Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Geçmişin Kanı (Kan Günlükleri Serisinin 2. Kitabı)

Samantha Young

Geçmişin Kanı (Kan Günlükleri Serisinin 2. Kitabı)

Tek isteği kurtulmaktır…
Fakat kurtuluşa giden yol hiç kolay değildir!

Annesinin soyunu araştırmak için İskoçya’ya giden Eden, kısa süre içinde kendini karmaşık işlerin içinde, İskoç Savaşçı Neithler’in dünyasında bulur. Burası bazılarının kollarını açarak onu karşıladığı, bazılarının ise ona komplo kurduğu bir dünyadır; Eden’a aşkın, arkadaşlığın ve savaşçı olmanın ne anlama geldiğini öğretecek bir dünya…

Bir gün, sonsuza dek kurtulduğunu sandığı adam yeniden ortaya çıkınca Eden’ın hayatı allak bullak olur, çünkü herkesten çok sevdiği kişi büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Eden bu kişi için önemli bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

“Samantha Young, ‘Kan Günlükleri’ serinin ikinci kitabında yine harikalar yaratmış.”
-Fantasy Book Review-

“Geçmişin Kanı’nı okuyacağınız her dakika ayrı bir zevk, bir an önce edinmeniz gereken bir kitap.”
-Barnes&Noble-

“Samantha Young çok yetenekli bir yazar. Çıkardığı iş adeta taze bir nefes gibi! Aksiyon ve macera dolu bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız!”
-Once Upon A Twilight-

“Romantizm, güçlü karakterler, başı sonu olmayan bir karanlık ve aksiyon dolu bir hikâye arıyorsanız, ‘Kan Günlünlükleri’ serisi tam size göre!”
-Good Choice-

***

Bir asker gibi korkularını kucaklamak ve katletmek için, bir başkaldırı yapmaktı tek düşünebildiğim.

The Airborne Toxic Event – Hep İstediğim Şey adlı şarkıdan

ÖNSÖZ

Uçuş

Kutsanmışların kanları duvarlara, sandalyelere sıçramış ve yerde bir göl oluşturmuştu. Fantastik bir çizgi romandan fırlamış bir görüntüye benziyordu. Bu bir katliamdı.

Stellan?!

Çikolata gözlü savaşçı ve Celine ’i öldüren adam, Eden ’ı korumak için onun yanına gelirken Eden kendisini sıkıca tutan ve kapıya doğru sürüklemekte olan Noah ’yı itti. O sırada yanlarına kestane rengi saçları olan güzel bir kadın da gelmişti.

“Hayır!” Eden onlardan uzaklaşmaya çalıştı. “Stellan!” diye haykırdı.

Dövüşmekte olan ağabeyini gördü. Eden bağırdığında Stellan başını ona doğru çevirmişti.

Eden ’dan sadece bir yaş daha büyük gözüken, sarı saçları atkuyruğu yapılmış kadın bir savaşçı, dikkatinin dağılmasını fırsat bildi.

“Eden! ” diye bağırdı Stellan, bu minyatür savaşın ortasında çırpınıp dururken kadın savaşçıdan başka yöne dönerek.

“Eden yapma!” Noah onu geri çekmeye çalıştı.

“Stellan!” Eden, elini ona doğru uzattı. Kılıç Stellan ’ın başının arkasına doğru inerken Eden’ın gözleri büyüdü. “Stellan hayııır! ”

Ama çok geçti.

Kılıç, Stellan ’ın kafasını kestiğinde, kanı kafasının yarısıyla birlikte havaya fışkırdı.

Eden ’ın göğsü ıstırapla parçalandı ve dizleri büküldü. Kendisini saran ve ayağa kaldıran kolları hissetti ve odadan dışarı çıkartılırken ağabeyinin cesedi görüş alanından çıktı.

Eden gözlerini kırparak gözyaşlarının akmaması için uğraştı, boğazındaki yakıcı ve boğucu his yutkunmasını engelliyordu. Ağabeyinin ölümü o günden beri gözünün önünde tekrar tekrar canlanıyordu. Görüntüyü durdurmak, başa sarmak ve adını haykırıp da ağabeyinin dikkatini dağıtmak yerine başka bir şey yapmayı diliyordu. Neden onun yerine Teagan ölmedi ki? diye düşünüyordu çaresizce. Kuzeni bu dünyadaki en aşağılık pislikti ama her nasılsa sağ salim kurtulmayı başaran tek kişi olmuştu. Burnu bile kanamamıştı. Ryan, Celine ve Stellan’ın ölmesi onun umurunda bile olmazdı; öyle bir tip değildi.

Eden suratını astı. Bu bir paranoyaydı, farkındaydı ama penceresinden görünen o büyük bulut Teagan’ın alaycı sırıtmasını çağrıştırıyordu. Kısık sesle homurdandı ve Cyrus’ın özel jetinde karşısındaki koltukta oturmakta olan Valeria’nın boğazını temizlemesini duymazdan geldi.

“Her şey yolunda mı Eden? İlaç gerekiyor mu?”

Eden yoğun ruh yiyici avlama ve öldürme programının arasında zaman ayırıp yurt dışına giderken kendisine eşlik eden savaşçıya bakmadan başını iki yana salladı. Valeria’nın bahsettiği ilaç, Eden’ın ruhlara olan açlığını hafifleten ilaçtı.

Ruh yiyici olmak berbat bir şeydi.

Derin bir soluk aldı ve her taraftan sarmaşık gibi kendisine doğru uzanan tatlı ruhları zihninden uzaklaştırarak başını yumuşak deri koltuğa dayadı. Biri yetmezmiş gibi bir uçağın içinde üç tane Ahkh ruhuyla mahsur kalmıştı. Edinburg’a yeterince hızlı gidemiyorlardı.

Altı ay önce birileri ona Noah Valois’le tanışmanın ailesinin ölümüne ve inanılmaz bir mirasın keşfine yol açacağını söyleseydi onlara alaycı bir şekilde sırıtır ve, “Benim etrafımdaki oksijeni emebileceğinizi size kim söyledi?” der gibi bir bakış atardı.

Fakat şu işe bakın ki buradaydı.

Gözlerini hafifçe açan Eden, karşısında oturmuş, Soğukkanlılıkla’ yı tekrar okumakta olan Noah’ya gizlice baktı. Kalbinin daha hızlı atmasını göz ardı etmeye çalışarak, huzursuzlukla dudaklarını büktü ve gözleri Noah’nın güçlü yüzüne ve zarif fakat erkeksi ellerine daldı, ki o eller bir adamı iki saniyede öldürebilirdi. İçinden kızgınlıkla söylendi. Noah o kahrolası kitabı kasten okuyordu; onu arkadaşlıklarının ilk günlerinin hatırasıyla etkilemeye çalışıyordu.

Eden’ı yumuşatmanın yolu Soğukkanlılıkla’yı (geçtiği çetin sınavı düşününce gerçekten uygunsuz bir kitaptı bu) ona zorla okutarak arkadaşlıklarını ustalıkla idare ettiğini ve onun okumakta olduğu manga dergisini beğenmiş gibi yaptığını hatırlatmak değildi.

“Daha önce yalan söylemiştim,” dedi öfkeyle. Onun soluk menekşe rengi gözlerini kitaptan kendi üstüne çekmişti. Noah bir kaşını kaldırarak baktı, Eden’ın onunla konuşmaya tenezzül etmesine çok şaşırdığı açıktı.

“Ne hakkında?”

Noah’nın kalın, gür sesini duyunca omurgasında oluşan ürpertiye aldırmamaya çalıştı. Noah’da mükemmel bir sunucu sesi vardı. Melodik, sıra dışı ve tamamıyla büyüleyici bir ses. Bu yüzden ondan nefret ediyordu. “Kitap hakkında. Berbat bir kitap o.”

Noah ona inanmadığını gösteren bir bakış attı. Eden’ın huysuzluk yaptığını biliyordu. “Ben Naruto hakkında yalan söylemedim ama. Onu gerçekten sevdim.”

Eden dudak büktü. “Yaa, tabii.”

“Eden…”

“Noah, yeter,” diye aralarına girdi Valeria. Eden bu antik savaşçıya bakmak için başını çevirdi. Valeria siyah gözleri ve koyu kahverengi saçları olan, uzun boylu, uzun bacaklı, egzotik bir kadındı. Aşağı yukarı iki bin yaşındaydı ve Çember adındaki Ankh Savaşçıları Yetkilileri Heyeti’nin on ölümsüz üyesinden biriydi. Çember sadece kendilerini değil, kardeşleri olan, onlar olmazsa Ankhların da var olamayacağı -ve daha çok nüfusa sahip olan- ölümlü Neith Savaşçılarını da yönetmek ve düzeni sağlamakla görevliydi. Bir Ankh Savaşçısı’nı sadece bir Neith doğurabilirdi. Bebeğin bir Ankh olduğu vücudunda her Ankh’ta bulunan ankh şekilli doğum lekesi sayesinde anlaşılıyordu. Bebek hemen Çember’e teslim ediliyor ve Ankhlardan bir aileye kendi çocuklarıymış gibi büyütmeleri için veriliyordu.

Eden’a gelince, ahlaksız ve kötü bir ruh yiyici olan babası Ryan, onun bir Ankh Savaşçısı olan annesi Merrit’i kaçırmış ve tecavüz etmişti. Bunun sebebi bir yerlerde okuduğu aptalca bir hikâyeydi. Buna göre bir ruh yiyici, normalde çocuk sahibi olamayacak bir Ankh’ı hamile bırakırsa, ancak çok güçlü savaşçıların yenebileceği bir ruh yiyici çocuğa sahip olabilirdi. Kendi küçük, süper ruh yiyici ırkını oluşturmak isteyen Ryan, deneyini gerçekleştirmek için Merrit’i kullanmış ve başarılı olmuştu. Merrit hamile kalmıştı ama sonra kocasına kaçmayı başarmıştı. Fakat Ryan onu bulup karnını keserek bebeği almış ve ölümüne sebep olmuştu. Ryan’ın evine götürüp yetiştirdiği bebek, “Umulmayan” denilen efsanevi melez çocuktu. Eden’dı. Eden, Umulmayan’dı. Tabii ki o bütün bunları Noah altı ay önce okuluna gelip onunla sahte bir arkadaşlık kurmadan, onun kalbini kırmadan ve hayatını mahvedip onu Ankhlara teslim etmeden önce bilmiyordu.

Son kısım için Noah’ya kızamazdı gerçi.

Eden’ın gözleri Valeria’nınkilerle birleşti ve bakışlarıyla anlamlı bir bağ kurdular. Binlerce yıl önce Valeria da bir

Umulmayan’dı fakat Eden’ın koruyucusu Cyrus, açlığı ve ruh yiyici mirasını yok edecek ve Umulmayan’ı safkan bir Ankh’a dönüştürecek bir tedavi bulmuştu. Tedavi kanın kendisiydi. Umulmayan’ın insan soyunun kanı.

“Ben bir şey yapmıyorum,” dedi Noah sertçe. “Benimle konuşan o.”

“Ah lütfen.” Eden gözlerini devirdi.

“Eden!”

Gürleme şeklindeki uyarı, pilot kabininin kapı eşiğinden gelmişti. Eden başını kaldırdı ve Cyrus’ın ayıplayıcı bakışlarla ona kaşlarını çattığını gördü; onun Noah’yı kasıtlı olarak kızdırmaya çalıştığını biliyordu. Sadece iki haftadır tanışıyorlardı fakat Cyrus onun hakkında -her ne kadar Noah kadar olmasa da- herkesten çok şey biliyormuş gibiydi. Cyrus bunun nedeninin annesi Merrit’e çok benzemesi olduğunu söylemişti. Merrit, Cyrus’ın karısıydı.

Şimdiyse Eden’ın koruyucusuydu.

Bir bakıma Eden ondan daha iyi bir koruyucuya sahip olamazdı. Cyrus, Hükümdar’dı. Çember’in lideri ve tüm savaşçılar arasındaki en yüksek otoriteye sahip olan kişiydi. O, Eden’dan hemen hemen iki bin beş yüz yaş büyüktü ve bu muhtemelen onu, Eden’ın hiç tanışmadığı, Ankhların en yaşlısı olan Darius adındaki bir adam dışında, gezegendeki en güçlü kişi yapıyordu. Darius, Hükümdarlık makamını Cyrus’a devretmişti çünkü siyasi işlerden bıkmıştı ve ruh yiyici avlamak istiyordu. Eğlenceli bir adama benziyordu.

“Eden hiçbir şey yapmadı,” diye araya girdi Valeria.

Sonra ayaklarını deri koltuktan indirerek Cyrus’a yer açtı.

“Noah’yı kızdırmaya çalışıyor.”

Eden dudağını ısırdı, yanakları kızarmıştı. Bu adamın yanındayken bir şeylerden paçayı sıyırması zor olacaktı.

“Kızdırmıyor, ben iyiyim,” diye ısrar etti Noah. Eden ona bakarak homurdandı ve Noah omuz silkti.

“Eden, ilaca ihtiyacın var mı?” diye sordu Cyrus arkasına yaslanarak. “Saatlerdir uçaktayız.”

“Daha yaklaşmadık mı?”

“Bir saat kaldı.”

İyi. Kahrolası uçaktan inmek için sabırsızlanıyordu. Bu, uçağa ilk binişiydi fakat gerçeği söylemek gerekirse, hissettiği heyecanlı mutluluk ilk iki saatten sonra çabucak yok oluvermişti. Jetin içi genişti ve etrafta dolaşabiliyordu ama yine de altı saattir şişko ve şık bir tüpün içinde hapsolmuş gibi hissediyordu. Sadece bir saat kalmıştı. Sonra İskoçya’da olacak, Neith ailesiyle tanışacak ve soylarının en büyüğünün kanı damarlarına verilecekti. Bu, onun ruh yiyiciden Ankh’a dönüşümünün başlangıcı olacaktı. Fakat bundan önce, ona kendilerini alması için yalvaran insan ruhlarını geçmesi gerekiyordu.

“Eden?”

Eden dudağını ısırıp başını salladı. “Evet, ilaca ihtiyacım var.”

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıGeçmişin Kanı (Kan Günlükleri Serisinin 2. Kitabı)
  • Sayfa Sayısı304
  • YazarSamantha Young
  • ISBN9786053480815
  • Boyutlar, Kapak14x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviMartı Yayınevi / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur