Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

“Popüler öğretmen Chödrön’un bu yumuşakça cesaret veren kitabı, Budist bilgeliği derinlere yerleşmiş tepkilere uyguluyor. Chödrön’ün güçlü yanları arasında insan varoluşunun zorluğu için sevecenlik ve kendi başarısızlıklarını kabul etme yer alıyor. Bu kısa rehber, belirsizlik zamanlarında değişim için gereken araçlar sağlıyor.”
-Publishers Weekly

Yıkıcı alışkanlık kalıplarından kurtulmak, yeni bir özgürlük ve mutluluk hissi deneyimlemek tamamen bizim elimizde. Pema Chödrön, Budist bir kavram olan Shenpa’dan yararlanarak, zihnin belirli alışkanlıklarının nasıl bizi yakaladığını ve kızgınlık, suçlama, kendimizden nefret etme ve bağımlılık gibi durumlara çekme eğiliminde olduğunu görmemize yardım ediyor. İyi haber, bu alışkanlık kalıplarını bir kere görmeye başladıkmı,yaşamımızı daha iyiye gidecek sekilde değiştirebileceğimiz. Kilit nokta, günlük yaşamımızdaki kaçınılmaz zorluklarla ve güvensizliklerle yeni bir yüzleşme yolu öğrenmek: Şimdiki anda nasıl kalacağımızı ve kalplerimizi nasıl açacağımızı öğrenmek zorundayız.

***

İçindekiler

Doğru Kurdu Beslemek     9
Kalmayı Öğrenmek     19
Kaçma Alışkanlığı     25
Yaşamın Doğal Akışı     33
Kancadan Kurtulmak     39
İhtiyacımız Olana Sahibiz     47
Dünyadan Olduğu Gibi Zevk Almak     55
Doğal Açıklığı Ortaya Çıkartmak     61
Acının önemi     69
Sınırsız Arkadaşlık     77
Sonsöz: Bunu Dünyaya Taşımak     87

İlgili Eserler     89
Pema Chödrön Vakfı     91

TEŞEKKÜR

Elinizdeki kitabın hayata gelmesinde bana yardımı dokunan kadınlara minnetimi ifade etmek istiyorum. Kitabı tasavvur ettiği için Eden Steinberg’e; sekreterlikle ilgili destekleri için Glenna Olmsted’e ve Angela Rose’ye; bilgili yorumları için Martha Boesing’e ve özellikle, yazıları son biçimlerine getiren arkadaşım ve editörüm Sandy Boucher’e çok teşekkür ediyorum.

1

Doğru Kurdu Beslemek

İnsanlık olarak kendimizi eski alışkanlıklardan kurtarma, birbirimizi sevme ve birbirimizle ilgilenme yetisine sahibiz. Uyanma ve bilinçli yaşama gücümüz olduğu halde, fark ettiyseniz, uykuda kalmaya da oldukça yatkınız. Sürekli karşımıza çıkan bir kavşakta hangi yöne gideceğimizi durmadan seçiyoruz. An be an daha fazla berraklığa ve mutluluğa ya da karışıklığa veya acıya doğru gitmeyi tercih edebiliriz.

Bu seçimin üstesinden gelebilmek için, pek çoğumuz yaşamlarımızın hafifleyeceği ve zorlukları aşacak gücü bulacağımız arzusuyla çeşitli ruhsal uygulamalara yöneliyoruz. Yine böyle zamanlarda, nasıl yaşayacağımız konusunda seçimler yaptığımız perspektifi aklımızın bir köşesinde tutmamız oldukça önemli görünüyor. Söz konusu bakış açısı, sevgili dünyamız ve içinde bulunduğu sallantılı durum.

Pek çok kişi için ruhsal uygulamalar, rahatlamanın ve huzura ermenin bir yoludur. Daha sakin, daha odaklı hissetmek istiyoruz. Çılgın ve stresli hayatlarımızı düşününce – bunun için bizi kim suçlayabilir? Böyle günlere rağmen daha geniş boyutta düşünme sorumluluğumuz var. Ruhsal uygulamaların rahatlatmaları, huzur vermeleri çok güzel ama bireysel tatmin, dünyada olup bitenlere dikkatimizi çekmeye yardımcı oluyor mu? Asıl sorulması gereken, bu karmaşaya biraz daha saldırganlık ve benmerkezcilik katan bir hayat mı yaşıyoruz yoksa çok gerekli olan akıl sağlı katan bir yaşam mı?

Çoğumuz dünyanın durumundan derin bir endişe duyuyoruz. İnsanların bir şeylerin değişmesini ve tüm varlıkların acısız bir yaşam sürmesini nasıl içtenlikle istediklerini biliyorum. Ancak kendimize karşı dürüst olduğumuzda, bu isteği, kendi yaşamlarımızda nasıl hayata geçireceğimizi biliyor muyuz? Kendi sözcüklerimizin ve eylemlerimizin acıya neden olabileceğini kavrayabiliyor muyuz? Ve işleri allak bullak ettiğimizi fark edebildiğimiz halde, buna nasıl son vereceğimiz hakkında en ufak bir fikrimiz var mı? Bunlar her zaman önemli sorular olmuşlardır ama özellikle günümüz için ayrı bir öneme sahipler, içinde bulunduğumuz zamanda kendimizi kurtarmak bireysel mutluluğumuzdan daha fazlasıdır. Kendimiz üzerinde çalışmak, zihinlerimize ve duygularımıza dair farkındalığımızı artırmak, belki de tüm varlıkların refahı ve yeryüzünün kendisinin kurtuluşuna yönelik çareler bulmak için tek yolumuzdur.

11 Eylül 2001 saldırılarından birkaç gün sonra hızla yayılan ve ikilemimizi betimleyen bir hikâye vardı. Kızılderili bir büyükbaba, torununa dünyadaki şiddeti, zalimliği ve bunların nasıl ortaya çıktığını anlatıyor, kalbimde kavga eden iki kurt var sanki diyor: kurtlardan biri kinci ve öfkeli, diğer kurtsa anlayışlı ve şefkatli. Genç adam, büyükbabasına kalbindeki kavgayı hangi kurdun kazanacağını soruyor, büyükbabası da şöyle cevaplıyor: “Kazanan, beslemeyi seçeceğim olacak.”

İşte bizim mücadelemiz, ruhsal uygulamamızın ve dünyanın yaşadığı mücadele bu – doğru kurdu beslemek için kendimizi hemen şimdi, sonra değil, nasıl eğitebiliriz? Neyin faydalı olduğunu ve neyin incittiğini, saldırganlığı neyin artırdığını ve İyi kalpliliğimizin üzerindeki örtüyü neyin kaldıracağını anlamak için doğuştan gelen zekâmıza nasıl başvurabiliriz? Küresel ekonomi kargaşa içindeyken ve gezegen çevresel risk altındayken, çıkan savaşlar ve çekilen acılar gittikçe artarken, her birimizin kendi yaşamımızda bir adım atmasının ve işlerin gidişatını değiştirmek için her ne yapabiliyorsa yapmasının vaktidir. Doğru kurdu beslemeye yönelik ufacık bir hareket bile yardım edecektir. Bugün hepimiz her zamankinden daha çok bu işin içindeyiz.

Sıçrayışı gerçekleştirmek kendimize ve dünyaya bir söz vermemizi gerektiriyor -eski hınçları geride bırakmaya, bizi rahatsız eden insanlardan, durumlardan ve duygulardan kaçmamaya, korkularımıza, dar kafalılıklarımıza, taş yürekliliğimize, tereddütlerimize yapışmamaya söz vermemizi, özümüzdeki iyiliğe, kız kardeşlerimizin ve erkek kardeşlerimizin özlerindeki iyiliğe güvenmeye başlamamızın zamanıdır artık. Eski saplanıp kalma yöntemlerimizi bırakma yeteneğimize güvenmenin ve akıllıca seçim yapmanın vaktidir. Bunları hemen şu anda ve burada gerçekleştireblliriz.

Gündelik olayları yaşarken kendimizi eğitebiliriz. Hoşlanmadığımız ve anlaşamadığımız bir kişiyle -diyelim ailemizin bir ferdi veya işyerinden biri- konuşurken ona öfke yollayarak büyük miktarda enerji harcıyoruz. Dargınlıklarımıza ve benmerkezciliğimize ne kadar aşina olursak olalım, bunlar bizim esas doğamız değiller. Hepimiz doğal olarak eski alışkanlıklarımızı kırma yeteneğine sahibiz. Şefkatli olmanın nasıl sağaltıcı olduğunu, sevmenin geliştirdiğini, eski güceniklikleri bırakmanın ne kadar rahatlattığını biliyoruz. Bakış açımızda ufacık bir farklılaşma sayesinde, insanların saldırganlaşıp tıpkı bizimle aynı nedenlerle kötü şeyler söylediklerinin farkına varabiliriz. Kardeşlerimizin, eşlerimizin, çocuklarımızın iş arkadaşlarımızın, bizi çileden çıkartmalarının bizim başkalarını çıldırtmamızdan farklı olmamasındaki espriyi görebiliriz.

Bu öğrenme sürecindeki ilk adım kendimize karşı dürüst olmaktır. Birçoğumuz olumsuz yanımızı güçlendirip haklı olduğumuz konusunda ısrar etmede öyle başarılı bir hale geldi ki kızgın kurt keskinleştikçe diğer kurt yalvaran gözlerle orada duruyor. Ama böyle bir varoluşla kalmaya mahkûm değiliz. Dargınlık veya herhangi güçlü bir duygu hissettiğimizde, kontrolden çıkmaya başladığımızın farkına varabilir ve hemen o anda saldırganlığı veya sakinliği seçebiliriz. Her şey hangi kurdu beslemeyi tercih edeceğimize bağlı.

Bu yaklaşımı denemek niyetindeysek, elbette yol gösteren birtakım işaretlere ihtiyacımız olacak. Akıllıca seçme yolunda alıştırma yapmak için yöntemlere gereksinimimiz var. Bu yol insan olmanın üç temel niteliğinin ortaya çıkarılmasını zorunlu kılıyor. Daima bizimle olan üç özellik, belki de gömülü kalmış ve neredeyse unutulmuşlar. Bunlar doğal zekâ, doğal sıcaklık ve doğal açıklıktır. Tüm varlıklarda iyilik potansiyeli var derken, herkesin, her yerde, dünyanın dört bir yanında bu niteliklere sahip olduğunu, kendilerine ve başkalarına yardım etmek için bunları davet edebileceklerini kabul etmekten söz ediyorum.

Doğal zekâ bizim için her zaman ulaşılabilir. Umudun ve korkunun tuzağına düşmediğimizde, sezgisel olarak yapılacak doğru şeyin ne olduğunu biliyoruz. Zekâmızı kızgınlıkla, kendine acımayla veya aşırı istekle karartmadığımızda, neyin yardım edeceğini ve neyin işleri kötüleştireceğini biliyoruz. Mükemmelleştirilmiş duygusal tepkilerimiz bize pek çok çılgın şey yaptırıyor ve söyletiyor. Mutlu ve huzurlu olmayı arzuluyoruz, ama duygularımız harekete geçtiğinde, bu mutluluğa ulaşmak için kullandığımız yöntemler bir yolunu bulup bizi daha acınası hale sokuyor, isteklerimiz ve eylemlerimiz, çoğu zaman birbirlerlyle uyumlu değil. Buna rağmen, hepimiz problemlerimizi daha da kötüleştirmek yerine çözmeye yardım edebilecek temel bir zekâya sahibiz.

Hepimizde olan doğal sıcaklık, sevmek, empati kurma, espri anlayışına sahip olma yeteneğidir. Aynı zamanda, minnet duyma, kıymet bilme ve duyarlı olma güçlerimizi de barındırır. Genellikle kalpsel özellikler olarak adlandırılan, insanın doğal parçası olan bu nitelikler bir gamın tamamıdır. Doğal sıcaklığın bütün ilişkileri iyileştirme gücü vardır – kendimizle ve insanlarla, hayvanlarla ve gündelik yaşamımızda karşılaştığımız her şeyle olan ilişkimizi.

Temelde yatan iyiliğin üçüncü niteliği, doğal açıklıktır: gökyüzü gibi olan zihinlerimizin genişliğidir. Aslında zihnimiz geniş, açık, esnek ve meraklıdır; yani önyargısızdır. Herkesi ya bir düşman ya da bir arkadaş, bir tehdit veya müttefik, sevilecek, sevilmeyecek yahut görmezden gelinecek birine indirgeyen ve korkuya dayanan bir bakış açısıyla sınırlanmadan evvel zihinlerimizin durumu budur. Esasen, sahip olduğumuz, sizin ve benim her birimizde olan bu zihin, açıktır.

Bu açıklıkla istediğimiz zaman bağlantı kurabiliriz. Örneğin, hemen şimdi, üç saniye için, okumayı bırakın ve durun.

Bu şekilde kısa bir süre için durmayı becerdiyseniz eğer, belki de düşünceden özgür bir an deneyimlediniz.

Doğal açıklığın kıymetini anlamanın başka bir yolu da kızgın olduğunuz, birinin hoşunuza gitmeyen bir şey yaptığı veya söylediği bir zamanı, intikam almayı veya hırsınızı çıkarmak istediğiniz bir zamanı düşünmektir. Peki ya o zaman kendinizi durdurabilseydiniz, derin nefes alarak süreci yavaşlatabilseydiniz? Tam o noktada doğal açıklıkla bağlanb kurabilirdiniz. Durabilir, yırtıcı ve saldırgan kurt yerine sabırlı ve cesur kurda bir alan yaratabilir ve onu güçlendirebilirdiniz. Durduğumuz o anda, doğal zekâmız çoğunlukla imdadımıza yetişir. Düşünmek için vakit buluruz: neden o çirkin telefon görüşmesini yapmak, o kötü sözü söylemek yahut yerine göre, içki içmek, uyuşturucu kullanmak veya her ne ise onu yapmak istiyoruz?

O hararetli durumda bizi biraz rahatlatacağına inandığımız için bu şeyleri yapmak istediğimiz yadsınamaz. Bir çeşit tatmin, çözüm veya rahatlamanın gelecegini, en sonunda iyi hissedeceğimizi düşünürüz. Peki ya dursak ve kendimize, “bu bittiğinde kendimi iyi hissedecek miyim?” diye sorsak? İşte bu açıklığa, bu alana izin vermek bizim doğal zekâmıza zaten bildiğimiz şeyi söyleme fırsatı verir; yani, sonunda iyi hissetmeyeceğimiz. Ve nereden biliyoruz böyle olacağını? Çünkü ister inanın ister inanmayın bu aynı dürtüye ilk yakalanışımız, aynı otomatik pilot stratejisine ilk takılışımız değil. Oylamaya sunacak olsaydık, herhalde çoğu kişi, özel yaşamlarında saldırganlığın saldırganlığı beslediğini söylerdi. Huzur getireceğine, öfkeyi ve husumeti artırır.

Şu anda falanca bir kişiyi görmek veya falanca haberi duymak bizi sinirlendiriyorsa ya da moralimizi bozuyorsa yahut benzer bir aşırılığa sürüklüyorsa, bunun nedeni söz konusu alışkanlığı çok uzun süreden beri besliyor olmamızdır. Oysa öğretmenim Chögyam Trungpa Rinpoche’nin eskiden söylediği gibi, hayatımıza bir deney gibi yaklaşabiliriz. Bir sonraki anda, bir sonraki saatte, durmayı, yavaşlamayı, birkaç saniyeliğine sakin olmayı seçebiliriz. Olağan tepki akışımızı kesmeyi ve aynı yerde dönüp durmamayı deneyebiliriz. Ne başka birini ne de kendimizi suçlamamız gerekiyor. Zor bir durumdayız, saldırganlık alışkanlığını kuvvetlendirmeme ve bunun sonucunda ne olduğunu görme deneyi yapabiliriz.

Durmak bu süreçte çok yardımcıdır. Tamamen bencilliğe dalıp gitmekle uyanık ve şu anda olma arasında kısa süreli bir çelişki yaratmaktadır. Sadece birkaç saniyeliğine durun, derin bir nefes alın ve devam edin. Bunu büyük bir iş haline getirmenize gerek yok. Chögyam Trungpa eskiden buna boşluk derdi. Durup yaptığınız her neyse bir boşluk olmasına izin veriyorsunuz. Vietnamlı Budist usta Thich Nhat Hanh aynı şeyi bir farkındalık çalışması olarak öğretiyor. Manastırında ve inziva merkezlerinde, ara ara çana vurulur ve gong sesiyle herkes kısa süreliğine durarak, derin ve farkındalıklı bir nefes alır. Yaşamın ortasında -bu genellikle kendi kendinize yaptığınız pek çok içsel tartışmayla dolu, içinde kaybolduğunuz bir deneyimdir- sadece durun.

Gün boyunca bunu yapmayı seçebilirsiniz. İlk başlarda hatırlamak zor olabilir, ama bir kere yapmaya başladınız mı, durmak sizi besleyen bir şey haline gelecek, tamamen kaybolmak yerine, durmayı tercih etmeye başlayacaksınız.

Bunu faydalı bulan kişiler, yoğun yaşamlarına durma anını sokma yolları yaratıyorlar. Mesela, bilgisayarlarına bir işaret koyuyorlar. Bir kelime veya bir yüz, bir imge, bir sembol yani hatırlatacak herhangi bir şey. Ya da şöyle bir karar olabilir, “her telefon çaldığında, duracağım.” Veya “bilgisayarımı açmaya gittiğimde duracağım.” Ya da “buzdolabını açtığımda, sırada beklerken veya dişimi fırçalarken…” Gün içersinde sık sık karşılaşbğınız herhangi bir şeyi seçebilirsiniz. Yaptığınız ne ise sadece onu yapıyor olacaksınız ve sonra, birkaç saniyeliğine, durup üç tane bilinçli nefes alacaksınız.

Bazı insanlar durmayı sinir bozucu bulduklarını söylediler bana. Bir adam, durursa bunun ona ölmek gibi geleceğini söyledi. İşte bu, alışkanlığın gücünü gösteriyor. Alışkanlıkla hareket etmeyi güvenlikle, zeminle ve rahatlıkla ilişkilendiriyoruz. Tutunacak bir şeyler olduğunu hissettiriyor bize. Durmaksızın hareket etmeye, hız artırmaya, kendimizle konuşmaya ve boşluğu doldurmaya alışmışız. Oysa alışkanlıklar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıSıçrayış
  • Sayfa Sayısı96
  • YazarPema Chödrön
  • ÇevirmenÜmit Şendilek
  • ISBN9786055598624
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviDHARMA YAYINLARI / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur