Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Ejderin Tutkusu
Ejderin Tutkusu

Ejderin Tutkusu

G. A. Aiken

TÜM DÜNYADA SATIŞ REKORLARI KIRAN EJDERHA SERİSİ Hayatımı, kanatlarımı ve üstün güzelliğimi tehlikeye atarak, yalnızca sevdiklerim uğruna, bu acımasız Kuzey Elleri’ne girdim. Ama kıymetimi…

TÜM DÜNYADA SATIŞ REKORLARI KIRAN EJDERHA SERİSİ

Hayatımı, kanatlarımı ve üstün güzelliğimi tehlikeye atarak, yalnızca sevdiklerim uğruna, bu acımasız Kuzey Elleri’ne girdim. Ama kıymetimi bildiler mi? Hayır. ‘Yakışıklı Gwenvael, en iyimiz sensin, tüm ejderhaların en güzelisin’ dediler mi? Hayır! Ailem asırlardan beri, doğuştan gelen ihtişamım ve alçak gönüllülüğümü bir türlü kabullenemedi. Fakat ben onlar için, tabii bir de cesur ve gözü pek olduğum için, bu toprakların en kötü kâbuslarına göğüs gereceğim.

Bu yüzden şu anda bir anlaşma yapmak üzere Kuzeylilerin Canavar dedikleri kişiyi bekliyorum. Bu kişi o kadar korkulan bir yaratıktır ki, en büyük savaşçılar bile adını fısıldayarak söyler. Ama ben, Dayanılmaz ve Cesur Gwenvael, karşımdaki bu korkunç kadını… ne? Ahh… Şey, Canavar denen yaratık, yani Dagmar Reinholdt… bir kadın mı yani?

“AIKEN’DAN MÜKEMMEL BİR KİTAP DAHA.”
PUBLISHERS WEEKLY

“ALEV ALEV YANAN BİR HİKÂYE..”
ROMANTIC TIMES

***

BÖLÜM 1

Kaçıp kurtulmaya çalıştığı ilk sefer değildi bu. Görünüşe göre sonuncusu da olmayacaktı. Geçen yıllar boyunca, kendisini uygun görmedikleri yerlerde bulan öfkeli kız babalarından ya da o öfkeli kız babalan tarafından gönderilen şehir muhafızlarından kaçıp durmuştu.

Ancak Gwenvael bugün kendi ailesinden kaçıyordu. Onun için yeni bir şey değildi tabii, ama uzun süredir bunu yapmaya zorlanmamıştı.

Ayrıca, çenesini kapalı tutması gerektiği de bir gerçekti. Fakat kim ne derse desin, bu sefer davasında haklıydı. Ailesi her zamanki gibi her şeyi abartmış ve yanlış kişiye doğrulttukları öfkelerini ondan çıkarmışlardı.

Neden kıskandıklarım itiraf etmiyorlardı ki? Yakışıldı Gwenvael olduğu için onu kıskandıklarım? Ejderha Kraliçe’nin dördüncü evladı ve üçüncü oğlu olduğu için, Ejderha Kraliçe’nin Kuzey Ordusu’nun eski komutam olduğu için. Kara Ovalar’ın en sevilen erkeği olduğu, her zaman en görkemli, en cömert ve en sevgi dolu bireyi olduğu için?

İşte ailesi ondan bu yüzden nefret ediyordu.

Hem, kim bir kraliçenin—bu kraliçe bir insan olsa bile—bu kadar hassas olabileceğini bilebilirdi ki?

Oysa tek yaptığı basit bir soru sormak olmuştu: “Yedi aylık hamilesin diye bu kadar iri mi olman gerekiyor?” Gözyaşlarına, itici burun çekme seslerine ve kendisine yöneltilen silahlara sebebiyet veren basit bir soruydu bu. Görünüşe göre insan kraliçe hızlı koşma yeteneğini kaybetmişti, fakat atış yaptığı kolunun hâlâ sağlam olduğu da bir gerçekti. Kahrolası kulağımı koparıyordu az daha.

Böylece Kraliçe’nin eşi olan—aynı zamanda Gwenvael’in en büyük kardeşi ve Güney Elleri’nin gelecekteki Ejderha Kralı Fearghus olarak da bilinen—kişi birdenbire onu tıpkı bir tavşan gibi kovalama ihtiyacı hissetmişti

Gwenvael bu yüzden kaçmışta. Çünkü o koca pislik, yani Yok Edici Fearghus, Gwenvael’in güzel yüzünü yok ederse bunun için asla cezalandırılmayacaktı. Çünkü her zaman olduğu gibi o vahşi ve sının aşan suçlan için affedilecek, Gwenvael ise çok daha duygusal olan suçlan için asla affedilmeyecekti.

Büyükbabasının aşçı yamaklarından birkaçıyla çıplak bir halde yakalandığında ne olmuştu? Babasının pençesini kafasının tam arkasına yiyivermişü. Gwenvael, annesinin insan biçimindeyken kalçalarının büyüklüğünü ortaya çıkaracak giysilerden kaçınmak isteyebileceğini belirttiği zaman ne olmuştu? Babasının pençesini kafasının tam arkasına yiyi vermiş ti. Yakınlardaki genelevden çağırdığı birkaç kızın da bulunduğu, en küçük kardeşi Éibhear için düzenlediği sekseninci doğum günü partisinde neler olmuştu? Annesinin pençesini kafasının tam arkasına yiyivermişti.

Ne var ki Fearghus, bir asır evvel Gwenvael’in zavallı kuyruğunun bir parçasını koparmış ve bunun için hâlâ cezalandırılmamıştı. Birçok ejderhanın silah olarak kullandığı ucu sivri kuyruk parçası nehirlerin birinde öylece yüzerken, Gwenvael küçücük kalmış kuyruğunu peşinden sürükleyip duruyordu işte.

Neyse ki o da bu feci şekilde eksik kalmış, şekli bozulmuş kuyruğunu kullanabileceği başka alanlar bulmuştu. Kadınların büyük bir çoğunluğunun oldukça zevk aldığı alanlardı bunlar.

Gwenvael hızla koşarak köşeyi döndü. Berideki ahırlara doğru ilerleyerek arka taraftaki girişe doğru yöneldi. İşte tam o anda güzeller güzeli Talaith ile Gwenvael’in gerzek kardeşi Biterim kızı olan tatlı Izzy’yi gördü.

Izzy, Gwenvael’in kan bağıyla bağlı olduğu yeğenlerinden biri değildi, fakat yine de ailedendi ve ikisi de birbirlerini çok severlerdi. Ya da Gwenvael en azından, taarruza geçmiş haldeki Izzy hızla Gwenvael’e çarparak onu ahırın kapılarından birine doğru uçurana dek böyle düşünüyordu. Gwenvael insan olan yeğeninin ne kadar güçlü olduğunu sürekli unutup duruyordu. Annesi, ancak kendisine emir verildiğinde öldürmek üzere eğitilmiş ufak tefek, sevimli bir büyücü olabilirdi, fakat Izzy biraz kaba sabaydı ve kendiyle ilgili bu özellikten ziyadesiyle memnundu.

Izzy onun tepesinde dikilerek bağırdı. “Yakaladım onu!”

Gwenvael yıkılmış bir halde “Iseabail!” diye feryat etti. “Aşkım! Çok sevdiğim yeğenim benim! Bunu nasıl yaparsın?”

“Onun duygularını incitmemeliydin! Bu çok alçakça bir şeydi” Parmağını ona doğru salladı. “Bu kadar alçak olma!”

Izzy, Tatlı, güzel fakat her daim enteresan Izzy. Onun Kraliçe’ye olan bağlılığı asla sorgu]anam azdı. Şimdi bile sadakatini kanıyla ödeyebilmek için savaşa gönderilmeyi ümit ederek, askeri birlikle eğitimlere katılıyordu. Herhangi birinin neden böyle bir şey yapma gereği duyduğu meselesi, Gwenvael’i aşıyordu. O hiçbir şekilde yaralanmak ya da zarar görmek istemezdi. Vücudunun her bir parçasını ancak yerli yerinde ve doğru düzgün çalışır haldeyken severdi. Babasına defalarca söylemek zorunda kaldığı bir şey vardı; “Annemin tahtı için çarpışırım demiştim. Onun uğruna öleceğimi hiçbir zaman söylemedim.” Sonra da, sadece o yaşlı ahmağı yine bir öfke krizine sokmak için “Sen de benim ölmek için fazla güzel olduğumu düşünmüyor musun?” diye eklerdi.

Gwenvael “Beni sevdiğini sanıyordum!” diye haykırdı Izzy’ye.

“Böyle alçakça davrandığın zamanlarda sevmiyorum!” Izzy’nin iyiliği ve dürüstlüğü o kadar samimiydi ki, bu ihaneti için onu bir ateş topuyla yok etmek Gwenvael’in aklından yalnızca bir kez… ya da belki iki kez geçti.

Biraz sonra iri ve korkunç eller Gwenvael’i saçlarından yakalayıp ahırdan dışarı sürüklemeye başladı.

“Bırak beni, seni koca pislik!”

“Oraya geri gideceksin, seni orospu çocuğu,” diye gürledi Fearghus. “Oraya geri gideceksin ve bu yapacağın son şey olsa da, ondan özür dileyeceksin.”

“Benim özür dileyecek bir şeyim yok.”

Fearghus onunla aynı fikirde olmadığını kanıtlamak için koca ayağını Gwenvael’in kanuna koydu ve onu ezecek kadar uzun bir süre öylece durdu.

“Ah!”

“Onu ağlattın. Kimse onu ağlatamaz.”

Şimdi Garbhán Adası Kalesi’nin Büyük Salon’undan geçiyorlardı. Bir zamanlar burası Kasap Lorcan’ın, içinde korkunun hüküm sürdüğü güç odağı olmuşta Şimdiyse bu mekân Lorcan’ın piç kız kardeşine ve aynı zamanda onun kafasını uçuran kişiye aitti.

Gwenvael, bu mızmız kertenkelenin durmaya niyeti olmadığını anlayınca ona “Kendi başıma yürüyebilirim,” dedi. Gwenvael o anda kaçabilmek için doğal—ve muhteşem görünümlü—ejderha biçimine geçebilecek obuasına karşın, bunu yaptığı takdirde sadece orada yaşayan insanlara gereksiz yere zarar vermiş olacaktı. Bu yapmaktan nefret ettiği bir şeydi. İnsanları severdi… Aslında, dişi insanları severdi. Erkekler olsa da olurdu, olmasa da.

Fearghus onu sert basamaklardan yukarı doğru sürüklerken, “Artık seni kovalamıyorum,” dedi. Gwenvael kendini Fearghus’tan kurtarmak için tepinmeye başlayınca ikinci ağabeyi Briec, Fearghus’a yardım etmek ve Gwenvael’i bacaklarından yakalamak için devreye girdi.

“Seni hain pislik!”

Briec büyük bir memnuniyetle “Ona ne yapacağız?” diye sordu. “Pencereden aşağı mı atacağız? Hadi onu pencereden aşağı atalım! Ya da çatıdan!”

“Onu Annwyl’e götüreceğiz.”

“Annemiz geldiğinde, oğlunun artık başsız biri olduğunu fark etmez mi o zaman?”

Fearghus, Gwenvael’in kurtulmak için çırpınmalarını görmezden gelerek “Fark edecek,” diye cevap verdi ona. “Ama asıl soru, bu durum umurunda olacak mı?”

Kraliçe’nin yatak odasının önüne geldiklerinde, Fearghus kapıyı bir tekmeyle açtı ve Briec ile birlikte zavallı Gwenvael’i odanın içine attılar. Kapı ardından hızla kapandı ve Gwenvael, kardeşlerinin onu Kara Ovalar Kraliçesi’nin aşın duyarlı merhametine teslim ettiklerini fark etti. Ondan aynı zamanda Kara Ovalar’ın Eli Kanlı Kraliçesi, Kafa Toplayıcı, Garbhán Adası’nın Deli Büyücüsü ya da daha kısa ve öz bir ifadeyle, Gaddar Annwyl diye de bahsederlerdi. Her nedense insan kraliçe, pek çabuk öfkelenen biri olarak tanınırdı.

Gwenvael metin olmaya çalışarak güzel Kraliçe Annwyl’e baktı. “Benim güzel ve sevimli Annwyl’im. Ruhum sizin adınıza acı çekiyor. Yüreğim sizin özleminizi duyuyor. Düşüncesizce söylenmiş, aptalca sözlerim için beni bağışlayacağınızı ve sevgimizin hiçbir zaman sona ermeyeceğini söyleyin bana.”

Kraliçe bir süre ona bakakaldı ve sonra, Gwenvael’i çok korkutan bir şey yaparak, gözyaşlarına boğuldu.

Gwenvael böyle bir ihanet için kardeşlerini asla bağışlamayacaktı.

• • •

Onu Reinholdt’un Canavarı diye çağırırlardı. Ya da kısaca, Canavar diye.

O bundan pek hoşlanmazdı, özellikle de gerçek ismi Dagmar olduğu için. Fakat bu duruma tahammül etmeye çalışırdı. Onun dünyasında, hiç de hak etmediğini düşündüğü bir lakapla çağrılmaktan daha kötü şeyler de vardı.

Pekâlâ… Belki de bu ismi biraz olsun hak ediyordu.

Dagmar kitabının kapağını kapatarak iç çekti. Her ne kadar böyle yapmak istese de, bütün bir günü odasında saklanarak geçiremeyeceğini biliyordu. Babasıyla yüzleşmesi ve ona, yaptığı şeyi anlatması gerektiğini biliyordu. Bunu babasının toprakları ve insanları için yapmış olması, Kuzey Elleri’nin en güçlü savaş beyi olan Reinholdt için pek bir şey ifade etmeyecekti. Fakat o, sonucun kendi istediğini almak anlamına geleceğini bildiği durumlarda babasının, kendi ifadesiyle, böyle “anlarını” dikkate almamayı en başında öğrenmişti.

Dagmar kitabı bir kenara koyarak, üzerine gri pamuklu elbiselerden birini geçirdi. Elbiseyi çekiştirerek üzerine oturttu ve sonra sade bir deri kuşağı kalçalarının üzerine doladı. Lüzumsuz kesme biçme işleri için kullandığı hançerini de kuşağın içine soktuktan sonra, başına da gri bir atkı doladı. Upuzun saç örgüsü sırtından aşağı doğru uzanıyordu.

Dagmar yatağının başucundaki boy aynasında kendini şöyle bir inceledikten sonra, gözlüklerini dikkatle burnunun üstüne yerleştirdi. Okumak için onlara ihtiyaç duymuyordu, fakat bunun haricindeki her şey için onlara gereksinimi vardı. Seneler evvel, burnunun birkaç santim ötesine baktığı her seferinde gözlerini kıstağını fark eden rahip, sevgili Birader Ragnar ona ilk gözlüğünü vermişti. Bu gözlüğü kendisi yapmıştı ve Dagmar o günden beri bunları takıyordu.

Aynaya bir kez daha çabucak baktığında, giysilerinde göze kötü görünen bir şey olmadığından emin oldu. Dagmar böylece odasından çıktı ve köpeğinin hızla önünden gitmesine izin verdi. Kapısını kilitledi ve kapının güvenli bir şekilde kilitli olduğunu iki kez kontrol etti, sonra da babasının kalesinin taş duvarlı salonlarında ilerlemeye başladı. Dagmar burada dünyaya gelmişti ve hayata boyunca kaleye en yakın şehirden öteye gitmemişti. Babasını kendisine kale kapılarının dışında, civardaki korulukta küçük bir ev verme konusunda ikna edemediği takdirde, bu duvarların ardında öleceğini biliyordu. Ne yazık ki, evde kalmış kız kategorisine tam anlamıyla dâhil olması için en az bir on yıl daha beklemesi gerekecekti.

Kuzey Elleri’nde kadınlar kocalarına ait olana dek, akrabalarındaki erkekler olmaksızın fazla başıboş gezmezlerdi. Başarısız üç evlilik girişiminin ardından, yatağına girebilmek uğruna Reinholdt Klanı arasına girerek başını riske atabilecek kadar aptal bir erkekle karşılaşabileceğinden şüpheliydi. Bu da, kendine karşı dürüst olduğu zamanlarda—zaten ne zaman değildi ki?— onu oldukça rahatlatıyordu.

Kendi cinsinden olanlarda, bazı hissiyatlar doğal olarak bulunurdu. Uyumlu, sevgi dolu, cazibeli ve şefkatli olabilmek gibi. Bu özelliklere doğuştan sahip olan birçok kadın tanıyordu. Oysa Dagmar, bu özelliklerden hiç birine sahip değildi; fakat kısa süreler için bunlara sahipmiş gibi davranabilirdi. Eğer böyle davranmak ona istediği şeyi verebiliyorsa, neden olmasındı? Çünkü Dagmar hayatta şefkatli ve mütevazı bir kadınmış gibi davranmaktan daha kötü şeyler de olduğunu biliyordu. Mesela, gerçekten şefkatli ve mütevazı bir kadın olmak gibi. Kuzey Elleri’nin sert, zorlu koşulları vardı ve uysal kalplere ya da zayıf ruhlara göre bir yer değildi. Gerçekten bir şeyleri umursamak ya da gerçekten Kuzey erkeklerinin kadınlarından bekledikleri kadar zayıf olmak, erken yaşta ölmek için mükemmel bir yöntemdi.

Dagmar’ın niyeti yüz yaşını görene dek yaşamaktı. En azından yüz yaşını.

Ellerindeki kâğıtları dikkatle incelemek Dagmar’a, etrafında olup bitenleri görmezden gelme olanağını tanıyordu. Şiddetli dövüşler, yerleri çöplerle kirleten sarhoş aile erkekleri, karanlık gölgeler arasında acıdan kıvranan bedenler.

Reinholdt Kalesi’nde bir başka sabah vakti.

Dagmar uzun zaman önce kendi kendine, etrafında olan ve onu ilgilendirmeyen, dikkatini asıl önemli olan şeye odaklamasına engel olan şeyleri görmezden gelmeyi öğretmişti.

İyi eğitilmiş köpeği Canute cesurca önünde yürüyor, ona gözcülük ediyor ve onu koruyordu. Dagmar ona doğduğu andan itibaren bakıyordu ve artık onun sadık bir yoldaşı olmuştu. Köpek, dokuz yaşından beri babası için büyütüp eğittiği onlarca savaş köpeğinden biriydi, fakat artık sadece kendisine aitti. Son üç yıldır kendisini tıpkı Canute’nin babasının da yaptığı gibi koruyup kollamıştı. Acımasızca. O kadar acımasızca koruyordu ki onu, kimse yanına yanaşamıyordu. Dagmar köpeği çok seviyordu.

Dagmar, babası gibi bir savaş beyinin savaşlarda kullanacağı köpeklerden sorumlu olmanın, bir kadın için biraz tuhaf bir durum olduğunun farkındaydı; ancak köpekgillerle olan alakasını görmezden gelmeyi bir türlü başaramamıştı. Fakat özellikle, kendi yetki bölgesi dâhilinde eğittiği her köpeği, sadece kendi sesine, kendi emirlerine tepki verecek şekilde eğitmiş olduğu gerçeğini de görmezden gelemiyordu. tik zaferini, onuncu yaş gününden sadece bir ay önce kafasında planlayıp gerçekleştirmişti. Önünde, arkasında ya da yarımda durup dikkatle emirlerini bekleyen vahşi ve kontrol edilemez köpeklerle birlikte babasının karşısında durduğu günü çok net bir şekilde hatırlıyordu. O zamanlarda bile uzak mesafe görüşü zayıf olduğu için, gözlerini kısarak babasına bakmış ve usulca anlatmaya başlamıştı. “Köpek eğiticin kolunu kaybettiği için üzgünüm, baba. Belki de bu hayvanları daha iyi, vahşilikten ziyade merhametle idare edebilecek birine ihtiyacın vardır.”

Babası hâlâ elinde tutmakta olduğu kan revan içindeki kopuk kolu ona doğru uzatarak, “Sen sadece bir kızsın,” diye homurdanmıştı. “Sen savaş ve muharebeler hakkında ne bilirsin ki?”

Dagmar gözlerini yere dikerek, neredeyse fısıltıyla, “Hiçbir şey bilmem,” demişti. “Ama köpekleri iyi bilirim.”

“O halde göster bana. Ne bildiğini göster bana.”

Babasının gözlerine bakmak için başını kaldırmış, köpeklerden birini göstermiş, sonra da muhafızlardan birine eliyle işaret etmişti. On sekiz köpekten sadece biri harekete geçmiş ve bir keresinde ondan, “o korkunç kız” diye bahseden muhafıza saldırmıştı.

Babası, kendisine öğretilen şeyi yapan köpeği izlemişti; yardım çığlıkları atan muhafız onu pek ilgilendirmiyordu.

“Çok güzel,” demişti sonunda, fakat Dagmar sınavın henüz bitmemiş olduğunu biliyordu.

“Teşekkürler.”

“Şimdi onu geri çağır.”

Bunun zorlu bir iş olduğunu ikisi de biliyordu, çünkü kana susamışlık onları bir kez etkisi altına aldığında, Reinholdt’un savaş köpekleri kontrol edilemez hale gelirlerdi. Birçoğu savaşın sonunda kendi terbiyecileri tarafından uyutulmak zorunda kalırdı.

Dagmar, babasının bakışları altında bir kez daha parmaklarını kaldırmış ve kısa bir ıslık çalarak eliyle işaret etmişti. Köpek birden çığlıklar atan, inleyen, kanlar içindeki avını bırakmış ve hızla koşarak onun yanına gelip, biraz evvel ayrılmış olduğu yere oturmuştu. Dili dışarıda, ağızlığından kanlar akan köpek Dagmar’a bakıyor, onun bir sonraki komutunu bekliyordu.

O zamanlar babası sadece homurdanarak, hâlâ yanında taşımakta olduğu kopmuş kolun ardında bıraktığı kan izleriyle yürüyüp gitmişti. Ancak on altıncı yaşını geride bıraktığında Dagmar, babasının topraklarındaki tüm köpek kulübelerini ve her bir köpeği—görevli ya da ev hayvanı olanlarını—tamamen himayesi altına almıştı.

Canute durduğunda Dagmar da ansızın durdu ve ayinlerde kullanılan kadehlerden biri kafasının hemen üzerinden uçarak geçip arkasındaki duvara çarpana dek öylece bekledi. Kardeşlerinden biri ile karısı arasında yaşanan bir başka kavgaydı bu. Dagmar neler olup bittiğine bakma gereği duymadan, yerde yuvarlanmakta olan eğilip bükülmüş kadehin üzerinden atladı ve Ana Salon’a doğru yöneldi. Babası salondaki büyük yemek masasında oturuyordu, erkek kardeşlerinden bazdan ve onların kanlan da babasının yanında ya da karşısında oturuyorlardı. Fakat babasının hemen yatımdaki sandalye boştu, çünkü bu Dagmar’a aitti. Bu durumun, masanın karşı tarafından kendisine dik dik bakmakta olan yengesi Kikka’yı kızdırdığını biliyordu.

Dagmar onlara doğru ilerleyip yerini aldığında, babası önündeki katı yulaf lapasını âdeta kaçmaya teşebbüs edecekmiş gibi hızla kaşıkladı. Dagmar her zaman olduğu gibi babasının yemek yiyen manzarasını görmezden geldi.

Onun dünyasında, kötü sofra adabından daha kötü şeyler de vardı.

“Baba.”

Babası homurdandı. Hiçbir zaman konuşkan bir adam olmamıştı; özellikle de tek kızına söyleyecek pek fazla şeyi olmazdı. Farklı eşlerden dünyaya gelen tam on iki tane güçlü kuvvetli erkek çocuğun ardından—eşlerden ikisi kaçmış, Dagmar’ın annesi ise doğum esnasında ölmüştü—bir kız çocuğu geleceğini ummamıştı. Onun gibi bir kız çocuğunu ise hiç ummamıştı. Sarhoş olduğu zamanlarda genelde onun bir erkek olarak doğmadığı gerçeği hakkında sızlanıp dururdu. Koruması gereken bir şey değil de, kendisine daha çok faydası olan bir şey olsaydı elinde, bu daha çok işine gelirdi.

Babasının, bu vakte kadar onun derebeyliği için yapmış olduklarının hâlâ farkına varamamış olması Dagmar’ı üzüyordu. Kendi tasarladığı savunma planları, savaşlarda askerlerin hayatını kurtaran köpekler ya da ayarlanması için yardımcı olduğu ateşkesler de dâhil olmak üzere, katkıda bulunduğu birçok şey vardı. Fakat neden üzülerek vaktini harcayacaktı ki? Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek, sadece gününün değerli bir kısmını yok edip gidecekti. Dagmar bir dilim ekmeğe uzandı ve ekmeği ikiye böldü. “Yeni gelen köpek yavruları oldukça ümit verici görünüyor, baba. Çok dayanıklılar. Güçlüler.” Elindeki ekmeğin yarısını bir kez daha kopararak, bir kısmını Canute’ye verdi.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Edebiyat Fantastik Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıEjderin Tutkusu
  • Sayfa Sayısı520
  • YazarG. A. Aiken
  • ÇevirmenÖzge Nur Küskün
  • ISBN9786055358464
  • Boyutlar, Kapak13,5x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviEphesus / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Ejderin Büyüsü ~ G. A. AikenEjderin Büyüsü

    Ejderin Büyüsü

    G. A. Aiken

    TÜM DÜNYADA SATIŞ REKORLARI KIRAN EJDERHA SERİSİ Bana baktığınızda ne gördüğünüzü biliyorum. Dünyanın en güçlü iki ejderha soyundan doğan, çekici ve tatlı dilli bir...

  2. Ejderin Arzusu ~ G. A. AikenEjderin Arzusu

    Ejderin Arzusu

    G. A. Aiken

    Nolwenn cadısı Talaith için hayat hiçbir zaman kolay olmamıştı. Bir tanrıça tarafından köleliğe zorlanmış, kocası tarafından hor görülmüştü. Ve yaşadığı köydeki herkes kendisinden korkuyordu....

  3. Ejderin Aşkı ~ G. A. AikenEjderin Aşkı

    Ejderin Aşkı

    G. A. Aiken

    İnsana dönüşebilen ejderhaların tutkulu aşk oyunlarıyla alev alacaksınız. * Kalbi bir ejderhaya, şehvetiyse kibirli bir şövalyeye aitti. Bir gün bunların bir araya gelebileceğini kim...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Seni Her Şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim ~ Laurent GounelleSeni Her Şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim

    Seni Her Şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim

    Laurent Gounelle

    Hayatının aşkının ölümünden sorumlu tuttuğu kabileden intikam almak için Amazon Ormanları’nın en derin ve en karanlık yerine giden filozofun karşı karşıya kaldığı tam da...

  2. Vaiz ~ Camilla LackbergVaiz

    Vaiz

    Camilla Lackberg

    “Buz Prensesi”nin kahramanları Patrik ve Erika, Fjällbacka cinayetlerini araştırmaya devam ediyorlar Kadın cinayetlerinin ardında yatan sırlar… İsveç’te 2005 yılında Yılın Yazarı Ödülü kazanan Camilla...

  3. Kötü Kızlar Ölmez ~ Katie AlenderKötü Kızlar Ölmez

    Kötü Kızlar Ölmez

    Katie Alender

    Alexis sorunlu lise yılları geçiren tipik bir öğrenci olduğunu düşünüyordu. Problemli evlilikleriyle uğraşan bir aile, oyuncak bebeklerine kafasını takmış on iki yaşında bir kız kardeş ve kendisinin anti-sosyal, anti-ponpon kız tutumu… Kız kardeşlerin birbirine yakınlaşmasını sağlayan bir olay sonrasında Alexis, sorunlu hayatının tehlikeli sulara doğru hızla kaydığını fark etmişti. Kız kardeşi Kasey her zamankinden de tuhaf davranıyordu: Mavi gözleri bazen yeşeriyor, oldukça eski kelimeler kullanarak konuşuyor, hatta zaman zaman kendindent geçiyordu ve bu tuhaf davranışlarının farkında bile değildi.

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur