Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Bu hayattan gerçekten ne istiyorsunuz? Hayattan istediklerimizi alabildik mi; yoksa hâlâ bir doyuma ulaşamadık mı? Ya da ne olarak aramızda hissettiğimiz bu ayrılığın ve nefretin nedeni nedir? Tabiatı sömürecek miyiz; ya da O’nun niteliğine benzemeli miyiz? Bu veya buna benzer sorulara cevap arayan “Ben”, tüm evrenin oluşum planı içinde ne ifade ediyorum?
***

İçindekiler

Giriş…1
Niyetimiz…
4
Yazılanları Nasıl Okumalı…6
Yaratan’ı Algılamak…10
Kalbin Penceresi…15
Mantık Ötesi İnanç…21
Manevi Yol…30
Yaratan’ın İlahi Takdiri…34
Yaratan ın Yönetiminin Farkına Varmak…39
Yemek Sofrası…42
Sahne 1…42
Sahne 2…46
Kişisel Menfaatleri Etkisiz Kılmak…66
Kabala Rehberin Olsun…72
Kabala Çalışmanın Amacı…75
Manevi ilerleyiş …79
İnanç: Yaratanın Tekliğine İnanmak…82
Algılarımız…87
Maneviyatın Yapısı…91
Sahte Zevkler…94
Yardım İçin Talep …97
Kabalist Baruh Aşlag’ın Anısına…98
Kişisel Haz Arzularına Karşı Çıkmak…102
İçsel Hareket ve Gelişim …110
Özgecil Zevklere Doğru İlerlemek…119
Egoizmi Yok Etmek…136
Yaratan’ı Arayış …150
Kabala’nın Yolu …160
Haz Alma Arzusu …170
İfşa ve Gizlilik …178
Egoizmi Özgecilliğe Çevirmek …197
Aşamalı Manevi Islah …206
İçsel Nitelikler ve Dışsal Etkenler…220
Manevi Basamaklar …226
Dört Temel Bakış …229
Yaratan’la Bütünleşmek…237
İfşanın Aşamaları …252
Yalnız Kalamayan Ama Her Güce Sahip Sihirbaz: Büyükler İçin Masal…257
Manevi Seviyeler …268
Yaratan’a Dönüş …283
Manevi Yol …301
Egoizmin Islahı …318
Manevi Niteliklere Özlem Duymak …332
Manevi Gelişim …354
Manevi Çalışma…379
Güven ve İnanç …393
Yaratan’a Boyun Eğme Süreci…399
Manevi Dünyayı İdrak Etmek…408
Daha Üst Manevi Seviyeleri Anlamak …412
Islah’ın Aşamaları…417
İnanç Egoizmi Islah Etmenin Tek Çaresidir …421
Kendim İçin Değil …435
Lişma O’nun Adına Yapmayı Edinmek…439
Doğamızın Dönüşümü …447
Yaratan Korkusu …453
Özgecilik Tohumu …459
Yaratandın Tekliğini Algılama Savası…464
İhsan Etmek İçin Almak…473
Istırap Mutlak İyilik Olarak Gönderilir…481
Kötü Eğilim…489
Üç Çizgi Üzerinde Çalışmak …495
Gerçek Doğamızı Anlamak…505
Manevi Alıntılar …514
Kabalist Michael Laitman’ın Kabala’yı Arayışı …517

Mutlak özgecilik ve sevgi gibi manevi niteliklerin özünü algılamak  insanoğlunun anlayışının ötesindedir. Böyle hislerin varlığını bile anlamak algımızın çok ötesindedir; bizlerin bir çeşit kişisel menfaat sunmayan her hangi bir eylemi gerçekleştirmemiz için bir teşviğe ihtiyacımız var gibi görünüyor. Bu nedenden dolayı özgecilik gibi bir nitelik bize sadece yukarıdan verilebilir ve sadece bu niteliği deneyimleştirenler onu anlayabilir.
Kabalist Dr, Michael Laitman

Giriş

Çok bilinen bir soruyu kalbinizle dinlerseniz eminim Kabala çalışma üzerine olan tüm endişeleriniz bir iz bile bırakmadan kaybolacaktır. Bu soru dünyada doğan herkes tarafından sorulan acı fakat adil bir sorudur: “Hayatımın anlamı nedir?”

Kabalist Yehuda Aşlag Talmud Eser Sefirot’a Giriş

Öğretmenim, Kabalist Baruh Şalom Halevi Aşlag, kullandığı bir çok makale ve notların içinden özellikle bir tanesini hep yanında taşırdı. Bu not defteri babası Kabalist Yehuda Halevi Aşlag ile yaptığı sohbetlerin yazılarım ihtiva ediyordu. Kabalist Yelıuda Aşlag; Zohar kitabının 21 ciltlik tefsirinin yazarı ve ayrıca Kabalist Ari’nin Kabala üzerine çalışmalarının ve makalelerinin 6 ciltlik tefsirinin yazandır.

1991 yılında yeni yılın ilk günü hocam beni yatağının başına çağırdı ve bana not defterini vererek şöyle dedi: “Bunu al ve ondan öğren”. Bir sonraki sabah öğretmenim kollanmda vefat etti; ben ve benim gibi birçok öğrencisini bu dünyada rehbersiz bırakmıştı.

Bana şöyle derdi: “Sana, benden ziyade Yaratan’a dönmeyi öğretmek istiyorum, çünkü tüm varoluşun tek gücü, tek kaynağı, sana yardım edebilecek bir tek O var ve O senin yardım dualarını beklemektedir. Bu dünyanın bağından özgür kalma arayışında yardım istediğinde, kendini bu dünyanın üzerine yükseltirken ve kendini bulmakta yardıma ihtiyaç duyduğunda, Yaratan’a dönmelisin, zira seni Kendisine dönmeye zorlamak için tüm bu arzulan yollayan O’dur.”

(Rabaş. Tüm Kabalistler kendi edinim veya isimlerine istinaden bir Lakap ile anılırlar.
Baal HaSulam. Tarihde ilk defa Kabalistik manevi yazılan halka anlatmak, kişinin basamak basamak ilerlemesi için, o neslin anlayacağı dilde yorumlamasından dolayı Merdivenin Sahibi adı verilmiştir.)

Bu kitapta öğretmenimin not defterinden fikirleri toparlamaya çalıştım. Burada yazılanları tamamıyla açıklamak mümkün değil zira her birimiz o anki algımızın limitleri dahilinde okuduğumuzu anlayabiliriz çünkü her birimiz kişisel ruhlarımızın nitelikleriyle sınırlıyızdır. Dolayısıyla, yüce ışıkla karşılıklı iletişim sürecinde her birimiz bu fikirleri ruhumuzun algıladığı şekliyle tercüme ederiz.

Kabalist Yehuda Aşlag’ın düşünceleri en büyük oğlu hocam aracılığıyla bu dünyaya ulaşsın ve bu dünyadaki yaşamlarımızın seyrinde Yaratan‘la bütünleşmemizi sağlasın!

Kabalist Dr. Michael Laitman

Niyetimiz

Bney Baruh, Hz. Âdem’le başlayan ve sonrasında halka bu ilmi öğreten Hz. İbrahim ve sonraki peygamberlerin aktardıkları otantik Kabala ilmini çalışan ve öğrenmek isteyen herkese ücretsiz sunan bağımsız bir organizasyondur.

Binlerce yıldır bu ilmi çalışan Kabalistler, hayatın ve yaratılışın özünü ve nedenini araştırarak bu ilmi her nesil için geliştirdiler. Doğa ve Yaratan’ı bu dünyada yaşarken keşfetmemiz gerektiğini ve doğanın insanoğlunu hangi yönde geliştirmeye yönelik ittiğini anlayan bu erdemli insanlar, insanoğlunu da yüceltmek için bizlere kaynaklar bırakmışlardır.

Özellikle 21.yy. da insanoğlunun çok büyük ıstıraplardan geçtiğini görüyoruz. Tüm dünyada savaşlar, depresyon, terör, ekonomik krizler, aileler dağılması ve insanoğlunun tüm bu olaylardan dolayı yaşadığı çaresizlikle beraber çözüm bulamaması dünyayı giderek karanlığa götürmektedir.

Liderler ne yapacaklarını bilememektedir. Artık tüketici toplumun dünyayı yok ettiği ve kaynakların bu şekilde israflarla ziyan edilmesinin artık sonu geldiğini dünyadaki bilim adamlan görmektedirler. Ancak, hiç biri çözüm üretememektedir.

Bu ilim son iki bin yıldır insanoğlunun egoist gelişiminin tamamlanmasını bitirmesi için titizlikle gizlenmiştir. Sadece her nesilde bu bilim buna layık bir kaç erdemli öğrenciye o neslin doğal gelişimine uygun hale getirilmesi için aktarılmıştır. Bu yüzden geçmiş nesillerde hep erdemli bir kaç kişi büyük izler bırakmıştır ve onların izleri hala devam etmektedir.

Bizim neslimiz ulaştığı yok edici egoizmin bu safhasında bu ilimi artık kullanarak fiziksel hayatın faniliğinin üzerine çıkıp bu dünyada yaşarken sükunet ve yaratılışın kanunlarını ve yaratılışın nedenini çalışarak, dünyevi bedeninin içinde var olurken tüm bu yaratılışı ve Yaratan’ı keşfetme yüceliğine tıpkı geçmiş nesillerdeki o büyük erdemli insanların ulaştığı gibi ulaşabilir. Bu tür bir erdemlik insana tüm evreni ve yaratılışı açar ve kişiyi Adam, İnsan seviyesine yükseltir.

Her insanın içinde bulunan o özel noktaya hitap eden bu ilimin sizlere yaratılışı ve yaratılışın amacını açmasını ümit ederiz.

Bney Baruh Kabala İlmi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü Grubumuz ile daha fazla bilgi için www.kabala.info.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Yazılanları Nasıl Okumalı

Bu kitabın gerekliliği öğrencilerimin sorduğu sorulardan, radyo  röportajları ve çeşitli seminerlerde sorulan sorulardan ve tüm dünyadan yağmaya devam eden sorulardan ortaya çıktı.

Kabala’nın anlatılmasında ve öğretilmesindeki zorluk manevi dünyanın bu dünyada karşılığının olmamasından kaynaklanıyor. Çalışmamızın amacı net bile olsa, anlaşılırlığı geçicidir. Öğrendiklerimiz manevi parçamızın algılayışıyla netleşir ki bu Yukarıdan sürekli yenilenir.

Dolayısıyla, daha önce anladığımız bir konu sonradan anlaşılmaz hale gelebilir. Ruh halimize ve manevi koşulumuza göre okuduğumuz yazı son derece derin anlamlar taşıyabilir ya da tamamen manasız gelebilir.

Eğer dün çok açıkça anladığınız bir şey bugün tümüyle anlaşılmaz bir hale gelirse umutsuzluğa kapılmayın. Yazılar anlaşılmaz, garip veya mantıksız gelse bile pes etmeyin. Kabala teorik bilgi edinmek için çalışılmaz, bizden gizlenmiş olanı görmemiz ve algılamamız içindir. Manevi gücü anlayıp edindikten sonra görmeye ve algılamaya başladığımızda sonuç olarak edinilen manevi ışıklar ve seviyeler bize mutlak bilgiyi bağışlar.

Üst Işığı kavrayana ve bize sunduklarını algılayana dek evrenin nasıl inşa edildiğini ve çalıştığını anlayamayız çünkü dünyamızda bu kavramları örnekseyecek bir şey yoktur. Bu yazılar manevi güçleri algılamamızdaki ilk adımlarda bize yardımcı olabilir. Sonraki safhalarda ise ilerleyişimiz sadece bir öğretmenin yardımıyla olabilir.

Bu kitabı alışılagelmiş bir şekilde okumanızı önermem. Daha ziyade, bir paragrafa konsantre olmalı, onu düşünmeli ve bahsedilen konularda yansıma bulan örnekleri anlamaya çalışmalısınız. Ondan sonra da bu konuları kendi kişisel deneyimlerinize uygulayabilirsiniz.

Sabırla, cümlelerin üzerinden tekrar tekrar geçerek ve düşünerek yazann hislerinin derinliğine girmeye çalışmalısınız. Ayrıca yavaş yavaş okuyup, yazılanların ince ayrıntılarını çıkarmaya çalışın ve gerekirse tekrar her bir cümlenin başına dönün.

Bu yöntem ya yazılara kendi hislerinizle dalmanıza yardımcı olur ya da bir konuyla ilgili hislerinizin eksikliğini fark ettirebilir. Eğer durum hislerin eksikliği ise, manevi açıdan ilerlemek bizim için çok önemli bir önkoşuldur.

Bu kitap hızlı okumak için yazılmamıştır. Kitapta anlatılan tek bir konu, “Yaratan ile nasıl bağ kuracağımız” olsa da, konu farklı yönleriyle ele alınmaktadır. Böylece her birimiz yazılanların derinliğine inmemizi sağlayacak belli bir cümle ya da kelime bulabiliriz.

Yazılarda, egoizmin arzuları ve hareketleri üçüncü kişide tarif edilmektedir, ancak kişisel bilincimizi arzularımızdan ayırabilme noktasına gelene kadar egoizmin arzulannı ve tutkularını kendimizinmiş gibi dikkate almalıyız. Kitapta geçen “beden” kelimesi fiziksel gövdemizle ilgili olmayıp, “alma arzumuz” olan egoizmimizden bahsetmektedir.

Bu kitaptan en iyi şekilde faydalanmak için aynı bölümleri farklı zamanlarda farklı ruh hallerinde okumak gerekir. Böylelikle kendimizi aynı yazıya farklı durumlarda verdiğimiz farklı reaksiyon ve yaklaşımlarla daha yakından ilişkilendirebiliriz.

Yazılanlarla aynı fikirde olmamak, aynı fikirde olmak kadar iyidir. Okurken en önemli nokta yazılanlara bir tepki vermektir. Hem fikir olmamak ilk aşamaya (Akhoraim, Sırt) gelmektir bu bizi bir sonraki safhanın (Panim, Yüz) algılanmasına hazırlar.

Kesinlikle yavaş, manalı bir şekilde okumak hislerin ya da “kaplarınf kelim” gelişmesini sağlar ve bunlar manevi hislerin edinilmesi için bir gerekliliktir. Kaplar yerlerine oturunca üst ışık içlerine girebilir. Kelimin yani kaplann oluşmasından önce, Işık sadece etrafımızdadır. Biz hissetmememize rağmen ruhlarımızı sarar. Bu kitap bilginize bilgi eklemek için yazılmadı. Ezberlemeniz için de yazılmadı. Aslında kendimizi asla yazılanlarla sınamamalıyız. Hatta yazılanları unutmak

çok daha iyidir, böylelikle ikinci okumada her şey taze ve tümüyle farklı gelir. Ayrıca daha önce edindiğimiz hislerin içimize sindirilip sonra da kaybolmaları daha önce uyandırılmamış hisler için yer açmaları anlamına gelir. Yeni bir his organının geliştirilmesi süreci maneviyatta, yeni ruhlarımızın algılayamadığımız yansında sürekli yenilenme ve birikme olur. Okumamızdaki en önemli olgu, daha sonra değil okuduğumuz anda hissettiklerimizdir. Bu hisler yaşandıktan sonra kalpte ve zihinde ifşa olurlar ve ruhun devam eden gelişim süreci içinde her ihtiyaç duyulan anda ortaya çıkarlar. (Kabala’da alma arzularımıza Kaplar ya da Kelim denir.)

Kitabı bitirmek için acele etmektense size cazip gelen kısımlara odaklanmanız tavsiye edilir. Okuduklanırız ancak o zaman size yardımcı olabilir ve kişisel manevi yükseliş arayışınıza rehberlik edebilir. Bu kitabın yazılış sebebi hayatın sırlanna ilgimizi çekmektir: “Neden bu dünyada doğduk?”, “Buradan yani bu dünyadan manevi dünyalara girebilir miyiz?”, ‘Yaratılışın amacını anlayabilir miyiz?”, “Yaratan’ı”, ebediyeti ve ölümsüzlüğü anlayabilir miyiz?”, “Nasıl manevi olarak gelişmeye başlayabiliriz?”

Çok bilinen bir soruyu kalbinizle dinlerseniz eminim Kabala çalışma üzerine olan tüm endişeleriniz bir iz bile bırakmadan kaybolacaktır. Bu soru dünyada doğan herkes tarafından sorulan acı fakat adil bir sorudur: “Hayatımın anlamı nedir?”

Kabalist Yehuda Aşlag
Talmud Eser Sefirot’a Giriş

1) Yaratan’ı Algılamak

Nesiller gelir ve gider, ama her nesil ve her kişi hayatın anlamıyla ilgili aynı soruyu sorar. Bu özellikle savaş ve küresel acılar zamanında ve kişisel hayatımızın bazı noktalarında başımıza gelen talihsizlikler zamanında olur. Bize çok pahalıya mal olan bu hayatın amacı nedir? Felaketlerin olmaması mutluluk olarak sayılmamalı mı?

Talmudun “Atalarımızın Etikleri” bölümünde şöyle yazar: “İradene aykırı doğdun, iradene aykırı yaşıyorsun ve iradene aykırı öleceksin.

Her nesil kendine düşen felaketlerden payını almıştır. Aramızda savaş dönemlerini, ekonomik yokluk zamanını ve savaş sonrası belirsizlik dönemlerini geçirmiş insanlar var. Ama görüyorum ki benim neslim acı ve sıkıntılarla dolup kendisini bulamamakta ve yapılandıramamaktadır. Böyle bir ortamda hayatımızın anlamıyla ilgili soru apaçık ortaya çıkar. Bazen hayat sanki ölümden daha zor gibi görünür; dolayısıyla atalarımızın “İradene aykırı yaşıyorsun…” dediklerine şaşırmamak lazım.

Doğa bizi yarattı ve bize verdiği niteliklerle var olmak zorundayız. Sanki yarım akıllı varlıklarmış gibiyiz: davranışlarımızın içimizde doğuştan var olan karakter ve özelliklerimizin sonucu olduğuna ve buna karşı gelemeyeceğimizi anladığımız dereceye kadar zekiyiz. Eğer doğanın merhametindeysek, bu belirsiz, mantıksız doğanın bizi nereye götürdüğünü tahmin etmek zor.

Doğalarımız tıpkı vahşi hayvanlar gibi içgüdüsel ve kısırdöngü mücadeleleriyle kişiler arasında ve tüm ülkeler arasında çatışmalarla meşgul olmaktan sorumlular. Buna rağmen yine de bilinçaltımızda, varlığımızı ilkel hayvanlarla kıyaslamayı kabul edemeyiz.

Ama eğer, bizi Yaratan İlahi bir güç varsa, O’nu neden algılamıyoruz, neden bizden gizleniyor? Eğer bizden ne talep ettiğini bilseydik yaşamlarımızda bu hataları yapmaz ve ıstırap ile cezalandırılmazdık.

Eğer Yaratan insanoğlundan gizlenmiş olmasaydı, açıkça algılanabilseydi ve her birimiz tarafından tek tek görülebilseydi hayat ne kadar kolay olurdu! O zaman O’nun varlığından hiç tereddüt etmezdik. O’nun bizi saran dünya üzerindeki ilahi yönetiminin etkilerini gözlemleyebilir, yaratılışın sebep ve amacını anlayabilirdik. Hareketlerimizin sonuçlarını ve Yaratan’ın bunlara tepkisini açıkça görebilir, tüm problemlerimizi O’nunla karşılıklı diyalog halinde tartışabilirdik. S orunlarımızdan dolayı O’na şikâyette bulunabilir, O’ndan yardım isteyebilirdik. O’nun korumasını ve tavsiyesini talep edebilir ve neden bize bu şekilde davrandığını açıklamasını isteyebilirdik.

Son olarak O’ndan gelecekle ilgili tavsiye isteyebilirdik; O’nunla sürekli iletişim içerisinde olur ve O’nun nasihatine göre kendimizi ıslah edebilirdik. Sonuç olarak O mutlu olurdu ve biz de bundan fayda görürdük.

Tıpkı bir çocuğun doğar doğmaz annesinden haberdar olması gibi biz de Yaratan’ın varlığından haberdar olurduk. O’nun bizim davranışlarımıza ve hatta niyetimize olan reaksiyonunu gözlemleyerek hayatı doğru yaşamayı öğrenirdik. Yaratan’ı tıpkı bir annenin yakınlığı kadar yakın algılardık çünkü O’nu yaratılışımızın kaynağı olarak, ebeveynimiz olarak, şimdiki varlığımızın ve gelecekteki tüm yaşamımızın nedeni olarak görürdük.

Eğer yukarıdakiler gerçek olsaydı hükümetlere, okullara, öğretmenlere hiç bir ihtiyaç duymazdık. Tüm milletlerin varoluşu herkese bariz olan ortak sebep için sadece iç içe varoluşa odaklanırdı: Açıkça görülebilen ve algılanabilen Yaratan ile manevi bütünleşme.

Herkesin davranışlarına gayet net olan manevi kurallar ve emirler rehberlik ederdi. Ve herkes de bu kurallara itaat ederdi zira etmemek kişinin kendisine zarar vermesi anlamına gelirdi tıpkı uçurumdan atlamak ya da ateşin içine atlamak gibi olurdu.

Eğer açıkça Yaratariı ve İlahi takdirini algılayabilseydik en zor işleri bile yapmakta güçlük çekmezdik, zira bu işlerden elde edilecek kişisel menfaat açıkça görülürdü. Sanki şu anı ya da geleceği hiç düşünmeden tüm varlığımızı bir yabancıya vermek gibi olurdu.

Bu hiç bir problem teşkil etmezdi, zira Yaratan’ın İlahi takdirinin farkında olmak kişisel menfaatimiz olmadan hareket etmenin faydalannı görmemizi sağlardı. Bilirdik ki Yaratan’ın sonsuz iyilik ve şefkatinin gücü altındayız.

Kendimizi tümüyle Yaratan’a vermenin, tüm arzu ve düşüncelerimizi hiç gizlemeden O’na teslim etmenin ve O’nun bizden olmamızı istediği gibi olmanın ne kadar doğal olabileceğini ayrıca şu anki gizli halindeyken bunun ne kadar imkânsız ve doğal olmadığını da bir düşünelim.

Kendimiz için en ufak bir endişemiz bile olmazdı, kendimizi hiç düşünmezdik. Aslında kendimizi hissetmeyi bile unutur tüm his ve düşüncelerimizi O’na nakleder, O’na yaklaşmaya çalışıp O’nun düşünce ve arzulan doğrultusunda yaşardık. Tüm bahsettiklerimizden açıkça görüyoruz ki dünyamızda eksik olan tek şey Yaratan’ın algılanmasıdır.

Böyle bir anlayış ve algıyı edinmek hayatımızın yegâne amacı olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için tüm çabamızı ortaya koymalıyız, zira sadece Yaratan’ı algıladığımızda O’ndan yardım alabiliriz. Bu, bizi dünyadaki felaketlerden ve manevi ölümden kurtarabilir ve ancak bu şekilde manevi sonsuzluğu edinerek bu dünyaya geri gelmek zorunda kalmayız.

Yaratariı algılayabilmeyi öğrenme yöntemi “Kabala” olarak bilinir.

Yaratan’ın algılanmasına “inanç” denir. Bu konudaki genel yanlış, inanca Yaratan’ı görmeden ve algılamadan kafamızı karanlığa gömmek olarak bakılmasıdır. Aslında inanç kelimesinin anlamı bunun tam tersidir. Kabala’ya göre, kişiyi dolduran Yaratan’ın ışığı, Yaratan’la bağ oluşturan ışık, O’nunla bütünleşme hissini yani Or Hasadim-Şefkat Işığı veren ışık, “İnanç Işığı” ya da kısaca “inanç” olarak bilinir.

İnanç, Yaratan’ın ışığı, bize sonsuzlukla bağ hissini verir. Yaratan’ın anlaşılırlığını, O’nunla mutlak bir iletişim ve buna ek olarak da sarsılmaz bir güvenlik, ölümsüzlük, yücelik ve güç hissini getirir bize.

Açıkça görüyoruz ki bu geçici maddesel varlığımızdan ve ıstırabımızdan yani faydasız geçici heveslerin peşinde koşarak çektiğimiz acılardan kurtulabilmemiz inanç denilen kavramı edinmekle olabilir ki bu şekilde Yaratariı algılayabilelim.

Genel olarak, tüm talihsizliklerimizin, yaşamlarımızın geçiciliğinin nedeni sadece Yaratan’ı algılayamayışımızdan kaynaklanmaktadır. Kabala bize öğreterek bizi O’na doğru götürür: “Gel tat ve Yaratan’ın iyi olduğunu gör”.

Bu kitabın amacı size Yaratan’ı algılama yolundaki ilk adımlarda rehberlik etmektir.

Kalbin Penceresi

örüyoruz ki dünyanın yaratılışından beri insanoğlu, çoğu %7 zaman ölümden beter olarak tanımlanacak muazzam ıstırap ve acılar çekmiştir. Eğer tüm bu acıların sebebi Yaratan değilse, kimdir?

Tarih boyunca, kaç kişi kendi isteğiyle acılara katlanarak üstün erdemliği ve maneviyatı edinmek için çaba sarf etmiştir? Kaç tanesi bir damla manevi algı ve erdemliğini edinmek, Yaratan’ı anlamak ve O’nun gönüllü hizmetkârı olmak için kendilerini katlanılmaz acılara bıraktılar?

Buna rağmen hayatlarını bir tek karşılık almadan ve gözle görünen hiç bir şey elde etmeden yaşadılar. Tıpkı bu dünyaya geldikleri gibi, hiç bir şey de elde etmeden terk ettiler.

Neden Yaratan onlann dualarını görmemezlikten geldi? Neden onlara sırtını döndü ve acılarını hor gördü?

Tüm bu insanlar bilinçaltında, Evrenin ve vuku bulan her olayın çok daha yüksek bir gayesi olduğunun farkına vardılar. Bu anlayış kişinin Yaratan’la “Birleşme Damlası” olarak adlandırılır.

Bencilliğin hat safhasında olmalarına ve muazzam acılardan geçmelerine rağmen, Yaratan‘ın reddini hissettikten sonra aniden o ana dek gerçeğe kapalı olan kalplerinde bir pencerenin açıldığını hissettiler. O ana kadar kalpleri kendi arzuları ve acılan dışında bir şey hissedemiyordu. Kalplerindeki bu pencere onlara uzun zamandır özlemle bekledikleri, kalbin yıkılan duvarlarından içeri nüfuz eden, Yaratan’la birleşme damlasını yaşamaya ve hissetmeye değer olduğunu gösterdi. Böylelikle tüm nitelikleri Yaratan’ın niteliklerine benzeyecek şekilde tersine çevrildi.

Ancak o zaman farkına vardılar ki Yaratan’la bütünleşmek sadece acılarının en derin noktasında mümkün oldu. Sadece o zaman Yaratan’ın tekliğini algılayabildiler, çünkü O’nun varlığı ve O’nunla “Birleşmenin Damlası” orada mevcuttu. Bu iç anlayışı yaşadıktan sonra, ışık onlara aşikar oldu ve yaralarını sardı.

Tamamen algılarımızdaki ve kavramamızdaki yaralardan, ruhlanna işkence eden korkunç çelişkilerden dolayı Yaratan onları öyle sınırsız bir mutlulukla doldurdu ki daha mükemmel bir şey hayal bile edilemezdi. Bunlann hepsi onlara sadece acılarının ve ıstıraplarının, bir değeri olduğunu hissettirmek içindi. Tüm bunların hepsi, Onların nihai mükemmelliği hissetmeleri için gerekliydi.

Bu koşula ulaştıktan sonra bedenlerindeki her hücre onları bu dünyadaki herkesin hayatlarında sadece bir kez bile olsa, Yaratan‘la bütünleşme hazzını yaşayabilmek için inanılmaz işkenceden geçmeye razı olabileceklerine ikna etti.

Peki, o zaman Yaratan neden insanlann haykırışlarına karşı sessiz? Bunu açıklamanın tek bir yolu var: İnsanlar Yaratan’ı yüceltmekten ziyade kendi ilerleyişlerini ön planda tutmaktadırlar. Dolayısıyla, gözyaşları boştur ve bu dünyaya geldikleri gibi terk ederler; hiç bir şey ile.

Her canlının sonu yok olmaktır ve Yaratan’ı algılayamayan kişiler bu anlamda hayvanlar gibidirler. Öteki taraftan, eğer kişi kendisini Yaratan’ı m yüceliğine yöneltirse o zaman Yaratan kendisini o kişiye ifşa eder.

Yaratılışın amacını gerçekleştiren “Birleşmenin Damlaları”, Yaratan’ın yüceliği ve sevgisiyle ilgilenen kişilerin kalplerini doldurur. İlahi kanunun adaletsizliğinden şikayet etmektense kalplerinde Yaratan’ın her şeyi adil bir şekilde yönettiğine ve her şeyi onlann iyiliği için yaptığına ikna olanların kalplerini doldurur bu damlalar.

Manevi olan bir şey parçalara bölünemez; bütünü ancak parça parça anlayabiliriz ta ki tümünü anlayana kadar. Bu nedenden dolayı, manevi yolumuzdaki çabalarımızın başarısı yakarışlarımızın saflığına bağlıdır. Manevi Işık sadece kalbimizin egoizmden arınmış kısımlarına girer.

Objektif olarak varlığımızın doğasına ve etrafımızı saran her şeye bakarsak yaratılışın mucizesini bütünüyle takdir edebiliriz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıÜst Dünyaları Edinmek
  • Sayfa Sayısı527
  • YazarRav Michael Laitman
  • ÇevirmenBnei Baruh
  • ISBN9786055465902
  • Boyutlar, Kapak15,5 X 23,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviAlter Yayıncılık / 2011-6

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

PaintCV.net



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur