Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İle
İle

İle

Oruç Aruoba

En başta zorunlu olan, yaşamdır: üslup yaşamalıdır. Üslup, her seferinde, senin kendinle ilgili bildirimde bulunmak istediğin çok belirgin bir kişi bakımından, sana, uygun olmalıdır….

En başta zorunlu olan, yaşamdır: üslup yaşamalıdır. Üslup, her seferinde, senin kendinle ilgili bildirimde bulunmak istediğin çok belirgin bir kişi bakımından, sana, uygun olmalıdır. Yazmaya kalkışmadan önce, şunu tam olarak bilmelidir. “Bunu söylüyor olsaydım, söyle konuşurdum”. Yazmak yalnızca bir benzetilme olmalıdır.

***

s. 161-164

127.

“Birgün bir sevgilim olursa ne yaparsın?” diye sordun bana. Epey duraksadıktan sonra, “Bilmiyorum” dedim.

Bilmiyordum, gerçekten, ne yapabileceğimi.

Sonradan da, “Benim aldanıp aldanmadığımı ancak sen bilebilirsin; senin aldanıp aldanmadığını da, ancak, ben” dedim — sen, “Umarım seni aldatmıyorumdur; kendim de, aldanmıyor…” demiştin, bundan önce : ‘aldanma’ ve ‘aldatma’nın ilişkide tuttuğu yer(ler)i düşündüm, o zaman:-

Temelde yatan bilgisel sorunun (daha önce değindim) bir uzantısı ortaya çıkıyordu, ‘aldatma’ olgusuyla : sen de ben de; sen benim, ben senin, sürekli yanında olabilseydik — yani hem sen hem ben, hep aynı biçimde biz olsaydık; ayrı ayrı yerlerde farklı ilişkilerimiz olmasaydı— ‘aldatma’ olanaksız hâle gelirdi —— ama, bu olanaksız olduğundan dolayı, aldatma/aldatılma, hep bir olanak olarak durur —durdu—, orada…

— Platon’un Symposion’undaki ‘Aristophanes’ mitos’unu anımsa — (Schleirmacher/Nestle çevirisinden özetleyerek aktarıyorum):-

Başlangıçta insanın üç cinsiyeti vardı; bugünkü gibi iki, erkek ve kadın değil, bunların birleşmesinden oluşmuş bir üçüncü cins vardı; bunun adı da hâlâ var, ama bir yergi sözü olarak kullanılıyor, artık. Hermaphrodite adında ve biçimindeydi bu üçüncü cins insan, erkek ile kadından oluşan.

Bunların her birinin dört eli, dört ayağı vardı, yuvarlak bir boyun üzerinde, ortak bir kafada, iki yüzü, dört kulağı vardı, bütün öteki ögeleri de ikişer tane; edep yerleri de bir çiftti.

Bunlar hızlı gitmek istediklerinde, sekiz üyeleri üzerinde yuvarlanarak giderlerdi. Güçleri kuvvetleri çok yüksekti, yüksek de düşünceleri vardı; böylelikle, göklere bir yol açmayı, tanrılara saldırmayı kurarlardı.

Zeus ile öteki tanrılar görüşüp tartıştılar, bunlara ne yapacaklarını. Bunların, öyle yıldırım gönderip, bütün cinslerini yoketmek, yapılacak iş değildi, çünkü o zaman bu insanlardan gelen saygıdan ve kurbanlardan da olacaklardı; ama bunların böyle sınırlarını aşıp taşkınlıklarını sürdürmelerine de izin veremezlerdi.

Sonunda düşüne düşüne Zeus bir çare buldu ve dedi:

Sanıyorum bir yol buldum, insanların gene de varolabilecekleri, ama aşırılıklarından vazgeçebilecekleri; çünkü daha zayıf olacaklar. Şimdi, bunların her birini iki yarıya böleceğim, o zaman daha zayıf olacaklar ama gene de bize yararlı olacaklar; çünkü çoğalmış olacaklar. Artık iki ayaklarının üstünde yürüyecekler. Ama, daha hâlâ sınırlarını aşıp taşkınlık yaptıklarını görürsem, onları bir kez daha ikiye bölerim; o zaman da tek ayakları üstünde zıplayarak yürümek zorunda kalırlar.

Bunu söyledikten sonra insanları ikiye böldü, bir meyve böler gibi. Her birini bölünce de, Apollon’a buyurdu ki, yüzü ve bölünmüş boynu tersine çevirsin, ki insan kendi bölünmüşlüğünü görebilsin de, daha erdemli olsun.

İşte, doğal biçimleri ikiye bölünmüş olduğundan, her bir yarı öteki yarısını özler ve biraraya gelebilirlerse, biribirlerine sarılırlar ve yeniden birleşmeye çalışırlar.

Böylelikle insanlar arasına sevgi [Eros] gelmiştir; bu da, ikiden bir yapma çabası, ve insanın başlangıçtaki yapısını yeniden kurma isteğidir. Her birimiz bir insanın bir parçasıyız, çünkü, birken ikiye bölünmüş ve iki olmuşuz. Bu yüzden, her bir yarı, öteki yarısını arar.

128.

“Kabullenme ve güvenme” üzerinde durmuşum (hep çıkıyordu bunlar, birer sorun olarak, ortaya, değil mi?) — sana güvensizlik duymamın —sana güvenmememin— kendime güvensizliğimin sonucu olabileceğini de düşünmüşüm:-

İlişkimizin sağlamlığına tam (gene!…) inansaydım, sana da tam güvenirdim — ‘aldatılmak’ da aklımın ucundan geçmezdi; kendime de, senin ile olan ilişkim içinde, güvensizlik duymazdım. Ama, işte, senin ilişkimizi —bizi— tam olarak, olduğu gibi ve olması gerektiği gibi, kabullenmekte eksik kaldığın sonucuna vardığım durumlarda; o ‘kuşku kurdu’ başuzatınca, bilgi eksikliğim, kıskançlık olup çıkıyordu.

İlişki, sallantılı hâle geliyordu.

129.

Senin ile birlikte yapacağımız —yapacağımızı düşündüğümüz; biribirimize yapacağımızı söylediğimiz— ne çok şeyi yapmadık : bu da, herhalde, ilişkinin bir gereği:-

Olanaksızlıklarımız da katılır ilişkimize, olanaklarımız kadar—

Sen ile ben, ne çok şey hayal ettik, birlikte yapacağımız, yapmak istediğimiz, yapmamız gereken; ama ‘hayal’in neredeyse sınırsız yayılım gücüne karşılık, ilişkinin ‘gerçek’liği, çok belirgin, sınırlı, giderek dar bir uzam içinde oluştu.

Bu uzam da, işte, gittikçe belirginleşirken, sınırları açıklaşırken, garip ya, gittikçe daha sınırlı, daha dar bir hâle geldi…

— Çünkü kişiye —sana da bana da— tek bir ilişki yeterdi — olabilseydi…

— Ama, olamaz——

Hep çoğaltıp hep azaltır kişi, ilişkilerini — o yere; hiç çekincesiz, hiç kuşkusuz, kendisi olabileceği yere, ulaşamadan — kendisi de, hep çoğalıp hep azalarak…

….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. De ki İşte ~ Oruç AruobaDe ki İşte

    De ki İşte

    Oruç Aruoba

    Bugün bir külliyat haline gelmiş olan Oruç Aruoba kitaplarına 1990’da de ki işte ile başlamıştık. de ki işte, geniş bir okur kesimine felsefi, şiirsel...

  2. Tümceler – Biryerlerden Birzamanlar ~ Oruç AruobaTümceler – Biryerlerden Birzamanlar

    Tümceler – Biryerlerden Birzamanlar

    Oruç Aruoba

    1990-1992 yılları arasında yayımlanan Yürüme Üçlüsü, yürüme – de ki işte – tümceler adlı ciltlerden oluşuyor. tümceler, yayımlandıkça bir tür evrim geçiriyor: Eklenen yeni...

  3. Çengelköy Defteri ~ Oruç AruobaÇengelköy Defteri

    Çengelköy Defteri

    Oruç Aruoba

    Mozart’ı düşündüm: Yaşamı boyu gördüğü anlayışsızlık ve sonradan çukulata markası haline bile gelmesi… Kıçını dönüp terkettiği Salzburg’a bugün “Mozart’ın şehri” deniyor- aynı şekilde Viyana’ya...

Aynı Kategoriden

  1. Sevgiliye; Bu Sevdanın Yolunda ~ Mehmet CoşkundenizSevgiliye; Bu Sevdanın Yolunda

    Sevgiliye; Bu Sevdanın Yolunda

    Mehmet Coşkundeniz

    Yüreğim Yüreğinin Üzerinde… Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim; veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman; istemem! Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce...

  2. İmbat Serinliği ~ Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)İmbat Serinliği

    İmbat Serinliği

    Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)

    “20. yüzyılın önemli iletişimcilerinden, CBS ‘Newscaster’ı Walter Cronkite, ‘Why in the World’ (Dünyada Niçin) adlı haber programının hazırlıklarını sürdürürken; ‘Salt sözcüklerin gücüyle kitleleri büyüleyebilecek...

  3. İsim Şehir Hayvan ~ Yılmaz Özdilİsim Şehir Hayvan

    İsim Şehir Hayvan

    Yılmaz Özdil

    Bir İngiliz üvinersitesinde ypalın arşaıtramya gröe, klemileirn hrflareinin hnagi srıdaa yzaldıklarıı ömneli dğeliimş asılnda... Öenmli oaln, briinci ve sonncuu herflarin yrenide olamsımyış...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    …
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur