Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Hayal Bilgisi Edebiyat Dergisi Yayın Yönetmeni Cihat Albayrak, ”Huzur’un Kitabı”nı yazdı.

gökyüzünün duası

af çıksa

salıverilse kafeslerinden

tüm kuşlar

Huzur Koleksiyoncusu çocukluğu anlatıyor. Sevebilme yeteneğini, kuşların telaşını, karıncaların inşaatını, papatya terbiyecisini, gece güneşini…

sofra adabı

savaş büyüğündür

barış küçüğün

budur sofra adabı yeryüzünün

Toprak psikolojisini ve kadın cinayetlerini yazdı Göz Hakkı Şiirler’inde.

’ayağımız alışsın diye’ mi

elektriğimizi alır toprak

Şeytanın duasını, uçurtma mevsimlerini ve mıntıka temizliğini yazdı.

şeytan dua ediyor

el öpenlerin çok olsun dünya

Teşekkür mektubu yazıyor Allah’a, kâğıttan gemiler yüzüyor sayfa aralarında. Yazıldığı gibi okunmayan şiirler sunuyor okuruna.

Daktilo sayıklamasını, hüzün tamircisini, insansız hayat araçlarını anlatıyor. Kanaat notu veriyor hayata. Hayırlı işler diliyor dünyaya.

***

GÖZ HAKKI ŞİİRLER – CİHAT ALBAYRAK

#

bir yara bandıydı anne sesi

müsaitseniz size gelecek annem dedim;

babamın mezar taşına

#

çocuktuk, bant yapıştırır sanırdık

vakitsiz yağan yağmuru bile gökyüzüne

ve ayrılan anne babaları çocuklarına

#

huzursuzum

bir şarjör taktılar zira

vicdanımın yerine

#

‘bahar’ yazıyordu ayşe

bütün son’ların altına

haydi diyordum, hoş geldin’e gidelim erik ağacına

boynunu bükmüş serçe, geçmiş olsun’a gidelim

yumurtadan çıkmış bir civciv, gözün aydın’a gidelim

cihat şiir yazmaya başlamış, hayırlı olsun’a gelse ayşe

#

altın anahtarını vereceklermiş cennetin

allah’ı en çok sevene

ikimiz için çabalıyorum

bir sürahi dua verse

alnımdaki terleri eteğiyle silse ayşe

#

-çiçeği burnunda bir kadındır baharyüz

gram gül kurusu ile kaynatmalı sesini

bulaşma bana ayrılık, abime söylerim.

#

‘benim uykusuzluğum seninkine benzemez’

diyor kafka milena’ya

ya benim yalnızlığım

seninkine benzer mi ayşe

gelecek istasyon sen olmalısın

tüm yolculuklarımda

CİHAT ALBAYRAK – GÖZ HAKKI ŞİİRLER

evlilik

kocası, ona vakit ayırsın diye

bilgisayar gibi kokmak istiyor

parfüm satın alan kadın

sanat için sanat

en nadide örneğidir

minyatür sanatının

bebeklerin elleri

nispet

kuru yapraklardan döşek yapmıştı kedi

kıskandım, ben nöbet tutarken

uyuyan askerleri kıskanmadığım kadar

yoğun bakım

kalbi durmuştu ve

kalp masajı yapıyorlardı

öldüğünü gördü rüyasında

uykusundaki hasta

duvar yazısı

nasıl bulmak istiyorsak

öyle bırakmalıydık dünyayı çocuklarımıza

boşa akıtmamalıydık kanı

lüzumsuz(sa) söndürmeliydik savaşları

KAÇ ZİL KALDI ÖLMEYE – CİHAT ALBAYRAK

merhaba, sözün sahibi

durduğun yerden nasıl görünüyorum

sıkıldın mı izlemekten

kobay fare gibi

labirentindeyim hayatın

tanımaya çalışıyorum

çıkış yolu koymuşsundur bir yerlere

ama ben, etrafıma bakınıyorum

ellerine sağlık

kasabalar çok güzel olmuş

oyuncak kutuları da öyle

süslü kahveler, çikolatalar ve kitaplar

elbise kılıflarıdır insanlar

reçel kavanozları pek hoş olmuş, ellerine sağlık

saçımdaki ilk beyaz istisna

ama, kurabiyeler harikulade olmuş

kısa kollu tişörtmüş çocuklar

kazak olacaklarmış büyüyünce

erik ağacı kaça gidiyor

kaç zil kaldı ölmeye

saat üç yönüne tarıyor saçlarını yetişkinler

“sıra’dan bir gün” çekip alıyor genç kız

‘ya çıkarsa’ diye

gizli kamera örümcekler

karıncalar, dinleme cihazı

yalnızlığımıza şiir yazdığımızda

nasıl da gülüyorsun rabbim, kim bilir

deprem eyvallah da

sen kızınca da, anlar mı kuşlar

sıkıldım cihat albayrak olmaktan

ikibin’li yıllardan, öğretmenlikten

uyandığımda, denizci olmak isterdim mesela

milattan öncesinde /adım sepehr / memnun olurdum

merhaba allah’ım

hangi isimler moda şu sıra

erkek için barış, kız için zeynep takvim yaprağında

defterin kenarına

‘boş ders’ adlı sinema filmi çiziyor öğrenci

kompozisyon yazın diyor öğretmen

tatil hakkında diyor

bu yaz / listeliyorum

kızını öldürdü komşumuz

baba iflas etti / anne delirdi

hayat, kaç yazılı, kaç sözlü allah’ım

nereye kadar sorumluyuz

kitap’tan mı çıkacak sorular

merhaba rabbim

oğluma bir hatıra bırakabilecek miyim

bir gün benden daha yaşlı olacak

parmak kuklası vicdan denen şey

satır aralarına gizleniyor utancından

cennetin diline çeviremediğimiz sözcükler;

nefret mesela, intikam, kan

eczanelerde satılmalı bazı şiirler

reçetesiz alınmamalı

‘allah’ demeyi kendine yediremiyor

‘tanrıcı’ şairler

günahı boynuma

ettim pek çok sual

aspirin içirmiş kadınlar var mahallemde tavuklara

ölçmüşler ateşleri varmış, hayret

sevgiliyi değil, elektrik arızayı arayan ev telefonları

şöyle dua ederdi kardeşim becerebilseydi,

okul sadece teneffüs olsa

ömür öğleden sonrası pazarların

bana müsaade allah’ım

kenarlarına taşırmadan boyamalıyım şimdi baharı

HAYIRLI İŞLER DÜNYA – CİHAT ALBAYRAK

işe gitmediğim bir sabah

dolaştım şehrin ara sokaklarında

kitaplarımı bıraktım tahta masaya

ve bozuk para, çay tabağına

ihtiyardım, selam veriyordum

tanımasam da, karşıma çıkanlara

‘uğurlar olsun’ diyordum çoluk çocuğa

‘hayırlı işler’ dünya

evin kapısını kilitlemiş miydim

onu düşünüyordum

namaz kılmış mıydım

kahvaltı yapmış mıydım

insan, birini çok özleyince

tok hissediyor kendini

fazlasıyla doymuş hayata

sağ cebimde beyaz mendil

yirmi yıldan beri boyalı ayakkabılarım

‘camimizin ihtiyaçları için’

bırakıyorum maaşımı kutuya

gözlerim alışamamıştı

uğradım fotoğrafçıya

‘bulunur mu’ dedim, ‘eski istanbul usta’

‘kimseye karışma’ derdi babam

bir yere gönderince

tanıdım ve öyle karıştım ki ayşe’ye

şairdim ve

hiç işe gidemedim

ayşe, gidince

ÇOCUKLUĞUN HATIRA DEFTERİ – CİHAT ALBAYRAK

hatırladığın ilk anın ne

akraba kadınların erken doğan düğün telaşları

kazanlarda pişen koyun etinin kokusu

dere kenarında yıkanan bulaşık

kaç kat çorap giyersek ısınır dünya

hıdrellez gelmiş aşağı mahalledeki çimenliğe

çerçiii diye bağırıyor hala

kulaklarımın da hatıra defteri var

sabri dayı kaç yaşında emekli oldu ki dünyadan

semaverde çay demleniyor öğleden sonraları

bakkala yazdırılan bir paket çekirdek

eşlik ediyor dedikodulara

sakızlarını yazmalarına yapıştırıyor

kadınlar çay içerken

yirmi yıldır aynı rafta oturuyor süslü fincanlar

eski televizyon

bir paket mandal ediyor eskicinin tartısında

seviniyordu

işe yaramadıktan sonra

ne yapsın annem

çeyiz sandığını

deri ceketini evlenmeden önceki babamın

SOKAK ORKESTRASI – CİHAT ALBAYRAK

gürültü yapacaksan illa

çay kaşıklarını bardaklara çarp, üç çay biri açık

kepengini kapat esnaf kahvesinin

boyacı sandığına vur fırçalarınla

pazarda sebzelerin fiyatını bağır mesela

muavin ol, durakları hatırlat yolculara

‘üçkuyular’da inecek kalmasın’

ne çok kulağa hoş gelen gürültü var aslında

‘bir buçuk pilav üstü dönerin var usta’

iyice anlaşılsın diye

vurgulayarak konuşurken öğretmen

‘neeeeeeymiş’ diye başladığında sözlerine

mesela, bir çocuk arkadaşından pas istediğinde

ofsaydın kitabını yazmadığı yıllarda henüz

‘fatma ablaaa’ diye çağırdığında

annemi komşu kadın

bahçe duvarının ardından

siz büyük adamlar

gürültü yapmayı bile bilmiyorsunuz

gökyüzünüze bir yağmur misafir oluyor

akıl edip selam dahi vermiyorsunuz

ayıptır ya hu

ramazan davulcularını bile susturuyorsunuz

aşık, dudaklarınızı okur, eyvallah da

hani bir kez bile bağırmaz mı insan,

‘seviyorum’ diye

MINTIKA TEMİZLİĞİ – CİHAT ALBAYRAK

sınav kağıdını saklar çok bilmiş

nar suyu bulaşır gelinliklere

çay ocağıdır kış mevsimi

dumanı üstündedir evlerin

tavşan kanı bir filistin ısmarlar israil

kanlı bir temennidir filistin

ben, emredersiniz derken

yaşı benden hayli küçük olan bir komutana

çırak verilir komşunun oğlu fotoğrafçıya

bir iyilik icat eder ayşe

kanamalı hastadır ayrılığımız

kavuşmak, haylaz çocuk

dördüncü kattan bakkalın çırağına sarkıtılır

alışveriş sepeti

şapkasını ters çevirip, yerdeki ceketinin üzerinde

namaz kılar tarlasındaki köylü

murat, sobasını yakar köy camisinin, cumadan önce

bastonuna sarılması gibi ihtiyarın

mektupları yanımda ayşe’nin

ben, mıntıkasını yaparken dünyanın

imece usulü hatim indirir mahallemdeki kadınlar

şekerle kerpeten muhabbet eder çaycının elerinde

komşuya dolu döner yemek tabağı

parmak kaldırır öğrenci, önlüğü yırtılır

kardeşlerine annelik yapar abla

neye güldüğümüzü anlamayan

bir öğretmendir yoksulluk

ben, yanıklarını ayıklarım karavana böreğin

ayakkabı özlemi çeker küçük kız

baloncuklar yapıp sabun köpüğünden

ayakkabılarını yıkar bir başkası

kimse dövemez ama

babam çok yorulabilir mesela

dünya çok yorulmuş gibi hissederim

artık daha yavaş dönüyormuş gibi

veresiyesi yoktur aşkların; acısı peşin

ben, aşkın katibiyim

yaşamak derim, alnından öper gibi gelini

badana yapar gibi gecekonduya

yaşamak bir denklem / gayrisiz içtiması tebessümlerin

ben, düğmesini dikerim üniformamın

birinciyi açıklar imam salanın sonunda

tırnaklarını yer meraklı kadınlar

o şanslı ismi beklerken

her insan duyar kendi ismini

bir gün cami hoparlörlerinden

mahallenin süslü karılarıdır japon balıkları

hortumun ucundan içilen su kadar serindir

oysa, eskiciye vermişiz her birimiz çocukluğumuzu

çamurlu elleriyle dokunur

hak ettiği paraya mevsimlik işçi

para, ter kokuyorsa kıymetlidir

ben, istihkakım olan insanlığı talep ederim yalnızca

kördür babası ve mendil satarken eşlik eder ona ali

yoksulluğun kokusunu da alıyor olmalı köpekler

SAKLI BAHÇE – CİHAT ALBAYRAK

karanlıkta da acır gözleri insanın

alıştıra alıştıra alırlar sevdiklerini

ayrılık, organ mafyasıdır, söker insanın ciğerini

saklı bahçelere gömerler, devşirmelerin yüreklerini

ahlak polisleri arama yapar

çıkarın derler

ne kadar mutluluk varsa üzerinizde

bu yüzden

banyo fayansının arkasına sakladım

tenekeden bisküvi kutusunda

gazoz kapaklarını / kitap ayraçlarını

ayşe’nin mektuplarını

odun ateşinde yaktım, kitaplardan çaldığım

şiir sayfalarını

çok gizli belgeleriydi mutluluğun

huzur ansiklopedileri

alıştıra alıştıra yok ederler sevdiklerini

uyku hapı atarlar kitaplarına

‘okuduğumuzu anladık mı’ diye sorarlar

bir kez hatırlamadın mı

kışkırtırlar unuttuklarını sana karşı

fitne sokarlar kendinle arana

beton dökerler, bütün güzel şeylerin üzerine

sel sularının altında kalır huzurun

mesaiye kalmıştır kader

karanlıkta da acır insanın gözleri

birileri kafaya takmıştır

insanları mutsuz etmeyi

REFERANS MEKTUBU – CİHAT ALBAYRAK

organizmadır dünya

yürüyen koşan oturan sancıyan ağlayan

büyüyünce karınca olmak isterdim ben

yavrusunu ayak uçlarında saklayan

bir erkek penguen

rüzgar gülü olmalıyım ben

bir çocuğun ellerinde

tırnak içlerimde çamur birikmeli

mahsur kalmalıyım madende

dünyanın iç kulağında

bir hücrenin dış çeperiyimdir belki de

‘insan ne için yaşar?’

soruları kendimize sormanın ne alamı var

nerden bilsin bir protein

neye hizmet ettiğini

sevgili dünya,

neyin peşindesin

okumayı sökmüş şempanzeler

ağaç yapraklarına anılarını yazıyormuş tırtıllar

vay hainler!

yiyip bitirecek dünyayı kahinler

kıyamet tahminleri

komutanların emirleri

annemin öğütleri

yolluk hazırlasana anne

dua koy bir poşete

referans mektubu yaz

sorgu meleklerine

iyi çocuktur cihat, de

övünmek gibi olmasın

benim çocuğumdur de

başım dönüyor halayın başındaki mendil

on bir celladın arasındaki meşin yuvarlak gibi

tebessüm ediyor ayşe

sehpanın üstündeki dantel

esnaf lokantasındaki peçete kadar temizim bu yüzden

zılgıt kadar hayat doluyorum bazen

ağıt kadar ağlamaklı gözlerim

iki ucuyum derenin

tam ortası kareli defterin

insan, tümdengelimi dünyanın, önemsiz bir parçası

ölüm senfonisi,

cansız et korosu

eklemleri ağrıyormuş minarelerin

dizi tutmayan ağaçları buyur ediyorlar

oturtuyorlar dev testerelerin üzerine

büyüyünce kumanda olmalıyım

sesini kısmalıyım

kulaktan dolma bilgilerin

belgesel kanalları açmalıyım

ve çizgi filmler çocuklara

bütün güzel anların görüntüsünü dondurmalıyım

silmeliyim fabrikaları ekrandan

silahları, sigara üreticilerini

büyüyünce, atlamalıyım dünyadan ve

açılmamalı paraşütüm

KAĞITTAN GEMİ – CİHAT ALBAYRAK

kaptanıyım kağıttan bir geminin

mavi leğende yol alıyoruz tayfamla

ne fırtınalar gördük, ne dalgalar

ellerinden geleni yapsın

üzemez bizi insanlar

ufukta, insan yüzü görmemiş bir ada

kan değmemiş topraklarla doluymuş

hazine sandıkları

başımda şapkam, sırtımda yeleğim var

kaptanıyım, mavi leğende yüzen kağıttan geminin

küçük kız çocuğunun hayaliyim

intiharlar yok onun dünyasında

para piyasaları yok

aile içi şiddet yoktur

bir çocukla oyuncakları arasında

evcilik oynarken, boşanmaz hiçbir çift

ben, kaptanıyım kırmızı elbiseli hayalin

müzik kutusu taşırım cebimde

el sallar ardımızdan özleyen melodiler

indirin yelkenleri

bir çocuğun nefesi itecek gemimizi

üfle küçük kız, uf olmuş dünya

KARANLIK ODA – CİHAT ALBAYRAK

şeker amca diyor çocuklar dayıma

koşuyorlar görünce sokağın karşısında

tedbirli adam, cebinde taşıyor mutluluğunu

elifba öğretti, çıraktım fotoğrafçıda

abdest aldım, şehitler çeşmesinin suyuyla

eşlik ettim, ikindiden sonra bir duaya

helva dağıttım her cuma

bereket versin dedim

tebessüm eden müşteriye

‘gene bekleriz’ diyordu dayım

giden hoşsohbet olunca

sefer taslarında sıcak selamlar taşıdım

evden dükkana

usta bir çocuktum

fotoğrafçıya çırak olduğumda

negatifleri kesiyordum, karanlık odada

allah’ın isimlerini ezberletiyordu dayım

şöyle soruyordum; ‘dayı, kaç kişidir allah?’

sıkılınca kaçtım

gittim arkadaşlarımla

okul bahçesinde maça

bisikletimin tekerine süs aldım ilk haftalığımla

bant kokusuna aşık oldum, defter kağıdına

kitaplarımı ciltlerken karar verdim okumaya

okudum ve küçük adam oldum

ellerinden öptüm ve

hoşça kal dedim çocukluğuma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıHuzur Koleksiyoncusu
  • Sayfa Sayısı96
  • YazarCihat Albayrak
  • ISBN9786058638556
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviSerencam Yayınevi / 2013-9

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur