Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

I. Seti, güçlü ve sevilen bir hükümdardır. Akıllı yönetimi sayesinde, ülkesini dünyanın en güçlü imparatorluğu yapar. Ancak tahtı devretme zamanı yaklaştığı için iki oğlu arasında bir seçim yapmak zorundadır.

Henüz on dört yaşında olan Ramses, azimli, dürüst ve akıllıdır; ancak gençliğinin verdiği heyecan zaman zaman hata yapmasına yol açmaktadır. Genç Ramses’in rakibi olan, kurnaz ve hain ağabeyi Şenar ise, taht yolunda küçük kardeşini engellemek için her türlü komploya girişmeye hazırdır.

***

1

Vahşi boğa, olduğu yerde durdu ve gözlerini genç Ramses’e dikti.

Hayvan çok korkunç görünüyordu; bir sütun kadar kalın bacakları, sarkık uzun kulakları, alt çenesinde sert bir sakalı, kahverengiye çalan siyah renkli bir derisi vardı. Karşısındaki genç adamın varlığını yeni fark etmiş gibiydi.

Ramses, boğanın boynuzlarından büyülenmişti. Hayvanın kafasından önce ileri, daha sonra da yukarı doğru âdeta fışkıran ve keskin uçlu mızrakları andıran iki boynuz, kim olursa olsun hasmının derisini parçalamaya hazır duruyordu.

Delikanlı o güne dek böylesine büyük bir boğa görmemişti.

En usta avcılar bile korkunç bir ırkın simgesi olan böyle bir hayvanla karşılaşmaktan kaçınırlardı. Sürüsü içinde yumuşakbaşlı, yardımsever bir lider ve özenli bir baba olan bu boğa, kendi bölgesine bir yabancının girmesiyle birlikte korkunç bir savaşçıya dönüşürdü. En ufak bir kışkırtma, inanılmaz bir hız ve öfkeyle saldırmasına ve hasmını ortadan kaldırmadan geri çekilmemesine yeterdi.

Ramses bir adım geriledi.

Vahşi boğa kuyruğunu bir kamçı gibi şaklatırken, topraklarına girme cesaretini gösteren bu davetsiz misafire yırtıcı bir bakış fırlattı. Biraz ötede bir inek, hemcinslerinin arasında buzağılıyordu. Boğa, Nil kıyısındaki bu ıssız bölgede yaşayan sürünün lideriydi ve otoritesine karşı en ufak bir başkaldırıya bile izin vermemeye kararlıydı.

Genç adam, ot yığınlarının arkasında fark edilmeyeceğini ummuştu, ancak boğanın kahverengi gözleri Ramses’in üzerine kilitlenmişti. Ramses ondan kurtulamayacağını anlamıştı.

Ramses yavaşça dönerek kireç gibi bembeyaz olmuş bir yüzle babasına baktı.

‘Yenilmez boğa’ diye anılan Mısır Firavunu Seti, oğlunun on adım kadar arkasında duruyordu. Söylendiğine göre onu gören düşmanları oldukları yerde donup kalırlardı. Bir şahin gagası kadar keskin olan zekâsının erişmediği yer, bilmediği hiçbir şey yoktu. İnce gövdesi, uzun boyu, sert yüz ifadesi, yüksek alnı, kemerli burnu ve çıkık elmacık kemikleriyle Seti, otoritenin canlı bir simgesiydi. İnsanların hem saygı duyduğu hem de korktuğu bu güçlü hükümdar, Mısır’ı geçmişteki görkemine kavuşturmuştu.

Ramses on dört yaşındaydı ve babasını hayatında ilk kez görüyordu.

O güne dek sarayda bir lala tarafından yetiştirilmiş, ülke yönetiminde önemli görevleri başarıyla yerine getirmek için bir kral oğlunun öğrenmesi gereken şeyleri öğrenmişti. Ancak Seti, onu o gün hiyeroglif derslerinden koparıp almış, köylerden uzak, ıssız bir yere götürmüştü. Ve hiçbir açıklama yapmamıştı.

Otlar sıklaştığı zaman kral ile oğlu iki atın çektiği arabadan inip yüksek otların arasına dalmışlardı. Otları geçip açıklığa çıktıklarında ise boğanın dünyasına adımlarını atmışlardı.

Hangisi daha korkunçtu? Firavun mu, vahşi hayvan mı? Her ikisinde de öylesine bir güç vardı ki, genç Ramses soğukkanlılığını koruyamayacağını hissediyordu. Öykücüler, boğanın tanrısal bir hayvan olduğunu, öbür dünyanın ateşi ile canlılığını koruduğunu ve Firavunların da Tanrılarla dostluk kurduklarını kesin olarak söylemiyorlar mıydı? Uzun boyuna, güçlü vücuduna ve doğal cesaretine rağmen, delikanlı kendini sanki suç ortağı olan bu iki gücün arasında sıkışıp kalmış hissediyordu.

Ramses, kendisinden emin görünmeye çalışarak:

“Beni fark etti,” dedi.

“İyi ya…”

Babasının ağzından çıkan bu sözcük, bir mahkûmiyet kararı gibi yankılandı.

“Çok iri…”

“Peki ya sen, sen kimsin?”

Bu soru Ramses”i şaşırttı. Boğa sol ön ayağıyla toprağı öfkeli öfkeli eşeliyordu. Tepelibalıkçıllar, savaş alanını terk edercesine havalandılar.

“Sen bir korkak mısın, yoksa bir kral oğlu mu?”

Setinin bakışları delikanlının ruhuna işliyordu.

“Dövüşten kaçmam, ama…”

“Gerçek bir erkek, gücünün sonuna kadar gider; bir kral ise daha ötesine geçer. Şayet sende bu yetenek yoksa insanlara hükmedemeyeceksin ve artık birbirimizi görmeyeceğiz demektir. Hiçbir sınav seni ürkütmemeli. İstersen gidebilirsin. Yok, gitmek istemiyorsan, boğayı yakala.”

Ramses başını kaldırıp babasının bakışlarına direnme cesaretini gösterdi.

“Beni ölüme gönderiyorsunuz.”

“Babam bana, ‘hiçbir düşmanın yenemeyeceği, sivri boynuzlu, gözünü budaktan sakınmaz, gücü sonsuza kadar sürecek bir boğa ol’ derdi. Sen ise Ramses, ananın karnından gerçek bir boğa olarak doğdun. Bu nedenle, halkının iyiliği için ışınlarını yayan, çok parlak bir güneş olmalısın. Bugüne dek sen benim avucumun içinde bir yıldız gibi saklı duruyordun. Bugün parmaklarımı açıp seni serbest bırakıyorum. Ya parılda ya da ortadan kaybol.”

Boğa böğürdü. Davetsiz misafirlerin konuşması onu öfkelendirmişti. Çevrelerine giderek bir sessizlik çöküyordu. Kemirgenlerden kuşlara kadar bütün hayvanlar, biraz sonra patlak verecek savaşı âdeta sezinlemişlerdi.

Ramses boğanın karşısına dikildi. Çıplak elle yaptığı dövüşlerle, lalasının öğrettiği yöntemler sayesinde kendisinden daha ağır ve daha güçlü hasımlarını hep yenmişti, ama bu boydaki bir canavara karşı nasıl bir strateji yarardı ki?

Seti oğluna ucunda ilmeği olan uzun bir ip verdi.

“Boğanın gücü kafasındadır. Onu boynuzlarından yakalarsan yenersin.”

Genç adam umutlandı; sarayın eğlence havuzunda yaptıkları yarışmalarda kayık üzerinde rakibini düşürmeye çalışırken yüzlerce kez ip kullanmıştı.

Firavun:

“Boğa, kemendinin ıslığını duyar duymaz senin üzerine saldıracak,” diye açıkladı. “Sakın ıska geçme, çünkü ikinci bir şansın olmayacak.”

Ramses, yapması gereken hamleyi zihninden tekrarladı ve içinden “Göster kendini” diyerek cesaretini topladı. Yaşının genç olmasına rağmen boyu 1,70’in üzerindeydi ve gelişmiş adalelerinden birçok sporu başarıyla yaptığı anlaşılıyordu. Hiç hoşlanmadığı halde, geleneğe uygun olarak çocuklara özgü bir biçimde bir tutam saçını kulağı üzerinde kurdeleyle tutturmuştu. Oysa bu geleneksel süs Ramses’in sarı saçlarıyla mükemmel bir uyum sağlıyordu! Ramses sarayda bir görev alabilecek konuma geldiği gün başka bir saç şeklini seçme hakkını kazanacaktı.

Ancak alınyazısı ona bu olanağı tanıyacak mıydı? Hiç kuşku yok ki kanı kaynayan bu genç adam sayısız kez şanına layık engellerin üstesinden gelmişti ve bununla övünüyordu da. Ramses, Firavun’un isteklerine – bu istekler aşırıya kaçsa da – karşı konulamayacağından emindi.

İnsan kokusundan tahrik olan boğa fazla bekleyeceğe benzemiyordu. Ramses ipi sıkıca tuttu. Hayvanı yakaladığı anda, kıskıvrak tutabilmesi için sahip olduğunun çok daha ötesinde bir güç sarf etmesi gerekecekti. Bu durumda, kalbinin çatlaması pahasına kendi gücünü aşmak zorundaydı.

Hayır, Firavun’u düş kırıklığına uğratmak istemiyordu.

Ramses kemendi havada çevirmeye başladı; boğa, boynuzları önde, saldırıya geçti.

Hayvanın hızına hayret eden delikanlı iki adım yana sıçradı, sağ kolunun ani bir hareketiyle, kemendi fırlattı. Bir yılan gibi kıvrılan ip korkunç yaratığın sırtına çarptı. Hamlesi boşa giden Ramses nemli toprak üzerinde kaydı ve tam hayvanın boynuzları göğsüne batacağı anda yere düştü. Boynuzlar göğsünü sıyırıp geçerken, Ramses gözünü bile kırpmamıştı.

Sanki kendi ölümünü seyretmek istemişti.

Kudurmuşa dönen boğa, kamışlara kadar koştu ve bir hamleyle geri dönüp yeniden saldırıya geçti. O sırada ayağa kalkmış olan Ramses gözlerini hayvanın gözlerine dikti. Son anına kadar boğaya meydan okuyacak ve Seti’ve bir kral oğlu olarak şanına yaraşır biçimde ölmeyi bildiğini ispatlayacaktı.

Korkunç yaratık birden olduğu yerde çakılı kaldı; Firavun kemendiyle onu boynuzlarından yakalamıştı. Çılgına dönen boğa, boynunun kırılmasını göze alarak başını olanca gücüyle salladı, ama kurtulmak için gösterdiği çaba boşa gitti. Seti tüm gücüyle asılarak, hayvanı yere yıktı.

Oğluna: “Kuyruğunu yakala!” diye haykırdı.

Ramses koştu ve ucu tüylü çıplak kuyruğa yapıştı. Bu, tıpkı firavunun, boğa gücünün efendisi olduğunu göstermek için kemerine taktığı kuyruk gibiydi.

Vahşi boğa, yenildiğini anlayınca sakinleşti, soluyup homurdanmakla yetindi. Kral, Ramses’e arkasına geçmesini işaret ederek hayvanı salıverdi.

“Bu tür boğaları ehlileştirmek imkânsızdır. Saldırıya geçtiler mi ne ateş ne de su onları durdurabilir. Gerektiğinde düşmanını aniden bastırmak için bir ağacın arkasına bile saklanırlar.”

Hayvan başını yana çevirip, bir an rakibine baktı. Firavunun gücüne karşı koyamayacağını bildiği için kendi topraklarına doğru sakin adımlarla uzaklaştı.

“Ondan daha güçlüsünüz!”

“Artık rakip değiliz, çünkü aramızda bir anlaşma yaptık.”

Seti hançerini deri kılıfından çıkardı, kararlı bir hareketle hızla Ramses’in çocukluk lülesini kesiverdi.

“Baba…”

“Artık çocukluk bitti; hayat yarın başlıyor Ramses.”

“Boğayı ben yenmedim ki.”

“Sen, bilgelik yolunda karşına çıkacak düşmanlardan ilki olan korkuyu yendin.”

“Daha başkaları da var mı?”

“Belki de çöldeki kum tanelerinden daha fazla.”

Genç prensin âdeta dudaklarını yakan bir sorusu vardı.

“Bundan, beni kendinizden sonra gelecek Firavun olarak seçtiğiniz anlamını çıkarabilir miyim?”

“İnsanları yönetmek için cesaretin tek başına yeterli olduğunu mu sanıyorsun?”

2

Ramses’in lalası Sari, öğrencisini bulabilmek için sarayın her köşesini oflaya puflaya arıyordu. Bu ilk değildi. Ramses daha önce de atlarla oyalanmak ya da o haylaz ve huysuz arkadaşlarıyla yüzme yarışı yapmak için matematik dersinden kaçmıştı.

Göbekli ve güleryüzlü bir adam olan Sari fiziksel faaliyetlerden hiç hoşlanmazdı. Öğrencisi Ramses’e her vesilede sövüp sayar, ama en küçük kaçamağında da endişeye kapılırdı. Kendinden yaşça küçük olan eşi, Ramses’in ablasıydı. Bu sayede Sari, herkesin imrenerek baktığı lalalık görevine yükselmişti.

Evet… Seti’nin küçük oğlunun çekilmez karakterini bilmeyenler için belki de gerçekten imrenilecek bir görevdi bu! Oysa Sari, doğuştan sabırlı olmasaydı ve zaman zaman küstahlaşacak kadar kendine güvenen bir çocuğun zihnini açmak için işine dört elle sarılan biri olmasaydı, bu görevi çoktan bırakmak zorunda kalırdı. Geleneklere uygun olarak Firavun, çocuklarının eğitimi ile hiç ilgilenmezdi; oğullarının ülkeyi yönetmeye elverişli olup olmadığına karar vermek için onların ergenlik çağına ulaşmalarını beklerdi. Ramses’in durumunda karar çoktan verilmişti: ağabeyi Şenar tahta çıkacaktı. Bununla birlikte küçük oğulun, en iyi olasılıkla iyi bir general, en kötü olasılıkla da halinden memnun bir saray nedimi olması için, coşkusunu yönlendirmek gerekiyordu.

Otuz yaşına gelmiş olan Sari, yirmi yaşındaki karısıyla ömrünü gölün kıyısındaki villasında geçirmek isterdi elbette ama yalnızlıktan sıkılma korkusu onu alıkoyuyordu. Oysa, Ramses sayesinde hiçbir gün bir öncekine benzemiyordu. Bu çocuğun yaşama karşı duyduğu susamışlık yatıştırılamazdı. Hayal gücü ise sınır tanımazdı. Ramses, Sari’yi kabul etmeden önce birçok lalayı usandırmıştı. Aralarındaki anlaşmazlıkların sıklığına rağmen Sari bir öğretmen olarak amacına ulaşıyordu: delikanlının zihnini, öğrenmek zorunda olduğu bütün bilimlere açmış, kâtiplik görevini yapacak duruma getirmişti. Kendi kendine itiraf etmese de, Ramses’in işlek zekâsını ve olağanüstü sezgilerini geliştirmek gerçek bir zevkti.

Delikanlı bir süreden beri değişiyordu. Bir zamanlar bir dakika bile hareketsiz duramayan Ramses, artık bilge Ptah-hotep’in Özdeyişleri üzerinde uzun uzadıya çalışıyordu. Sari bir gün onu, sabahın ilk ışıklarında dans eder gibi uçuşan kırlangıçları seyrederken düşüncelere dalmış bir halde bile görmüştü. Olgunlaşma süreci başlamıştı. Birçok genç bu süreci hiçbir zaman tamaınlayamayacaktı. Lalası, Ramses’in gençlik ateşinin daha disiplinli, ama aynı ölçüde güçlü başka bir ateşe dönüşmesi halinde öğrencisinin nasıl bir kişiliğe bürüneceğini merak etmekten kendini alıkoyamıyordu.

Bu kadar çok yeteneğin insanı endişelendirmemesi imkânsızdı. Toplumun herhangi bir bölümünde olduğu gibi sarayda da, yaşantıları güvenlik altına alınan sıradan insanlar, değersizliklerini daha çok belirginleştiren güçlü kişiliklerden hoşlanmıyorlar, hatta onlara düşman kesiliyorlardı. Seti’den sonra tahta çıkacak kişinin hiçbir şaşkınlık uyandırmamasına ve Ramses’in iktidardaki insanların kışkırttığı kaçınılmaz entrikalardan gocunacak hiçbir şeyi olmamasına rağmen, gelecek yıllar onun için belki de öngörülenden daha az parlak olacaktı. Şimdilik hiç kimse onu önemli devlet görevlerinden uzaklaştırmayı düşünmüyordu, öz kardeşi de dahil olmak üzere. Uzak bir eyalete sürgüne gönderilecek olsa ne olurdu kim bilir? Kırsal yaşama, mevsimlerin akışından oluşan o sade hayata alışabilir miydi acaba?

Sari kaygılarını, gevezeliğinden dolayı güvenmediği için öğrencisinin ablasına açmaya cesaret edememişti. Bu konuyu Seti’ye açmak ise olanaksızdı. Firavun çok çalışkan bir insan olduğu için ülkesinin yönetimi ile ilgili her konuyla çok ilgileniyordu. Bu konular ise her geçen gün daha da artıyordu. Bir lalanın aklını kurcalayan düşüncelere ayıracak zamanı yoktu. Baba ile oğlunun birbirlerini görmemeleri aslında daha iyiydi. Seti gibi güçlü bir kişinin karşısında Ramses ya isyan edecekti ya da silinip gidecekti. Hiç kuşku yok ki çocukları babaların yetiştirmemesi akıllıca bir gelenekti.

Kral karısı ve Ramses’in annesi Tuya’nın tutumu oldukça farklıydı: tercihi belirgin bir biçimde küçük oğlundan yanaydı ve bunu ilk fark edenlerden biri de Sari olmuştu. Kültürlü, kibar bir kadın olan kraliçe saraydaki her nedimin niteliklerini ve kusurlarını bilirdi. Krallık sarayının gerçek hükümdarı olan kraliçe her fırsatta sarayın büyüklüğünü vurgular ve halkın olduğu kadar soyluların da saraya saygı duymasını isterdi. Ancak Sari, Tuya’dan korkuyordu. Kaygılarıyla onu usandıracak olursa gözden düşebilirdi. Kraliçe gevezelerden hoşlanmazdı. Dayanağı olmayan bir suçlama onun gözünde yalandan da ağır bir suçtu. Sari için, kötü bir damga yemektense susmak daha iyiydi.

Sari hiç hoşlanmadığı halde ahırlara gitti. Atlardan ve çiftelerinden korkardı. Seyislerden ve saçma sapan maceralarını anlatmaya pek meraklı olan süvarilerden nefret ederdi. Onların alaylarına aldırış etmeden öğrencisini aradı, ama nafile. İki günden beri onu gören olmamıştı ve bu durum oldukça şaşırtıcıydı.

Sari, Ramses’i bulmak için saatlerce uğraştı, öğle yemeğini atladığının farkına bile varmamıştı. Çok yorulmuştu, toz toprak içindeydi. Geç olunca saraya dönmeye karar verdi. Aradan fazla zaman geçmeden öğrencisinin kaybolduğunu bildirmesi ve bu korkunç olayla ilgisi olmadığını kanıtlaması gerekecekti. Acaba prensin ablası bu durumu nasıl karşılayacaktı?

Çok üzgün olan lala, dershaneden çıkan meslektaşlarını selamlamayı unuttu; ertesi sabahtan itibaren pek bir umudu olmasa da, Ramses’in en iyi arkadaşlarını sorguya çekecekti. Hiçbir ipucu elde edemediği takdirde korkunç gerçeği kabul etmesi gerekecekti.

Sari tanrılara karşı nasıl bir kusur işlemişti ki kötülük perisinin gazabına uğramıştı? Mesleğinin bu şekilde mahvolması büyük bir adaletsizlikti; saraydan kovulacak, karısından ayrılmak zorunda kalacak ve belki de ömrünün geri kalan kısmını bir temizlikçi olarak geçirecekti! Böylesi bir düşüşe dayanamazdı. Sari, her zamanki yerini buldu ve bir katibin klasik pozunda bağdaş kurup oturdu.

Aslında şu anda karşısında Ramses’in oturuyor olması gerekirdi. Bazen dalgın bazen de dikkatli bakışlarla onu izleyen ve her an beklenmedik bir yanıtla onu şaşırtmaya hazır olan Ramses. Daha sekiz yaşındayken, elleri titremeden hiyeroglif resimlerini çizmeyi, bir piramidin eğimini hesaplamayı biliyordu. Bunları, yapmak zorunda olduğu için değil, hoşlandığı için öğrenmişti.

Lala, toplum içinde yükseldiği o güzel günleri son bir kez daha hatırlamak için gözlerini kapadı.

“Sari, hasta mısın?”

Bu ses… bu sert, bu otoriter ses!

“Sen misin, gerçekten sen misin?”

“Uyuyorsan devam et; yoksa başını kaldır.”

Sari gözlerini açtı.

Gerçekten de bu Ramses’di. O da toz toprak içindeydi, ama gözleri parıldıyordu.

“Sen de ben de yıkansak iyi olacak. Nerelerdeydin lala?”

“Ahırlar da dahil olmak üzere birçok tatsız yerde.”

“Yoksa beni mi aradın?”

Sari şaşkın şaşkın yerinden kalktı, Ramses’in etrafında döndü.

“Çocukluk lüleni ne yaptın?”

“Babam kendi elleriyle kesti.”

“Olur şey değil! Geleneğe göre…”

“Yoksa bana inanmıyor musun?”

“Affedersin.”

“Otur lala ve beni dinle.”

Sari, prensin artık bir çocugunkine benzemeyen sesindeki ifadeden etkilenerek oturdu.

“Babam beni vahşi boğa ile karşılaştırdı.”

“Ne… olur şey değil!”

“Boğayı yenemedim, ama o korkunç hayvana kafa tutabildim ve sanırım babam, beni tahtın vârisi olarak seçti!”

“Hayır, prensim. Bu göreve ağabeyin uygun görüldü.”

“Ağabeyim boğa ile karşılaştı mı?”

“Seti bu tür şeylerden hoşlandığını bildiği için seni böyle bir tehlikeyle karşı karşıya getirmek istemiştir.”

“Bu kadar basit bir şey için onca zamanını harcar mı? Eminim kendine yaklaştırmak için çağırdı beni.”

“Bu düşünceleri aklından çıkar Ramses, bu bir çılgınlık.”

“Çılgınlık mı?”

“Sarayda etkili birçok kişi senden hoşlanmıyor.”

“Peki benim kusurum ne?”

“Kendin olmak.”

“Bu durumda beni hizaya sokmaya mı çalışacaksın?”

“Akıl bunu gerektiriyor.”

“Ama akıl bir boğanın gücünden yoksundur.”

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıRamses 1: Işığın Oğlu
  • Sayfa Sayısı350
  • YazarChristian Jacq
  • ÇevirmenA. Rıza Yalt
  • ISBN9751406323
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviRemzi Kitabevi / 2003

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur