Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Hücre
Hücre

Hücre

José Revueltas

1960’ların sonlarında bir Meksika hapishanesi. Albino, Polonio ve Hergele: bekleyişin, iktidarın ve kaderin insafına terk edilmiş, uyuşturucu yoksunluğuyla kıvranan üç mahkûm ve hapishane içinde…

1960’ların sonlarında bir Meksika hapishanesi. Albino, Polonio ve Hergele: bekleyişin, iktidarın ve kaderin insafına terk edilmiş, uyuşturucu yoksunluğuyla kıvranan üç mahkûm ve hapishane içinde bir hapishane.

1968 öğrenci hareketinin lideri olarak ağır bir bedel ödeyen José Revueltas’ın tek bir paragraf halinde yazdığı, Latin Amerika edebiyatının klasiklerinden biri kabul edilen Hücre, mahkûm ve gardiyan, suç ve ceza kavramlarının birbirine karıştığı gerçek bir panoptikon.

“Revueltas, Meksika ruhunun bir sentezidir: aykırı, hırpani, yaratıcı, ümitsiz ve cin fikirli.”

Pablo Neruda

“Revueltas’ın başyapıtı Hücre olmadan çağdaş Latin Amerika edebiyatını anlamak imkânsız.”

Valeria Luiselli

*

JOSÉ REVUELTAS, Meksikalı yazar ve aktivist. 1914’te Meksika’nın Durango eyaletinde, seçkin sanatçılardan oluşan sıra dışı bir ailenin ferdi olarak doğdu. Çok erken yaşlardan ölümüne kadar, sol da dahil olmak üzere tüm yönleriyle Meksika siyasi sistemine muhalif bir duruş geliştirdi. 1932’de Meksika Komünist Partisi’ne katıldı ve iki kez Islas Marías’taki hapishaneye atıldı. İlk romanı Los muros de agua (Sudan Duvarlar), hapishanede yaşadığı olaylara dayanır. 1943’te Komünist Parti’den ihraç edildi ve Spartacus Leninist Birliği’nin kuruluşunda yer aldı ancak kısa süre sonra oradan da ayrıldı. 1968’deki öğrenci protestolarına destek verdi fakat devletin acımasız baskısı ve 2 Ekim’de Tlatelolco’da yaşanan katliamın ardından isyanı kışkırtmaktan tutuklandı, 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 10 Aralık 1969’da, hayatı boyunca yaptığı birçok açlık grevinin sonuncusuna başladı ve bu, sağlığı için ciddi sonuçlar doğurdu. Mayıs 1971’de şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı. 1976’da öldü. Octavio Paz onu “kuşağımızın en iyi yazarlarından ve Meksika’nın en saf adamlarından biri” olarak nitelendirdi.

**

Maymunlar orada diğerleri gibi tutsaktı, tıpkı diğerleri gibi, dişi ve erkek maymunlar; daha doğrusu erkek ve erkek, her ikisi de, kafeslerinde hâlâ umutları varmışçasına, bütünüyle her şeyden vazgeçmemiş gibi bir uçtan diğerine volta atarak, tutsak ama durmadan hareket halinde, evrimin o basamağına hapsolmuş vaziyette, sanki birileri, diğerleri ya da tümden insanlık acımasızca artık onların meselesiyle, onların maymun olma meselesiyle ilgilenmiyormuş, öte yandan onlar da altı üstü maymun olduklarını öğrenmek istemiyor, bunu bilmiyor ya da bilmek istemiyormuşçasına; oysaki onlara kim baksa tutsak olduklarını söylerdi, yüksek parmaklıklı, iki katlı bir tabutun içine, kafese tıkılmış, mavi kumaş üniformaları ve rozetli kepleriyle, gayrinizami, doğal ama sabit voltalarıyla öylelerdi; cennette birbirinin aynısı dişi ve erkek maymun, zalim ve belleksiz bir vaziyette içinde devindikleri, yürüdükleri, çiftleştikleri ara türün sınırlarını aşmalarını sağlayacak adımı atmaktan âciz yürüyor ve çiftleşiyordu, aynı tüylü posta, aynı cinsel organa sahip ve özdeşlerdi yine de dişi ve erkek, tutsak ve lanetlilerdi hepsi de. Hap kadar mazgal kapağının, o yatay sacın ve sol kulağının üstüne dikkatlice ve maharetle yaslanan Polonio sağ gözüyle burnunun üstünden onlara yukarıdan bakıyor, tabutun içinde ileri geri gidip gelmelerini, anahtar demetinin mavi ceketlerinin altından çıkıntı yapmasını, attıkları her adımda şıngırdayıp uyluklarına çarpmasını yandan yandan izliyordu. Önce biri sonra öbürü, iki maymun da görünüyor, onları görmek için ancak tek gözünü kullanabilen, ikinci kattan, Salome’nin tepsisinin üzerinden bakan o baş, dışarıdan bakıldığında bayramlarda gövdesinden kopuk, konuşan kelleleri andırıyordu –tıpkı bayramlarda geleceğe dair vaazlar verip bölümler okuyan o başa, Vaftizci Yahya’nın kafasına benziyordu, tek farkla, buradaki kafa kulağının üstüne yatmış, yatay konumdaydı– o yüzden sol gözü aşağıdaki şeyleri değil sadece mazgal kapağının sac yüzeyini görebiliyordu, bu arada tabutun içinde ileri geri volta atan maymunlar karşı karşıya geliyordu, konuşan kafa hakaretamizdi, uzun ve ağdalı bir tonlaması vardı, ağlak ve alaycıydı birbirine zıt lehçelerin kaynaşıp yarattığı melodiyle sesli harfleri uzattıkça uzatıyor, görüş alanına girdikleri her an onlara siktirip gitmelerini buyuruyordu. “Allahın cezası orospu çocuğu maymunlar!” Tutsaklardı. Polonio’dan, Albino’dan, Hergele’den daha beter tutsak. Dörtgen tabut birkaç saniyeliğine içinde maymun yokmuşçasına boş kaldı; attıkları adımlar onları bir uçtan bir uca karşılıklı, taş çatlasın otuz metrelik, git gel altmış adımlık kafesin zıt uçlarına götürmüştü; o boyutsuz bakir mekân, koğuş koridorunun o kısmında olabilecek her şeyi santim santim gözetleyen inatçı sağ gözün görüş açısında, alınıp satılmaz muazzam bir sahaya dönüştü. Maymunlar, baş maymunlar, hepsi gerzek, aşağılık ve saftı, on yaşında bir fahişenin masumiyeti vardı onlarda. Başkasının değil, bizzat kendilerinin tutsak olduğunu fark edemeyecek kadar salaklardı, anaları babaları, büyükbabalarıyla sülalece tutsaklardı oysaki. Ellerinden de, her yeri korkuluklarla çevrelenmiş bu şehirden, bu sokaklardan da, dört bir yanda katlanarak artan kuytu köşelerdeki parmaklıklardan da kimse kaçamasın diye etrafı gözetlemek, dikizlemek ve casusluk yapmak için yaratıldıklarını biliyorlardı; yüzlerindeki o salak ifadede de yerine getirmeleri mümkün olmayan bazı becerilere yönelik belli belirsiz bir özlem okunuyordu, uzun kuyruklu maymun suratları bir nevi ruh kekemeliğiyle, derinlerde bir yerde geri döndürülemez ve bilinmez bir kayıptan ötürü kederliydi; tepeden tırnağa gözle kaplıydılar, bütün vücutlarını kaplayan gözden tel örgüleri vardı; her yerlerinden çağlayıp akan gözbebekleri, boyunlarından enselerine, kollarına gırtlaklarına ve taşaklarına akıyor, bütün bunların hepsi ekmek parası için diye düşünüyor, böyle söylüyorlardı; evde çığlık atıp dans eden maymun ailesinin, içten içe tüylü çocukların ve annenin yuvada ekmek yemesi içindi hepsi, hapishanedeki yirmi dört saatlik vardiyanın ardından yirmi dört saat de evde maymunlarla muhataptı; kirli ve yapış yapış yatağa uzanırdı, sefil rüşvetlerden gelen pislik dolu, kirli paralar komodinin üstünde dururdu, onlar da asla çıkmıyordu aslında hapisten, rezil, bitimsiz bir dolaşımın içindeydiler – maymun paraları, kadının uzun uzun, feci biçimde ne yaptığının hiç farkına varmadan avucunda düzeltip kırışıklarını açtığı paralar. Her şey zaten sadece bundan ibaretti; farkına varmamaktan. Hayatın farkına varmamaktan. Hiç farkına varmadan orada, kendi tabutlarının içindelerdi; karı koca, koca ve koca, kadın ve çocuklar, baba ve baba, çocuklar ve baba, dehşet içindeki evrensel maymunlar. Hergele de mazgaldan bakmak için izin istedi. Polonio, Hergele’nin de hücre hapsi alıp kendileriyle kapatılmasının ne kadar iğrenç olduğunu düşündü. “Bakamazsın tabii dallama!” Tabuttaki gardiyanlara hakaret ederken kullandığı o uzun salınımlı tonda söylemişti; bununla birlikte herkesin kendin imzasını taşıyan ses denen şey onda kişisizdi, karanlıkta ya da körlemesine işitildiğinde başkasının sesinden ayırt edilemezdi, tek bir farkla, haydut olmanın getirdiği bedavadan, bilinçsiz bir

….

Eklendi: Yayım tarihi
Ehliyet_sinav
Ehliyet_sinav

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Öykü
  • Kitap AdıHücre
  • Sayfa Sayısı48
  • YazarJosé Revueltas
  • ISBN9789750766008
  • Boyutlar, Kapak14 x 20 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2025
Ehliyet_sinav

Yazarın Diğer Kitapları

Ehliyet_sinav

Aynı Kategoriden

  1. Burası Tekin Değil ~ Sine ErgünBurası Tekin Değil

    Burası Tekin Değil

    Sine Ergün

    Dikenleri batan güllerin yerine dikilen zararsız çiçekler, patlamadan hemen önce sıcağa ve hayata alışan bir kırmızı balon, huzuru bizimkiyle beraber bozulan kediler, hikâyelerine uğradığımız...

  2. Hayal Otel ~ B. Nihan ErenHayal Otel

    Hayal Otel

    B. Nihan Eren

    Hayal Otel, Feryal ile İsmet’in açılışını yaza yetiştirmeye çalıştıkları on iki odalı bir otel. Otelde her odanın bir adı var: Kaktüs, Ardıç, Begonvil, Kızılağaç,...

  3. Yol Hikâyeleri ~ Thomas MannYol Hikâyeleri

    Yol Hikâyeleri

    Thomas Mann

    Mekân, kendisi ve doğduğu topraklar arasında döne döne dans edercesine kaçarken, zamana özgü sanılan güçten çok daha fazla gücü olduğunu kanıtlıyor; saatler geçtikçe mekân,...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur