Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

İYİLEŞMİŞ ESKİ BİR HÜKÜMLÜ
CİNAYET İŞLEDİĞİNDEN KUŞKULANIRSA NE OLUR?

John Rector’un karanlık ve büyüleyici psikolojik gerilim romanı Paranoya’da, Çiftçi Dexter McCray hem şüpheli hem dedektif oluyor. Sorunlu geçmişinden kaçmaya çalışan bu adam, evi terkeden karısını ölümle tehdit ettiğinin ertesi günü mısır tarlasının yanındaki kavak korusunda genç bir kızın cesedini bulur. Masumiyetini kanıtlama umuduyla gerçeği tek başına aramaya çıkar. Şimdi, ailesinden ve arkadaşlarından ayrı ve cinayet sırasında nerede olduğunu kanıtlayacak bir mazeretten yoksunken dağılmış bir hayatın parçalarını toplamasında ona yardım edebilecek tek bir kişi vardır: Ölü kızın kendisi… Rector, hikâyenin ve ‘Katil kim?’ tarzının karmaşıklığını anlamış, okuyucularını hem akılda kalıcı hem de huzursuz edici bir yolculuğa çıkarıyor…

“Çetin, karanlık ve akıcı bir macera… Harika bir anlatım.”
David Peoples

“Paranoya, çağdaş romana unutulması güç, yeni bir ses getiriyor. John Rector, aldatıcı bir zarafetle her satıra karanlık bir titreşim kazandırmış. Baştan çıkarıcı türden bir psikolojik gerilim… Tek kelimeyle bayıldım!”
Sean Doolittle

“ John Rector, hasat zamanındaki bir traktör gibi ruhunuzu yarıp geçecek, fena halde sürükleyici bir roman kaleme almış. İyi kurgulanmış ve karanlık bu roman, okuyuculara deli bir adamın zihnine giriş bileti kesiyor. Paranoyaya kapılırken gelecek şoklara hazırlıklı olun.”
Suspense Magazine

***

BÖLÜM 1

Rüyamda evde biri vardı. Aniden bunun bir rüya olmayabileceğini fark edip gözlerimi açtım.

Pencereden gelen parlak ışık beynimi delip geçiyordu sanki. Üzerimde günlük kıyafetlerim, ayağımda ayakkabılarımla yatıyordum. Çarşaflar çamur içindeydi. Yatakta yavaşça doğruldum. Koridordan ayak sesleri geliyor, odama usulca yaklaşıyordu.

“Günaydın, Dex!”

Greg, üzerinde üniformasıyla eşikte dikiliyordu. Sebepsiz yere gülümsedim. Onu böyle görmeye alışık olmama rağmen rozeti bu kez komik gelmişti.

Elindeki fincanı bana doğru uzatarak, “Erken gelip kahve yaptım. Umarım sakıncası yoktur,” dedi.

“Neden olsun ki? Davet edilmeden içeri girmiş falan değilsin sonuçta.”

Gülerek, “Haklısın. Haneye tecavüz denebilir buna,” dedi. “İstersen pazartesi günü büroya şikâyet dilekçesi verebilirsin.”

“Olabilir.” Kahveden bir yudum aldım. Çok acıydı, boğazımın yanmasına sebep olmuştu.

“Seni buraya ne getirdi, şerif?”

“Sadece uğradım.”

Buraya gelmesinin normal bir ziyaretten ibaret olduğunu sanmıyordum. Aklımdan geçeni ona söyledim.

“Şey, haklısın.” Greg yorgun adımlarla pencereye doğru yürüyüp dışarı bakmak için eğildi.

“Kendini nasıl hissediyorsun? İyi misin?”

“Beni kontrol mü ediyorsun?”

Greg, memnuniyetsizliğini belirtircesine ağzında bir şeyler geveledi. Pencereden çekilip odada dolaşmaya başladı.

Kahve fincanını, şifonyerin üzerinde duran boş Johnny Walker şişesinin yanına koydum. Silahım orada olmasına karşın şarjörü gitmişti.

Kafamı kaldırıp soran gözlerle Greg’e baktım.

“Geri alacaksın. Endişelenme.”

“Ne zaman?”

“Daha karar vermedim.”

Kafamı sallayarak ayağa kalktım. Zemin altımda tekinsiz bir şekilde sallanmaya başladı. Greg, yardım etmek için bana doğru uzanırken elimi kaldırıp uzak durmasını işaret ettim. Sendeleyerek yanından geçip koridordaki banyoya girdim. Önümdeki lavabo bir girdap gibi beni içine çekerken gördüğüm şey yüzünden aniden kendime gelmiştim.

Aynadaki yansımam babama benziyordu.

Soğuk suyla yüzümü yıkadıktan sonra yatak odasına geri dönüp şifonyerin üzerine bıraktığım kahveyi aldım.

Greg, önünde gazeteyle mutfak masasında oturuyordu. Yaklaşınca karikatür sayfasına baktığını gördüm.

Tek kelime etmeden karşısına oturdum.

“Bu sabah Liz beni aradı,” dedi Greg kafasını kaldırmadan. “Dün akşam bazı eşyalarını almak için buraya gelmiş.”

“Doğru…”

“Aranızda bir tür hadise yaşanmış sanırım.”

Kahvemi yudumladım.

Geriye yaslanıp bana baktı. “Onu bayağı korkuttuğunu söyledi, Dex.”

Fincanı masaya koyarken, “Niyetim bu değildi,” diye cevap verdim.

“Onun anlattığına göre, yüzüne doğru silahını sallayıp, ‘İyi kadın nefes almayan kadındır,’ demişsin.”

Doğruyu söylemesine rağmen ona cevap vermek yerine sessiz kalmayı tercih ettim.

“Zavallı kadının ne kadar endişelendiğini anlamıyorsun, değil mi?”

“Tanrım, Greg!”

“Haplarını almaya devam ediyor musun?”

“Bunun ne alakası var şimdi?”

“Sen söyle. Yıllardır buraya gelmek zorunda kalmamıştım. Sen de ben de bunun o haplar yüzünden olduğunu biliyoruz. Onları almayı bıraktıysan bu durum dün akşamki davranışlarını açıklayabilir.”

“Hangi davranışlarımdan bahsediyorsun?”

Greg kollarını göğsünde birleştirdi. “Bayıldın mı?”

Başımı çevirdim.

“Ne hatırlıyorsun?”

“Bir kısmını hatırlıyorum yalnızca.”

Sesim niyetlendiğimden biraz daha sert çıkmıştı, sanki kendimi savunuyormuşum gibi. Greg, açıkça beni rahatsız etmeye çalışıyordu. Çocukluğumuzdan beri hangi damarıma basması gerektiğini iyi bildiğinden bu amacına ulaşmıştı.

Sessizce bana bakmaya devam etti.

“Söyleyecek bir şeyin varsa söyle.”

Duraksadı. “Traktörün nerede, Dex?”

Yapmak istemedim. Yemin ederim ki yapmak istemedim. Ama kendimi durduramıyordum. Pencereye gidip evin yan tarafına, traktörü bıraktığım yere baktım.

Gitmişti.

“Liz, onu tarlanı sürmekle tehdit ettiğini söyledi. Bunu hatırlıyor musun?”

Konuşmadım. Önceki gün traktörümün durduğu çakıllığın üzerindeki koyu yağ lekelerine baktım yalnızca.

Greg başka bir şey söylemeye başladı ama onu geçip arka kapıdan çıktım.

Yaz sonunda, mısırlar en uzun zamanlarındayken tüm tarlayı yerden görmek imkânsızdır. Bu sefer tamamını görmeme gerek yoktu. Evden yaklaşık on metre ötede, mısırların içindeki boşluk bir yara gibi uzanıyordu.

Sessizce mırıldanıp peşimde Greg’le oraya doğru gittim.

“Şükret ki arka tarafı vadiye düşürmeden koruya kadar gitmeyi başarmışsın. Bu hasadı kaybetmeyi kaldıramazdın.”

Mısırların yanında dikilip bir gece önce açtığım geniş yaraya baktım. Yol biraz eğriydi ama yaklaşık elli metre ileride, arka tekerlekleri kavak ağacı korusu boyunca ilerleyen derin hendeğe gömülmüş, ön tarafıysa havaya kalkmış traktörümü görmek için birkaç adım atmam yeterli olmuştu.

Yıllar boyu, Liz o ağaçları kesmem için ısrar edip durmuştu. Düşünüyordum da, orayı israf edilmiş alan olarak görmekte haklıydı. Koru tarlanın kıyısına karışıyor, hasat zamanı sorun çıkaran hafif bir eğime neden oluyordu. Burayı kazıp düzeltmek çok daha kolay olurdu benim için. Ama gerçek şu ki orayı seviyordum.

Bir yandan kavak ağaçları, diğer taraftan alçak tepelerle çevrili olduğundan, korunun arkasındaki alan oldukça korunaklı ve sessizdi. Oradayken yolu veya evi göremezdiniz, daha iyisi kimse de sizi göremezdi.

Aslında kızmasam da zaman zaman oradan birkaç genci kovalamak zorunda kalıyordum. Dünyanın bu kısmında büyümek sıkıcıdır. Burası gençlerin birkaç bira içmeleri, kafayı bulmaları veya görünmeden ne yapmak istiyorlarsa yapmaları için kusursuz bir yerdi.

Onları suçlamıyordum ama tarlamdaki ürünleri ezmelerini, etrafa bira şişeleri ve fareleri çeken yemek artıkları bırakmalarını istemiyordum.

Genç olmanın nasıl bir şey olduğunu hâlâ hatırlasam da artık umursamıyordum sanırım.

“Onu oradan çıkarmak için yardım etmemi ister misin?”

Kafamı salladım. “Ben çıkarırım.”

Söyler söylemez pişman olmuştum. Orası işleri zorlaştıracak kadar çamurluydu. Bir de yağmur yağarsa traktörü çıkarmam imkânsız hâle gelirdi.

“Fikrini değiştirirsen beni ara, olur mu? Gelirken kamyoneti getiririm. Yeni bir vinç aldım. Denemek iyi olurdu.”

“Teşekkürler. Sana haber veririm.”

Bir süre, ikimiz de traktöre bakarak orada dikildik.

Derken Greg, “En iyisinin gitmesi olabileceğini düşündün mü hiç?” dedi.

Yüz ifademi doğru okumuştu. Tekrar konuşmaya başladığında sesi titriyordu çünkü.

“Sadece işlerin nasıl gittiğini düşünüyordum, şeyden beri…” Ellerini havaya kaldırıp kendini durdurdu. “Bak Dex, söylemeliyim ki siz hiçbir çiftin yaşamaması gereken şeyler yaşadınız. Belki ikiniz için de yeni bir başlangıç en iyisidir.”

Onu tek başına bırakarak uzaklaştım.

Eve geri döndüğümde dolaptan bir bira aldım. Verandaya çıkıp Liz’in önceki yıl el sanatları fuarından aldığı hasır sandalyelerden birine oturdum. Az sonra Greg evin yan tarafından çıkıp geldi ve verandanın basamaklarının başında durdu. Şişeyi görünce kaşlarını çatarak kafasını salladı.

“Daha öğlen bile olmadı. Biliyorsun, değil mi?”

“Bugün için herhangi bir planım yok.”

Başka bir şey söyleyecekmiş gibi görünüyordu ama onu durdurdum.

“Silahımın şarjörü ne olacak?”

Greg gülümsedi.“Şimdilik geri vermeyi düşünmüyorum, Dex. En azından bugün değil.”

“Peki, ne zaman?”

Evin önündeki devriye arabasına doğru yürümeye başladı. “Bu haftasonu akşam yemeği için bize gelirsen şarjörünü alabilirsin. Seni görmek Julie’nin de çocukların da hoşuna gider.”

“Bilmiyorum.”

Cebine uzanıp şarjörü çıkardı. “İstediğim bedel bu.”

“Yaptığın şeyin yasadışı olduğundan kesinlikle eminim, şerif.”

Greg güldü. Omzunun üzerinden neşeyle el sallıyordu. Devriye arabasıyla geri geri gidip yola çıktıktan sonra arkasında yoğun bir bulut oluşmuştu. Tozlar rüzgârla dağılmadan önce gün ışığında dans ederek etraflarına altın sarısı parıltılar saçıyordu.

Verandada dikilip devriye arabasının tepeyi tırmanarak diğer tarafta gözden kaybolmasını izledim.

Yayım tarihi

“Paranoya” için 2 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıParanoya
  • Sayfa Sayısı287
  • YazarJohn Rector
  • ÇevirmenBarış Satılmış
  • ISBN9786058808515
  • Boyutlar, Kapak13,5 x 21, Karton Kapak
  • YayıneviEphesus / 2011

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur