Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Evlilik partisindeki pasta piyangosu sayesinde pastanın içine yerleştirilmiş her tılsım, onu çeken kişiye kaderini değiştirmesi için ihtiyacı olan yardımı bahşedecektir. Nic kendisinin ve iki arkadaşının hangi tılsımı çekeceğini kontrol etmek için elinden geleni yapar. Ancak tılsımlar gizemli bir şekilde Nic’in ayarladığı konumdan kayar ve üç genç kadının tüm planları suya düşer.

Bu kitap hayatınızı renklendirecek ve yüzünüzde kocaman bir gülümseme yaratacak. Son sayfaya gelmeyi hiç istemeyeceksiniz…

Küçük düşleri, büyük umutları ve dostlukları yeşertmeye çalışan hayatın içinden üç kadın ve onların inanılmaz hikâyeleri…

“İyi çizilmiş karakterler ve hınzır bir espri anlayışı…”
Library Journal

“Şahane diyaloglar ve lafı gediğine koymalarla gülmekten öldüren bir kitap.”
RT Book Reviews

“Kadın erkek ilişkilerine dair tatlı bir hikâye.”
Chicago Sun Times

***

GİRİŞ

Melissa

Gelinin kendini banyoya kilitlemesi gerçekten kötüye mi işarettir? Yoksa her gelinin düğün öncesinde içten gelen bir ayartmayla yapmaya kalktığı şeylerden biri midir sadece?

Santa Monica’da eski bir kilisenin arka odasında dikiliyorum; üstümde deniz yeşili ışıl ışıl bir elbise var, belimdeki devasa kemeri iki yandaki deniz yeşili çubuklar sabit tutuyor ve taktığım deniz yeşili şapka o kadar havalı ki her an Liberace* mezarından kalkıp bana tarzımı biraz hafifletmem gerektiğini söyleyebilir.

Görüldüğü gibi ben gelinin sağdıcıyım. Bu şerefli görev sayesindedir ki şu an, banyonun kapısını yavaşça çalıp canım arkadaşım Nicole’e (ki kendisi gelin olur) dışarı çıkması için dil dökmekteyim.

Kapıyı hafifçe tıklatıp usulca konuşuyorum. “Nic, tatlım iyi misin? Konuşmak ister misin?”

“Hayır” diye fısıldıyor kilitli kapının hemen arkasından. “Ben düğünü, yuvayı, mutlu olmayı hak etmeyen iğrenç, bencil bir insanım, öldüğüm zaman yanımda sadece davul göbekli domuzlar olacak.”

Anlayışlı ve sempatik ses tonumu elden bırakmadan, “Domuzlar mı?” diye soruyorum biraz kafam karışmış şekilde. “Neden ölürken yanında domuzlar olsun?”

“Kedilerden nefret ederim.”

Fazla tepkisel olup olmadığı konusunda bir şey diyemeyeceğim. Yani eğer biraz üstüne düşünürseniz düğünün dudak ısırtıcı büyüklükte bir inanç sıçraması olduğu görülür. Üstüne basa basa “ölüm”, “hastalık”, “yokluk” gibi şeylerden söz açan bir törenden bahsediyoruz; işte bu bir kızı en azından bir anlığına duraklatmalıdır. Haksız mıyım?

Belki de toplum kadınlara parlayan elmaslar, harikulade elbiseler, çiçekler, hediyeler ve pastalar üzerine odaklanmalarını bu yüzden salık veriyordur.

Ah, pasta! Bu son haftanın ardından oldukça eminim ki gelin ne pasta lafını duymak ne de pasta görmek istiyordur.

Nic’in baş sağdıcı, arkadaşımız Seema odaya döndüğünde gelin odasının kapısını açıp yavaşça içeri süzülürken kapıyı mümkün olduğu kadar örtük tutmaya dikkat ediyor. Seema da benimle beraber aynı gülünç elbiseyi giyiyor, ne var ki onun Hintlilere has teni Nic’in bizim için seçtiği gudubet rengi taşımak konusunda daha başarılı. Ayrıca doksan altmış doksan bedeni sayesinde dantelli v-yaka dekoltesi ve kalçasındaki aptal kemeri de hiç sakil durmuyor.

“Hayır, bir sorun yok” diye ısrar ediyor Seema yüzündeki zoraki gülümsemesiyle koridordaki birine. “Sadece birkaç dakikaya daha ihtiyacımız var. Gelin…” Cümlesini bitirmek için cebelleşirken gözleri bana kayıyor, “…in sağdıcı!” diye devam ediyor cümlesine. “Sağdıç sıranın asla kendisine gelmeyeceğini düşündüğü için bunalıma girip kendini banyoya kilitledi. Az sonra hallolur.”

Seema kapıyı çarparak kapatıp kilitledikten sonra banyo kapısının önünde kamp kurmuş olan bendenize doğru koşuyor. Kulağıma telaşla, “Sanırım az önce bize birkaç dakika kazandırdım” diye fısıldıyor. “Henüz kimsenin bir şeyden şüphelenmeye başladığını sanmıyorum.”

Gözlerimle ona delirmiş gibi bakıyorum. “O kimdi?”

“Rahibe. Neden programın gerisinde kaldığımızı merak ediyormuş.”

“Neden ona bunalıma girenin ben olduğumu söyledin ki?” diye sızlanıyorum fısıldayarak. “Sanki bugün için yeterince sorunum yokmuş gibi! Gerçekten üç yüz küsur insanın düğünün gecikmesini benim aşk hayatımı hâle yola koyamamama bağlamasına ihtiyacım varmış gibi mi duruyorum?”

“Telaşa kapıldım” diye kabulleniyor durumu Seema. “Hem uygun bir mazeret olabilirmiş gibiydi.”

“Hiç aşk hayatına dair sudan bahaneleri mazeret olarak kullandığın olmuş muydu?” diye üstüne gidiyorum. (Böylesi bir çıkış tamamıyla karakterime ters olsa da bunu yapmanın hakkım olduğu inancındayım.)

“Peki, peki” diye kestirip atıyor Seema, ses tonu açıkça beni başından savmak istediğini gösteriyor. “O zaman bir dahaki sefere dışarı sen çıkar ve mazeret olarak beni öne sürersin.” Seema Nicole’ün kilitlediği banyo kapısına vurmaya başlıyor. “Nic, hadi oyun zamanı bitti” diyor kısık ama sert bir tonla. (Ne olursa olsun düğün davetlilerine bir şey duyurmamak zorundayız ne de olsa.) “Artık dışarı çık.”

“Hayır!” diye fısıldıyor Nic hemen kapının ardından. “Fısıldadığıma bakma sen” diye uyarıyor Seema Nic’i. “Tanrı şahidimdir bu kapıyı kırarım! Eğer üç yüz kişinin önünde deniz yeşili bir takke takmışsam senin yüzünden. Bu, bugün evleneceksin demektir! Seni sandalyeye bağlayıp koridor boyunca sürüklemem gerekse bile umurumda değil!”

Nic lütfedip, “Her şeyden önce o deniz yeşili değil, su yeşili” diye cevap veriyor. “Hatta eğer teknik konuşacak olursak, esasında elektrik mavisi olduğunu söylerdim.”

“Gerçekten mi?” diye cevap veriyor Seema umursamaz bir tavırla. “Şu an yapmak istediğin bu mu? Bana bir gelin olarak renk seçimlerinle ilgili nutuk mu çekeceksin?”

Nic kapıyı açıp mağrur bir şekilde Seema’ya şunları söylüyor: “Senin yüzünden sanki 1984’ten fırlamış yapışkan gelinler gibi konuşuyorum. Ayrıca o bir takke değil. Çok şeker bir model, kırkların şapka ve tülü!”

Nicole öyle zarif ki… Tıpkı kumsaldaki düğünü için hazır bekleyen bir Kaliforniya kızı gibi. Güneşin yaladığı teni parlıyor, gözleri ışıldıyor ve platin sarısı saçları uzun tülünün hemen kenarından sarkıyor. Fildişi renginde satenden yapılma muhteşem gelinliğinin içinde nefes kesici görünüyor. Görünüşe göre davetlilerin arasından geçmeye hazır…

Bu hayal, daha biz içeriye girip onu kolundan tutarak evlenmeye götürmemize kalmadan banyo kapısını tekrardan çarpmasıyla son buluyor.

Başım avucuma düşüyor.

Seema kapıyı zorlasa da kapının yine kilitlenmiş olduğu anlaşılıyor.

“Esther Williams filmindeki figüranlara layık bir kostüm!” diye bağırıyor Seema fısıltısını olabildiğince yükselterek. “Şimdi kıçını kaldır ve dışarı çık!”

Gelin odasının kapısı nazikçe çalınınca ben oraya yöneliyorum. “Buyurun?” diyorum becerebildiğim en kaygısız ve lakayt tonu takınarak.

“Ben Bayan Wickham” diyor Nicole’ün düğün plancısı kapının öte yanından. “İnsanlar sorular sormaya başladılar. Burada her şey yolunda mı?”

Seema’nın ayağa kalkıp birkaç adım geri attıktan sonra banyo kapısına boğa misali dalışını seyrediyorum.

Kapı açılmıyor.

“Bir şey yok. Ben…”

Seema acı içinde omzunu tutup ovuşturmaya başlıyor. “Ben var ya senin…” İki yumruğuyla kapıya yüklenip fısıldayarak bağırıyor. “Çıksana dışarı kadın!”

Kapıyı mümkün olduğu kadar az açıp ufak aralıktan dışarı süzülüyor ve koridora çıkıyorum. Çıkarken sol elimle Bayan Wickham’ı kapının yanından koridor tarafına doğru itip aynı sırada sağ elimle arkamdaki kapıyı kapıyorum. “Kusuyordum da.” Yalan! “Bir de ağlıyordum. Nic de akan rimelimi düzeltmeme yardım ediyordu.” Onu yakasından tutup sızlanmaya başlıyorum: “Ah Tanrım! Bayan Wickham neden evlenen ben değilim? Neden hiç ben olmuyorum?”

Aniden odadan gelen güçlü bir darbe sesi duyuyorum. Çabucak Bayan Wickham’ın yakasından elimi çekip kapıyı aralıyorum ve içeri baktığımda Seema’yı eline yangın söndürücüsünü almış ritmik bir şekilde kilitli kapıya vururken görüyorum.

Bayan Wickham’in bu münasebetsiz sahneyi görmemesi için çabucak kapıyı kapıyor ve dişlerimi göstererek gülümsemeye çalışıyorum. “Ama şimdi iyiyim.”

DAN!

Gülümsemeye devam ediyorum. “Siz gidip damat iyi durumda mı diye bakın isterseniz…”

DAN!

PISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS!

“Ah, lanet olsun!” diye veryansın ettiğini duyuyorum Seema’nın kapının öte yanından.

Kapıyı ikinci kez aralayınca Seema’nın söndürücünün sabununa bulanmış hâlini görüyorum.

Tekrardan kapıyı kapadıktan sonra hanımefendiye dönüp kendimi durumu itiraf etmeye zorluyorum. “Pekâlâ, Seema’nın elbisesiyle ilgili bir sıkıntı yaşıyoruz. İki dakikaya daha ihtiyacımız olacak.”

BÖLÜM 1

Seema

Buluşma kötü geçmedi. Aslında çok hoş biriymiş.
Seni bu gece görmek için sabırsızlanıyorum.
İçkilerimizi hazırladım.;)
Seviliyorsun!

Telefonuma gelen mesaja bakıyorum.

Ah Tanrım, karışık işaretler yollamak konusunda erkeklerin üstüne yok. Dönüp arkadaşlarım Melissa ve Nicole’e baktığımda görüyorum ki mutfakta dolanıp Nic’in hediye partisi için yiyecek ve içecek tasnifi yapıyorlar.

Buzdolabımdan dev bir cam tabak şeftali püresini çıkarmakla uğraşan Nic’e, “Tamam, bunun sonuncu mesaj olacağına söz veriyorum” diyorum. “Scott bunu yazarken ne demek istemiş olabilir?”

Nic ekrandaki kelimeleri okumak için bir saniye duruyor. “Şunu: Benim için yanıp tutuşmanı istesem de ne seni öpmek ne seninle kırıştırmak ne de sana verdiğim gazlar konusunda en ufak bir sorumluluk almak istiyorum.”

“Lafı uzattıkça daha sinir bozucu olmuyor mu?” diyorum Mel’e, o da bir yandan jambon dilimlerini kavun parçalarının arasına özenle sıkıştırmaya devam ederken bir kahkaha atıyor ve başıyla onaylıyor.

“Tamam, pes ediyorum” diyor Nic kafası karışık bir şekilde elindeki tabağı tutarken. “Bu nedir?”

“Taze şeftali püresi” diyorum ona, sesimde savunmaya geçtiğime dair bir işaret var. “Şampanya için.”

Nic dehşete düşmüş gözüküyor. “Ne zamandan beri iyi şampanyaların şekerli meyvelerle karıştırılması âdet oldu?”

“Okuduğum düğün dergileri ve internetteki makalelerin tamamı usulüne uygun bir düğün hediyesi partisine Şeftalili Bellinis’in eşlik ettiğini söylediğinden beri” diye cevap veriyorum. Sesimde biraz, “Gel üstüme cicim!” tonu var. (Son haftanın tamamını bu lanet parti için düğün dergilerini ve internetteki makaleleri okuyarak geçirdim. Tüm o mutluluktan çılgına dönmüş nişanlı çiftler hakkında okuduklarım beni asık suratlı bir yumurcağa çevirdi.)

“Cidden mi?” diyor Nic. Kaşlarının çatılma şekline bakarak söyleyebilirim ki bunu ilk kez duyuyor.

“Trajik ama öyle” diyorum. “Aynı zamanda mimozalar için portakal suyu da aldım. Görünüşe göre yirmi dolarlık güzel bir şarabı, içine elli sentlik şeker katarak rezil etmek en az gelinin elindeki çiçeği fırlatması, düğüne davetli bekârların eve dönüş yolunda neden adamın kadına bağlı kalmayacağıyla ilgili konuşmaları ve gelinin sağdıcının ertesi gün oldukça uygunsuz birinin üstünde uygunsuz bir pozisyonda uyanması kadar geleneksel bir şeymiş.” Mesajı okuması için elimdeki telefonu Mel’e uzatıyorum. “Sence bu ne demek?”

Mel göğsünü kavrayıp, “Aman Tanrım, zavallı çocuk! Senden hoşlanıyooooor. Neden erkek arkadaşın olmasına izin vermiyorsun?” diyor.

Omuzlarımı silkiyorum. “Bilemiyorum. Sırf onunla seks vapmak istiyorum diye gerçekten iyi bir dostluğu çöpe atmaya değer mi?”

Md, “Çok romantik olurdu oysa. En iyi ilişkiler arkadaşlıkla başlar” cevabını verdikten sonra lafa Nic giriyor. “Kesinlikle. Onu duvara yasla ve ona patronun kim olduğunu göster.”

İkisi de kendince haklı tabii. Scott ile seks yapmak için resmen içim gidiyor, hep bunu düşünüyorum.

Aslında bu pek doğru değil.

Gerçekte istediğim, onun kanepesinde altı saat boyunca kırıştırıp kıyafetlerimiz üzerinden birbirimize sürtündükten sonra onun uyuyakalışını takiben banyoya gidip makyajımı temizlemek, dişlerimi fırçalamak ve üç saat sonra birlikte uyandığımızda ışıl ışıl görünüyor olmak. Belki o da kahvaltı yapmayı teklif eder ve gün boyu birbirimizi öper dururuz.

Ancak korkarım bunun yerine gerçekleşecek olan bambaşka bir şeydir. Hani şu meydana gelişinden aylar ve hatta yıllar sonra bile kızların aklından çıkmayan sabahlardan biri. O sabah nihayet yakaladığınız, ta ne zamandır onu öpmek için yanıp tutuştuğunuz adam size kibarca yaşananların büyük bir hata olduğunu ve önceki gecenin hiç olmamış olmasını dilediğini anlatmadan önceki yüz ifâdesini takınmıştır. Tabii ki sorun siz değilsinizdir odur, gerçekten. Ayrıca hâlâ arkadaş kalmanız mümkün müdür acaba? Çünkü o sizi çok sevmektedir, bir arkadaş olarak.

Bu küçük düşürücü duruma maruz kalan biz kızlar ne yaparız peki? Pek çoğumuz aptalca aslında hiçbir şey olmamış, her şey yolundaymış ve sanki tekrardan “sadece arkadaş” olabilirmişiz gibi davranırız.

Ne var ki hiçbirimiz tekrardan kendini o adamın yanında rahat hissetmemiştir. Aklınızda hayallerinizin erkeği için yeter-

————

* 1919-1987 yılları arasında yaşamış bir Amirikalı komedyen va piyanist. Renkli giyim tarzıyla nam salmıştır, (ç.n.)

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıKüçük Düşler Büyük Umutlar
  • Sayfa Sayısı440
  • YazarKim Gruenenfelder
  • ÇevirmenEmrah Saraçoğlu
  • ISBN6053844815
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviSONSUZ KİTAP / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur