Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İki Kişilik Yaz
İki Kişilik Yaz

İki Kişilik Yaz

Elin Hilderbrand

Sen benim sadece kötü taraflarımı gösteren aynamsın. Harper Frost, insanların onun hakkında ne düşündüğünü umursamazdı. Üzerine ne bulduysa geçirir, barlarda sabahlar ve yanlış kişilerle…

Sen benim sadece kötü taraflarımı gösteren aynamsın.

Harper Frost, insanların onun hakkında ne düşündüğünü umursamazdı. Üzerine ne bulduysa geçirir, barlarda sabahlar ve yanlış kişilerle takılırdı. Babasının vefat etmesiyle Martha’s Vineyard’daki evi ona kalmıştı ama son kaçamağının ardından artık ne işi gücü vardı ne de adada selamını alacak bir tanıdığı.

Tabitha Frost ise ikizinin tam tersiydi. Sadece kaliteli şaraplar içer ve modacı annesinin özel tasarımlarını giyerdi. Herkesin fikirlerine gereğinden fazla önem vermesine rağmen, ergenlikle boğuşan kızı Ainsley’yi yetiştirmek konusunda çok da becerikli olmadığını kabul etmek istemezdi. Annesinin ufak bir kaza geçirmesi ise hiç de sandığı gibi biri olmadığını ortaya çıkaracaktı.

Onları yıllar önce ayıran ebeveynlerinin döktüklerini toparlamak ne yazık ki on yıldır konuşmayan kardeşlere kalmıştı. Adaları, hayatları, yalanları ve sırları değiş tokuş eden Harper ve Tabitha, mevsim dönmeden kinlerini bir kenara bırakıp küllerinden doğabilecek miydi?

MARTHA’S VINEYARD

Bir tampon etiketi var. Alley Taşra Marketi’nin sahibinin demesine göre yok satıyor. Üzerinde şöyle yazar: tanrı nantucket’ı yarattı ama vıneyard’da yaşıyor. Bazılarımız son kısmı ama chılmark’ta yaşıyor diye değiştiririz zira kim o adada dönen alavere dalaverelerle anılmak ister ki? Fakat bunu bir iç savaşa çevirmemek adına gelin biz niçin Nantucket’tan daha üstün olduğumuzu enine boyuna masaya yatıralım. Bir kere Vineyard’da çeşitlilik var  ırk çeşitliliği, düşünce çeşitliliği, toprak çeşitliliği. Metodist kamp alanımızda rengârenk kır evlerimiz, Tabermacle’ımız, Ocean Park’ımız, Inkwell Plajı’mız, Dirty Banana’nın doğum yeri olan Donovan Resifi’miz var  ki bunlar daha Oak Bluffs’ta olanlar! Çeşit çeşit organik ürünler hasat eden onlarca aile çiftliğimiz var. Jaws köprümüz ve Aquinnah kayalıklarımız var.

East Chop, West Chop, Katama hava meydanının yanı sıra ön bahçesinde lama besleyen Edgartownlı komşularımız var! Chappaquiddick’imiz var ki orası, Teddy Kennedy’nin arabasıyla Dike Köprüsü’nden uçarak Mary Jo Kopechne’nin ölümüne sebep olduğu yerden çok daha fazlasıdır. Chappy’de Japon Bahçesi var yahu! Dahası, cipimizin lastiklerinin havasını beş kiloya indirip bir etikete iki yüz dolar verdik mi Poge Burnu’nun yabani, rüzgârlı güzelliğinin tadını doyasıya çıkarabiliriz. İnişli çıkışlı tepelerimiz, kışın yaprak döken ağaçlarımız ve alçak taş duvarlarımız var. Uygar dünyanın en iyi balıkçı köyü deseniz bizde: Menemsha. En taze deniz mahsullerini, en kıvamlı balık çorbalarını ve de en çıtır, en etli istiridye kızartmalarını ancak orada yiyebilirsiniz. Bite’ı hiç duymadınız mı? Larsen’s’ı?

The Home Port’u? Bunlar en bilindik mekânlarımızdır, her biri birer efsanedir. En iyi kutlamalar da bizde: Aydınlanma Gecesi, Ag Panayırı, Ağustos Havai Fişekleri. Oysa Nantucket’ta, yoğun siste uçağı havaalanına başarıyla indirmekten ve kumaş pantolonda nihayet doğru pembe tonunu tutturmaktan başka neleri kutladıklarından pek emin değiliz. Fakat Vineyard’ı asıl özel kılan şey insanıdır. Vineyard, büyük ve etkin bir orta ve üst sınıf Afro-Amerikalı nüfusa sahip olmaktan gurur duyar. Brezilya kiliselerimiz var.

Ünlülerimiz de var ama diğer herkes gibi “Back Door Doughnuts”ta kuyruğa girip Vineyard Haven’da Five Corners’ta trafikte beklediklerinden yarısını tanımazsınız. Çoğumuz Nantucket’a tek bir sebepten ötürü gitmişizdir: Ada Kupası. Futbol hakkında bir şey demeyeceğiz çünkü kendini öveni kimse sevmez. Fakat ne zaman liseli futbolcularımızı desteklemeye oraya gitsek, oradaki adalı dostlarımızın öylesine düz, öylesine çorak ve öylesine sisli bir kayalıkta yaşamaya nasıl katlandıklarına bir türlü akıl sır erdiremeden geri döneriz. Yine de aramızda reddetmesi güç bir bağ var.

Jeologlar, Martha’s Vineyard, Nantucket ve Cape Cod’un daha yirmi üç bin yıl öncesine kadar tek kıtanın parçası olduklarından şüpheleniyorlar. Bizi aynı anadan doğan kardeşler hatta ikizler olarak düşünebilirsiniz. Gerçi bizler Martha’s Vineyard’ın gözde evlat olduğuna inanıyoruz. Gerçi Nantucket da kendisinin gözde evlat olduğuna inanıyor.

MARTHA’S VINEYARD:
HARPER

Harper Frost’un babası Billy 16 Haziran Cuma günü saat 19:00’da son nefesini verdiğinde Reed Zimmer görev başında değildi. Dr. Zimmer karısının ailesiyle birlikte Lambert Koyu’nda piknikteydi. Anlaşılan her yıl yaz başında yaptıkları bir partiydi bu – şenlik ateşi, patates salatası, seyyar mangal üzerinde kömürleşen tavuk. Sadie Zimmer’ın kardeşi Franklin Phelps, Vineyard’ın en sevilen gitaristlerinden biriydi –ne zaman Ritz’de sahne alsa Harper onu dinlemeye giderdi– ve Harper, Dr. Zimmer’ı ayaklarını soğuk kuma gömmüş, Franklin’le beraber “Wagon Wheel”i söylerken hayal edebiliyordu. Harper Dr. Zimmer’a mesaj attığında hâlâ babasının başucundaydı. Mesajda şöyle yazıyordu: Billy öldü.

Doktorun önce şoke olduğunu, ardından suçluluk duygusuna kapıldığını hayal edebiliyordu. Harper’a o gece ölmeyeceğine dair söz vermiş, Billy’nin hâlâ vaktinin olduğunu söylemişti. “Her zamanki gibi kontrol edebilirsin,” demişti o akşamüzeri Harper’ın yatağından kalkarken. Sevişmelerinin ardından beyaz çarşaf altüst olmuştu. “Ama hafta sonunun tadını çıkar.” Pencereden, bir gecede caka satarcasına çiçek açan leylak çalısına bakmıştı sonra. “Yeniden başladığına inanamıyorum. Bir yaz daha.” Hafta sonunun tadını çıkar mı? diye düşünmüştü Harper. Reed’in onunla sıradan bir hasta yakınıymış gibi, yani bir yabancıymış gibi konuşmasından nefret ederdi – fakat bir bakıma sahiden de yabancı değil miydi? Reed, Harper’ı yalnızca babasının hasta yatağının başında otururken ya da Harper’ın dubleks evinde sevişirlerken görürdü. Birlikte dışarı çıkmazlardı, Cronig’s’te birbirlerine hiç rastlamamışlardı, Harper ona denizde boğulurcasına el sallamasına rağmen Reed onu Rooster dağıtım kamyonunu kullanırken hiç görmediğini iddia ediyordu.

Daha ekimden beri beraberlerdi, dolayısıyla Harper, Reed’in “Bir yaz daha,” derken neyi kastettiğini anlamamıştı. Ama o gün anlamaya başladı: Karısının anne babası, yani büyük Phelpsler, Vero Beach dönüşü Katama’daki evlerine misafirliğe gelmişlerdi. Dolayısıyla, Reed başka bir gezegende yaşıyormuşçasına ortadan kaybolduğunda aslında bu piknik gibi ailevi yükümlülükleri yerine getiriyor olacaktı. Harper başkalarına mesaj atmadan önce birkaç dakika bekledi. Babası hemen yanındaydı ama yoktu da. Yüzü gevşekti. İçinde kimsenin olmadığı bir ev misali terk edilmişe benziyordu. Billy, Harper ona Red Soxlı Dustin Pedroia’dan bahsederken ölmüştü. Son bir titrek nefes almış, sonra bir daha almış, ardından Harper’ın gözlerinin içine, yüreğine, ruhuna bakarak, “Özür dilerim, ufaklık,” demişti. O kadar. Harper kulağını göğsüne dayamıştı. O sırada makine, maçı bitiren düdüğü çalarcasına uzun uzun ötmüştü.

Reed cevap yazmadı. Harper, Lambert Koyu’nda telefonun çekip çekmediğini hatırlamaya çalıştı. Sürekli Reed için mazeretler uydurup duruyordu çünkü hayatındaki üç erkeğin arasında âşık olduğu oydu. Harper aynı mesajı Billy öldü Edgartown Polis Karakolu’ndan Komiser Yardımcısı Drew Truman’a da attı. Drew’la üç haftadır çıkıyorlardı. Beraber Chappy feribotundayken Drew ona çıkma teklifi etmiş, Harper da Neden olmasın? diye düşünmüştü. Drew Truman, Oak Bluffs’ın önde gelen Afro-Amerikan ailelerinden birine mensuptu. Annesi Yvonne Truman on yılı aşkın bir süre boyunca belediye meclis üyeliği yapmıştı. Her birinin Ocean Park’a bakan, rengârenk, son derece iyi korunmuş birer kır evi olan beş Synder kız kardeşten biriydi.

Harper, Drew lisede sporcuyken her hafta Vineyard Gazetesi’nin spor sayfasına çıktığını hatırlıyordu. Sonrasında üniversiteye ve polis akademisine gitmiş, ardından memleketine hizmet etmek için Dukes County’ye geri dönmüştü. Harper yeni biriyle çıkmanın, evli bir adamla birlikte olmanın verdiği ıstırabı dindireceğini sanmıştı. Drew’la altı kez yemeğe çıkmışlardı: Dört kez Sharky’s’te Meksika yemekleri yemiş (Harper sebebini hiç anlamasa da Drew en çok Meksika mutfağını severdi), bir kez Katama hava meydanındaki lokantada öğle yemeğine gitmiş, en son da Seafood Shanty’de “lüks” bir akşam yemeği yemişlerdi. Masada hem et hem de balık vardı, masa denize nazırdı, garsonlar şarkı söylemişlerdi. Harper, Drew’un gecenin sonunda seks beklediğinin farkındaydı fakat babasının ölüm döşeğinde olmasını bahane ederek Drew’u bu zamana kadar oyalayabilmişti. Drew, Harper’ı annesiyle, abisiyle, abisinin karısıyla, yeğenleriyle, teyzeleriyle, kuzenleriyle, kuzenlerinin çocuklarıyla – yani bütün sülalesiyle– tanıştırmaya pek hevesliydi ama Harper bu adımı atmaya da hazır değildi. Aslında bir yanı sahiplenilmeyi, baştacı edilmeyi, canının istediği yemeklerin pişirilmesini, takdir edilmeyi ve şımartılmayı, hatta fikir ayrılıklarına düşmeyi ve teni beyaz diye hor görülmeyi bile arzuluyordu. Kısacası, Drew’la ilişkisine bir “ad koymak” bazı bakımlardan çok güzel olurdu. Fakat şu acı gerçek asla değişmeyecekti: Harper sadece ve sadece Reed’i seviyordu. Harper içini çekti.

Drew o gece devriyedeydi. Hafta sonları fazla mesai yapardı ama gece yarılarına kadar içerek yazın ilk günlerinin keyfini çıkaran ahmakları düşününce, sahiden değer miydi? Harper her iddiasına vardı ki otuz tane ihbar geliyorsa bunlardan yirmi yedisi sarhoş gençlerin haşarılıklarıyla, üçü de henüz yolları tam öğrenememiş taksicilerin karıştığı kazalarla alakalıydı. Harper’ın hayatındaki üçüncü adamsa Chappy’de sürgünde olan biricik, hasarlı arkadaşı Brendan Donegal’dı. Harper, Brendan’a Billy’nin öldüğünü haber vermek istiyordu ama Brendan artık mesaj yazamıyordu.

Onun için alfabe, üzerine yirmi dokuz katil arının saldırması gibiydi. Telefonunu yalnızca saate bakmak için kullanırdı. Dr. Zimmer’dan hâlâ cevap yoktu. Harper onu aramak zorunda mı kalacaktı? Dr. Zimmer’ı sık sık arardı çünkü babasının hastalıklarıyla alakalı bir sürü mantıklı sorusu vardı – karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, kronik kalp yetmezliği. Billy Frost’un hayatı yetmezliklerle geçmişti. Hiç kimse o zaman, babası ölmüşken, Reed’i aradı diye Harper’ı suçlayamazdı. Yine de Harper huzursuz oldu.

Beklemeye karar verdi. Billy Frost yetmiş üç yaşında öldü. Hemşireler onu temizleyip morga yapacağı eğlence dolu yolculuğa hazırlamak için geldiklerinde Harper içinden ölüm ilanını yazmayı deniyordu. Elektrik ustası ve fanatik Red Soxlı William O’Shaughnessy Frost dün gece Oak Bluffs’ta Martha’s Vineyard Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Ardında kızı Harper Frost’u bıraktı. Ve… öbür kızı Tabitha Frost’u… ve torunu Ainsley Cruise’u… ve eski eşi Eleanor Roxie-Frost’u, bütün Nantucket’ı, Massachusetts’i. İnsanlar en çok hangisine şaşırır? diye düşündü Harper. Billy’nin, Rooster Express’in kargolarını dağıtan şirin sefile tıpatıp benzeyen ama ondan tamamen farklı bir kızının daha olduğuna mı? Yoksa ünlü Bostonlı modacı Eleanor Roxie-Frost’la, daha bilinen adıyla ERF’yle, bir zamanlar evli olduğuna mı? Belki de insanları asıl şaşırtan, Billy’nin ailesinin öbür yarısının rakip adada –yani milyarderlerin yaşadığı lüks, pahalı cennette yaşaması olurdu.

Harper’ın ikizi Tabitha tam on dört yıldır Martha’s Vineyard’a adımını atmamış, annesi Eleanor 1968’deki balayından sonra o tarafa bile bakmamıştı. Harper’ın yeğeni Ainsley oraya hiç gelmemişti. Billy bu duruma çok üzülürdü. Ainsley’i görmek istediği zaman Nantucket’a gitmesi gerekirdi ki hiç aksatmadan her ağustos gitmişti.

Gelmek istemediğine emin misin? diye sorardı Harper’a. Eminim, derdi Harper. Tabitha beni orada istemiyor. Ah be kızım, ne zaman öğreneceksiniz? diye yanıtlardı Billy ve Harper da onunla birlikte dudaklarını oynatırdı: Aile ailedir. Aile ailedir, diye düşündü Harper. Sorun da buydu zaten. Reed’den hâlâ ses yoktu. Harper onu turta yerken hayal etti. Reed’in karısı Sadie turtalarıyla meşhurdu. Eskiden annesinin yol kenarında küçük bir yeri vardı; Sadie o küçük ölçekli turtacılık işini alıp altın yumurtlayan tavuğa çevirmişti. Vineyard Haven’da Harper’ın dubleksinden hemen hemen bir kilometre uzakta– küçük bir endüstriyel mutfak ve vitrin kiralamış, patır patır turta üretiyordu: çilekli-raventli, yaban mersinli-şeftalili ve ıstakozlu.

Istakozlu turta kırk iki dolardı. Harper bunu biliyordu çünkü ömrünün son demlerine doğru Billy o turtanın müptelası olmuştu. Kadın hayranlarından biri (ki çoktular), altın rengi hamurun altında bol Sherry sosuna bulanmış kıskaç ve eklem etiyle dolu sıcacık, mis kokulu ıstakoz turtasını Billy’ye getirdiğinde, Billy öldüğünü ve beklenenin aksine cennete gittiğini söylemişti. Daha sonra, durumu iyice kötülemiş ama hâlâ yemek yiyebiliyorken Harper ona ıstakoz turtası almayı kendine görev edinmişti. Sevgilisinin karısıyla ilk kez yüz yüze geleceğini bildiğinden dükkâna Upper Crust çekine çekine girmişti.

Harper bu karşılaşma için ne kadar tedbirli olsa da Sadie’yi görünce şok olmuştu. Sadie, onun düşündüğünden çok daha kısaydı. Kafası turta standının üzerinden şöyle böyle görünüyordu. Saçı erkek saçı gibi kısacıktı ve gözleri pörtlekti, sürekli şaşkın görünen çizgi film karakterlerine benziyordu. Sadie, Harper’ın kim olduğunu bilmiyor gibiydi. Ona karşı hiç temkinli davranmamış, aksine, ön dişlerinin arasındaki boşluğu göstererek tatlı tatlı gülümsemişti. Harper sebebini hiç anlamasa da bazı erkeklerin bu boşluğu seksi bulduğunu biliyordu. Ama kendi dişleri öyle olsaydı soluğu doğruca ortodontistte alırdı. “Buyurun, ne istemiştiniz?” diye sormuştu Sadie.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Genç Yetişkin
  • Kitap Adıİki Kişilik Yaz
  • Sayfa Sayısı392
  • YazarElin Hilderbrand
  • ISBN9786257550161
  • Boyutlar, Kapak13,5x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviYabancı Yayınevi / 2021

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Ada ~ Elin HilderbrandAda

    Ada

    Elin Hilderbrand

    Uzun zamandır saklanan sırlar ücra bir adada ortaya döküldüğünde, huzurlu bir kaçış gibi görünen bu kısa tatil, beklenenden farklı sonuçlar doğurur. Yaz sona ermeden...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Romanovlar’ın Son Evi ~ John BoyneRomanovlar’ın Son Evi

    Romanovlar’ın Son Evi

    John Boyne

    “Rusya’yı çürüyen bir nar gibi düşünmüşümdür hep. Kokuşmuş içini saklayan, dıştan kırmızı ve nefis; ama ikiye bölünce, çekirdekleri ve taneleri kapkara, iğrenç, önüne saçılır....

  2. Kim Bu ~ Joan Kim ErkanKim Bu

    Kim Bu

    Joan Kim Erkan

    Türkiye’de pek de sıradan olmayan bir yaşam… Türkçe ve İngilizce baskıları eşzamanlı yayımlanan Kim Bu / Lady Who, 1959’da henüz yirmi iki yaşındayken Galler’den ayrılıp, önce İstanbul’a...

  3. Tırpanlı Adam ~ Terry PratchettTırpanlı Adam

    Tırpanlı Adam

    Terry Pratchett

    “HASAT, TIRPANLI ADAMIN ONU ÖNEMSEMESİNDEN BAŞKA, NE UMUT EDEBİLİR?” Kült yazar Sör Terry Pratchett’ın, dünya çapında 85 milyonun üzerinde satan 41 kitaplık “DiskDünya” serisi, çok ama...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur