Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Benim Küçük Gözlerimden
Benim Küçük Gözlerimden

Benim Küçük Gözlerimden

Emilio Ortiz Pulido

“Bu kitabı diğerlerinden ayıran noktalardan biri, sevgisini hayvanlara cömertçe verebilenler için yazılmasıdır.” Dünyamıza kendi küçük gözlerinden bakıp bize bizi anlatan Cross’un insanların dünyasındaki maceralarının mizahi bir…

“Bu kitabı diğerlerinden ayıran noktalardan biri, sevgisini hayvanlara cömertçe verebilenler için yazılmasıdır.”

Dünyamıza kendi küçük gözlerinden bakıp bize bizi anlatan Cross’un insanların dünyasındaki maceralarının mizahi bir dille anlatıldığı; dostluk, aşk ve mücadelenin eğlenceli hikâyesi…

Sıkı bir eğitim almış rehber köpeklerdendi Cross; zeki ve bir o kadar da hayat dolu.

Yeni sahibi Mario ise yaşamda yolunu bulmaya çalışan bir gençti. Yolları kesiştiğinde ise ikisinin de hayatı tamamen değişecek; ayrılmaz ikili olacaklardı.

Sahibiyle beraber üniversiteye gidecek, tabii “iki ayaklıların” severek içtikleri kahvenin ve kruvasanın tadına bakmak gibi muzipliklerden kendini alamayacak, Mario’nun -o henüz bilmese de- karısıyla tanıştığı o mucizevi âna şahitlik edecek ve ileride çocukları Toni’nin de en yakın arkadaşı olacaktı. Ta ki o hüzünlü son kapıyı çalana kadar…

Bu yaramaz ve eleştirmeyi seven karakter; özür dileyebilmek, sevmeyi bilmek, sadık olmak, doğanın önemini unutmamak, engelli insanların da bu hayatta bir söz hakları olduğunu hatırlamak gibi değerleri bize yeniden hatırlatacak.

Kitap okuma tutkusu nedeniyle yaşamının ilerleyen günlerinde gözlerini kaybeden ve bir rehber köpekle hayata tutunan yazarımız Emilio Ortiz bize, aslında kendisine hiç de yabancı olmayan bir hikâyeyi anlatıyor.

1

“ELVEDA BARINAK, ELVEDA!”

Sabahları severim; hep yeniliklerle gelirler. Bu sabah arkadaş- larımdan bazıları miskinliklerinden henüz ayılamamış, bazıları ise gürültü yapmaya çoktan başlamıştı. Ben her zamanki gibi ilk uyananlardandım. Yorgun değildim, tembellik yapasım da yoktu. Uyandığımda güneş henüz doğmamıştı ama zindeydim. Bir kapının açıldığını duydum. Ana giriş kapısı olmalıydı. Sonra bir kapı daha…

Bu da kafesimin bulunduğu koridorun kapısı olmalıydı. Bugün sıra dışı bir şeyler vardı. Normalde insanlar barınağımıza geldiklerinde belirli bir düzen içinde hareket ederdi; öncelikle ve doğal olarak girişe en yakın kafesleri ziyaret eder, sonra sıraya göre devam ederlerdi. Oysa bu kez girişe yakın kafesleri atlamışlardı. Özellikle ziyaret etmek istedikleri bir kafes var gibiydi. Adımları kararlıydı. Ardından önce Jeremy’nin, sonra da Margaret’in sesini duydum; kalbim mutluluktan yerinden çıkacak gibi oldu. “Haydi Cross, bugün özel bir gün olacak.” Barınağımızda bu cümle diğer barınakların aksine olumlu bir anlam taşırdı, biliyordum. Demek istediğim, bu cümle sıkıntıya düşeceğimiz bir duruma işaret etmezdi. Ben de heyecandan yatağı- mı dişlemeye başladım. Kuyruğumu zapt etmekte zorlanıyordum, adeta benden bağımsız harekete geçmişti.

Jeremy tasmamı takıp, “Haydi Cross, dostlarınla vedalaş ar- tik,” dedi.
Margaret bize bakıp güldü. Drimm’e yaklaştım. Burnunu kokladım. Drimm dişi, siyah bir labradordu. Nasıl da çekiciydi! Kısır olabilirdim ama aptal değildim. Çevremde ne var ne yoksa kokladım. Sanki burayı bir daha görmeyeceğimi hissediyordum; bir daha koklayamayacak, bu yere bir kez daha adımımı atamaya- caktım. Kafesin kapısı arkamdan kapandıktan sonra bu barınağa bir daha dönmeyecektim.
Ana giriş kapısı tam da beklediğim gibi sertçe kapandı. Kapıyla beraber hayatımın bir dönemi de öyle…

Oysa zaman zaman sıkılsam da barınaktaki hayatımdan hiç şikâyetçi olmamıştım. Kendi cinsimden olanlarla bir arada yaşamak güzeldi.
Beni okul minibüsüne bindirdiler. Bu minibüse, her sabah, antrenmanlarımıza gitmek için binerdik. En yakın beş arkadaşımla bu antrenmanlarda tanışmıştım; kimiyle şehir içinde aldığımız derslerde, kimiyle de tuvalet eğitiminde oyun oynarken.
Minibüs yolculuğu uzun sürmedi. İçeriden nereye gittiğimizi göremiyordum ama şehre gitmediğimizden emindim.
Derken minibüsün arka kapısı birdenbire açıldı ve işte karşım- da Margaret ve yüzünde kocaman bir gülümseme. Margaret’in hemen arkasında öğrenci yurdunun binası uzanıyordu. Jeremy arkadaşlarımdan birine tasmasını taktı. Sonra beraber gittiler.
“Gel bakalım oğlum, sahibiyle tanışacak ilk köpek sensin.” İçimde birdenbire garip duygular çöreklendi. Sanki varlığı- min en derininde karanlık bir gizem çözülmeye başlamıştı. Oysa şimdiye dek yaptığımız tüm o şeyleri neden yaptığımızı hiç sorgulamamıştım.

İçimde aniden başlayan o doğal çözülme gizemli olduğu kadar güzeldi de. Giderek genişliyor ve her şeyin anlam kazanmasını sağlıyordu. Anlamıştım; bugün benim için çok önemli ve gerçekten de özel bir gün olacaktı. Bugüne kadar her şey bir oyun gibiydi. Şimdi ise daha iyisine, hatta en iyisine sıra gelmişti. Bu, olağanüstüydü.
Ardımda bıraktıklarımı düşününce bir duygu daha sardı içimi. Bu, bildiğim bir duygu değildi. Ne kafamda ne de kalbimde örneği vardı.

Yaşadığım yeri ve köpek dostlarımı bir daha göremeyeceğimi hissediyordum. Bundan böyle bambaşka bir yaşamım olacaktı. Bir düşünce seline kapılmıştım ama aklımın kuytularından çabucak çıktım ve arkadaşlarımı koklamaya başladım. Kendi ırkımdan olana yaklaştım önce, erkek bir golden retriever’a. Poposunun kokusu tanıdık değildi. Daha önce tanışmamıştık, eminim. Yoksa hatırlardım. Hatıralar konusunda zihnim çok iyidir. Hele bu türden kokuları asla unutmam.

Hemen sonra başka bir golden, benden biraz daha ufakça, boynumu koklamaya başladı. İkimiz de neşe içinde kuyruklarımızı sallıyorduk. Derken, her zamanki gibi, bacaklarımız birbirine dolandı. Bir patimi boynuna yaslayarak onu yere devirmeye ça- lıştım. Bu, oyuna davet demekti. O da karşılık verdi. Diğer dört arkadaşımız da bize katıldı. Biz boğuştukça tasmalarımızın metali minibüsün zeminine vuruyor ve çıkardığımız gürültü muhtemelen dışarıdan bile duyulabiliyordu.
Bir anda oluşturduğumuz kuyruk, pati ve burun düğümünden kendisini ilk kurtaran dişi ve beyaz bir labrador oldu. Sonra bir nevi esrime hâline girip kendi etrafında dönmeye ve kuyruğunu ısırmaya başladı.

Arkadaşlarımdan biriyle birbirimize muzır bir bakış attıktan sonra dişi labradorun üzerine atladık ve o bizi, biz onu dişlemeye koyulduk.Kargaşa iyice büyümüştü. Yerimiz dardı ama bize yeterdi. İçimizden ikisi havlamaya başladı. Sonra biz de… Mutluyduk. Bir an durup dişi labradorun poposunu kokladım. O zaman onun Mani olduğunu hatırladım. Onu aylardır görmüyordum. Benim için o anda oyun bitti. Donakaldım.Yaşamımın eskisi gibi olmayacağı gerçeği ve melankoli beni tekrar sardı. Mutluluğun yerini hüzün, endişe ve belirsizlik aldı. Kendi cinsimden olanlarla birlikte sürdürdüğüm hayatın sonuna gelmiştim işte. Yeni hayatım beni tatmin edecekti, biliyordum ama alıştığım hayatı terk ettiğimi düşünmek başımı döndürüyordu.

Birdenbire beynime adrenalin ve hüzün hücum etti. Belki de küçük bir köpek olmaktan çıkıp yetişkin bir köpeğe dönüşüyor- dum? Bu ikisi arasındaki sınır şimdilik pek sevilecek gibi değildi.
Diğer yandan kendimi özel hissediyordum. Diğer köpeklerin, sokakta sahipleriyle dolaşanların örneğin, hayatları farklıydı. Varoluşları bambaşka bir biçimde yapılanmıştı. Hayatları sıradandı. Küçük ya da yetişkin olmaları fark etmezdi; hepsi evcildi. Bizim gibiler ise hayatlarını devreler hâlinde yaşardı. Bu konuda insanlara benziyorduk.

Onlar da küçüklük dönemlerini oldukça rahat geçiriyor, sonra ilkokula başlıyorlar; daha sonra ortaokul, lise derken üniversite hayatlan başlıyor. Yetişkin olduklarında ise sıkı bir çalışma faslına giriyorlar. Biz rehber köpeklerin hayatı da benzer şekilde ilerliyor- du. Aramızdaki en büyük fark bizim işimizin garanti olmasıydı. Şu iki ayaklı yaratıklar amma da garipler. Bize iş garantisi verirler de kendi işlerini garanti altına alamazlar.

Ani bir dil darbesiyle derin düşüncelerimden uyandım. Mani burnumu ve gözlerimi yalamaya başlamıştı. Bana veda ediyordu. Minibüsün kapısı yeniden açılmıştı. Bu kez Jeremy’ydi gelen. Heyecandan kalplerimiz yerinden çıkacaktı. Mani’nin sırasıydı. Jeremy tasmayı Mani’nin boynuna geçirirken o da mutluluktan Jeremy’nin kolunu hafifçe dişliyor, gömleğini yalıyordu.
Ben de mutluydum. Kuyruğum neşe içinde sallanıyordu. Ama minibüsün kapısı kapanınca mutluluğum silindi.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıBenim Küçük Gözlerimden
  • Sayfa Sayısı180
  • YazarEmilio Ortiz Pulido
  • ISBN9789752468559
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviPortakal Kitap / 2021

Yazarın Diğer Kitapları

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Asi Melekler ~ Danielle TrussoniAsi Melekler

    Asi Melekler

    Danielle Trussoni

    “Bir kez Asi Melekler’in büyüleyici dünyasına girdiniz mi, diyeceksiniz ki: ‘Vampirler mi? Vampirler kimin umurunda?’’’ People Evangeline 12 yaşındayken annesi öldü, babası onu New...

  2. Tutsak ~ J. K. BeckTutsak

    Tutsak

    J. K. Beck

    Şehvet ve gizemi hiç bu kadar yakın hissetmediniz! “Havva’nın dokunuşu ile yıkım gelecek. Yerden yükselen üçüncü, güçlü ve değişmiş kişi, gölgelerin kural sütunlarını yıkacak...

  3. Tehlikeli Yaz ~ Ernest HemingwayTehlikeli Yaz

    Tehlikeli Yaz

    Ernest Hemingway

    Yazarın, Türkçeye ilk kez çevrilen romanı: Tehlikeli Yaz. Ernest Hemingway, adeta meydan okuyan bir tavırla okurlarını bu kez İspanya’nın geleneksel boğa güreşlerine götürüyor.Tehlikeli Yaz‘ı okurken...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur