Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Batı Notları
Batı Notları

Batı Notları

Nuri Pakdil

Batı’ya dair tespitlerin yapıldığı bir kitap ‘Batı Notları’; iyiki okudum diyorum. Yazarın daha kitabın başında kurduğu şu cümle özet mahiyetindeydi: “Ama öykünmekle, inançları davranışları…

Batı’ya dair tespitlerin yapıldığı bir kitap ‘Batı Notları’; iyiki okudum diyorum. Yazarın daha kitabın başında kurduğu şu cümle özet mahiyetindeydi: “Ama öykünmekle, inançları davranışları farklı uluslara göre düzenlenmiş kurumları almakla, onların aynısını kurmakla, ulusal birleşime varmak mümkün müydü?”

Batı bu kadar samimi bir şekilde, ancak bu kadar güzel yazılabilirdi. Bir dostumdan dinliyormuş gibi okudum Batı Notları’nı. / Ayşegül Toprak

‘Batı Notları’, Nuri Pakdil’in Paris, Brüksel ve Roma’ya yaptığı gezinin notlarını içeriyor. Batı Notları’nda Nuri Pakdil, tarih bilincine sahip Müslüman bir yazarın bakışıyla Batı’yı, Batı toplumlarını eleştirel bir gözleme tâbi tutuyor.

Sunuş yazısında, şöyle deniyor: “Yalnızca izlenimlerimi değil, Batı’nın bende yaptığı çağrışımları da yazdım. Şunu da belirteyim: Bilinen gerçeklere yeni bir şey eklenmedi. Ama bunlarla, uygarlık sorunlarımıza az çok değiniliyorsa, bu gerçeklerin sürekli yazılması ve üzerinde düşünülmesi zorunludur.”

Uzun yıllar sonra, kimi küçük eklemeler ve değişikliklerle yeniden basılan Batı Notları, genç okurlara Nuri Pakdil’i yakından tanımaları için bir imkân kabul edilmelidir. / Şaban Abak

1

Kuşluğa doğru, uçak Ankara’dan kalktı. Hâlâ, alandaki arkadaşlarımın ellerini tutuyormuşum, sanıyorum. Yolcuların çoğunluğu Türk.

Aşağısı Trakya ve Balkanlar. Buralar da bizim yurdumuzdu, Türkiye’nin toprakları içindeydi. Üç yüz yıl dan artık bir süre bizim olan, uygarlığımızın bir parçası olan buraları kolay kolay bırakmamalıydık. Trakya, tarihî bir soru olarak yeni kuşaklara öğretilmeli, yeni kuşaklardan, bu sorunun mutlaka cevabını bulmaya uğraşmaları istenmelidir. “Trakya’yı nasıl yitirdik?” sorusu uçağın içinde durmadan çınlıyor.

Batı üstüne, şimdiye değin çok okuduk. Uzun yıllardır, uygarlığımızı bırakıp, nasıl olursa olsun, ne olursa olsun, Batılılara benzemeye çalışıyoruz. Onların sözlerini tutmadan, onların kurumlarını almadan, onların yasalarını uygulamadan, sorunlarımızı çözemeyeceğimiz kanısına varmışız. Nasıl düşünüyorlarsa biz de öyle düşüneceğiz; düşüncenin en iyisini onlar bilirler çünkül Avrupalılar birer örnektirler önümüzdel Öyküneceğiz onlara! Batılılaşmak dediğimiz yabancılaşma böyle başlamadı mı?

Ama, öykünmekle, inançları, davranışları farklı uluslara göre düzenlenmiş kurumları almakla, onların aynısını kurmakla, ulusal bileşime varmak mümkün müydü?

Hem sonra ne olmuştu kendi kurumlarımıza?

Batı, geometrisi ve “eşya ateşiyle” karşıladı beni. Frankfurt hava alanını böyle anlatabiliriz: Solunmaz bir hava; kalabalık ve hız. Burası, yabancı birisi için ilginç belki; ama, kendi kargaşalığı içerisinde.

Ağır ağır yürüyorum. İlk kez yabancı bir ülkedeyim. Çoktandır yurt dışında kalmışım gibi, bu yolcular arasında Türkiye’yi özledim.

Uçakta hep Kudüs’ü düşünmüştüm. Çünkü Peygamber’in miracı Kudüs’ten başlar.

Bir buzağı var sanıyordum uçağın önünde. Pencereden baktıkça görülebiliyordu. Heryerde böylesi bir görüntü çıkıyor önümüze. Aslında, sorumluluğumuz bir buzağı gibi görünmektedir.

Uçak, ince bir ibrişimle birbirlerine uluyor ülkeleri!

Üniversitede okuduğum yıllarda, bir uçak geçmeyegörsün, Exupéry gelirdi aklıma, İkinci Dünya Savaşında uçağıyla yiten, nerede olduğu bilinmeyen Fransız pilotu-yazarı. Nedense acırdım. Sonra Zihni Hızal’ın adını duydum, yazdıklarını okudum, ey. lemciliğini anlattılar. Uygarlığımızın savaş pilotu idi. Asya’yı, Kafkasya’yı omuzlarına alarak, uygarlığımızın tarihteki büyüklüğünü bizlere anımsatmak için, bir Kafkasya kartalı gibi, durmadan uçuyordu. Rusya’da, Kafkasya’da, Trakya’da kalan müslümanların durumları bir bakıma ne kadar acıysa, 1970’lerden sonra Üniversitelerimizde okuyan öğrencilerin onu tanımamaları da o kadar acıdır. Çağın atı uçağında, yüreğinde taşıdığı Sonsuzluk Bildirisiyle ölmüştü Ankara’da 1963’te.

Makinenin egemenliği yoğun lav, insanın yüzüne bir kamçı gibi iniyor. İçimizi tedirgin eden bir basınç. İnsanın kişiliği, makinenin bir adım gerisinde duruyor. Sanırım, Batı yaşantısının uyumsuzluğu da bu dengesizliktedir. Çünkü, makine, “kişiliğin” önüne geçince dengesizlik başlar.

Alan, söbe bir kalem kutusunu andırıyor.

Çok Türk görüyorum. Bu geometriye yabancılar. Sanırım Almanlar da, onların bu yabancılığını, maki-nelerinin bir parçası olarak çalıştırıyorlar. Ne var ki, geometri boşlukta, sağlam dayanakları olmasa gerek. Akıl, belli bir oranda işlevini yapsa bile, ya kalbin “işlevi”? Almanlar makineye sığınmışlar. Ölümden korktukları için mi? Makineye güven olmaz! Makine bu korkuyu yenecek güçte olmak şöyle dursun, manevî değerleri talan ettiği için, Batılıyı ölüm karşısında sığınaksız bırakmıştır. Bu talandan sonra, kala kala makine kalmıştır güya sığınak olarak. İşte çelişkileri! Oysa ölmek korkusunu, ancak ölümötesi hayata inanarak yenebiliriz.

Almanlar, soğuk insanlar. Para bozdururken, kimisine bazı yerleri sorarken, gazete alırken, bu izlenimi ediniyorum.

1 Nisan 1972 günlü Le Monde gazetesinin Türkiye’ye değgin bütün yazılarından, âdeta, yurdumuzun bölünmesini, ulusumuzun parçalanmasını istiyorlarmış anlamı çıkarılabilir.

2

Gökyüzü, dörtbaşı bayındır bir ülkedir. FrankfurtParis arasında; çitlerle, handeklerle bölünmemiş bulut tarlalarından geçiyoruz. Görülmüyor aşağısı. Mâsum, kocaman bir gök beşiğinde tatlı tatlı irgalanıyoruz. Bulutlar; kimi yerde Toros Dağları gibi dik ve hırçın, kimi yerde Muş Ovası gibi yamyassı, kimi yerde Sakarya Irmağı gibi upuzun, kimi yerde Boğaziçi gibi girintili çıkıntılıdır. Bunlar göğün papatyalarıdır. Bulut tarlalarını geçmişsek, aşağılar belirleniyor. Yollar; kesik, ince çizgiler.

“Kasdım budur şehre varam Feryadü figan koparam”. Yunus Emre’nin şiirlerinden belleğimde olanlarını parça parça okuyorum.

İkindiye doğru, Orly hava alanına indik.

Anılarımızda olumsuz bir yeri vardır Paris’in. Tanzimat sonrası dönemlerde Avrupa’ya giden yazarlar. dan, eylemcilerden çoğu Paris’te kalarak, çıkardıklari dergilerle, gazetelerle bizi uygarlığımızdan koparmaya, bizi Avrupalılaştırmaya uğraşmışlardı. Batılıla ra öykünmeyi “terakki” sanıyorlardı! Batı devletleri de, bunların çalışmalarını destekliyorlardı. Londra’da kalanları, başka yerlerde, kalanları, oralarda çalışanları da vardı. Kültürde yabancılaşma, ilkin, Fransız etkisiyle başlamıştı. Politik düzeydeki yabancılaş ma ise, daha çok İngiliz etkisiyle oluyordu. Sonunda, ulusal birliğimiz parçalandı. Cumhuriyet döneminde Avrupa’da kalmış okumuşlarımızın da, öncekilerden farkları yoktu: Ne görmüşlerse aynının bizde de olmasını istiyorlardı; sanki bin yıllık uygarlığımız hiç olmamişti; Tarihimiz, utanılacak bir geçmişti; ne yapıp yapip Batılılara benzemeliydik!

Batılılaşmanın bir çok eşanlamı vardı, işte bunlardan birini de Paris simgeliyordu.

Şimdi, bu Paris’in içine giriyordum.

Karşılamaya gelen Türk arkadaşımla kucaklaşıyoruz.

 

Eklendi: Yayım tarihi
Ehliyet_sinav
Ehliyet_sinav

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Deneme
  • Kitap AdıBatı Notları
  • Sayfa Sayısı105
  • YazarNuri Pakdil
  • ISBN9789757013020
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviEdebiyat Dergisi Yayınları / 2014
Ehliyet_sinav

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Çarpışan Sesler / Otel Gören Defterler 1 ~ Nuri PakdilÇarpışan Sesler / Otel Gören Defterler 1

    Çarpışan Sesler / Otel Gören Defterler 1

    Nuri Pakdil

    İstanbul dönüşü kaldığı Keçiören’deki evden otele çıkışını, Otel Gören Defterler serisinin ilk kitabı ‘Çarpışan Sesler’e şöyle not düşüyor Pakdil: “Evden çıkmak gerekliydi de, âniden...

  2. Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş ~ Nuri PakdilKalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

    Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş

    Nuri Pakdil

    Nuri Pakdil’in diğer tiyatro eserlerinde olduğu gibi, ‘Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’te de, tüm gerilim Tanrıtanımazlık sorunu üzerine kurulu. Çağın her çıkmazının temelinde hep...

  3. Simsiyah / Otel Gören Defterler 4 ~ Nuri PakdilSimsiyah / Otel Gören Defterler 4

    Simsiyah / Otel Gören Defterler 4

    Nuri Pakdil

    ‘Otel Gören Defterler’ Nuri Pakdil’in salt ‘otel’ serüvenini anlattığı kitaplar değil. O, hangi mekânda olursa olsun, zihinsel üretimi, bilinçsel duruşu, mekan ve zaman ötesi...

Ehliyet_sinav

Aynı Kategoriden

  1. Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm ~ Aytuğ AkdoğanAğladı ve Gözyaşlarını Öptüm

    Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm

    Aytuğ Akdoğan

    Geniş, mutlu bir ailede yetişmedim. Mahalleden arkadaşlarım da yok. Öyle çok zengin de sayılmam; ben bir avareyim, çalışmayı düşünmüyorum. Sabıka kaydım olmadan on yedi yaşıma kadar gelebildim. En büyük zevkim iki mezar arasına uzanıp tütün sarmak.

  2. Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri ~ Eduardo GaleanoAşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri

    Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri

    Eduardo Galeano

    “Kimse gidecek kadar kahraman, kalacak kadar vatansever değil.” Bir yanda işkenceler, kayıplar, ölümler, katliamlar, sürgünler… Diğer yanda umut, mücadele ve direnç… Sevincin ve coşkunun,...

  3. Bölünmüş Bir Dünyada Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz ~ Elif ŞafakBölünmüş Bir Dünyada Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz

    Bölünmüş Bir Dünyada Akıl Sağlığımızı Nasıl Koruruz

    Elif Şafak

    “Pandemiden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, iyiden iyiye kutuplaşan dünyamız bir kavşakta ve hepimiz akıl sağlığımızı koruyarak hangi yolda yürüyeceğimizi bir an...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur