Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Tutkuya Tutsak – Cüretkar Teklif (Harlequin Classics – 2 Roman Bir Arada)

Lynne Graham, Mirande Lee

Tutkuya Tutsak – Cüretkar Teklif (Harlequin Classics – 2 Roman Bir Arada)

TUTKUYA TUTSAKLynne Graham

~ BİRİNCİ BÖLÜM ~

BELLA sokakta yürürken baslar ona doğru çevrildi. Omuzlarından asağı dökülen kızıl tonlardaki muhtesem, gür bukleleri, upuzun bacakları ve rengârenk giysileriyle dikkat çekmeyecek gibi değildi. Oysa asıl dikkat çekici olan sey yürüyüsündeki canlı ve mağrur ifadeydi. Bella her zaman nereye gideceğini tam olarak biliyormus gibi yürürdü.

Ankesörlü telefonun ahizesini kaldırıp bir numara tusladı.

“Griff?”

“Kusura bakma Bella, bir isim çıktı, ofise dönmem gerekti.”

“Ama…” Bella’nın gözleri bir an kocaman açıldı. Arka tarafta bir kadının kıkırdadığını duymustu telefonda. Bu sırada Griff konusup özür dilemeye devam ediyordu.

Bella bes dakika sonra bara, arkadaslarının yanına dönmüstü.

Liz, “Nereye kayboldun?” diye sordu.

“Griff’i aramaya gittim.”

“Seni ekti mi yani?”

Bella bir sey söyleyemedi. Yine Griff Atherton hakkında nasihat dinlemek istemiyordu.

“Nereden buluyorsun bu serseri tipleri?” dedi Liz.

“Griff serseri değil.”

“Bugün senin doğum günün, o nerede?”

Bella koyu kırmızı süet ceketinin kırısıklarını düzeltmeye çalıstı, süper mini eteğinin boyunu çekistirerek oturdu. Etek Liz’in doğum günü hediyesiydi, gerçekten çok kısaydı ama bir kez olsun giydiğini görmek istemisti arkadası.

“Bu kez neymis bakalım Griff’in mazereti?”

“Vay canına, su arabaya bak!” Bella konuyu değistirmek için, caddenin karsı tarafındaki bes yıldızlı otelin önüne yanasan gümüs rengindeki spor arabayı göstermisti. “Bir Bugatti Supersport bu!”

“Bir ne?” Liz de kafasını çevirip arabaya ilgiyle bakmıstı. Derken arabadan inen adamı görünce nefesi kesildi. “Asıl arabadan inene bak sen! Tam anlamıyla…”

“Muhtesem bir mühendislik eseri,” Bella hâlâ arabanın zarif çizgilerini inceliyordu. Arabanın esmer sürücüsü ilgisini çekmemisti.

“Rico da Silva’nın gerçekten bu kadar yakısıklı olduğunu bilmiyordum doğrusu,” dedi Liz.

“Kim dedin?”

“Arada bir gazete okusan tanırdın. Muhtesem, öyle değil mi? Üstelik bekâr ve çok zengin.”

“Arabası harika, otomotiv sektöründe mi yoksa?”

“Uluslararası finansçı, geçenlerde onun hakkında bir yazı yayınlamıslardı, oradan biliyorum. Sehir dısında harika bir malikâne almıs, yenilemek için milyonlar harcayacakmıs.”

Bella yüzünü burusturdu. Finans, banka, para… Elinden gelse hiçbir bankaya adımını bile atmazdı. Parayla uğrasan insanlar ürpertiyordu onu. Bir gün kibar bir bankacı çıkıp gelmis, büyükbabası her seyini kaybetmisti.

Liz, otelden çıkan sarısın, kürklü kadını süzerken, “Demek ki simdiki sevgilisi bu,” diye mırıldandı.

Bella öylesine bakıyordu. Tam kuse kâğıtlı dergilerdeki mükemmel çiftlere benziyorlardı. İkisin de paçalarından zenginlik, lüks ve dokunulmazlık akıyordu, sanki diğer insanlarla aralarında camdan bir duvar vardı. Hatta yayalar durup Bugatti’ye yol vermislerdi, bunu görevleri olarak görüyor olmalıydılar.

Bugatti uzaklastıktan sonra Bella yüzüne parlak bir gülümseme yerlestirdi, tekrar parti havasına girdi.

.

Dönüs neredendi acaba? Bella, Liz’in Griff hakkındaki nasihatlerini dinlemek istemediği için onda kalmamıstı ama bunun için pisman olmak üzereydi. Gecenin üçünde ıssız sokaklarda kaybolmustu. Esneyerek uykusunu açmaya çalıstı, tam gözlerini ovusturmak üzereydi ki tam karsıdan gelen arabanın farlarını gördü.

Dehsete kapılarak, içgüdüsel olarak kollarını vücuduna sardı. Bir an sonra iki araba siddetle çarpısmıstı. Çarpısmanın korkunç sesini derin bir sessizlik takip etti. Bella’nın ilk aklına gelen, diğer sürücü oldu. Skoda arabasının kapısını açıp asağı indi. Bacakları titriyordu.

Bir el omzunu yakaladı. “İyi misin? Arabada baskası var mı?” Diğer arabanın sürücüsüydü bu. Bella’nın cevabını beklemeden Skoda’ya kosmustu bile, eğilmis arka koltuğa bakıyordu.

“Hayır!” Bella hurdaya dönmüs arabasına baktı. Hem soğuğun, hem de yasadığı sokun etkisiyle disleri birbirine vurmaya baslamıstı.

“Deli misin sen!” diye bağırdı adama sonra. “Arabanın yanlıs tarafında ne isin var?”

Diğer sürücü doğruldu. Bella pek ufak tefek sayılmazdı ama adam yine hayli tepeden bakıyordu ona.

“Nasıl, anlayamadım?” dedi adam. Aksanından İngiliz olmadığı rahatlıkla anlasılıyordu.

“İngiltere’de trafik soldan akar, unuttun mu?” dedi Bella öfkeyle. Adam, “Seni aptal kadın! Tek yönlü yola girmissin!” dedikten sonra kendi arabasına yöneldi.

Bella bunun üzerine saskınlıkla yola baktı ve tek yön isaretini gördü. Ne yaptığını anlayınca dizlerinin bağı çözüldü, yere yığılmamak için Skoda’ya yaslandı.

Bu sırada diğer sürücü arabasından bir sey alıyordu. Bella ancak o zaman gördü neye çarptığını! Daha yeni görmemis miydi bu arabayı? Karsısındaki darmadağın Bugatti Supersport’un piyasa değeri iki yüz elli bin sterlindi. Bella sigorta poliçesinin bunu karsılayamayacağından emindi. Liz söylemisti adamın adını ama Bella unutup gitmisti. Bir de tutmus adama deli misin diye bağırmıstı!

Bugatti’ye doğru yürürken, “Ne yapıyorsun?” diye sordu sürücüye titrek bir sesle.

Adamın elinde bir telefon vardı. “Polisi arıyorum,” dedi.

Bella kekeleyerek, “Po… Polis mi?” diyebildi. Yüzü bembeyaz olmustu anında.

“Elbette, onlar gelene kadar arabanda bekleyebilirsin.”

Bella sesi titreyerek, “Polise ihtiyacımız var mı gerçekten?” diye sordu. Dikkatsiz araç kullanmak yüzünden tutuklanacağı korkusu aklını basından alıyordu.

“Tabii ki var.”

“Lütfen polisi arama!”

“Herhalde alkol muayenesi geldi aklına.”

“Alkollü değilim. Sadece polisi ise karıstırmayalım!”

Rico da Silva, Bella’yı tuhaf bir bakısla süzerken, “Onlarla ilk kez karsılasmayacaksın sanırım,” dedi.

Bella’nın çocukluk anılarında gezgin annesinin polislerin kötü muamelelerine dair anlattığı kötü hikâyeler vardı hep. “Bir sekilde onları tanıyorum diyelim,” dedi adama.

“Sokak hayatı zor olmalı,” diye mırıldandı Rico. “Gece vardiyasından mı dönüyordun yoksa?”

Neden bahsediyordu bu adam böyle? Bella onun ne dediğini anlamaya çalısırken biraz daha yaklastı yanına. “Lütfen, bunu aramızda halledebiliriz,” dedi yalvaran bir sesle.

Simsiyah parlak gözler Bella’nın güzel yüzünde dolastı. “Hiç sanmıyorum. Baska hiçbir seyde değil ama bu konuda amatörleri tercih ederim.”

“Ne amatörü?” Bella adamın sarhos olduğunu düsünmeye baslamıstı, söylediklerinden hiçbir sey anlamıyordu.

Rico bu sırada ona belli etmeden polisin numarasını tuslamıstı bile. Bella polisin telefona cevap verdiğini duyunca paniğe kapıldı, uzanıp telefonu adamın elinden almaya çalıstı. Aynı anda çelik gibi parmaklar incecik bileğini kavradı, sertçe büktü. Bella’nın acıdan gözleri yasarmıstı. “Seni zorba!”

Polisin sesi hâlâ telefondan duyulabiliyordu. Rico hısımla telefonu kapattı. “Sen saldırdın bana”

“Sadece polisi aramanı istemiyordum! Ara istersen, tutuklat beni! Umurumda değil artık!”

“Kes su yaygarayı!”

“Yaygara görmemissin sen,” dedi Bella gözyasları içinde. “Sigortamı kaybedersem ne olacak!”

“Sigortan mı var yani senin?”

“Elbette sigortam var.” Bella, adamın saldırgan olabileceğini gördüğü için biraz geri çekilmisti.

“O halde bana gerekli bilgileri ver, bir tutanak imzala ve git.”

Bella inanamayarak ona baktı. “Sahiden mi?”

“Si… Seninle bes dakika daha geçirirsem insanların niye katil olduğunu anlayacağım. Bununla da kalmayıp, kadın sürücüler için idam cezası olsun diye kampanya baslatacağım.”

Cinsiyetçi pislik diye geçirdi içinden Bella. Gözyaslarını silerken makyajını iyice yüzüne bulastırdığının farkında değildi. Adama bir seyler söylerdi ama dilini tutmaya karar verdi.

Bu sırada adam bir kâğıtla kalem getirmisti arabasından.

“Sen yaz, ben imzalarım,” dedi Bella.

Adam buna yanasmadı, tutanağı Bella’ya dikte ettirdi. Bella, adamın söylediği ağdalı lafları doğru yazabilmek için elinden geleni yaptı ama pek çok yerde imlâ hatası yaptığından emindi.

Nitekim adam tutanağa söyle bir göz gezdirerek, “Okuman yazman yok mu senin?” dedi.

Bella kulaklarına kadar kızarmıstı. Küçükken okula gitme fırsatı olmamıstı pek. Ancak büyükbabasının yanında yasamaya baslayınca bir seyler öğrenmisti ama imlâsını düzeltememisti. İlgisini çeken tek sey resim ve sanattı, imlâ hiçbir zaman öncelikli olmamıstı.

“Neyse, idare eder,” dedi Rico da Silva. Sonra tutanağı katlayıp ceketinin iç cebine koydu, tekrar telefonunu çıkardı. “Arabalar için çekici çağırıyorum.”

Bella zor duyulur bir sesle, “Tesekkür ederim,” diye mırıldandı. “Araban için üzüldüm, çok güzelmis.”

“Senin için de bir taksi çağırayım.”

Bella gülmemek için kendini zor tuttu. Evi Londra’nın diğer ucundaydı, taksi dünyanın parası tutardı. “Bos ver,” dedi.

“Ben öderim.”

Bella’nın gözleri kocaman açıldı. “Kesinlikle olmaz!”

“Israr ediyorum.” Rico da Silva cüzdanını çıkarmaya davrandı.

Bella, “Hayır dedim,” diye tekrar ettikten sonra lafı değistirmek için, “Mayıs için hava çok soğuk, öyle değil mi?” diye ekledi.

“Al su parayı!”

Bella kasları çattı. “Neyin var senin? Çekiciyi bekliyorum.”

“Ben beklerim,” dedi adam ters bir tavırla.

“Bak, bu araba benim değil. Birlikte yasadığım yaslı adamın. Ben sadece arada sırada kullanıyorum. Hatta direksiyon sınavını bir türlü veremedim, yakında yeniden girecektim.”

Siyah parlak gözler incecik kısılarak onu süzdü, biçimli dudaklar gerginlesti. Bella adamın dudaklarının çok güzel olduğunu düsündü, sanatçı tarafı sebep oluyordu herhalde böyle düsünmesine. Adamın portresini yapmak ilginç olabilirdi.

“Kaç yasında bu yaslı adam?” diye sordu Rico.

Bella her zamanki rahat ifadesiyle güldü. “Sana kalmıs, Hector kendisini bazen ellisinde, bazen yetmisinde hissettiğini söylüyor, bence ikincisi doğru yası.”

“Sen kaç yasındasın peki?”

“Yirmi bir…” Bella saatine baktı, “Artı dört buçuk saat.”

“Doğum günün müydü?”

“Berbat bir doğum günüydü, çalısmak zorundaydım,” dedi Bella.

Rico gergin bir sesle, “Olur bazen böyle,” dedi.

“Ayrıca erkek arkadasım beni ekti.” Bella bunu bir anda söyleyebilmesine inanamamıstı. Bütün gece arkadaslarının yanında mutlu rolü yapıp bunu içine attığı içindi herhalde.

“Yanında kaldığın adam mı?”

Bella adamla ciddi bir iletisim sorunları olduğunu düsünmeye baslamıstı. Nasıl olur da Hector’la birlikte olduklarını düsünürdü.

…..

* * *

CÜRETKÂR TEKLİF – Miranda Lee

~ BİRİNCİ BÖLÜM ~

SAMANTHA sinirden kaskatı kesilmis bir halde büyük siyah masanın önünde duruyordu. Kocaman ela gözleri, masanın arkasındaki adama kilitlenmisti. Adam biçimli esmer basını eğmis Samantha’nın biraz önce verdiği mektubu okuyordu.

İstifa mektubuna vereceği tepkiyi tahmin etmek zordu. Ama Guy Haywood bes yıldır patronuydu ve Samantha bunu kolaylıkla kabullenmeyeceğini bilecek kadar onu iyi tanıyordu.

Guy mektubu bir kez daha okurken isaret parmağı ile masada bir tempo tutturmustu. Simdi diye düsündü gerginliği artarak Samantha, simdi patlayacak…

Guy çenesini yavasça yukarı kaldırdı. Bronz tenli ve yakısıklı yüzünde en göze çarpan sey, delip geçici mavi bakıslarıydı. “Bu bir çesit saka mı, Sam?” Sesi dolgun ve erkeksiydi. Diğer her seyi gibi, “Bir nisan geçen haftaydı.”

“Saka değil, Guy,” diye cevapladı Samantha. İçinde kelebekler uçusmasına rağmen sesi oldukça sakindi.

Guy saskın bir halde ona yeniden baktı. “Gerçekten de isten ayrılmak mı istiyorsun?” Ses tonu, böyle bir seyi düsünmenin bile imkânsız olduğunu belli eder gibiydi.

Tanrım, diye düsündü çaresizce Samantha. Tabi ki gerçekten ayrılmak istemiyorum. Seni seviyorum, aptal. Bunu göremiyor musun? Hiç farkına varmadın mı?

Nefesini tuttu. Elbette farkına varmamıstı. Hem neden fark etsin ki? Kendisi bile ise basladıktan ancak bir yıl sonra anlamıstı.

O zamana kadar, Samantha bekâr ve uçarı patronunun ne tip kadınlardan hoslandığını tamamen öğrenmisti. Sarısın, çoğunlukla ufak tefek, kesinlikle kopacak kadar ince ve zayıf kadınlar. Bu kadınlar zeki olsalar bile, Guy’ın yanında en küçük bir zekâ belirtisi göstermemeliydiler. Bunların dısında, söz konusu kadın, bu iliskinin geçici ve sekse dayalı olduğunu da kabullenmeliydi.

Evlilik ve aile kurma vaatleri, Guy Haywood’un hayatının bir parçası değildi.

Heykel kadar düzgün hatlara sahip bir esmer olan Samantha aptal gibi davranamazdı. Kaldı ki o, günün birinde evlenmek ve çocuk sahibi olmak istiyordu. Özetle, Guy’ın tercih ettiği kadın tipine hiç uymuyordu.

Ona âsık olduğunu fark ettiğinde, isten ayrılmak istemisti ama ask insanı güçsüz kılıyordu. Ayrıca o zamanlar umutları vardı. Guy, iliskileri arasında, burnunun dibindekini görebilirdi. Hayattan beklentilerini değistirebilirdi. Ne yazık ki simdiye kadar bu umutlar gerçeklesmemisti.

Dört yıl su gibi akıp geçti, dört koca yıl ve sayısız sarısın.

Hiçbir sey değismedi.

Bu gidisle değiseceğe de benzemiyordu.

Samantha omuzlarını diklestirdi.

“Evet,” diye yalan söyledi kararlı bir sekilde. “Gerçekten de isten ayrılmak istiyorum.”

Guy döner deri koltuğunda arkasına yaslandı ve dirseklerini koltuğun kolluklarına dayadı. Bakıslarını Samantha’ya dikmisti. Açık mavi ve bulutsuz bir bahar günündeki gökyüzü kadar berrak bu bakıslarda farklı duygular yansıyordu, kâh eğlenceli, kâh dondurucuydular.

Samantha o anda hiçte eğlenecek halde değildi.

“Neden?” Ses tonu, çok kızgın olduğunda bunu saklamak için gelistirdiği sakin tonuydu. Guy için bir insanın kendini kontrol etmesi her seyden önce gelirdi. Zaten Samantha’yı da bu nedenle ise almıstı. Onu tercih etmesinin sebebinin, ayaklarının yere basması olduğunu söylemisti. Ofisinde kadınsı isteri nöbetleri istemiyordu.

Ama iste bu ayakları yere basan kadın oldukça duygusal bir sey yapmıstı. Patronuna âsık olmustu! Al sana isteri nöbeti!

“Doğduğum yere dönmeye karar verdim,” dedi sakin bir sesle.

Guy’ın ona inanmadığı o kadar belliydi ki. “Paddy’s Plains’e dönüp orada yasamak mı istiyorsun? Nüfusu sadece yüz on üç olan ıssız kasabaya? Oradan kaçtığın için çok mutluydun.”

Samantha birlikte verdikleri kahve molalarından ve Guy’ın bu molalar sırasında kendisi hakkında öğrendiği seylerden dolayı pismanlık duydu. Doğduğu kasaba onun söylediği kadar küçük değildi ama doğrusu büyükte sayılmazdı. Yetisme çağında liseye devam edebilmek için her gün yirmi kilometre yol yapmak zorunda kalmıstı.

Doğal olarak Guy neden buraya dönmek istediğini anlayamıyordu. Oldukça ufak ve is olanakları çok sınırlı bir yerdi. Çalısabileceği tek is ailesinin dükkânında kasada durmaktan ibaretti. Ama Samantha’nın aklına o anda sadece bu mazeret gelmisti.

Derin bir nefes aldı ve nefesini yavasça verdi. “Evet, biraz dinlenmek istiyorum. Bu kosturmacadan yoruldum. Sydney’den yoruldum.”

“O zaman bir hafta izine çık.”

Samantha panik ve mutluluk karısımı bir duyguyla Guy’ın isten ayrılmasına izin vermeyeceğini düsündü.

İçinden bir ses sakın yumusama dedi. Pisman olacaksın. Dün gelen cici ve tatlı Debra’yı unuttun mu? Uzun sarı saçlı, duru gözlü, bir söğüt dalı kadar ince kadını, Guy bu aksam da onu bir gösteriye ve yemeğe götürüyor. Planları bu ofiste, senin yanında yaptılar. Buna ne kadar dayanabilirsin? Adam gömlek değistirir gibi sevgili değistiriyor. Bugüne kadar metanetli davranmaya çalıstın ama her defasında içinde bir seyler ölüyor. Bu gidisle yakında ölen sen olacaksın!

Samantha dislerini sıktı. “Bir hafta bir seyi çözmez. Ayrıca, ben—”

“Sorun paraysa, zam yapabilirim,” diye konusmasını böldü Guy soğuk bir sesle.

“Para değil,” diye karsılık verdi aynı soğuklukla Samantha. Bocalamaya ve yanakları kızarmaya baslamıstı. Neden istifasını sorun çıkarmadan kabul etmiyordu Guy?

Guy sandalyesinden öne doğru eğilirken elini kızgınlıkla saçlarının arasından geçirdi ve simsek çakan bakıslarını ona dikti. “Lanet olsun, Sam! İkimiz de çok iyi biliyoruz ki bu is senin hayatın. Burayı neredeyse benim kadar sahipleniyorsun. O ıssız yere geri gitmek istiyor olamazsın. Sen artık bir sehir kızısın. Bir kariyerin var. Orada delirirsin. Birkaç gün içinde sıkıntıdan patlayacak hale gelirsin.”

Guy ayağa kalktı. Masanın etrafından dolasarak Samantha’nın yanına geldi. Güçlü ellerini omuzlarına koyarak onu kendisine doğru döndürdü. Kazara bile olsa ona her dokunduğunda olduğu gibi, Samantha gerildi.

“Sam.” Sesi beklenmedik bir sekilde yumusaktı. Samantha’nın yüreği ağzına geldi. “İstiyorsan izne çık ama lütfen…” dudaklarında kadınları eriten tebessümü ile konusmaya devam etti. “Gemiyi terk etme. Sen benim ikinci kaptanımsın ve kaptanın sana ihtiyacı var.”

Samantha neredeyse kabul edecekti. Bir kadına, ona ihtiyacı olduğunu söylemek neredeyse onu sevdiğini söylemek kadar ikna ediciydi.

Ama tam olarak değil.

“Hayır, Guy.” Yutkundu ve çenesini kaldırdı. “Sana iki aylık ihbar süresi veriyorum. Zor durumda kalmadan yeni birini bulmana yetecek uzun bir zaman bu. İstiyorsan Bayan Walton’a burada çalısmak isteyip istemediğini sorabilirim. Tam gün çalısacak bir is arıyor ve bu ise de alısık.”

Guy ellerini omuzlarından çekti ve kaslarını çattı. “O aptal kadın telefona cevap vermekten bile aciz.”

“Hayır değil,” diye savundu Samantha. “Oldukça zeki, adil ol Guy. Kadın yıllardır çalısmıyor ve ilk defa geçici olarak burada çalıstı. Bu ilk isinde senin kadar talepkar bir patronla çalıstığı için ona acımıstım. Kadının ödünü kopardın. Erkek kardesimin düğünü için gitmem gerekmeseydi gitmezdim biliyorsun.”

“Gitmen iyi olmadı! Geldiğinde her sey karmakarısık olmustu. Bu kadının düzenden haberi yok. Lanet olsun, sen sadece bir sekreter değilsin. Benim özel yardımcımsın, sağ kolumsun… Kahretsin, Sam, sensiz yapamıyorum.” Sesi oldukça asabiydi.

“Hayır, kimse vazgeçilmez değildir,” diye cevapladı sakin sesiyle.

Guy, onun bu sakin tavrına baktı. Sonra dönerek gidip koltuğuna oturdu. Samantha, onu daha önce hiç bu kadar sinirli görmemisti.

Ama Guy’ın bu öfke patlamasından memnun olunacak bir durum yoktu. Gafil avlanmıstı, hepsi bu. Durgun sularda güvenle yol alan gemisi dalgalarla karsılasmıstı. Fakat kısa sürede toparlardı. Samantha hayatına hiç girmemis gibi yoluna devam ederdi.

Bu düsünce kalbine bir bıçak gibi saplandı. Kendisini sevmeyen birine âsık olmak, hatta karsı cinsten olduğunun bile farkında olunmamak gerçek bir eziyetti.

“Beni oldukça zor bir durumda bırakıyorsun. Gelecek yaz, müzik grubu Dambuster için bir Avustralya turu anlasması yaptım. Bu kadar ünlü bir

pop grubunun turunu organize etmenin ne kadar yoğun çalısma gerektirdiğini biliyorsun. Grup, buradayken bir de film çekmek istiyor. Bunu seninle daha sonra konusacaktım ama…”

Guy omuzunu silkti, oldukça dalgın görünmesi sasırtıcıydı. Samantha neredeyse yelkenleri suya indiriyordu, neredeyse.

“İki ay burada olacağım. Turla ilgili düzenlemeleri yapmak için yeterli bir süre bu. Madem Bayan Walton’la çalısmak istemiyorsun, insan kaynakları sirketlerine yeni bir sekreter aradığını da bildiririm.”

“Yeni bir sekreter istemiyorum,” diye gürledi Guy. Suratını asmıs küçük bir çocuk gibiydi.

Samantha, onun alt dudağını büzmesine neredeyse gülecekti. Bu dudak o kadar seksiydi ki, Guy’ın otuz altı yasında olduğuna inanmak güçtü. Çünkü oldukça genç gösteriyordu. Ağzının ve gözlerinin etrafındaki ince çizgiler fark edilmeyecek kadar azdı. Ama iste, bir erkek her zaman küçük bir oğlan çocuğu gibiydi, ta ki baba olana kadar. Bu erkek ise bundan olabildiğince kaçınıyordu.

Alaycı gülümsemesini fark eden Guy, oğlan çocuğu halinden çıktı. Simdi katı ve basarılı organizatör olmustu.

İstifa mektubunu aldı. Yırtarak parçalara ayırdı ve çöp sepetine attı. “Hadi bu saçmalığa bir son verelim, Sam. Ne demek istediğini iyi anladım. Seni çok çalıstırıyorum. Gelecek pazartesinden baslayarak iki haftalık izine çık ve bugünden geçerli olmak üzere maasına da zam yapıyorum.”

Samantha saskınlıkla ona baktı. Böyle bir zorbalık Guy’ın kesinlikle tarzı değildi. Ya sakin tavrıyla ya da cazibesi ile islerini hallederdi. Asla saldırgan davranmazdı. Her zaman öfkenin, öfkeyi körüklediğini söylerdi. Mevcut durumda da gerçekten körüklemisti.

Samantha dimdik gözlerine baktı. “Sanırım ne demek istediğimi iyi anlatamamısım, ya da sen anlamamıssın, iki ay, Guy,” dedi kızgınlıkla. “Bir daha istifa mektubumu yırtarsan bu, sadece iki dakika olacak. Kahrolası turu da sen organize edersin o zaman!”

Guy’ın kelimenin tam manasıyla ağzının açık kalmasını memnuniyetle izledi. Resmi ve düzenli Bayan Samantha Peters küfür mü ediyordu? Serinkanlı, sakin ve aklı basında sekreteri kendini mi kaybetmisti? Duyulmamıs sey!

Saçlarını toplamamıs olsaydı, odadan çıkarken basını savurur ve çıkısını ruh hali gibi asabi bir hale sokardı. Ama uzun dalgalı bukleleri her zamanki gibi tepesinde toplanmıs olarak topukları üzerinde döndü. Guy’ın ofisinden kendi odasına açılan ara kapıyı çarparak kapattı.

Guy onu ne takip etti ne de aradı. Öfke nöbeti geçiren sekreterlerin arkasından kosmak onun tarzı değildi.

Samantha masasına oturduğunda titriyordu. Rüzgâra kapılmıs yaprak gibi titriyordu.

Kendi kendine sürekli doğru seyi yaptığını söylüyordu. Yapabileceği tek seyi yapmıstı. Bu lanet sirketin iyiliği için duygularını artık daha fazla saklamaya devam edemezdi. Yıkıcı ve yok edici bir durumdu bu. Akıntıya kürek çekmekti.

Evet, dedi içini çekerek Samantha. Doğru seyi yaptım.

Bir dakika sonra özel tuvaletinde hıçkırarak ağlıyordu.

.

Ertesi sabah, köprüdeki trafik sıkısmıs, arabalar tampon tampona yol almaya çalısıyorlardı. Samantha saatine baktı. Muhtemelen geç kalacaktı. Bindiği otobüsün camından asağıya limana bakmaya basladı.

Yine yağmur yağıyordu ve manzara çok da kartpostallık değildi. Bu yağmur ne zaman duracaktı?

Hava soğuktu, Nisan ayı için oldukça soğuk. Sanki mevsim sonbahar değil kara kıstı.

Buğulanmıs pencereyi sildi ve uzaktan görünen opera binasına baktı. Beyaz bina bugün griye dönüsmüstü.

Samantha içini çekti. Her sey ne kadar bunaltıcı görünüyordu. Hâlbuki bu sabah, bunalım ihtiyacı olan son seydi. Tek tesellisi günlerden Cuma olmasıydı. En azından iki gün Guy’dan uzak olacaktı.

Dün berbat bir gün olmustu. Guy daha sonra onu ofisine çağırmıs ama isten ayrılması ile ilgili tek kelime etmemisti. Bunun yerine sasırtıcı bir sekilde özür dilemis ve mevcut bütün dosyaları birlikte gözden geçirmelerini istemisti. Tavrı tam bir is adamı gibiydi. Durumu kabullenmis ve ‘ikinci kaptanı’ ayrılmadan önce her seyi kontrol ederek gemisini güvenli ufuklara götürmek için gerekli önlemleri alıyordu.

Gidisini bu kadar kolay kabullenmesi Samantha’yı derinden yaraladı. Dosyaları gözden geçirdiler. Her dosya ona baska bir anıyı çağrıstırdı, çoğunlukla mutlu anıları.

Son bes yıldır hayatının heyecanla dolu geçtiğini nasıl unutabilirdi? Ya Guy’un düzenlediği gösteri ve konserler için birlikte çalısmalarını? Galalar, organizasyonun sonunda yapılan partiler? Samantha bu kadar ilginç insanla nasıl tanısacaktı? Karsı karsıya olduğu zorluklar? Bizzat düzenlediği bir organizasyonun hatasız tamamlanmasından duyduğu tatmin?

…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur