Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Balkon Sefası
Balkon Sefası

Balkon Sefası

İsmail Saymaz

“Sarı telefon bir gün olsun çalmadığı halde sehpadaki varlığını senelerce korudu. Zamanla ahizesi kırıldı, sonra tuşları çıktı, ardından kablosu koptu. Bir sabah annem sarı…

“Sarı telefon bir gün olsun çalmadığı halde sehpadaki varlığını senelerce korudu. Zamanla ahizesi kırıldı, sonra tuşları çıktı, ardından kablosu koptu. Bir sabah annem sarı telefonu kömür sobasına attı. İçimde, sivilceli ve çilli bir çocuğun “Alo!” sesini duydum. Açsaydın, “Seni seviyorum,” diyecektim.”

İsmail Saymaz, bazen bir Erzurum türküsünün soluğunu ya da Karadeniz’in yerinde duramayan rüzgârını İstanbul’un baş köşesine getiriyor; bazen de İstanbul’un hovardalıklarını, neşesini ve rengini tutup memleketin dört bir yanına salıveriyor. Ruhunu Kore Dağları’nda yaralayanların, ürkek gözlerle sinema perdesine bakanların, ilkokul günlerini hiç unutamayanların, büyük şehri görünce sudan çıkmış balığa dönenlerin, aşktan uykusu kaçanların, nabzı devrim hayaliyle atanların ve ömrünü bir fıkra gibi yaşayıp bir ağıtla bitirmek zorunda kalan insanların hikâyeleri…

Balkon Sefası, memlekete sevdalı kelimelerle yazılmış öyküler…

İÇİNDEKİLER
Birinci Bölüm
Muayene……………………………………………………………………………………………….9
Ses Sineması………………………………………………………………………………….13
Ben de Seni Öyle Özleyeceğim……………………………………….17
Bünyamin…………………………………………………………………………………………21
Goicihe Emice………………………………………………………………………………..25
85-86…………………………………………………………………………………………………….29
Cennet…………………………………………………………………………………………………..33
Yoldaşa Veda………………………………………………………………………………..37
İkinci Bölüm
Poşa’nın Kızı………………………………………………………………………………….45
Aday Adayı……………………………………………………………………………………..49
Kısmet………………………………………………………………………………………………….53
Yağ Çiçeği…………………………………………………………………………………………57
İftar Topu………………………………………………………………………………………….61
Sağdıç …………………………………………………………………………………………………..65
Karilar Pilajı…………………………………………………………………………………..69
Amme Malı……………………………………………………………………………………..73
Zelzele…………………………………………………………………………………………………..77
Afişteki Kadın………………………………………………………………………………81
Karışık Tost…………………………………………………………………………………….85
Sarı Telefon……………………………………………………………………………………..89
Ah, Yasemin………………………………………………………………………………….93
Taziye Evi…………………………………………………………………………………………97
Balkon Sefası………………………………………………………………………………101
Gont……………………………………………………………………………………………………..105
Papara……………………………………………………………………………………………….109
İhtiyaç Molası…………………………………………………………………………….113
Sinek Arabası…………………………………………………………………………….117
Akasya Reçeli……………………………………………………………………………..121

Birinci Bölüm

Muayene

Doktor, masanın üzerindeki kan tahlili sonuçlarına dikkatle bakarak birkaç sayının etrafını kırmızı kalemle çizdi. Gözlerini evraktan kaldırıp, “Kolesterolünüz yüksekmiş,” dedi. Düşünceli ve tedirgindi. Bir sırrı öğrenmek istercesine, “Ailenizde kalp krizi geçiren var mı?” diye sordu. O an aklıma, Rize Devlet Hastanesi’nin kapısındaki bankın üzerinde, ellerini yumruk yapıp alnına dayamış halde ağlayan Yıldıray dayım geldi. Apansız inen kalp krizi dayımı babasız, beni dedesiz bırakmıştı. Dedem İsak Tanrıverdi, şu dünyada kaybettiğim ilk yakınımdı.

Dedem, 1929’da dünyaya gözünü açtığı andan 1951’de Kore Savaşı’na asker olarak gönderildiği tarihe kadar bir gün olsun Erzurum’daki köyümüzden ayrılmadı. Kunuri’de, üzerlerine yağdırılan kurşunlarla ağır yaralanmıştı. Bindirildikleri gemilerle Kore’ye gönderilirken de rençper Osman’ın oğlu İsak’tı, madalyasız bir gazi olarak köye döndüğünde de… Onlar Türkiye’ye uğurlanırken, Kore dağlarında cesedi kalanlar ve dönemeyenler vardı.

Ne vakit Erzurum Radyosu’nda türkü saati başlasa beyaz radyosunu sabitlediği duvarın altındaki minderde bir ayağını diğer bacağının altına almış halde uzaklara dalardı dedem. Mavi boyalı pencereden cılız kavaklar ve kıraç dağlar görünürken, dedemin içine doğru yankılanan hıçkırışları radyodan yükselen Erzurum türküsüne karışırdı:

Kore dağlarında ot kucak kucak
Ne bilsin analar böyle olacak
İrahmet yerine kurşun yağacak
Gitti de gelmedi, buna ne çare

Dedemi ya pencerenin pervazına yaslanmış halde ötelere bakarken, yahut sabah ezanından sonra kuzulara avucunda tuz verirken hatırlıyorum. Bazen de elceklerle samandan halat ördüğü akşamki gibi otuz iki dişini birden göstererek, keyifle gülerken… Kısacık boyu ve tombul gövdesiyle peynir tulumunu andırdığı için köylüler dedeme “Tulum İsak” lakabını takmıştı.

Dedem Kore’den döndükten sonra anneannem Peruza ile evlendi. Annem beş çocuklarından ikincisi, dört kızlarından biriydi. Baktıkları hayvanlar bu nüfusu doyurmaya yetmediğinden, dedem Rize’nin yolunu tuttu. Kışın şehirde hamallık, yazın köyde rençperlik yaptı. 70’li yıllarda talihini İstanbul’da aradı. Hasköy, Kasımpaşa ve Kulaksız’ın ara sokaklarında el arabasıyla balık satarak ekmeğini kazandı.

Benim ortaokula başladığım yıl, kışı geçirmek için Rize’ye, bizim yanımıza gelmişti. Gündüzleri bazen bir balık tezgâhı başında müşteri bekleyerek, bazen Muharip Gaziler Derneği’nde “Ankara’dan haber var mı?” diye sorarak geçiriyordu. Çünkü Kore Savaşı’ndan yirmi dört yıl sonra, ancak 1974’te bağlanan aylıkları, 1983’te ellerinden alınmıştı. Kore gazileri ancak 1991’de maaş hakkına yeniden kavuşmuştu.

Dedemin sevinci yalnızca bir yıl, 9 Aralık 1992 gününe kadar sürebildi. O gün çay içmek için girdiği, babama ait Bahar Kıraathanesi’ndeki bir masada yüreğine inen krizle can verdi. Bize veda ederken sessiz ve vakurdu. Ondan geriye bir köy evi, artık otu bile biçilmeyen birkaç çayır ve beyaz radyosu kaldı

Ben dedemin öldüğünü okuldan eve dönerken öğrendim. Rize Devlet Hastanesi’nin avlusuna vardığımda, kapının önünde toplanmış köylülerimizi gördüm. Kalabalığa yaklaştıkça bankın üzerinde sessizce ağlayan dayımı fark ettim. O an ben de ağladım.

Doktor bana, “İyi misiniz İsmail Bey?” diye sorunca Rize’de değil İstanbul’da, muayene için geldiğim bir hastanede olduğunu hatırladım.

“Ailenizde kalp krizi geçiren kimse var mı?” diye sorusunu yineledi doktor.

“Dedem…” dedim. “Dedem, altmış üç yaşında kalp krizinden ölmüştü.”

…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Deneme
  • Kitap AdıBalkon Sefası
  • Sayfa Sayısı124
  • Yazarİsmail Saymaz
  • ISBN9789750529146
  • Boyutlar, Kapak13.5x21 cm, Karton Kapak
  • Yayıneviİletişim Yayınları / 2020

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Fıtrat – İş Kazası Değil, Cinayet ~ İsmail SaymazFıtrat – İş Kazası Değil, Cinayet

    Fıtrat – İş Kazası Değil, Cinayet

    İsmail Saymaz

    “Kaza değil bu ya, bu cinayet. Niye cinayet biliyor musun? Bazen şöyle diyorlar: İşçiler cahildir. Öyle midir? Bu işçiler dünya güzeli gemileri yapıyor, denizde...

  2. Esas Duruşta Cinayet ~ İsmail SaymazEsas Duruşta Cinayet

    Esas Duruşta Cinayet

    İsmail Saymaz

    Baba Kenan Polat: “Asker ölüsü, tavuk ölüsü gibi… Hani bir asker ölmüş, onların umurunda mı ki? Onların çocukları askerde yok ki, ölsün. Çocukları dünyanın...

  3. Kimsesizler Cumhuriyeti ~ İsmail SaymazKimsesizler Cumhuriyeti

    Kimsesizler Cumhuriyeti

    İsmail Saymaz

    “Diyarbakır’ın Karaağaç Köyü Kuran Kursu’nda can veren altı çocuk; tarikat şeyhleri tarafından kutsanmış ‘imansız’ bir piyasanın ve bu kuralsız piyasada bozdurulmuş kör bir inancın...

Aynı Kategoriden

  1. Acemi Yazarlar İçin Bir Kılavuz ~ Jean PrévostAcemi Yazarlar İçin Bir Kılavuz

    Acemi Yazarlar İçin Bir Kılavuz

    Jean Prévost

    Acemi yazarlara kendileri olmayı tembihleyen, onları itaatsizliğe davet eden ve yönelimlerini sindirmeye kalkışan her şeye: kariyerizme, yaltakçılığa, tanınma isteğine, narsisizme karşı ikaz eden Prévost;...

  2. Daire’ye Dair ~ Dücane CündioğluDaire’ye Dair

    Daire’ye Dair

    Dücane Cündioğlu

    Vaslından ayrı n’ola kanın dökülse gül gül Ben gülbün-i firakım bu fasıldır baharım Bu bir bülbülün çığlığı değil. Öyle ya bülbül, gülün semtindeki yabancı...

  3. Anadolu Tanrıları ~ Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)Anadolu Tanrıları

    Anadolu Tanrıları

    Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)

    Halikarnas Balıkçısı bu kitabında, bu diyarın gerçek varislerinin bizler olduğunu, ama bunu dört bucağa mirasyedice saçtığımızı dile getirir. “Osmanlı Devleti zamanında dünyanın yedi harikasının...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur