple biteceği ve yalnız hayatına geri döneceği aklının ucundan bile geçmemiste olsa, simdi Ethan tekrar bekâr olmanın nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyordu. Sehrin en gözde kulübünün sahibi olmanın birçok avantajı olduğu kesindi.

O Cuma aksamı barın arkasında etrafı gözlerken kocaman küpeleri ve dekoltesi neredeyse göbek deliğine kadar inen pembe elbisesiyle enfes bir sarısın davetkâr gözlerle Ethan’ı süzerek dolgun memelerini nerdeyse gözüne sokarcasına barın üstüne yerlestirip bir “Screaming Orgasm” ısmarladığında genç adam gecenin sonunda kadını eve atıp ona bu meshur kokteylin gerçeğini tattırmanın isten bile olmadığını düsündü. Hot Spot sayesinde yatağı sadece o yalnız kalıp, kafasını dinlemeyi tercih ettiğinde bos kalıyordu.

Sarısın’a içkisini verip tam konusmak için hamle yapmak üzereyken barın diğer ucuna gözü takıldı. Kulübün müdavimlerinden, her tarafı pırıl pırıl altın takılarla dolu, vinleks ceketi ve özenle arkaya yapıstırılmıs saçları, disi sineği bile kaçırmayan arsız tavırlarıyla belki de kulübün en zampara adamı, Ethan’ın daha önce hiç görmediği genç bir kadınla konusuyordu. Ethan onun zararsız bir tip olduğunu biliyor, o yüzden kulübe girmesini engellemiyordu. Bunun gibi berbat bir jigoloya pas verecek kadar aptal olan yüzlerce kadın vardı ve kesinlikle böyle bir pislikle birlikte olmayı hak ediyorlardı. Ama adamın bu aksam pençelerini geçirdiği kadının hali ve tavrında kulübün genel müsteri tipine uymayan bir seyler vardı.

Siyah mini elbisesi, özenle sekillendirilip kabartılmıs kızıl pırıltılı kestane rengi saçlarıyla genç kadının dıs görüntüsüne diyecek bir sey yoktu. Fakat gece boyunca barın kösesindeki sandalyesinden kalkmamıs, bir kez bile dans etmemis, adeta kalabalığa ve dans pistine özellikle arkasını dönmüstü. Üstelik yılısık tavırlarla kulağına durmadan bir seyler fısıldayan vinleks ceketliyle de ilgileniyormus gibi bir hali yoktu. Orada öylece oturmus, gözlerini bezgin bir halde karıstırıp durduğu içkisine dikmisti.

Vinleks ceketli elinin tersiyle kadının çıplak kolunu oksamaya basladı. Genç kadın adeta bir rüyadan uyanmıs gibi basını kaldırıp, önce ona dokunan adama sonra kolunda gezinen ele baktı. Adamı ilk defa görmüs gibi gözlerini kırpıstırdı. Gözleri tekrar solgun beyaz teninde dolasan esmer ele yöneldi. Bir müddet sonra yutkunup, teslim olmus bir ifadeyle kafasını salladı.

Vinleks ceketli adam paçaları tutusmus gibi aceleyle sandalyesinden kalkıp, genç kadın içkisini bitirirken sabırsızca basında dikildi. Zavallı kadın çantasını alıp adamın pesi sıra çıkıs kapısına doğru ilerlediğinde Ethan tiksintiyle içini çekti.

Bu resimde doğru olmayan bir sey vardı. Ethan normalde müsterilerinin isine karısmaz ve bu tip sahnelere müdahale etmezdi; ama bu ufak tefek kadına ve vinleks ceketliye baktığında zihninde canlanan tek sey masum bir kelebeği ağına düsürmeye çalısan çirkin bir örümcekti.

Enfes sarısın Ethan’ın aklından tamamen çıkmıstı. Kararlılıkla bardan çıkıp bu uygunsuz çifte doğru ilerledi. Yanlarına vardığında vinleks ceketlinin önüne geçip yolunu kesti. Adam’ın suratında iğrenç bir sırıtıs, gözlerinde arsız bir ifade vardı.

Adamı bastan asağı süzüp ölçüp tarttıktan sonra onunla vakit harcamamaya karar vererek, bakıslarını içkiyi biraz kaçırdığı her halinden belli olan minyon kadına çevirdi.

“Merhaba. Ben Hot Spot’un sahibi, Ethan Banks.”

Kadın kendine uzatılan eli sıkarken gözlerini ayırmadan Ethan’a bakıyordu. Ayağındaki sivri topuklu ayakkabılar olmasa boyu ancak Ethan’ın çenesine ulasırdı. Ethan’ın boyu bir seksen bes olduğuna göre kadın en fazla bir altmıs olmalıydı.

Ethan genellikle uzun boylu, uzun bacaklı, güçlü kadınları tercih ederdi. Belki de bu kadının ufak tefek, zayıf ve savunmasız hali Ethan’ı etkilemis ve içinde onu koruma isteği uyandırmıstı.

Kadına doğru eğilip, ağzını iyice kadının kulağına yaklastırdı ve gümbürdeyen müziği bastırmak için sesini yükselterek konustu. “İsine burnumu sokmak istemem; ama bence biraz fazla içtin ve barda tanıstığın bir yabancıyla beraber gitme fikrini tekrar düsünmelisin derim. Mekânın sahibi olarak seni sağ salim evine göndereceğimden emin olabilirsin.”

Kadın basıyla onayladıktan sonra, neredeyse tamamen Ethan’a yaslandı. Ayakta zor duruyordu.

“Kusura bakma, ahbap. Bu genç hanım artık benim sorumluluğumda.” Vinleks ceketlinin suratı sinirden morarmıstı.

Ethan adamın cevap vermesine fırsat vermeden kolunu genç kadının beline dolayıp kulübün çıkıs kapısına doğru ilerledi. Yolun kenarına kadar yürüyüp taksi beklerken kadına dönüp sordu.

“İsmin ne?”

Gwen kulübün los ısıklarından sonra beyninde simsek gibi çakan parlak sokak lambaları ve arabaların ısıklarına alısmak için gözlerini kırpıstırdı. Tanımadığı bir adamı bırakıp, tanımadığı baska bir adamla geceyi bitirmeye nasıl cesaret ettiğini anlamaya çalısıyordu. Tek bildiği kulüpte ona asılan adamdan aslında hiç hoslanmadığı, hatta onu iğrenç bulduğuydu. Oysa karsısında dikilip koruyucu bir tavırla elini tutan bu adam inanılmaz çekici ve yakısıklıydı. Adamın elinden bedenine geçen sıcaklığı ta içinde hissediyordu.

Genç adamın gür saçları koyu renk, neredeyse siyahtı. Gözleri elâ ya da yesil olmalıydı. Mükemmel dikilmis mavi ceketi güçlü ve genis omuzlarını ortaya çıkarıyordu. Boyu oldukça uzundu. Gwen ayağındaki topuklu ayakkabılara rağmen adamın yüzünü görebilmek için basını kaldırmak zorunda kalıyordu.

Adam son derece kaslı vücudunu ona doğru eğmis merakla bakıyordu. Bakısları karsılasınca nihayet adamın ona ismini sorduğunu hatırlayıp, utanarak cevap verdi.

“Gwen. Gwen Thomas.”

“Gwen.” Genç adam kadının adını tekrarlarken dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı. “Güzel bir isim. Söyle bakalım Gwen Thomas, ne kadar zamandır gece kulüplerine takılıyorsun?”

Gwen elbisesini çekistirip dururken adamın sorusuna ne cevap vereceğini düsünüyordu. Gece kulüpleri, barlar, diskolar onun tamamen yabancı olduğu yerlerdi.

Gece boyunca etrafındaki genç insanlara bakıp içerideki gümbürtüden ve küçücük dans pistinde sıkıs tıkıs sallanmaktan ne zevk aldıklarını kendine sorup durmustu.

Sabah güzellik salonundaki kızlar saçlarını kesip, boyayıp, sekil verirken bolca sohbet etmisler, Gwen o günün doğum günü olduğunu ve hayatında ilk kez çılgınca bir seyler yapmak istediğini söyleyince sehrin en ünlü ve en kalabalık gece kulübüne gidip yakısıklı bir erkek ayarlaması için ısrar etmislerdi. Manikür ve makyajını da tamamladıktan sonra onu sık bir butiğe yönlendirmislerdi.

Butikteki iri yarı çılgın saçlı tezgâhtar kadının ısrarlarıyla askısız siyah bir mini elbise ve bir çift on üç punt’luk topuklu ayakkabı satın almıstı. Su an içinde bulunduğu duruma ne derlerdi bilmiyordu; ama onlar olmasa herhalde minik çiçekli geceliğiyle evinde oturmus kitap okuyor olurdu.

“Suskunluğuna bakılırsa uzun süredir gece hayatının içinde değilsin.” Adamın alaycı ses tonuyla düsüncelerinden sıyrıldı. Bu arada Ethan bir taksi durdurmus ve dikkatle onu arka koltuğa oturttuktan sonra kendi de yanına ilismisti.

Gwen acıyla yüzünü burusturdu. Güya çılgın bir gece geçirecekti. Kimi kandırıyordu? Bu yakısıklı ve çekici yabancı bile bes dakikada onun gerçekte ne kadar yalnız ve sıkıcı bir hayatı olduğunu anlayıvermisti. Bunun farkına varmak kalbini sızlattı, gözleri bir anda yaslarla doldu.

“Hey, yapma!”

Ona doğru uzanıp parmağıyla yanağından süzülen gözyasını sildi. Ceketinin önü açılmıs, vücuduna oturan siyah tisörtünün sardığı kaslı ve güçlü bedeni iyice ortaya çıkmıstı. Ona o kadar yaklasmıstı ki, Gwen boğazının kuruduğunu hissetti.

“Seni gördüğüm an buralara alısık bir tip olmadığını anlamıstım. Ama bu kötü bir sey değil ki. Ne zaman istersen Hot Spot’a gelebilirsin. Seni burada görmek hosuma gider.”

Sözlerini hafif bir tebessümle söylemisti. Gwen birazda olsa rahatladığını hissetti. Ona çok iyi davranıyordu. Eğer dediği gibi Hot Spot’un sahibiyse, Gwen gibi yalnız ve mutsuz bir müsteriyle ilgilenmekten baska yapacak bir sürü isi olmalıydı. Öyle de olsa Gwen, Ethan tarafından kurtarılıp, o vinleks ceketli korkunç adamla gitmediği için memnundu.

Ne akla hizmet o adamla geceyi sonlandırmaya karar vermisti ki? Sırf bekâretinden kurtulmak için içinin almadığı bir adamla yatağa girecek kadar gözü dönmüs olabilir miydi?

“Evin nerede Gwen?” Basıyla taksi soförünü isaret etti. “Seni hemen evine götürsün.”

Adresi dilinin ucundaydı; ama Gwen bir türlü ağzını açıp cevap veremiyordu. Cevap verirse taksi onu evine götürecek, Ethan da kulübe dönüp hayatından tamamen çıkacaktı. Saçını, basını yaptırmak ve bambaska bir kimliğe bürünmek için harcadığı tüm çaba ve yaptığı onca masraf bosa gitmis olacaktı. Heyecan verici hiçbir sey yapamadan, yine otuz bir yasında bir bakire olarak kös kös eve dönecekti. Panik içinde haykırıverdi. “Hayır!”

“Hayır mı?” Ethan sasırmıstı.

Gwen tüm gücünü toplayarak adamın hayret dolu gözlerine baktı ve basıyla itiraz etmeye devam etti. “Eve gitmek istemiyorum. Daha buraya yeni geldim ve bugün benim doğum günüm. En azından se-seye kadar kalmak istiyorum …”

“Neye kadar?”

İçinden çılgın bir seyler yapana kadar diye düsündü; ama cevabı farklıydı. “Hiç. Henüz eve dönmeye hazır değilim.”

…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur