Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Tepe
Tepe

Tepe

Jean Giono

“Sana işin sırrını söyleyeceğim; insan gerçeği duymak istemiyor. Etrafımızda çok kan var. Canlıların etinde ve ormanlarda kanın ve bitki özsularının tıpkı bir nehir gibi…

“Sana işin sırrını söyleyeceğim; insan gerçeği duymak istemiyor. Etrafımızda çok kan var. Canlıların etinde ve ormanlarda kanın ve bitki özsularının tıpkı bir nehir gibi aktığı onlarca, yüzlerce delik var. Kendi ellerimizle açtığımız yüzlerce, binlerce delik.”

Gür, uzun buğday tarlalarının arasından dört hanenin yükseldiği bir köy… Burası, ova ile büyük lavanta arazisi arasında yer alan, Lure Tepesi’nin gölgesindeki Bastides Blanches. Burada yaşayan kendi halindeki on iki kişi, önce köy çeşmesinin kuruması, küçük bir kızın bilinmeyen bir hastalığa yakalanması ve nihayetinde kıyametvari bir yangının çıkmasıyla panikten paniğe sürüklenir. Olan bitene anlam verilemeyince, köyün büyüğü yatalak Janet’ten medet umulur fakat Janet’in söyleyecekleri köy sakinlerinin hiç hoşlarına gitmeyecektir.

“Giono’nun yazısı, gerçekçilik ve şiirsel duyarlılığın eşsiz bir karışımı.”

The Washington Post

**

Saçaklarından bile orkidelerin sarktığı dört ev, sık ve uzun buğdayların arasından seçiliyor. Tepelerin arasında, toprağın katman katman kıvrıldığı yerde. Çiçek açan korungalar zeytin ağaçlarının altında al al. Arılar huş ağacının yapışkan özsuyunun etrafında vızır vızır. Çeşme iki pınar halinde gürül gürül akıyor. Kayadan süzülen su rüzgârla dağılıyor. Çimenlerin altında hızlı hızlı soluklandıktan sonra bir saz yatağında birleşip birlikte akmaya devam ediyor. Rüzgâr çınar yapraklarının arasından vızıldıyor. Burası Bastides Blanches. Buharlı harman dövme makinelerinin uğuldadığı ova ile rüzgârın ülkesi, Lure Tepesi’nin gölgesinde uzanan lavanta tarlalarının arasında sıkışmış mezradan geriye kalan yer. Rüzgârın toprağı. Hayvanların da toprağı: Yılan lavanta tutamlarının arasından başını uzatıyor; gösterişli kuyruğunun ardına gizlenen sincap elindeki meşe palamuduyla dört dönüyor; gelincik burnunun ucunu rüzgâra doğru uzatıyor, bıyığının kenarında bir kan damlası parlıyor; tilki kekliklerin otlarda bıraktığı ayak izlerini takip ediyor. Dişi yabandomuzu ardıç ağaçların altında homurdanıyor, ağızları süt dolu yavrular büyük ağaçların hışırtısına kulak kesiliyor. Sonra rüzgâr ağaçların ötesine geçiyor, çöken sessizlik yaprakları yatıştırıyor. Homurdanan burunlarıyla yavrular annelerinin memelerinin peşinde. Hayvanlar ve Bastides sakinleri pınarın başında buluşuyor, kayadan akan su dilleri ve kürkleri yumuşatıyor. Gece çöker çökmez, tüylü hayvanlar şarkı söyleyen serin pınara doğru boş arazide sürüne sürüne ilerliyor. Gündüz vakti, susuzluk dayanılmaz bir hal aldığında da orada toplanıyorlar. Yalnız dolaşan dişi yabandomuzu çiftliklerin kokusunu takip ediyor. İnsanların ne zaman öğle uykusuna yattığını biliyor. Yeşilliklerin arasından ilerleyen dişi yabandomuzu yolunu uzattıktan sonra en yakın tepeden atlıyor. İşte orada. Suyun içinde yuvarlanıyor, karnı çamur içinde. Serinlik bir yanından diğer yanına, karnından sırtına akıyor. Kana kana su içiyor. Suyun yumuşacık serinliği tenine çarpıyor. Fakat aniden keyfini yarıda kesip ormana doğru doludizgin koşmaya başlıyor. Çiftliğin kepenginin gıcırtısını işitti. Dikkatlice açıldığında gıcırdadığını biliyor. Jaume tüfeğini gelişigüzel ateşliyor. Ihlamur ağacından bir yaprak yere düşüyor. “Neye ateş ettin?” “Yabandomuzuna. Bak, orada duruyor orospu çocuğu.” Heybetli gövdesiyle batıya doğru uzanan sakin ve mavi Lure Tepesi manzaraya hükmediyor. Gri akbabalar başından ayrılmıyor. Gün boyu mavi suları andıran gökyüzünde dönüp duruyorlar, adaçayı yaprakları gibi. Arada başka diyarlara doğru gittikleri de oluyor. Kimi zaman da rüzgârın gücüne yenik düşüp uyuyorlar. Sonra toprakla güneşin arasında yükselen Lure Tepesi, gölgesiyle Bastides köyünü akşam inmeden karanlığa gömüyor. Bu dört evde iki aile oturuyor. Birinci aile Gondran le Médéric’inki; Marguerite Ricard’la evli. Kayınpederi de onlarla yaşıyor. İkinci aile Pertuis’den biriyle evlenen Aphrodis Arbaud’nunki. Üç ve beş yaşlarında iki küçük kızları var. César Maurras’ı, annesini ve onlarla yaşayan yetim çocuğu unutmamalı. Kızı Ulalie’yle oturan Alexandre Jaume’u ve Gagou’yu da saymalı. Yani on iki kişiler, Gagou’yu da hesaba katarsak toplamda uğursuz sayı on üç ediyor. Evler petank1 oynanan toprak meydanın etrafında sıra sıra. Çamaşırlar meşe ağacının altında yıkanıyor ve kundaklanmış bir adam şeklinde oyulmuş kumtaşı bir lahitin içinde durulanıyor. Ölünün uzandığı çukur, su böceklerinin titreştirdiği yeşil bir suyla kaplı. Bu ağır tabutun kenarları defne ağacı dallarıyla kendilerini kırbaçlayan kadın imgeleriyle bezeli. Aphrodis Arbaud zeytin ağacını kökünden sökerken bu eski taşı bulmuş. Evler, içinde oturanları anımsatıyor. Jaume’un duvarını saran sarmaşıklar ev sahibinin uzun Gal bıyığı gibi kapıdan aşağı sarkıyor. Tüm evler, ev sahiplerini andırıyor. İster Arbaud’nun yılda iki kez toprak rengine boyanıp elden geçirilen evi olsun, ister Gondran’ın, Maurras’ın ya da Gagou’nunki, fark etmiyor. Gagou’nun ona benzeyen evine ne demeli. Gagou, Bastides’e üç yıl önce buğdayı gece rüzgârıyla savurmayı yeni bitirdikleri bir yaz akşamı geldi. Pantolonunun beli iple bağlıydı, gömleği yoktu. Sarkan dudağı, ölü bakışları –ama nasıl mavi, masmavi…– ve ağzından çıkan iki büyük dişi. Salyası akıyordu. Onu soru yağmuruna tuttular, o da bir hayvan gibi iki farklı tonda, “Ga, gou, ga, gou,” diye cevapladı. Sonra dağsıçanları gibi kollarını bir sağa bir sola sallaya sallaya dans etti. Tam bir budalaydı. Ona bir kâse çorba ve samandan yatak verdiler. Bastides, Aix derebeylerinin tepelerin çetin havasını solumayı sevdiği dönemde kasabaydı. Artık güzel evlerin hepsi yerle bir oldu, bir tek kadın çiftçiler ayakta kalmayı başardı. Ama çamaşırların yıkandığı yerin öbür tarafındaki uzun, iki yeşil direk az ileride bir yol olduğunu işaret ediyor. Sütun başlarında yosun kaplı birer yerküreyle üzerlerinde Latince yazılar var. Demirden bir kapı oradaki bir “delilik”e geçit vermiyor olmalıydı. Bereket tanrıçalarını anımsatan balkonlar ve teraslarda uçuşan eteklere eşlik eden topuk sesleri. Gagou kulübesini sütunların tam ortasına, dört metre geriye, ısırganotlarının arasına inşa etti. Pek beceriklidir ve elinden her iş gelir, inşaat sırasında oluklu metal parçalarıyla yarık benzin bidonlarını kullandı. Sütun diplerindeki otları yolmasaydı, bir soylunun defne yapraklarıyla bezeli dikdörtgen kabartma plakaya kazınmış ismini bulamazlardı. Şehir uzakta ve yollar engebeli. Rüzgâr güneyden esince aşağıdan geçen trenin ıslığı ve zillerin çıngırağı duyuluyor. Bu ses, yağmurun habercisi. Şehirden bakınca sıcak hava sisinin ortadan kalktığı günlerde beliren Bastides Blanches tepenin omzuna konan güvercinlere benziyor. Geçen sene postacı sık sık tepeyi çıkıyordu. Neredeyse haftada bir. O günlerde Maurras’ın oğlu süvariydi. Döndüğünden beri mektup yazmasına gerek kalmadı, annesinin evden çıkıp ona seslenmesi için meydandan ya da tarladan bağırması yetiyor. Postacı da ay sonu, noter imzalı senetlerin ödeme zamanı hariç artık tepeyi tırmanmıyor. Bu nedenle kimse postacının gelişine sevinmiyor. Şehirden hayır gelmiyor: Anca yağmur rüzgârı ve postacı. Kimse buna itiraz etmeyecektir. Lure Tepesi’nin çorak arazisinden esen, bıçak sırtı gibi keskin olsa da saksağanları kovalayan ve bilenlere tavşanların gizli sığınaklarını gösteren rüzgâr tercih ediliyor burada. Gondran’ın evi vadideki son hane. Oranın adı Les Monges: Bir keşiş kadar yalnız ve kızıl olduğundan da bu ismi almış olabilir zamanında bir inziva yeri olduğundan da. Nitekim burası kısa payandaları, yuvarlak ve alçak kapısıyla koca bir rahip evini, birbirlerini huzur içinde sevebilmek için saklanan sevgililere ekmek ve yatak veren rahiplerden birinin meskenini anımsatıyor. Dört ev arasında en iyi konumda olan bu. Yola bakıyor ve tepeyi görüyor. Ovaya inen yokuşun tam kenarında. Evin terasından La Clémente’a inen yolun her kıvrımı seçiliyor. İlk Janet’in evi vardı, Bastides’in en yaşlısıdır. Otuzlu yaşlarından beri burada yaşıyor. Vadideki çiftliklerin tümünde yaşadıktan sonra tepeye çıktı; artık oralarda istenmiyordu, hizmetçilerin hepsiyle kavga edince aforoz edilmişti. Haftanın üç günü jandarmaya gidilir, bandaja ihtiyaç duyulurdu. Karısı bu evde öldü, kızı bu evde büyüdü. Janet şimdi seksenlerinde. Defne ağacının gövdesi gibi dimdik ve sağlam, ince dudakları tıraşlı sakalının arasından zar zor fark ediliyor. Küçük kahverengi gözlerindeki boş bakışları uçan güveler gibi fıldır fıldır; gökyüzüne bakınca havayı tahmin ediyor, yapraklara bakınca hastalıkları seziyor, yalancı ve kurnaz Janet diğerlerinin yüzüne bakınca yalanları ve kurnazlıkları görüyor. Hep Bastides’deydi ama artık oraya “Janet’in evi” denmiyor, “Gondran’ın evi” deniyor. Gondran damadı. Janet de bunu kabullendi: “Gondran’ın evi”, “Gondran’ın arazisi”, “Gondran’ın atı, yük arabası, samanı.” Gondran, Janet’in pabucunu dama attı. Gondran boylu boslu, al yanaklı bir tip, eli saban tutuyor; ısırgan bir eşeği kulaklarına indirdiği darbeyle hizaya getirmiş. Janet içten içe Gondran’a kızıyor. Esasen kendi kızına kızıyor çünkü bu adamı başlarına o musallat etti. Evlendikleri günden beri kızı ne yaptıysa fayda etmedi. “Benim zamanımda insanlar bakla çorbası pişirmeyi bilirdi.” “Yaban tavşanının tadı güzel ama sosuna on kat fazla su katmışsın.” Damadının kızını dövdüğünü görse pek mutlu olurdu. Damadına, “Yerinde olsaydım onun kıçını kıpkırmızı ederdim,” diyor. Gondran da gülerek, “Elbette,” diye cevap veriyor. Şişko Marguerite kısa bacaklarının üzerinde hızlı hızlı yürüyor, yüzünü ekşitip kaşlarını muzipçe havaya kaldırıyor ve, “Baba siz de hiç mutlu olmuyorsunuz,” diye karşılık veriyor. Bugün Gondran terasta. Bir elinde bir şişeyle iki bardak, öteki kolunun altında da göğsüne bitişik tuttuğu ve akıttığı için pantolonunu ıslatan matarası var. Ayağıyla masayı düzeltip üzerine matarayı, bardakları, sonra da dikkatlice şişeyi koyuyor.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıTepe
  • Sayfa Sayısı128
  • YazarJean Giono
  • ISBN9789750765865
  • Boyutlar, Kapak12.5 x 19.5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2025

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Sevgilimden Son Mektup ~ Jojo MoyesSevgilimden Son Mektup

    Sevgilimden Son Mektup

    Jojo Moyes

    En azından şunu bil ki bu dünyada seni seven bir adam var. Seni her zaman seven ve bu ona zarar verse de hep sevecek...

  2. Emma ~ Jane AustenEmma

    Emma

    Jane Austen

    Emma, Aşk ve Gurur yazarının ölümünden önce kaleme aldığı son romandır. Bu romanda Londra’nın güneybatısında, sınırlı sayıda ailenin bir araya geldiği köy-kasaba arası bir...

  3. Beyaz Işık ~ Rudy RuckerBeyaz Işık

    Beyaz Işık

    Rudy Rucker

    Felix Rayman ilgisiz öğrencilerine matematik anlatmakla günlerini geçiren, Cantor’un Süreklilik Problemi’yle boğuşan ve boş vakitlerinde ofiste yerde uyuyan bir matematik öğretmenidir. Rüyaları ona sonsuzluğa...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur