Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

“Yılın En İyi Kitaplarından”
-Amazon-

“Büyüleyici… Gerçek ve mizah arasında mükemmel bir denge yakalıyor. Bu kitabı okumak bakışınızı değiştirecek.”
-Time Out-

Tam Benim Tipim bir font kitabı. Binlerce fontu alt alta sıralayan katalogvari bir kitap değil -öyle olsa muhtemelen bir uluslararası çoksatan olamazdı. Tersine; gerçek öyküler üstüne kurulmuş hayli eğlenceli bir kitap elinizdeki. Gutenberg’in ilk harf kalıbını dökmesinden, Steve Jobs’ın onları bilgisayarımızın font menüsüne doluşturup “modern zaman font salgınını” başlattığı ana, pek çok şaşırtıcı ve hatta kimi zaman büyüleyici öykünün kahramanı bu kitapta bahsedilen fontlar.

Helvetica neden ve nasıl bütün dünyayı istila etti ya da daha romantik bir deyişle, “şehirlerin parfümü” haline geldi? IKEA’nın fontunu değiştirmesi nasıl oldu da “İsveç kaynaklı en büyük infial” olarak anılacak bir toplumsal tepkiye sebep oldu? Obama’yı Beyaz Saray’a bir font taşımış olabilir mi? Neden 30’ların Art Deco’su Amy Winehouse’a böylesine yakışıyor? Bir fontu, bir ülkeye, bir dine, bir döneme, bir mesleğe ya da bir duyguya has kılan şey tam olarak nedir? Arial’ın dingin kim(liksiz)liğinden, Times New Roman’ın pratik ciddiyetinden, Comic Sans’ın rahatsız edici hafifliğinden -ve kullanımını yasaklama kampanyasından- kimler sorumlu? Trajan’ı bütün kötü film posterleri için vazgeçilmez kılan ne? Tüm zamanların en iyi ve en kötü fontları hangileri? Ve tabii, kaçınılmaz soru; seçtiğin font senin hakkında ne söylüyor?

Tabelalardan menülere, havalimanlarından giysilerinizin etiketlerine, baktığınız her şeyi farklı görmenizi sağlayacak bir kitap Tam Benim Tipim.

“Eğer öğle yemeğindeki kaşığın şeklini hatırlıyorsanız, şekli yanlış demektir,”
-Adrian Frutiger, iyi bir fontun farkedilmez olması yönünde görüşünü paylaşırken…-

İçindekiler

Giriş: Aşk Mektupları 11

1             Seni karakterin için seviyorum 17

2             Kabul Edilmez Bir Suç 30

Fontarası: Gill Sans 48

3             Okunaklılık & Okunabilirlik 52

Fontarası: Albertus 68

4             Bir fontla popüler olur muyum? 71

Fontarası: Futura ve Verdana 79

5             Eğitimsiz Eller 83

Fontarası: Doves 90

6             Ampersandın Son Büklümü 95

7             Baskerville Öldü (Yaşasın Baskerville) 102

Fontarası: Mrs Eaves &: Mr Eaves 111

8             Metro Vizyonları 114

9             İsviçrelilerin neyi var? 129

Fontarası: Frutiger 144

10           İlk Hedefiniz Akzidenz, İleri 148

11           Kendin Yaz Kendin Oku 160

12           Bu font neydi ya? 173

13           Bir font Alman ya da Yahudi olabilir mi? 181

Fontarası: Futura 194

14           Amerikalı İskoç 197

Fontarası: Modernler, Mısırlılar ve Şişko Yüzler

15           Gotham Zafere Doymuyor 209

16           Korsanlar ve Klonlar 220

Fontarası: Optima 233

17           Geçmişin Yaygarası 235

Fontarası: Sabon 251

18           Kuralları Yıkmak 254

Fontarası: Interrobang 267

19           Liverpool Şerifi 269

Fontarası: Vendöme 283

20           Hızlı kahverengi tilki tembel köpeğin üzerinden sıçrıyor 285

21           Dünyanın En Kötü Fontları 295

22           Tam Benim Tipim 313

Kaynakça 332

Teşekkürler 337

Font ve görseller 340

Dizin 342

Giriş

Aşk Mektupları

12 Haziran 2005, Standford Üniversitesi. Elli yaşında bir adam öğrencilere Stanford kadar ünlü olmayan Oregon’daki Reed Üniversitesi’nde geçen okul günlerinden bahsediyor. “Kampüsün her yerinde, bütün posterler, bütün dolap etiketleri güzel elyazılarıyla yazılmıştı. Okulu bırakmıştım, o yüzden derslere girmem gerekmiyordu, ben de güzel yazmayı öğrenmek için kaligrafi dersine girmeye karar verdim. Şerif ve sans şerif, yani tırnaklı ve tırnaksız yazı karakterlerini öğrendim, farklı harf bileşimleri arasında farklı espaslar olduğunu, iyi tipografiyi neyin iyi yaptığını öğrendim. Bütün bunlarda güzellik vardı, tarih vardı, bilimin anlayamayacağı kadar sanatsal bir incelik vardı. Bundan çok etkilendim.”

Eğitimini yarım bırakan öğrenci öğrendiklerinin günlük hayatta işe yarayabileceğini düşünmüyordu. Fakat hiç beklenmedik şeyler oldu. Steve Jobs adlı bu adam, üniversiteden ayrıldıktan on yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarını tasarladı ve bu makinede kimsenin aklına gelmemiş olan bir şey, yani çok sayıda font seçeneği vardı. Times New Roman ve Helvetica gibi bilinen yazı karakterlerinin dışında yeni font tasarımları getiren Jobs, onların görünümlerine ve adlarına da özen gösterdi. Chicago ve Toronto gibi sevdiği şehirlerin adlarını vermişti yeni fontlara. Her birinin on yıl önce öğrendiği kaligrafi kadar dikkat çekici ve güzel olmasını istiyordu, zaten fontlardan en az iki tanesi, Venice ve Los Angeles, elyazısı gibi görünüyordu.

İşte bu bir şeylerin başlangıcı oldu – harflerle ve yazı karakterleriyle günlük ilişkimizde tam bir deprem etkisi yarattı. Bu buluş sayesinde, sonraki on yılda -o güne kadar sadece tasarım ve matbaacılık alanındaki teknik dilin bir parçası olan- “font” sözcüğü bütün bilgisayar kullanıcılarının diline girecekti.

Bugün Jobs’ın o ilk yazı karakterlerini bulmak kolay değil ve böyle olması iyi bir şey aslında: pikselli ve hantaldı bunlar. Ama fontları değiştirebilme olanağı o dönemde kesinlikle başka bir gezegenden gelmiş bir teknolojiydi. Macintosh’un 1984 yılında ortaya çıkmasından önce, ilkel bilgisayarların sıkıcı tek bir yazı karakteri vardı ve onu italik yapmaya çalışanın vay haline. Jobs gerçek dünyada alışık olduğumuz bir şeyi aynen yapan bir sürü alfabe getirdi. İlk gelen Chicago’ydu, ekranda görünen bütün menü ve diyalogları için onu kullanıyordu Apple, ilk İPod’lara kadar hep onu kullandı. Ama onun dışında Chaucer ekolünden katiplerin elinden çıkmış gibi görünen eski gotik harfler (london), şirket modernizmini yansıtan temiz Swiss harfler (Geneva), okyanus gemilerinin menülerini süsleyecek kadar zarif, uzun ve ferah harfler (New York) kullanmak mümkündü. Hatta ban granoloo diye, gazetelerden yırtılıp alınmış gibi görünen bir font bile vardı – sıkıcı okul ödevleri ve fidye mektupları için çok işe yarıyordu.

Apple’ın açtığı yoldan gitmek için IBM ve Microsoft büyük çaba harcadı, bu dönemde ev yazıcıları (o dönemde çok yeni bir fikirdi bu) sadece hızlarıyla değil font çeşitliliğiyle de pazarlanıyordu. Günümüzde “masaüstü yayıncılık” denince, zevksiz parti davetiyeleri ve çirkin kurumsal dergilerle dolu bir dünya geliyor insanın aklına, ama aslında bu profesyonel dizgicilerin diktatörlüğünden ve bir tabaka Letraset kazımanın yarattığı hayal kırıklığından kurtulmamızı sağladı. Yazı karakterinde kişisel bir değişiklik yapabilmek gerçekten anlamlıydı: kendini ifade etmeye yönelik yaratıcı bir hamle, sözcüklerle özgürleştirici bir oyun oynamak demekti bu.

Bugün büyük bir sanatsal iş çıkarmak isterseniz, ne yaparsınız? Tıklayıp font menüsünü açarsınız. Bir anda tarih önünüze serilir, klavyedeki tuşların tıkırtısında Johannes Gutenberg devrimi yankılanır. İşte aşina olduğumuz isimler: Helvetica, Times New Roman, Palatino ve GilI Sans. İşte varaklardan ve parça parça olmuş  elyazmalarından gelen isimler Bembo, Baskerville ve Caslon. İşte sezgileri harekete geçiren olasılıklar: Bodoni, didot ve book Anitqua. Ve işte alay konusu olma riski Brush Script, herculanum ve Braggadocio. Yirmi yıl önce bunları bilmiyorduk bile, ama şimdi herkesin bir gözdesi var. Bilgisayarlar yazı tanrılarını yanıbaşımıza getirerek bize daktilo çağında asla hayal edemeyeceğimiz bir ayrıcalık sundular.

Fakat Century yerine Calibri seçtiğimiz zaman, ya da bir reklam tasarımcısı Franklin Gothic yerine Centaur seçtiği zaman ne oluyor, bu seçimimizin arkasında ne yatıyor, nasıl bir izlenim bırakmayı umut ediyoruz? Bir yazı karakteri seçtiğimiz zaman, aslında ne söylüyoruz? Kim yapıyor bu fontları ve nasıl iş görüyorlar? Hem neden bu kadar çok olmalarına ihtiyacımız var? Ne yapacağız bütün bunlarla: Alligators, Accolade, Amigo, Alpha Charlie, Acid Queen, Arbuckle, Art Gallery, Ashley Crawford, Arnold Böcklin, Andreena, Amorpheus, Angry ve Anytime Now? Ya da Banjoman, Bannikova, Baylac, Binner, Bingo, Blacklight, Blippo ve Bubble Bath? (O incecik, iç içe geçmiş yüzen halkalarıyla patlayıp sayfayı ıslatacakmış gibi duran Bubble Bath sevimli mi gerçekten?)

Yeryüzünde 100.000’den fazla font var. Ama neden yarım düzinesiyle yetinemiyoruz – örneğin Times New Roman Helvetica, Calibri, Gill Sans, Frutiger ya da Palatino’yla? Ya da klasik Garamond neden yetmiyor bize? Bu font adını harf tasarımcısı Claude Garamond’dan alıyor. Garamond on altıncı yüzyılın ilk yarısında Paris’te çalışırken yaratmıştı bu karakteri ve bu aşırı okunaklı Roman yazı karakteri, daha önceki Alman karakterlerin ağır köhneliğini silip süpürmüştü; üstelik aynı yazı karakteri, daha sonraları, William Caslon’a ilham verecek ve Amerikan Bağımsızlık Bildirisinde kullanılacak fontun doğmasına sebep olacaktı.

Yazı karakterleri artık 560 yaşında. Peki 1990’larda Matthew Carter adlı bir İngiliz bilgisayarında Verdana ve Georgia’yı yarattığı zaman, A ya da B’yi daha önce hiç görülmemiş bir şekle sokabilir miydi? Peki nasıl oldu da onun bir arkadaşı Gotham’ı tasarladı ve bu yazı karakteri Barack Obama’yı alıp başkanlığa götürdü? Bir fontu bir başkanaAmerikalılara, İngilizlere, Fransızlara, Almanlara, İsviçrelilere ya da Yahudilere has kılan şey nedir tam olarak?

İşte bunlar çok derin sırlar ve bu kitabın işi bu sırların hepsini ortaya çıkarmak. Fakat uyarılarla dolu bir masalla, bir yazı karakteri kontrolden çıktığı zaman neler olduğunu anlatan bir hikâyeyle başlamakta yarar var.

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıTam Benim Tipim
  • Sayfa Sayısı353
  • YazarSimon Garfield
  • ISBN9786056260414
  • Boyutlar, Kapak14 x 21, Karton Kapak
  • YayıneviDOMİNGO YAYINEVİ / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur