Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

RITA ödüllü yazar Celeste Bradley’den unutamayacağınız bir seri:
YALANCILAR KULÜBÜ
KURAL #2: Hayallere Kapılma

Acımasız bir casusun sosyeteye kibirli biri olarak girmesi hiç de kolay değildir. Fakat Yalancılar Kulübü’nün yeni lideri Dalton Montmorency bu görevi üzerine alır ve Londra’da yankı uyandıran politik çizimlerin yaratıcısı münzevi karikatürist Sör Thorogood kılığına girer. Sör Thorogood’un gerçek kimliği tam bir gizemdir, bu yüzden Dalton karikatürleri hükümdarlığa daha fazla zarar vermeden önce onu ortaya çıkaracağını umar.
Tabii tuhaf bir cazibesi olan Clara Simpson’la tanışana dek.

Clara meşhur karikatürist Sör Thorogood’la bir baloda tanıştığında onun bir sahtekâr olduğundan emindir, çünkü gerçek Sör Thorogood bizzat kendisidir. Karikatürlerini satarak, ölen kocasının akrabalarının evinden ayrılıp kendi evinde yaşayabilecek kadar para biriktirmeyi ummaktadır. İşte bu yüzden sahtekârın maskesini düşürmeye karar verir, fakat başka biriymiş gibi davranırken bambaşka bir gizeme kapılıverir.

Konusu ve karakterleriyle baştan çıkarıcı bir roman.
Romantic Times

Bir sonraki kitabı sabırsızlıkla bekleyeceksiniz.
Publishers Weekly

***

Bölüm Bir

Lord Etheridge olarak bilinen kraliyet casusu Dalton Montmorency, balo salonuna münzevi karikatürist Sör Thorogood kimliğiyle ilerlerken uşağını bir sebepten ciddi şekilde kızdırmış olduğunun farkına vardı.

Rochester’ların balo salonunun büyük kavisli kapılarından geçip zarif döner merdivene adımını attığında ses karmaşası sona erdi ve tüm yüzler güneşe dönen çiçekler gibi ona doğru döndü.

Belki de sebep gece kıyafetinin göz alıcılığıydı. Salondaki diğer erkeklerin giydiği kasvetli siyaha kıyasla bir züppe gibi abartılı giyinmişti.

Bir dandy.*

Erkeklik yanılgıları içinde ateşli bir çay yaprağı.**

“Beni gösterişli bir sanatçı gibi giydir,” demişti Button’a. Eskiden Yalancılar Kulübü’nün lideri olan yakın dostu Simon Raines’den ödünç aldığı uşak bir zamanlar tiyatro kostümcüsüydü. “Beni dünyada giysilerden başka derdi olmayan o aptallardan biri gibi göster.”

Dalton biraz düşündükten sonra fark etti ki belki de bunlar bir uşağa söylenmesi pek de akıllıca olmayan sözlerdi.

Button bir kostüm dahisiydi ve giderek daha da üstükapalı çalışmaya başlayan Yalancılar Kulübü üyelerinin tercih ettiği teçhizatçı haline gelmişti. Bunun yanı sıra lafı sakınarak söylemek gerekirse hassas da bir insandı. Açıkçası Dalton onun daha basit bir intikam şekli seçmiş olmasını dilerdi. Zehir mesela. Ya da bir kiralık katil.

Dalton böylesi bir kalabalığın önünde tüm sanatsal ihtişamıyla dikiliyor olmaktansa dar bir sokakta silahlı serserilerle yüzleşmeyi yeğlerdi. Döner merdivenin başında dururken aniden sessizleşen balo salonunda yüz kadar insan gözlerini onun üzerine dikmişti.

Ceketi bile tek başına onları kör etmeye yeterdi. Evindeki loş ışıkta ya da at arabasının karanlığında bu derece göz alıcı görünmemişti, ancak kalabalığın tepesinde asılı duran ve tamamı yanan şamdanların parlak ışığında Dalton’ın uçuk yeşilin en hain tonunu giydiği apaçık ortadaydı.

Ceketinin içine giydiği parıldayan menekşe rengi ipek yeleği ve tavuskuşu mavisi pantolonu da düşünülürse, Dalton bir kâbustan fırlamış devasa tropik bir papağana benzediğinden emindi.

Button’ı öldürecekti.

“Sör Thorogood” uzun zamandır dört gözle beklenen bu ilk karşılaşmada insanların karşısına bu kılıkla çıktığı için bu maskaralık boyunca bir korsanın evcil hayvanı gibi giyinmek zorunda kalacaktı.

Daha da kötüsü Dalton’ın görevinin gerekliliği hakkında ciddi kuşkuları vardı. Neredeyse bir yıldır o reformist karikatürlerin bazı güçlü adamları hayli komik duruma düşürdüğü bir gerçekti. Ayrıca İngiliz Hükümeti’nin savaş döneminde güvenilirliğinin zedelenmesine ihtiyaç duymadığı da bir gerçekti. Bunların yanı sıra adamın etrafını saran gizlilik de Dalton’ın sezgisel olarak belirgin bir rahatsızlık hissetmesine yol açıyordu.

Ancak aristokrasinin zaaflarını ortaya çıkarmak gibi eğilimleri olan kaçık bir çizeri zapt etmek Dalton’ın öncelikler listesinde değildi. Bir lordun kişisel çıkarları uğruna kötü adammış gibi kullanıldığını hissediyordu.

Fakat Yalancılar son günlerde tehlikedeydi ve bu eklektik casus ekibi bir arada kalmak istediği sürece hiyerarşiyi rahatsız etmemek zorundaydı. Dalton operasyonların lideri konumunda hâlâ yeniydi ve üstleri olan Kraliyet Dörtlüsü de onun yaptığı yeniliklerden pek emin değildi.

Kendi adamlarının da emin olduğu söylenemezdi.

Dalton bu görevi sadece her zamanki gibi emirlere uyduğu için kabul etmemişti.

Yalancılar Kulübü’nün lideri normal şartlarda bu rütbeye yavaşça yükselir, casus arkadaşlarının saygı ve sadakatini yılların emeği ve yoldaşlığıyla kazanırdı.

O ise emekli olan Simon Raines’in yerine geçmişti. Bir yıldan uzun süredir Kraliyet Dörtlüsü’nden biri olmasına rağmen Yalancılar Kulübü’nde onun Kobra olduğunu bilen kimse yoktu. Yani hırsız ve suikastçıların oluşturduğu Yalancılar Kulübü adındaki silahın doğrultulacağı yöne karar veren lordların oluşturduğu güçlü koalisyonun dört üyesinden biri olduğunu.

Birkaç hafta önce tekrar entrika oyununa dalmak için hevesle Kobra makamından indiğinde şimdi emir verdiği adamlar onun kademesine şüpheyle bakmışlardı.

Geçen haftalarda onlardan biraz olsun kabul görmeyi başarmıştı, ancak henüz bir kumandanla on beş adamını bütünleştirecek saygıyı elde edememişti.

Böylece o da bir sonraki görevi bizzat üstlenmeye ant içmişti. Bu sayede adamlarına sadece onlardan biri olduğunu göstermekle kalmayacak, aynı zamanda işinde ne kadar iyi olduğunu da kanıtlayacaktı.

Tabii, o andı içerken bu görevin ne kadar ıstıraplı olacağından haberi yoktu.

Ben Kraliyetin silahıyım dedi kendi kendine şimdiden önündeki birkaç saatin gerginliğini yaşayarak. Korkunç bir şekilde rengârenk, topuklu ayakkabı giymiş bir silah.

Herkes durmuş, ona beklentiyle bakıyordu. Dalton onların düşüncelerini duyar gibiydi: Böyle taşkın birinin ilk hareketi ne olurdu? Hepsi ona köleler gibi tapınmaya mı karar verecekti yoksa tavır takınıp onu su katılmamış bir aptal ilan ederek tanımazlıktan mı gelecekti?

Dalton görevinin başarılı olmasının ilk olasılığa dayandığını bildiğinden iyi bir izlenim bırakması gerektiğinin farkındaydı. Eh, battı balık yan gider.

Kendini beğenmiş bir gülümseme takınıp kollarından aşağı kat kat dökülen dantel kumaşı savurarak ev sahibesine abartılı bir selam verirken yüksek topuklu ayakkabılarına rağmen sendelememeyi başardı. Sonra durup alt kattaki kalabalığa doğru kollarını kocaman açtı.

“Ben… Geldim,” dedi kibirli bir sesle.

Mekândaki erkekler sadece kaşlarını kaldırıp birbirlerine alaycı bakışlar atmakla yetindiler, hanımlar ise aynı anda iç çekip yanlarındaki beyleri onunla tanıştırmaları için çekiştirmeye başladılar. Harika.

Oyun başlasın.

Clara Simpson epeyce süslü iki hanımın arasında oturmuş görünmezliği üzerinde çalışıyordu. Yanında oturanlara bakılırsa bunun işe yaradığı kesindi çünkü o yokmuşçasına coşkuyla aralarında sohbet ediyorlardı.

Bu yeteneğinin görümcesi Beatrice’de artık işe yaramaması ise çok kötüydü, yoksa Clara bu geceki eğlenceye sürüklenmeyebilirdi. Bu geceyi aile üyeleri baloya katıldığı sırada herhangi bir şekilde rahatsız edilmeden saatlerce dilediği gibi geçirebileceğini düşünerek hata etmişti.

Bea o gün öğleden sonra hızla Clara’nın odasına girmiş ve ona kâğıt kalemden uzaklaşması için yalvarmıştı. Görümcesinin geniş yüzünde çoktan amansız bir ifade belirdiğinden, genç kadın onun planladığı şeyden kurtulamayacağını anlamıştı.

“Bitty ve Kitty bu gece bana Rochester’ların balosunda eşlik edecekler, Clara. Senin de gelmen lazım.”

Clara bir işe yaramayacağını bildiği halde reddetmeyi denemişti. “Rochester’ların balosuna gelmek istemiyorum. Hâlâ yas tutuyorum.”

“Bunu sürdürmek zorunda mısın, Clara? Kardeşim öleli bir yıldan fazla oldu. İnsanlar hâlâ zavallı Bentley’ciğimin hasretini çektiğini düşünecekler.”

“Belki de öyledir.” Ya da belki de yeni kıyafetler almak istemiyordu, çünkü her kuruşunu bu evden taşınacağı gün için biriktiriyordu.

Beatrice burnunu çekmişti. “Pekâlâ, düşüncesiz görünebilirim ama haksız mıyım? Her geçen gün bana onun kaybını anımsatıyor. Hem insanlar benim çoktan yastan çıktığımı görünce ne düşünüyorlar sence?”

İşte gerçek! “Belki sen de…”

“Ah hayır. Siyah giydiğimde korkunç göründüğümü biliyorsun. Bentley o kadar yakışıksız bir şeyi öyle uzun süre giymemi istemezdi.”

Clara her zamanki gibi, “Bir düşüneyim, Beatrice,” demişti.

Ne giydiğini şahsen o kadar da önemsemezdi. Bir erkeğe çekici görünmek gibi bir derdi yoktu nasıl olsa. Clara bu düşünceyle titrememek için kendini zor tuttu.

Hayır, onun tek istediği kendi ayakları üstünde durabilmenin özgürlüğü ve belki de – sadece belki de – dünyada ufak da olsa bir fark yaratmaktı.

Ancak Beatrice dikkate alınması gereken bir etkendi, tıpkı bir kasırga gibi. Clara zaman zaman sadece direnmekten bile yorgun düşüyordu. Üstelik bu gece gözlem yapmak için bir fırsattı ve kaçırılmamalıydı.

Bu yüzden burada kız kuruları ile oturmuş, basit ama tatlı doğalarına rağmen genç erkekleri cesaretlendirmeleri hayli güç görünen iki kızı izliyordu.

Duvar kenarına oldukça alışkındı, hatta bunu özellikle tercih ediyordu. Her zaman buradan izlenecek ilginç bir şey bulunurdu.

Salonun her köşesinde bir insan kalabalığı vardı, bir süre kümeler halinde hareket ediyorlar, sonrasında dağılıp başka gruplara karışıyorlardı. Clara güzel elbiselerin ve göz alıcı frakların süzülüşünü izlerken kimsenin dikkatini çekmiyor oluşunun rahatlığını yaşıyordu. Planladığı gibi bir hayli sönük görünen kısmi matem elbisesi döşemeyle uyum içindeydi, saçları başlığının altında düzgün bir şekilde toplanmıştı, yüzü de bir oda hizmetçisi gibi makyajsızdı.

Salonun bir köşesini garip bir sükûnetin sardığını etrafındakilerden çok daha önce fark etti. Yine de hanımlar ancak sessizlik dalgası salonu kaplayıp kendi sesleri aniden yüksek çıkınca laflamayı kestiler.

Sessizliğin hemen ardından fısıldaşmalar başladı. Tıpkı kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi birinin en başta söylediği şey en sonunda tamamen alakasız bir şeye dönüşüyordu. Clara aklından geçen bu yersiz düşünce üzerine gülümsedi ama kargaşanın sebebini en az diğerleri kadar merak ediyordu.

Çok geçmeden fısıltılarla gelen bilgi salonun arka tarafına ulaştı. Hanımlar başlarını eğip beğeniyle kıkırdaşırlarken, beyler iç çekerek yeni gelen kişiye bakmak için belli etmeden boyunlarını uzatıyorlardı.

“Kim o? Gelen kim?” diye feryat etti sol tarafında oturan hanım. Clara irkildi ama cevabı duymak için dikkat kesildi.

“Bu o!” diye coşkuyla bağırdı kalabalığın ucundaki bir kadın. “Gerçekten burada! Sör Thorogood!”

Olamaz.

Clara içinde yükselen bir öfke dalgası hissetti. Görünmezliği uçup gitti. Yakınındakilerden bazıları ona soru soran bakışlar atarken ayakta durduğunu ve itirazını yüksek sesle dile getirdiğini fark etti.

Kızararak meraklı bakışlardan kurtulmak için bir şeyler kekeledi. “Demek istediğim… Ne kadar… Tuhaf! Sör Thorogood’un sosyal etkinliklere katıldığını… Hiç duymamıştım.”

“Bence bu harika,” diye geveledi Clara’nın yanında oturanlardan biri. “Buralarda yeni bir yüz görmeyeli asırlar oldu! Ayrıca onun kadar zeki bir adamla epeyce eğleneceğimiz de kesin. Ah, bütün karikatürlerini sakladım! Hepsini gazeteden kestim bak, hiçbiri kopya değil.”

Clara onu dinlemiyordu. Kalabalığa karışıp en uçtaki kenara ulaşana dek bir sağa bir sola gitti ve Sör Thorogood’un üç metre kadar ilerisinde durdu.

Adam oldukça uzundu. Ne kadar nahoş. Clara tepeden bakan ve ona on iki yaşındaymış da pek zeki değilmiş gibi davranan erkeklerden nefret ederdi.

Dahası hayli yakışıklıydı… Abartılı, züppe bir biçimde. Nefret uyandırıcı. Koyu siyah saçları da fazla uzundu. Gözleri ise doğal olamayacak kadar gümüşi bir tondaydı… Böyle gözler insanların onun derinlik ve içtenliğine ikna olmalarına sebep olabilirdi.

Tam bir gösteriş düşkünü! Adamın görünmesi gerektiği kadar gülünç görünmüyor oluşu sinirlerini daha da bozuyordu. O omuzları saklaması mümkün değildi… Ya da düz karnını ya da pantolonunun dikkat çekici kesimini…

Ama tabii ki o rezilin tekiydi. Uzun boylu yakışıklı bir adamdan daha kötü bir şey varsa, bu da doğruyu söylemeyen uzun boylu yakışıklı bir adamdı. Ve o kesinlikle doğruyu söylemiyordu.

Yalancı diye geçirdi içinden Clara öfkesinin ifadesine yansımamasına özen göstererek.

Yalancı ve hırsız ve…

Bu serseriyi ifşa etmek için ileri atılmadan önce kendini tuttu. Bu adam burada, bu isimle ne yapıyordu? Amacı ne olabilirdi ki?

Yeniliğe aç toplumun ilgisinin tadını çıkarmak istemiş olmalıydı. Uzun zamandır Sör Thorogood’u saran gizemi, toplumun o çok sevdiği iğneli karikatürlerin kaynağını kendi çıkarları için kullanmak.

Düşünmek zorundaydı. Herkesin ortasında onu ele verirse kendi anonimliğini kaybederdi. Zamanla çok fazla değer kazanan çalışmalarını kaybederdi. Onu başka şekilde ifşa etmek zorundaydı. Onunla yakınlaşması gerekiyordu, yalanlarını açığa vurmasını sağlayacak kadar…

Yem dolu bir elin etrafına toplanan güvercinler gibi adamın etrafını saran kadın topluluğuna yanaştı. Bir an için kumaş hışırtıları ve birbirine karışan parfümlerin mide kaldıran kokusunda kendini kaybetti. Her iki yanındaki hanımlar öne doğru hevesle eğilmiş, uzun boylu yabancının dikkatini çekmeye çalışıyorlardı. İçlerinden biri Clara’ya doğru baktığında hafif bir şaşkınlık yaşadı, ardından sinsi bir değerlendirmeyle onun kayda değer bir çekiciliğinin olmadığı neticesine vardı.

Clara kaburgasına ipek kaplı bir dirsekten darbe aldı. Geri çekildiğindeyse biri topuklu ayakkabısıyla ayağına bastı. Kadın topluluğu içinde daha ileri gidemiyordu. Ustalaştığı dikkat çekmeme hüneri aleyhine işliyordu şimdi.

Pahalı elbiseleri ve gösterişli saçlarıyla beyinleri küçük, göğüsleri büyük görünen hanımların arasında dikkat çekmiyordu. Geriye çekilmesiyle yerini bir başka göz alıcı hanım doldurdu. Clara etrafını saran kuştüyleriyle süslü kafaların üstünden sinsi düzenbazın parlak tüylere ve güzel göğüslere çapkınlıkla gülümsediğini görebiliyordu. Geri kalanlarsa çaresiz bir halde grubun dışında bekliyorlardı.

Nasıl yakınlaşabilirdi? Bazı cevapların peşine düşmek için yeterli sebebi vardı… Ne de olsa bu adam şimdiye kadar başardığı her şeyi mahvedebilirdi. Onun dikkatini Londra’nın güzellerinden ayırıp nasıl üzerine çekebilirdi?

Onlardan biri olmadığı sürece…

Ah eğer adamın ilgilendiği buysa, Clara da aynen bunu kullanacaktı. Onun da göğüsleri ve kirpikleri vardı ne de olsa. Sadece onları doğru kullanmak için yardıma ihtiyacı olacaktı.

Clara aniden kendini daha iyi hissetti. Gerçekten çok zekiceydi. Onlar göz kamaştırıcıysa, o daha da göz kamaştırıcı olacaktı. Onlar aptalsa, o en aptalları olacaktı.

Ne de olsa kimse göz kamaştırıcı, aptal bir kadının işe yaramaz ve dekoratif olmanın ötesinde bir şey olabileceğinden şüphelenmezdi. Aslında bu görünmez entelektüel kadın imajına nazaran çok daha etkili bir kamuflajdı. Bunu neden daha önce düşünmemişti ki? İnsanların onun ciddi olduğunu düşünmesine izin veremezdi. Hatta tam aksi görünmeliydi.

Clara kararlı adımlarla Beatrice’i bulmaya gitti. Maskesini düşürmesi gereken bir sahtekâr vardı.

Dalton etrafını saran kadınların arasından geçti, bakışları beylerin üstündeydi. Sör Thorogood denen adam bu akşam burada bir yerde, ya bir oturma odasında ya da balo salonundaydı. Dalton o adamı bulana kadar uygunsuz kişiliğini sosyetedeki bütün beylerin gözüne sokmaya kararlıydı.

Onu görünce merakla yer açan bir grup beyefendiye doğru yaklaştı. Ah en azından çoğu böyle yapmıştı. İçlerinden biri ona nefret dolu bir bakış atıp tek kelime etmeden çekip gitti.

“Umarım arkadaşınız hasta değildir,” dedi Dalton Thorogood’un tatlı, yumuşak ses tonuyla. “Kimse basit bir baloya katılıp hastalanmaktan hazzetmez.”

Adamlar birbirlerine baktılar. En gençleri, okulu daha bitirmemiş uzun boylu olan boğazını temizledi. “Lord Mosely’yi tanıdığınızı sanıyordum, Sör Thorogood. Yetimhane yönetim kurulundaki mevkiini kaybetmesine neden olan sizin karikatürünüzdü.”

Kahretsin. Dalton çizimlere göz atmıştı ama anlaşılan yeterli olmamıştı. Gafını elini kibirle havada sallayarak kapadı. “Karikatürlerimi ilham perimin yönlendirmesine göre yaparım. Sanatımın deşifre ettiği alçakların her birini hatırlamam mümkün değil.”

İçlerinden biri başını salladı. “Doğru… Mosely’den Wadsworth’e kadar herkesi yaptınız.”

En gençleri belli ki meraktan ölüyordu. “Wadsworth mü?”

Diğerleri ona baktı. “Karısı o karikatür yüzünden onu terk etti,” diye açıkladı içlerinden biri.

Genç adamın ilgisi daha da artmışa benziyordu. Yanındakilere baktı, hepsi kesinlikle daha ihtiyatlı görünüyordu, sonra yeniden Dalton’a döndü. “Bana nasıl… Yani nereden… Nereden bilgi aldığınızı söyleyebilir misiniz? Herkesin sırlarını öğrenmek zor olsa gerek. Ne de olsa hepsi birer sır.”

Dalton kısmen ölümcül bir tebessüm takındı usulca. İleri doğru eğildiğinde diğerleri de ilgisizliklerine rağmen ona doğru eğildiler. “Hiçbir yerden…” dedi uğursuz bir ifadeyle. “Sör Thorogood için sır diye bir şey yoktur.”

Gruptakilerden bazıları aynı anda yutkundu. Dalton sadece gülümsedi ve boş vaktinde incelemek üzere onların yüzlerinde beliren ifadeyi aklına kazıdı. Fuhuş ve kumar alışkanlıklarıyla ilgilenmiyordu ama insan ne zaman nerede define bulacağını bilemezdi.

Sonra yeniden hanımlar çıkageldiler. “Ah, Sör Thorogood!” diye cıvıldayıp yağmurdan kaçmayı akıl edemeyen kelebekler gibi etrafında cıvıldamaya başladılar.

Beyler bu dişi bombardımanının karşısında dağıldıklarında Dalton içten içe küfretti. Sör Thorogood’un hanımları böyle çekeceğini hesaplamamıştı.

Hayatı boyunca kadınlar ona karşı vahşi bir aslanmış gibi davrandıktan sonra böyle bir şeyi nasıl öngörebilirdi ki? Bazen o mesafeyi nasıl aşabileceğini düşündüğü olurdu ama şimdi o ürkek huşuyu tüm kalbiyle arıyordu.

Bir adam topuklu ayakkabı giyince ne hale düşüyordu böyle…

Clara, Beatrice’i elinden tutup kadınların özel odasına doğru sürükledi. Pembe ve krem rengiyle dekore edilmiş alan içerideki birçok hanımı baş döndürücü bir hale sokmaktan başka işe yaramayan çok sayıda duvar aynasıyla kaplıydı.

Bea kapı eşiğinden geçerken eğildi ve saçlarındaki kuştüylerini korumak için tek elini başına götürdü. “Neyin var, Clara?”

Clara cevap verme zahmetine girmedi. Onun yerine Bea’yı kalabalık odanın boş köşesine doğru çekti. “Farklı görünmem lazım,” diye fısıldadı aceleyle. “Onlar gibi görünmeliyim.” Diğer hanımları işaret etti. “Onlardan da iyi görünmeliyim.”

Beatrice’in gözlerinde ukala bir parıltı belirdi. “Biliyordum. Yastan daha erken çıkmadığın için pişman olacağını

———

* Giyinişine özen gösteren, şık, zarif ve gösteriş düşkünü olarak tanımlanabilecek bireylere verilen isim.
** Kadınımsı anlamına gelen argo ifade.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıHayallere Kapılma
  • Sayfa Sayısı352
  • YazarCeleste Bradley
  • ÇevirmenÖzge Burçak Aydınalp
  • ISBN9789944826228
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviEpsilon / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur