Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Klavye Sürçmesi
Klavye Sürçmesi

Klavye Sürçmesi

Terry Pratchett

Terry Pratchett’ın harikalar diyarına düşmek isteyenlere… 85 milyonun üzerinde satan efsanevi Diskdünya serisinin yaratıcısı Sör Terry Pratchett’ın, 50 yıllık bir döneme yayılan yazılarını derlediği Klavye…

Terry Pratchett’ın harikalar diyarına düşmek isteyenlere…

85 milyonun üzerinde satan efsanevi Diskdünya serisinin yaratıcısı Sör Terry Pratchett’ın, 50 yıllık bir döneme yayılan yazılarını derlediği Klavye Sürçmesi, edebiyatın en nevi şahsına münhasır zihinlerinden birine içeriden bakmak için olağanüstü bir fırsat sunuyor.

Neil Gaiman’ın önsüzüyle yayımlanan Klavye Sürçmesi, çok geniş bir yelpazenin kanatlarına açılıyor ve Pratchett’ın bilhassa fantezi ve bilimkurgu türlerine dair görüşlerine, “eşsiz” Diskdünya evrenine, çocukluk anılarına, Alzheimer hastalığına ve hayvan haklarına kadar onlarca farklı konuya değiniyor.

Terry Pratchett hayranlarını canevinden vuracak bu samimi derleme, Diskdünya kitaplarının arka planına ve yazarın hayatına dair bilinmeyen pek çok önemli gerçeğe birinci ağızdan yer veriyor.

Fantastik evrende yarattığı edebi tınıyla Terry Pratchett, daha ziyade alametifarikası Diskdünya serisiyle tanınsa da, onu “fantastik kitaplar yazan komik bir yazar”dan çok daha öteye taşıyan bambaşka gerçekler var: Söyledikleri, yazdıkları ve yaptıkları. Kadın-erkek eşitliği, hayvanların yaşamı ve elbette son döneminde, Alzheimer hastalığı ve insan hakları konusundaki cüretkâr fikirleri… Ama emin olun, Klavye Sürçmesi’nde bunlardan çok da fazlası var: Diskdünya kitaplarının kamera arkaları, fantastik edebiyatın kökenleri, başarılı bir yazar olmanın incelikleri, çocukluğa açılan duyguların kapıları…

Pratchett, kaleme aldığı makale ve konuşma metinleri aracılığıyla yazarlık dehâsına bir kez daha hayran bırakırken, mizahın fazlaca mesafeli durduğu edebiyatın en derin konularına bile ustaca değinmeyi başarıyor.

“Fantezi, aşina olana yeni bir ışık tutmalıdır; benim Diskdünya’da yapmaya çalıştığım gibi. Fantezi, o zamana ve oraya değil, bugüne ve buraya bakmanın bir yoludur. Fantezi öncü-edebiyattır, her şey ondan doğar. Fantezi, en iyi hâliyle, gerçekten kaçış edebiyatıdır. Ama kaçış edebiyatının özelliği şudur: Bir şeyden kaçarken, aynı zamanda bir şeye doğru da koşmanız gerekir. Gitmeye değer bir yere gitmelisinizdir ve bu deneyim sizi daha iyi birine dönüştürmelidir…”

“Zeki, eğlenceli, anlayışlı, samimi… Terry Pratchett, hayatın –ve kitapların– tadını çıkarmayı gerçekten bilen biri…”
George R.R. Martin

İthaf

Elinizde tüm kariyerimi kapsayan bir kitap var. Dolayısıyla bu kitabı, seneler içinde farklı farklı şekillerde benimle işbirliği yapan,* bana yardım eden o harika insanlara adamam doğru olur. Aralarından birkaçını seçmek gerekirse; saygıdeğer yayıncılarım Colin Smythe, Larry Finlay, Marianne Velmans, Philippa Dickinson, Suzanne Bridson, Malcolm Edwards ve Patrick Janson-Smith. Kelimelerimin çobanları Katrina Whone, Sue Cook ve Elizabeth Dobson. Sevgili editörlerim Simon Taylor, Di Pearson, Kirsten Armstrong, Jennifer Brehl ve Anne Hoppe. Her daim neşeli ve her daim becerikli tanıtımcılarım Sally Wray ve Lynsey Dalladay. En büyük hayranlarımın lordu Dr. Pat Harkin. Dostlarım Neil Gaiman, Profesör David Lloyd ve Bay Bernard Pearson denen fırlama. Narrativia’nın direktörü ve daha da büyük fırlama Rod Brown. Birlikte kitaplar yazdığım Steve Baxter, Jacqueline Simpson, Jack Cohen ve Ian Stewart ile, kişisel haritacım/oyun yazarım/dar pantolon giyicim ve “Bin Sesli Adam”ım* Stephen Briggs.

Çizerlerim Paul Kidby, Josh Kirby ve Stephen Player ile, büyüleyici kolaylaştırıcılarım Sandra ve Jo Kidby. Aylık Diskdünya Bülteni’nden [Discworld Monthly] Jason Anthony; Hayranlar ve Müritler Loncası’ndan Elizabeth Alway ve son derece saygın bir dergi olan Sihirbazın Topuzu’ndan [Wizard’s Knob] Steve Dean. Özellikle bahsetmem gereken bir kişi de Hırsızlar Loncası’nın Başkanı ve “yapabilen adam” Bay Josiah Boggis/Dave Ward.** Queen’s Head [Kraliçenin Kellesi] barından ve orada yapılan müthiş yumurta turşusu ile harika bubble and squeak’ten1 söz etmeden de olmaz tabii. Diskdünya Etkinliği2 denen ana baba gününde katılımcı veya organizatör olarak bulunmuş herkes; özellikle de kurucu ve sorumlu Paul Kruzycki. Ve bana yol boyunca engel değil, yardımcı olan herkes; özellikle de sessiz sakin işini yapan Rob… O olmasaydı… Hepinize teşekkür ederim. Teşekkür ederim.

İçindekiler

Neil Gaiman’ın Önsözü 11
Davetsiz Misafirin Karalama Defteri
Düşüncenin Gelişimi 21
Avuç İçi Bilgisayar 26
Özenle Seçilmiş Bir Sözcük 32
Nasıl Profesyonel Boksör Olunur? 34
Brewer Çocuğu 38
Karton Kapaklı Kitap Yazarı 41
Kitap Satıcılarına Tavsiye 46
Dert Değil 56
Etkinlik Gurusu 71
Ta Kalbimin İçinden, Kasıklarım Aracılığıyla 74
Diskdünya 21 Yaşında 103
Kevinler 109
Ucube Fikirler 115
Başarılı Bir Fantezi Yazarından Notlar: Gerçekçi Olun 121
Siz Kimin Fantezisiniz? 126
Gandalf Neden Hiç Evlenmedi? 129
Fantezinin Kökleri 140
Elf Dediğiniz, Piçin Tekidir! 148
Burada Ejderhalar Yaşasın 153
Sihirli Krallıklar 163
Kült Klasik 171
Neil Gaiman: Muhteşem Usta Hokkabaz 180
2001 Carnegie Madalyası Ödül Konuşması 187
Boston Globe – Horn Book Ödülü:
Ulus Hakkında Yaptığım Konuşma 194
Ulus’u İzlemek 203
Doktor Kim? 208
Şapkalar Hakkında Birkaç Kelâm 213
Haylaz Bir Hayalperest
Büyük Mağaza 221
Forty Green Kasabasındaki Roundhead Korusu 224
Yıldız Öğrenci 226
Pratchett Nine Hakkında 228
Harikalara ve Pornoya Dair Hikâyeler 230
Vector Dergisine Mektup 236
Yazarın Seçimi 238
Roy Lewis’in Evrim Adamı’na Önsöz 241
Kral ve Ben
ya da: Müneccim Sektörünün Çivisi Nasıl Çıktı? 244
Balım, Bu Arıların Altın Gibi Yürekleri Var 248
Mantarların Şarkısı Bu; Şafak Korosu Olmalı 252
David Langford’un Sızıntılı Kurum’una Önsöz 256
Benim İçin Noel’in Anlamı 261
Uzaylı Noelleri 265
2001: Vizyon ve Gerçeklik 273
Tanrı Ânı 281
Gerçek Bir Dalgın Profesör 287
Cumartesi Günleri 318
Öfkeli Günler
Okullarda Mükemmellik 325
Orangutanlar Ölüyor 327
NHS Cidden Yaralı 334
Adım Adım Kayıp Gidiyorum…
ve Elimden Gelen Tek Şey, Seyirci Kalmak 341
Vergidünya 350
Son Kısım Geldiğinde,
Cennetin Yolunu Gösterin Bana 352
Richard Dimbleby Konuşması: Ölümle El Sıkışmak 366
Sonunda, Yardımla Ölüm İlkelerinde
Gerçek Merhamet Buluyoruz 391
Yardımla Ölümün Zamanı Geldi 394
Ölüm Kapıyı Çaldı ve Biz Onu İçeri Aldık 397
Terry Pratchett’ın Ölümünde Bir Hafta 406
Ve son olarak…
Terry Pratchett’ın Hayat Hakkındaki
Çılgın ve Bağlantısız Dipnotları 415

Önsöz
Neil Gaiman 

Size dostum Terry Pratchett’ı anlatmak istiyorum ve bu hiç kolay değil. Size bilmiyor olabileceğiniz bir şey anlatacağım. Onunla tanışan bazıları onu sakallı, şapkalı ve dost canlısı bir adam olarak biliyor. Onlar Sör Terry Pratchett’la tanıştıklarını sanıyor. Onlar yanılıyor. Bilimkurgu etkinliklerinde, yanınıza size göz kulak olacak, bir yerden bir yere kaybolmadan gidebilmenizi sağlayacak birilerini verirler genelde. Birkaç sene önce, bir zamanlar Teksas’taki bir etkinlikte Terry’nin bakıcılığını yapmış birine rastladım. Terry’yi katıldığı panelden kitap dağıtımcılarına ayrılmış odaya getirip götürüşünü hatırlayınca gözleri yaşardı. “Ne şen şakrak bir ihtiyardı Sör Terry,” dedi. Bense şöyle düşündüm: Hayır. Hayır, hiç de değildi. Şubat 1991’de, ortaklaşa yazdığımız Kıyamet Gösterisi için Terry’yle birlikte bir imza turnesine çıkmıştık. O turneye dair bir sürü komik-ama-gerçek hikâye anlatabiliriz; ki Terry de bu kitapta o hikâyelerin birkaçını aktarıyor. Şimdi anlatacağım hikâye de doğru, ama anlattığımız türden bir hikâye değil.

San Francisco’daydık. Bir kitap dükkânında stok kitap imzası yapmıştık, yani sipariş edilen bir düzine kadar kitabı imzalamıştık. Terry günlük programa baktı. Bir sonraki durak, radyo istasyonuydu; canlı yayında bir saatlik röportaj verecektik. “Adrese bakılırsa, bu caddenin ilerisinde,” dedi Terry. “Ve yarım saatimiz var. Yürüyelim hadi.” Bu olay uzun zaman önceydi sevgili okur; GPS’lerden, cep telefonlarından, taksi çağırma uygulamalarından ve bunlara benzer diğer faydalı şeylerden önce. O şeyler olsaydı, radyo istasyonundan yalnızca birkaç sokak uzakta olmadığımızı bilebilirdik.

Aslında, oradan kilometrelerce uzaktaydık ve yolun tamamı yokuş yukarıydı ve büyük kısmı da bir parkın içinden geçiyordu. Yolda, her bulduğumuz ankesörlü telefondan radyo istasyonunu arıyor; canlı yayın için geç kaldığımızı bildiğimizi ama terli kalbimizin üzerine el basıp yemin ederek elimizden geldiğince hızlı yürüdüğümüzü söylüyorduk. Yürürken ben neşeli ve iyimser şeyler söylemeye çalışıyordum.

Terry hiçbir şey söylemiyordu ve tavrı, ben ne söylersem söyleyeyim sinirlerini daha da bozacağını anlatıyordu. O yürüyüş süresince hiçbir noktada, kitapçıdayken bir taksi çağırmalarını istemiş olsaydık bütün bunlardan kaçınmış olacağımız gerçeğinden bahsetmedim. Biriyle arkadaş kalmak istiyorsanız, asla söylemeyeceğiniz, söyleyemeyeceğiniz şeyler vardır. Bu da onlardan biriydi. Her yerden çok uzakta bulunan bir tepedeki radyo istasyonuna, canlı röportaj için ayrılan bir saatlik sürenin yaklaşık kırkıncı dakikasında ulaştık. Ter içindeydik ve nefes nefese kalmıştık ve o sırada radyocular, bir son dakika haberi yayınlıyordu: Bir adam, bir McDonald’s şubesinde insanları vurmaya başlamıştı. Dünyanın sonu ve hepimizin öleceği hakkındaki komik bir kitap üzerine yapılacak röportajdan önce yayınlanmasını isteyeceğiniz türden bir haber değildi bu. Radyocular bize kızgındı ve bu gayet normaldi:

Konuklarınız geciktiğinde doğaçlama yapmak hoş bir iş değildir. Verdiğimiz o on beş dakikalık röportajın pek de eğlenceli olduğunu sanmıyorum. (Daha sonra, o San Francisco radyosunun Terry’yle beni uzun süreliğine kara listeye aldığını öğrendim, çünkü program sunucusunu kırk dakika boyunca bir şeyler gevelemek zorunda bırakmak Radyo Âleminin kolay kolay unutacağı veya affedeceği bir şey değildir.) Yine de, süre sona erdiğinde her şey bitmişti. Otelimize dönmek için bu sefer taksi tuttuk. Terry sessiz ve kızgındı; sanırım, daha çok kendine. Ve bir de, kitapçıyla radyo istasyonu arasındaki mesafenin sandığından daha uzun olduğunu söylemediği için tüm dünyaya. Arka koltukta yanımda otururken öfkeden bembeyaz kesilmişti, herhangi bir yere yönlendirilmemiş bir gazap topu gibiydi. Onu yatıştırma umuduyla bir şey söyledim. Belki, “Boş ver, sonunda her şey yoluna girdi, dünyanın sonu değil ya,” falan demişimdir ve daha fazla kızmanın gereği olmadığını öne sürmüşümdür. Terry bana baktı. “Bu öfkeyi hafife alma,” dedi. “Bana Kıyamet Gösterisi’ni yazdıran kuvvet, bu öfkeydi.

Terry’nin yazma azmini ve bu azmin bizi de yanına katıp sürükleyişini düşündüm. Ve dostumun haklı olduğunu anladım. Terry Pratchett’ın yazım tarzında bir öfke var. Ona Diskdünya’yı yazdıran şey bu öfkeydi. Ve aynı öfkeyi bu kitapta da göreceksiniz: Onun ileride ortaokul giriş sınavında başarılı olabilecek kadar akıllı olmadığına daha altı yaşındayken karar veren okul müdürüne karşı öfke, kendini beğenmiş eleştirmenlere ve komik olanın ciddi olamayacağını sananlara karşı öfke, kitaplarını doğru düzgün yayımlamayı beceremeyen Amerikalı ilk yayıncılarına karşı öfke…

Öfke hep oradaydı, itici bir güçtü. Bu kitabın son sahneleri geldiğinde ve Terry, nadir görülen, erken başlangıçlı bir Alzheimer hastalığına yakalandığını öğrendiğinde, öfkesinin hedefi de değişti: Artık beynine ve genetik mirasına öfkeliydi; fakat bunlardan da fazla, vefatının zamanına ve tarzına kendisinin (ya da tahammül edilemez hastalıklardan çeken başka birçok kişinin) karar vermesini yasaklayan ülkesine öfkeliydi. Ve bana öyle geliyor ki, bu öfkenin kaynağı, Terry’nin sahip olduğu adalet duygusuydu. Terry’nin eserlerinin ve yazma tarzının temelinde o adalet duygusu var. Onu okuldan gazeteciliğe, SouthWestern Elektrik Kurumu’nun basın bürosuna ve sonra da dünyanın en çok sevilen, en çok satan yazarlardan biri olmaya götüren, bu adalet duygusuydu. Aynı adalet duygusu, bu kitapta da var. Ve adalet, Terry’i, –örneğin bambaşka şeyler anlatırken, bazen satır aralarında– kendisini etkileyen kişilerden bahsetmeye de itiyor:

Mesela, hem Terry’nin hem de benim seneler boyu faydalandığımız onca kısa mizah öyküsü tekniğini yaratan Alan Coren’dan. Ya da, Brewer’ın Deyimler ve Fabllar Sözlüğü [Brewer’s Dictionary of Phrase and Fable] denen o muhteşem, şişkin, baş döndürücü şeyden ve onu derleyen kişi olan, yazarların en talihlisi, Rahip E. Cobham Brewer’dan. Terry’nin Brewer’a dair anlatısı beni hâlâ gülümsetiyor. Brewer’ın derlediği, daha önce görmediğimiz bir kitabı her keşfettiğimizde, sevinçle birbirimizi arardık: “Hey! Sende Brewer’ın Mucizeler Sözlüğü: Taklit, Gerçek ve Dogma [A Dictionary of Miracles: Imitative, Realistic and Dogmatic] kitabı var mı?” Bu kitap için seçilen yazılar Terry’nin öğrenciliğinden başlıyor ve “Yazı Diyarının Şövalyeliği”ne kadar tüm yazarlık kariyerini kapsıyor. Hepsi de hâlâ güncel.

Hiçbiri eskimemiş. (Belki, bazı bilgisayar donanımları hariç. Terry’nin size, Atari Portfolio model bilgisayarının yerini ve onun hafızasını muazzam bir 1 Megabyte’a çıkaran ek hafıza kartı için ne kadar para ödediğini söyleyebileceğini tahmin ediyorum; tabii onu hâlâ bir hayır kuruluşuna veya müzeye bağışlamamışsa.) Ve evet; bu kitaptaki anlatıcı sesi, her zaman Terry’ye ait: dost canlısı, bilgili, sağduyulu ve alaylı… Üstelik, kitaba hızla bir göz atarsanız ve dikkatiniz de dağınıksa, o sesi neşeli bile zannedebilirsiniz. Ama neşenin altında, her zaman bir kızgınlık var. Terry Pratchett, güzel ya da çirkin olsun hiçbir geceye nazikçe gidecek adam değildir. Geçerken pek çok şeye hiddetlenir: aptallığa, haksızlığa, insanların budalalığına ve dar görüşlülüğüne…

Yani, yalnızca ışığın ölümüne değil.3 Ama o da vardır elbette. Ve tıpkı el ele tutuşup gün batımına yürüyen bir melek ile şeytan gibi, öfkesinin yanında sevgi de bulunur: insanlara ve onların kusurlarına, üzerine titrediği nesnelere, hikâyelere ve nihai olarak ve her konuda, insanın vakarına… Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, onu harekete geçiren şey öfkedir ama Terry, ruhunun yüceliği sayesinde, o öfkeyi meleklerden yana kullanır. Ya da hepimiz için daha da iyisi, orangutanlardan yana… Terry Pratchett, şen şakrak bir ihtiyar değildir. Kesinlikle değildir.

O, bundan çok daha fazlasıdır. Ve şimdi, Terry hiç zamansız karanlığa yürürken, ben de hiddete kapılıyorum: bizi mahrum bırakan haksızlığa karşı. Nelerden mi mahrum bırakan? Yirmi ya da otuz kitaptan daha mı? Yeni bir raf dolusu fikirden, muhteşem tabirlerden, eski ve yeni dostlardan; düşüncesizce düştükleri dertlerden en iyi yaptıkları işi yaparak, yani kafalarını kullanarak kurtulan insanların hikâyelerinden mi? Buna benzer gazete yazılarından, kışkırtıcı makalelerden ve hatta birkaç önsözün derlendiği bir-iki kitaptan daha mı? Hayır. Bunlardan mahrum kalmak, beni gerektiği kadar öfkelendirmiyor. Beni üzüyor; ama o yazılardan bazılarının yazılmasına yakinen tanık olmuş biri olarak, her Terry Pratchett kitabının küçük bir mucize olduğunu biliyorum ben. Ve biz, bekleyebileceğimizden daha fazla mucizeyi zaten gördük ve açgözlülük hiçbirimize yakışmaz. Ben, dostumdan mahrum kalma fikrine karşı hiddetleniyorum. Ve sonra düşünüyorum: “Terry olsa, bu öfkeyle ne yapardı?” Sonra kalemimi elime alıyorum ve yazmaya başlıyorum.

NG
New York, Haziran 2014

Davetsiz Misafirin Karalama Defteri

Kitapçılar, ejderhalar, hayran mektupları,
sandviçler, meslek aletleri, edebiyat parçalamak
ve profesyonel bir yazarın hayatındaki
tüm diğer şeyler hakkında

Düşüncenin Gelişimi

20/20 dergisi, Mayıs 1989

Yazmak hakkında kısa bir yazı. Dikkatli okurlar, o sıralarda aklımın Küçük Tanrılar’la meşgul olduğunu fark edecektir. Yaratım sürecinin nasıl işlediğine dair oldukça gerçekçi bir tasvir… Yataktan kalk, kahvaltı et, kelime işlemciyi aç, ekrana bak. Ekrana biraz daha bak. Ekrana bakmaya devam et ama postacıya da kulak kabart. Şansın varsa koca bir tomar mektup getirir ve bu mektuplar seni bütün sabah meşgul eder. Son roman, yayınevine gitti. Yapacak iş yok. Dünyanın merkezinde büyük bir boşluk var. Posta geldi. Holly Hobbie4 desenli mektup kâğıdına yazılmış bir mektupta, imzalı fotoğraf isteniyor.

Tamam tamam. Biraz araştırma yapalım. Sıradaki Diskdünya romanı için, kaplumbağalar hakkında bir şeyler öğrenmem gerekiyor. Konuşan bir kaplumbağanın, aksiyonun önemli bir parçası olması gerektiği gibi muğlak bir fikrim var. Neden bilmiyorum ama ırksal bilinçaltımdan kaplumbağalar yüzeye çıkıverdi. Muhtemelen, kendi kaplumbağalarımızın kış uykusundan uyanmaları ve şu anda limonlukta Bertrand Russell taklidi yapmaları yüzünden. Yedek odadaki kutuda, kaplumbağalar hakkında bir kitap bul. Kitaplıkları kesin yaptırıyorum artık.

(Akıllıca bir fikir bulmuştum: Kitaplığın parçalarını garajda önceden hazırla, her şeyi gönye falan kullanarak düzgünce kes, iki kat cila at, sonra bütün parçaları içeri getir, doğru düzgün dübeller ve tutkalla bir araya getir, yüzlerce kitabı düzgünce diz. Bu arada, ilginç bir bilimsel deney: Soğuk ve rutubetli garajda haftalar boyunca sakladığın ahşap parçalar aniden kuru ve sıcak bir odaya getirilirse ne olur? Sabahın üçünde öğrendik ki, bütün parçalar aniden 3 milim kısalıyormuş.) Kaplumbağa kitabındaki ilginç bir dipnot, tarihteki en ünlü kaplumbağanın, ünlü bir Yunan filozofunun kafasına düşen kaplumbağa olduğunu hatırlatıyor. Neydi herifin adı? “Kaplumbağa Düşürme Cemiyeti” her nerede toplanıyorsa, orada çok ünlü bir adam. Aniden, bu olayı araştırmak için karşı konulamaz bir arzu duyuyorum. Zeno olduğunu düşünüp duruyorum ama o olmadığına eminim.

Eshilos olduğunu bulmam yirmi dakika alıyor. Ayrıca filozof değil, oyun yazarı. Onun ellerinde, erken dönem tiyatrosu âli ve dinî bir amaca yöneldi ve derin ahlaki çelişkileri çözmek ve düşünce ile dilin ihtişamını sergilemek için bir forum görevi gördü. Ama sonra, tiz bir ıslık sesi ve… iyi uykular. Sırf meraktan, Zeno’ya da bak. Ah, tabii ya. O, mantıksal olarak, kaplumbağayı asla yakalayamayacağınızı söyleyendi. Keşke Eshilos’a da söyleseydi. Bir de “dua çarkları” hakkında bir şeyler okudum; bir de, hiç sebepsiz yere, William Blake hakkında. Ben bunu yaparken bir kadın telefon etti ve diş hekimi olup olmadığımı sordu. Şimdi kesinlikle biraz çalışıyorum işte. Yaratıcılık zembereği kesinlikle kuruluyor.

Eyleme geç: Ciddi ciddi, disk yedeklemeye koyul. Kelime işlemcilerin güzel tarafı da bu. Eski kötü daktilo günlerinde, yaratıcılık teklediği zaman, kurşunkalemleri açmak ve E harfini iğneyle temizlemekten başka meşgale bulamıyordunuz. Ama kelime işlemciniz varsa bir şeyleri kurcalamak, yaratıcı makrolar yazmak, bilgisayarın saatini titizlikle yeniden kurmak vesaire için, sonsuz fırsatlar bulabiliyorsunuz kendinize: hepsi acayip faydalı işler. Bir klavye ve ekranın önüne oturmak, bir iştir. Binlerce ofis bu ilkeyle çalışıyor. Ekrana bak. Kartalın o lanet şeyi oyun yazarının kafasına neden bıraktığını merak et. Kitabın söylediği gibi, yarıp içini açmak için olamaz. Kartallar aptal değil. Yunanistan sırf taş. Kartal neden Yunanistan’ın başka herhangi bir yerini seçemedi de Eshilos’un kel kafasına nişan almayı başardı? Bu arada, Eshilos’un orijinali nasıl telaffuz ediliyor?

Telaffuz sözlüğü, tavan arasındaki kutuda.
Merdiven garajda.
Arabanın yıkanması lazım.
Öğle yemeği.
Bu sabah cidden çok çalıştım.
Ekrana bak.

Bir başka kadın aradı ve buranın Cennet olup olmadığını sordu. (Anlaşılan, yolun ilerisindeki motelin telefon numarasıyla bizimki arasında yalnızca tek bir rakam farkı var.) Üç numaralı komik cevabı ver. Ekrana bak. Merak etmeye başla: Belki de kartalın suçu değildi? Belki de onun yalnızca yapacak bir işi vardı ve haddinden fazla uçmuştu? Cidden; bir kartalsanız ve tepesine kaplumbağalar düşen masum filozoflar hakkında endişelenmeye başlarsanız, kartal hava kuvvetlerinden sepetlenecek raddeye gelirsiniz. Radde-22. 5 Hayır. Ekrana bak. Hayır. Açık ki, baştan beri kaplumbağanın fikriydi bu. Oyun yazarına hınç besliyordu. Belki adam, en son yazdığı oyunda kaplumbağalara hakaret etmişti; belki de kaplumbağa, yazarın hız-ayrımcısı şakalarına alınmıştı, belki de bağa gözlük çerçevelerini görmüştü: Seni pis sıçan,o benim kardeşimdi! O yüzden de kartalı kaçırdı, Dünya Dostları’nın6 eski logosundaki kaplumbağa gibi çaresizce kuşun bacağına tutundu, boğuk bir sesle talimatlar verdi ve… Hedef 19! Biipbiipbiip! Geronimooooo!..

Ekrana bak. Acaba kartalların, çaresiz bir kaplumbağanın tutunabileceği başka bir şeyleri var mı? Merdivendeki kutuda sakladığımız ansiklopediden, kuşların biyolojisine bak. Vay canına. Akşam yemeği. Ekrana bak. Fikirleri evir, çevir. Kaplumbağalar, kel kafa, kartallar. Hmm. Hayır, oyun yazarı olmaz. Kaplumbağalar, görür görmez kimden nefret eder? Gece yarısı… Ekrana bak. Sağ elinin, yeni belge açan tuşlara bastığını belli belirsiz fark et. Çok yavaşça nefes alıp vermeye başla. 1943 adet kelime yaz. Yatma zamanı. Bir gün için, başaramayacağımızı sanmıştım.

 

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıKlavye Sürçmesi
  • Sayfa Sayısı432
  • YazarTerry Pratchett
  • ISBN9786052349403
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviDelidolu /

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Hasbüyü ~ Terry PratchettHasbüyü

    Hasbüyü

    Terry Pratchett

    “Başka herkesi yendikten sonra, geriye savaşacak yalnızca tanrılar kalır,” dedi Coin. “Aranızda tanrıları gören var mı?” Tereddütlü inkârlar yükseldi. “Size onları göstereceğim.” Yakın geçmişte,...

  2. Geceye Bürüneceğim ~ Terry PratchettGeceye Bürüneceğim

    Geceye Bürüneceğim

    Terry Pratchett

    “Sen şansa inanır mısın?” dedi Düşes. “Ben, şansa inanmak zorunda kalmamaya inanırım,” dedi Tiffany. Çünkü kudretli bir cadı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Tiffany...

  3. Kilden Ayaklar ~ Terry PratchettKilden Ayaklar

    Kilden Ayaklar

    Terry Pratchett

    Kült yazar Sör Terry Pratchett’ın kaleme aldığı “Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Kilden Ayaklar, baştan sona macera, kovalamaca, gizem ve elbette mizah...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Karanlığın Yüreği ~ Joseph ConradKaranlığın Yüreği

    Karanlığın Yüreği

    Joseph Conrad

    J. Conrad bu harika ‘küçük’ romanda hayatının sonuna kadar sağlığını olumsuz etkileyecek olan korkunç anıların “yüreği” Kongo’ya yaptığı yolculuğu, Marlow’un ağzından anlatıyor. Conrad’ın farklı...

  2. Demir Yürek ~ Ashley PostonDemir Yürek

    Demir Yürek

    Ashley Poston

    Geçmişi olmayan bir kız Geleceği olmayan bir oğlan On yedi yaşındaki Ana’nın kaderinde aykırı olmak vardı. Hisleri olan D09 isimli bir robotla beraber uzayda...

  3. Bataklık ~ Cuniçiro TanizakiBataklık

    Bataklık

    Cuniçiro Tanizaki

    “Merak ediyordum, acaba bu adamın kalbinde tutku denen bir şey var mıydı? Diğer insanlar gibi bu adam da hiç ağlamış, öfkelenmiş ve şaşırmış mıydı?...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur