Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen


“Elinde keser sapı ile sap gibi ortada kalmak istemiyorsan, sevişmenin altın kurallarını bileceksin! ”
Zeus

“Erkeklerin sevişebilme süresi, ortalama bir buçuk dakikadır.”
Afrodit

“Yıllanmış şarap nasıl damakta lezzet, ruhta şehvet uyandırırsa; yıllanmış sevgili de yatakta şerbet, dudakta lezzet, ruhta ebediyettir.”
Ömer Hayyam

“Erkekler, biz kadınlara bahşedilmiş hediyelerdir.”
Cleopatra

“Bir kadına gidiyorsan, yanına kamçını almayı unutma.”
Nietzsche

“Cinsel eğilimlerin temeli hazdır.”
Freud

“Sevişmeyi uzun tutmak ve uzun tutabilmesi için erkeği eğitmek görevi olan benim gibi biri, en az dört saat sevişebilir.”
Sayuri

“Allah’ım kamçımı benden önce öldürme!”
Neyzen

Yasaklar ilgi çekicidir. Onları ihlal etmekse karanlık bir zevk verir. Ürperti dolu, adrenalin seviyesi yüksek bir zevk. İnsanın peşinde koştuğu da budur”
Da Vinci

“Bir kere sevdiğinizi belli ettiniz mi, dünyadaki tüm diğer insanlar sizden daha fazla değer kazanır onun gözünde!”
Bukowski

“Çiçekleri severim. Ama başkalarının bahçesindeyken.
Kazanova

“Haçan onu bunu pilmem! Çakacaksın, ses çikacak da!”
Temel

Ve dahası… Sanatsal dokunuşlarla işlenmiş mizahi felsefenin en iyi örnekleri bu kitapta!

***

İÇİNDEKİLER

Önsöz…9
Aşkta Sevişmenin Ruhsal ve Tensel Boyutu (Giriş)…11
Şarap Rengi Sevişmeler…15
Sevişgenlik Tahmini Oyunu…19
Zeus Dokunuşu…23
“Uçurumları Sevenin Kanatlan Olmalı”…27
“Erkekler Kadınlara Sunulmuş Hediyedirler”…31
KadınıYatakta Çıldırtmak…35
İz Bırakanlar…43
Ölüm Orgazmı…59
Lesboslu (Midillili) Lezbiyen Sappho…69
Lezbiyenlik Üstüne Onlar Ne Dediler?…75
Kadın Kadına Aşk…77
Sapkın Zevkler…83
Kadm Erkeği Kendine Nasıl Bağlar?…93
Çapkın Erkekler…103
Kadının Orgazmı…123
Sabahlar Olmasın…129
“En Güçlü Afrodizyak Kadının Bizzat Kendisidir”…139
7 Numaralı Bungalov…149
Bir Çiçekle Bahar Geçer mi?…153
Kahramanlar…165

ÖNSÖZ

Bu kitap 13 yaşındaki bir kız çocuğu yüzünden yazıldı.

Henüz hiçbir genç tarafından öpülmemiş, öpüştüğünde dudaklarının ıslanacağından bile habersiz ama elinde içeriği tamamen cinsel sapmalardan oluşmuş bir kitap tutan, sadece 13 yaşında bir kız çocuğu…

Bütün güzel ve asil değerlerin yağmalandığı günümüz dünyasında, insanların bir tek bacak arası doğruları kalmış­tı dokunulmadık. Ve oraya girmenin en kestirme yoluydu beyne tecavüz. “Görsel medya”, “sosyal medya”, ‘“yazılı ba­sın” gibi adlar verdiğimiz devasa organlar tarafından her gün tecavüze uğruyoruz. Hem de hiçbir psikoloğun tamir edemeyeceği kadar derinimize giriyorlar. Şeytan spermlerini beynimize boşaltıyor ve bizler maalesef, “kaçınılmazsa zevk almaya bak” kurbanlarını oynuyoruz.

Bu kitap, henüz lise çağındayken, “Hiçkimse vazgeçilmez değildir, Ayşe olmazsa Fatma olur; Ahmet olmazsa Mehmet olur” algısı benimsetilmiş gençlere, sevmenin ve vazgeçil­meze sahip olmanın kıymetini anlatmak için yazıldı.

İlişkilerin, dolayısıyla insanların bozuk paralar gibi har­candığı, üstelik bu harcamanın normal karşılandığı şu dün­yaya, “Hayır öyle değil!” diyen bir haykırış olması için filo­zoflar konuştu.

Bu kitap, sevişmeyi beş dakika bile sürdüremeyen ama yine de “Sen ol da sabahlar olmasın” deyip bıyık burarak, kendi sevişme becerisine gönderme yapan komikler tayfası için yazıldı. Bu kitapta, “Len oğlum madem beş dakika bile sürdüremiyorsun, sabahlara kadar tavla mı oynayacaksın kızla?” diye sormanın mizahi tarafı gıdıklandı. “Bilmiyorsan, bilimden faydalan” demek de lazımdı.

Bu kitap, 7’den 77’ye tüm insanlar için yazıldı. Sapkınlık’ları normalleştiren çirkinliklerle beslenilmesin; sevişmenin kutsal niteliği, tek gecelik ilişkilerle ayaklar altına alınma’ sın diye. Madem “sevişmek” iki temel içgüdünün getirisi ve madem insanın en haz aldığı konu, öyleyse deyip, sevişmeyi uzatmanın yöntemleri de eklendi bu kitaba.

Aşkla yazılan bu kitabın, aşkla okunması ve hayata artı- değer katması dileğimle…

AŞKLA SEVİŞMENİN RUHSAL VE TENSEL BOYUTU (GİRİŞ)

“Seksi hiç beceremedi insanoğlu. Erkek olanı, girip çı­kıp, zıbarıp yattı. Kadın olanı ise, bacaklarını açmayı önce marifet sonra görev saydı!” diyen Zeus, alaylı bir ifade takı­narak, yarım bir gülüşle Ömer Hayyam’a baktı. Onunla aynı duyuş ve düşünüşte olan bilge Hayyam, “Ne sevebildi ne de sevişebildi! Bencillik etmeyi sevmek, etin ete sürtmesini de sevişmek sandı” diye ekledi.

An itibariyle yer ve zaman kavramlarının olmadığı, “lâmekân, nazaman” arası, tuhaf bir noktadaydılar. Sanki o gündü. Mahşeri hesaplann günü. Ve sanki sadece iki grup insan bir kenara ayrılmıştı: özel adamlar ve özel kadınlar. Onlar, özel konuları kendi en özel anlarını da içine katarak konuşuyor, “aşkın ve sevişmenin, ruhsal ve tensel boyutu­nu” inceliyorlardı.

Hiç biri, birbirlerinin zamanında yaşamamış ama her biri adını altın harflerle tarihe kazımış seçkinlerdi onlar. Zeus’un başkanlık ettiği erkekler masasında, şimdilik Ömer Hayyam, Leonardo da Vinci, Sigmund Freud, Friedrich Nietzsche, Neyzen Tevfik, Charles Bukowski, Sokrates oturuyorlardı. Aralarına sonradan katılacaklardan henüz habersizdiler.

Kadınlar masasına Afrodit başkanlık edecekti. Henüz yalnızca beş kadındılar. Sinemanın parlak yüzü Marilyn Monroe, Bir Geyşanın Anıları’ndan fırlamış Sayuri, lakabı “Şafağın Gözbebeği” olan Mata Hari, eski Mısır’ın efsanevi kraliçesi Kleopatra. Onların da masalarına sonradan katılacak özel kadınlar olacaktı elbette. Fakat henüz kim oldukla­rını onlar da bilmiyordu.

İşte bu seçkinlerin arasında, yiyecek içecek masasından sorumlu, kimileyin saki, kimileyin garson olan ve her ko­nuya kendince yorum katıp, yeri geldiğinde güldüren, yeri geldiğinde düşündüren bir adam vardı: Temel. Bizim Temel. Karadenizli uşak. Evdeki işlerini bitirir bitirmez, Fadime de yetişirdi muhakkak. Onca güzel kadının arasına, Temel tek başına salınmazdı ya.

Doğu’nun sofistike şairi, aşkın ve şarabın mistik feylesofu Ömer Hayyam, insanlığın seksteki çıkmazına bir parça kız­gın, bir parça esefliydi. Elinde şarap kadehi, gözlerinde derin bakış, yanı başında oturan Leonardo da Vinci’nin yorum katmasını bekliyordu.

“İnsan bedeni yetişkinlik evresine gelir gelmez, üreme içgüdüsüyle harekete geçer ve seks isteği baş gösterir” şek­linde başlangıç yaptı Leonardo. Ardından kendi çizimlerinden biri olan, orijinal adı “II Coito Dell Uomo Hemisected e Donna”yı çıkarıp masaya yaydı. Leonardo da Vinci’nin çizimine odaklanan grubun, kasıklarında istemsiz bir hare­ketlenme oldu. Hemen ardından gözlerini kaçırıp, bedenle­rindeki ilgiyi zayıflattılar ama bunu birbirlerine bakmadan, hatta birbirleriyle hiç göz göze gelmeden, sessizce yaptılar. Bir toplulukta biri kazara gaz kaçırır da diğerleri sırf onu utandırmamak için duymazlıktan gelir ya hani, işte öyle ses­sizce geçiştirilen bir utanma anı.

Leonardo da Vinci, açıklamasına devam etmek niyetiyle, çizimdeki böbreküstü bezlerinin olduğu yere parmağını koy­duğu sıra, konuşmaktan çok yazmayı sevdiği bilinen Freud, “Üstadım” diyerek söz aldı. “Cinsel eğilimlerin temeli haz- dır. İnsanoğlu daha 0-1 yaşındayken oral yolla hazzı keşfeder ki bu da annesini emme sürecidir. Anne karnında parmak emmeye kadar inen temel içgüdüden söz ediyoruz” dedi.

Zeus ve Hayyam’ın ortak kanısına göre, insanoğlu seksi başaramıyordu. Öyleyse bu konuyu ta en temelden almak lazım diye düşünenler ise Leonardo ve Freud’du. İşleyişin başlangıcını, beden üzerindeki etkilerini, bedenin sekse etkilerini ele alacaklardı.

“Hâsılı, teknik olarak, böbreküstü ve tiroit bezlerin­de üretilen…” diyerek devam edecek olan Leonardo da Vinci’nin sözü, “Tekniğini s.keyim!” hiddetlenmesiyle şak diye kesiliverdi. Neyzen’di. Neyzen Tevfik:

“Kadın zevkten inlemiyorsa, tırnakları etini yırtmı­yorsa ve çığlık çığlığa boşalmıyorsa, tekniğinin ta anasını s.keyim!”

Fütursuz Neyzen, üstüne aldığı hırpalanmış pardösünün geriye kayan kısmını küçük bir omuz hareketiyle tekrar ye­rine hoplattı. Rakı kadehini Temel’e doğru uzatıp boşaldı­ğını gösterirken, diğerleri suspus olmuşlardı. Soğuk bir hava esivermişti masada.

Temel, Neyzen’in dellenmesine için için gülüyordu. Şu “Tekniğini s.keyim” lafını en son babasından duymuştu.

Temel o vakitler Trabzon dışındaydı ve yeni evliydi. Ba­basına yazdığı mektupta, yeni bulduğu sevişme tekniğini anlatmıştı. Buna göre, Temel yüklüğün tepesine çıkıyor ve yataktaki karısının üstüne atlıyordu, müthiş zevkli oluyor­du. Kısa süre sonra babasından bir telgraf aldı: ‘Tekniğini s.keyim Temel! (stop) Anan öldu! (stop)”.

ŞARAP RENGİ SEVİŞMELER

Zamanın kapana kıstığı zamansızlıkta, mekânın adresi netleşmeye başlamıştı. Ve adresin kuşbakışı görüntüsü, bu­ranın bir yarımada olduğunu söylüyordu. Önü, Knidos an­tik limanına bakan, sırtı Knidos Feneri’ne dayalı yaklaşık 10 dönümlük bir arazi içindeydiler. Knidos’un doğal bitki örtüsünün ortasına yerleştirilmiş, doğal olamayacak kadar mistik bir kara parçası. Sanki tanrıların özel zamanlarında gidip, kutlama yaptıkları ve “ol” enerjisi topladıkları yerdi.

Yamaçtaydı. Neredeyse kare denebilecek alanda, eğimi denize doğru, geniş ve yemyeşil bir alan. Alanın sınırlarını belirlemek için özel olarak yetiştirilmiş devasa okaliptüsler ve onlara yaslanmış begonviller üç tarafın kenarlarında aynı boy ve aynı ebatlarıyla diziliydiler. Buğulu yeşil ile çılgın eflatunun kucak dansı. Yalnızca denize bakan yanın sınırı, bodur asma güller ve hanımelleriyle çevriliydi. Hanımellerinde beyaz ile kavuniçi fısıldaşması; güllerde açık pembe gülüşü. Kokuları birbiriyle yarışıyor, biri diğerine, ben senden âlâyım diyordu.

Aynı açıdan görülen diğer üç öğe ise, birbirine eşit aralık­larla aynı hizada dizili üç masaydı. Denize yakın olan masada kadınlar, sırtını fenere vermiş masada ise erkekler oturuyordu. Ortadaki masa envai çeşit meze, çerez, içecek bulunduruyor, vazolardaki bahar çiçekleriyle misafirlerini bekliyordu. Burası cennet miydi yoksa cennet üstü bir yer mi?

Tanıdık ve bildik simalardı onlar. Erkekler masasının başında Zeus, onlara yaklaşık 10-15 metre uzaklıktaki ka­dınlar masasının başında ise güzeller güzeli, Tanrıça Afrodit oturuyordu. Zeus ile Afrodit dışında kalan faniler, ilkin nasıl orada olduklarının telaşı ve bilinmezliğiyle birbirleri­ne bakıp şaşkınlıklarını gizlemeden, anlamlı bir açıklama bulmaya çalıştılar. Fakat her açıklama bulma isteği hâkim olduğunda, tuhaf bir kafa karışıklığı baş gösterdi ve unut­tular. Hani, tam bir şey söyleyecekken, akıldan çıkıveren konular gibi o da muhayyilelerinden silikleşerek kaybo­luyordu. Tadı damakta kalan ama adı unutulan yemekler gibi.

Zamanın geçmediği bir mekân; mekânınsa neden Knidos olduğu bilinmeyen noktadaydılar. Niçin buradaydılar? Nasıl gelmişlerdi? İçinde bulundukları grubun seçkinlerini nasıl kendiliklerinden tanıyabiliyorlardı gibi sorular daha anlam­lı bir sorgulamaya dönüşemeden kayboluveriyordu.

En ilginç olanı ise konuştukları konu, aynı anda hepsinin birden aklına geliyor, fakat hepsi kendi akıllarının erdiği, öğrendikleri, deneyimledikleri şekliyle tartışıyor, konuşu­yor, bilgi ve tecrübe aktarıyorlardı. Ve bunu neden yaptıkla­rını dahi bilmiyorlardı.

Gökyüzü günbatımına hazırlanıyor, güneş ağaçların ara­sından altın telkâri saçaklarıyla ışıldıyordu. Ama hep ışıldı­yordu. Güneş, zamanın kıstığı kapanın kurbanıydı.

O geniş alanda, 10’ar kişilik masaların erkekler grubunda geçiyordu “teknik” konusu. Ömer Hayyam, ayağa kalkmış, masanın önüne geçmişti. Elinde şarap kadehi, başında sarı­ğı, sırtında döneminin haki renk setresi, dimdik duruşuyla bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Leonardo da Vinci’nin…

“Filozoflardan Seksi Şeyler” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıFilozoflardan Seksi Şeyler
  • Sayfa Sayısı168
  • YazarEmine Supçin
  • ISBN9786054771479
  • Boyutlar, Kapak14 x 20 cm, Karton Kapak
  • YayıneviDestek Yayınları / 2013-09

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur