Grinin Elli Tonu romanıyla tüm dünyada fenomen haline gelen E L James, Beyefendi’de başlayan aşk hikâyesini şimdi daha derin, daha cesur bir romanla sürdürüyor: Hanımefendi.
Maxim Trevelyan, her zaman istediğini elde etmiş bir adamdı. Ama bu kez mesele farklı. Bu kez kazandığı, tek bir sözle her şeyini değiştirecek bir kadın: Alessia. Şimdi elini uzatıyor ama onu tutmak için yalnızca aşk yeterli olmayabilir.
Alessia için bu evlilik, sadece bir son değil, aynı zamanda bir başlangıç. Kaçtığı, savaştığı, direndiği geçmiş artık arkasında. Ama önünde yepyeni bir tehdit var: Yabancısı olduğu bir dünya, onu kabullenmeyen bakışlar ve Maxim’in geçmişinden sızan sırlar.
E L James, Hanımefendi’yle yalnızca bir aşk hikâyesi değil; kadın olmanın, sevilmenin ve yeniden doğmanın da romanını yazıyor. Gözlerden uzak yaşanan bir aşkın, tüm gözlerin çevrildiği bir evliliğe dönüşmesini izlemeye hazır olun…
**
1
Ayak seslerim sert parlak zeminde yankılı bir ses çıkarırken floresan lambaların acımasız ışığı altında gözlerimi kıstım.
“Bu taraftan.” Acil Servis’teki nöbetçi doktor durdu, arkasından beni hastanenin morguna, soğuk ve çıplak odaya aldı.
Bir masanın üstünde, bir çarşafın altında, ağabeyimin parçalanmış, cansız bedeni uzanıyordu.
Göğsümü sıkan ve ciğerlerimdeki son nefesi tüketen şok, bir deprem gibi vurdu. Hiçbir şey beni bu ana hazırlayamazdı.
Kit, ağabeyim.
Dayanağım.
On İkinci Trevethick Kontu Kit.
Ölmüştü.
“Evet. Evet, bu o.” Sözcükler ağzımda pamuk gibi kurudu.
“Teşekkürler, Lord Trevethick” diye mırıldandı doktor.
Kahretsin ya. O benim artık!
Orada yatan Kit’e baktım.
Fakat artık o yoktu. O masada ben vardım; yara bere içinde ve kırılmış… üşümüş… ölü halde yatıyordum.
Ben mi? Nasıl?
Sereserpe uzanmış halimle Kit’in aşağı eğilip alnımı öpmesini seyrettim. “Hoşça kal, pislik” dedi çatlak bir sesle, akıtmadığı gözyaşları boğazını kurutarak. “Sen halledersin. Dünyaya bunun için geldin.” En sefil ve berbat hallerindeyken kullanmak üzere sakladığı o yamuk, samimi tebessümünü gördüm.
Kit! Hayır! Yanlış biliyorsun.
Bekle!
“Sen halledersin, Yedek Lastik” dedi. “Sen joker kartsın.” Tebessümü soldu ve Kit kayboldu. Ona bir kez daha baktım, uyurken üstüne eğilmiştim. Ancak hırpalanmış bedeni bunu yalanladı çünkü uyumuyordu… ölüydü.
Hayır! Kit! Hayır! Kelimeler kederden tıkanmış boğazıma dizildi.
Hayır! Hayır!
Kalbim ağzımdan fırlayacak gibi atarken uyandım.
Neredeyim ben?
Gözlerim loş ışığa alışırken yerimi yönümü saptamam yarım saniye aldı. Alessia yanımda kıvrılmıştı, başı göğsümde, eli karnımın üstünde açık duruyordu. Ferahlatan, derin bir nefes aldığımda, paniğim geri çekilen dalgalar gibi azaldığı için duruldum.
Kuzey Arnavutluk’ta, Kökes’te, anne babasının evindeydim ve gölün ilerisinde, şafak semada bir fısıltı gibi yayılıyordu.
Alessia buradaydı. Benimleydi. Güvende ve derin uykudaydı.
Omzuna sardığım elimi dikkatlice sıktım ve saçlarını öpüp kokusunu içime çektim. Hafif bir lavanta, gül ve tatlı mı tatlı kızımın kokusu beni yatıştırıp duyularımı okşadı.
Bedenim uyandı, sıcak ve ağır bir şehvet karnımdan aşağıya aktı.
Onu istiyordum. Bir daha.
Bu duygu –bu ihtiyaç– benim için yeniydi fakat içime işleyip benliğimin bir parçası oluyor ve onunlayken iyice ayyuka çıkıyordu. O kadar büyüleyici ve tatlıydı ki müptelası olmuşum gibi canım sürekli onu çekiyordu. Ancak onu uyandırma isteğine karşı koydum çünkü o da neredeyse cehennemin dokuz katını ayrı ayrı yaşamıştı.
Yine.
Hay aksi.
Bedenimi kontrol altına alıp öfkem ve pişmanlığım tekrar yüzeye çıkarken gözlerimi kapattım. Parmaklarımın arasından kaymasına müsaade etmiştim. O şiddete meyilli hergelenin, o “nişanlısının” onu kaçırıp götürmesine ses çıkaramamıştım. Neler çektiğini bilmek istemiyordum ancak vücudundaki kesikler ve morluklar çok kötü bir hikâye anlatıyordu.
Bir daha olmasına asla izin vermeyecektim.
Çok şükür ki şimdi güvendeydi.
Bırakayım uyusun.
Bir tutam saçıyla yavaş yavaş oynadım, dudaklarıma sürtüp bir öpücük kondurdum.
Aşkım. Benim güzeller güzeli, cesur kadınım.
Kısacık bir zamanda birçok sıkıntının üstesinden gelmişti: insan kaçakçılığı, evsizlik, ücretli iş bulmak… ve bana âşık olmak.
Tatlı gündelikçim.
Müstakbel gelinim.
Gözlerimi bir kez daha kapatıp iyice yanına sokuldum, o sıcaklığını bulup uyuklamaya başladım.
Birdenbire uyandım; bir şey, bir dış kaynak beni dürtmüştü.
Neydi o?
Saat ilerlemişti, odadaki ışık daha parlaktı.
“Alessia!”
Annesi sesleniyordu.
Kahretsin! Uyuyakalmıştık!
“Alessia! Uyan. Annen sesleniyor.” Alnını öptüm ve kollarından ayrılıp yatakta doğrulmamla Alessia homurdandı. “Alessia!
Hadi! Baban bizi böyle bulursa, ikimizi de vurur.”
Babasının ve pompalı tüfeğinin dün geceden kalma anısı nahoş bir şekilde zihnimde canlandı.
Kızımla evleneceksin.
Annesi tekrar seslendi ve Alessia gözlerini açıp uyku mahmurluğuyla kırpıştırdı. Başını kaldırıp bana baktı, saçları darmadağın, uykulu ve tahrik ediciydi; yüzünde en büyük gülümsemesi belirdi. Bir an için parmağı tetikte duran babasının acımasız tehdidini unuttum.
“Günaydın, güzeller güzeli.” Çizikten uzak durarak yanağını okşadım. Alessia gözlerini kapatıp dokunuşumla kendini rahat bıraktı. “Annen sana sesleniyor.”
Aniden gözlerini açtığında gülümsemesi kayboldu, yerine gözleri yuvalarından fırlamış bir panik ifadesi geldi. Dimdik oturdu, üstünde sadece o küçük altın haç vardı. “O Zot! O Zot!”
“Evet. Zot!”
“Geceliğim!”
Kapıdan boğuk fakat acil bir tıkırtı geldi. “Alessia!” diye tısladı Bayan Demachi.
“Kahretsin! Saklan! Ben bakarım.” Kalbim ağzımın içinde deli gibi atıyordu.
Alessia çıplak uzuvları ve tatlılığıyla yataktan fırladı, ben de kalktığım gibi kotumu üzerime geçirdim. Cidden gülmek istemiyordum ama sanki saçma sapan bir İngiliz komedisindeydik. Çılgınlıktı bu.
İkimiz de rızası olan yetişkinlerdik ve yakında evlenecektik. Alessia’ya çabucak baktım, o gotik geceliğine girmek için mücadele ederken yalınayak kapıya yürüdüm, araladım ve uykuluymuş gibi yaptım. Annesi kapının diğer tarafındaydı. “Bayan Demachi, günaydın.”
“Günaydın, Kont Maksim. Alessia?” diye sordu.
“Yine mi gitmiş?” Endişeli göründüm.
“Yatağında yok.”
Alessia soğuk taşlarda yalınayak pıtır pıtır yürüdü ve kollarını belime dolayıp arkamdan şöyle bir baktı. “Anne, buradayım” diye benim için İngilizce fısıldadı.
Kahretsin ya.
Hem basıldık hem de müstakbel kayınvalidemin önünde yalancı durumuna düştüm. Shpresa’ya mahcup mahcup omuz silktim ve o da en ufak bir muziplik olmadan kaşlarını çattı.
Olamaz.
“Alessia!” diye dişlerini sıktı ve omzunun üstünden gergin gergin arkaya baktı. “Po të gjeti yt atë këtu!”
“E di. E di” diye cevap verdi Alessia ve surat asmama cevap olarak bana nedamet dolu, tatlı bir bakış atıp dudaklarını uzattı ve yanağımdan masumca öptü. Viktoryen dönemden kalma uzun geceliğiyle kapıdan çıktı ve annesinin peşinden merdivenleri çıkmadan önce, omzunun üstünden şuh bir bakış attı. Annesinin önünde beni yalancı çıkardığı için onu affettim, durup Arnavutça birbirlerine çemkirmelerini dinledim. Babasının sesini duymadım.
Sanırım paçayı kurtardık.
Eh, adam artık Alessia’nın benim sorunum olduğunu kendi ağzıyla söylemişti. Başımı iki yana sallayarak kapıyı kapattım, bu düşünce karşısında sinirlenmiştim. Alessia benim sorunum değildi, Tanrı aşkına. Kendi aklı fikri olan bir kadındı. Adam nasıl böyle düşünebilirdi? Sinir oluyordum. Kültürel anlamda, babası ve ben zıt kutuplardık ve ona karşı ne kadar saygılı olmak istesem de bir şekilde 21. yüzyıla sürüklenmesi gerekiyordu. Alessia’nın ona karşı neden dikkatli olduğu barizdi. Cornwall’da geçirdiğimiz süre boyunca babasının sağı solu belli olmayan tabiatından dem vurmuştu. Onu özlemediğini, sadece annesini özlediğini söylemişti.
Başlarım böyle işe. Buradan ne kadar çabuk çıkarsak, o kadar iyi olacaktı.
Evlenmek ne kadar sürer acaba?
Belki de kaçmalıyız.
Kızı kaçırıp gizlice evlenmek mi?
Tiran’daki Plaza Otel’e sığınabilir, Alessia’nın yeni pasaportunu bekler ve başkentin güzelliklerini birlikte keşfedebiliriz. Pasaport çıkarmak ne kadar sürer acaba? Babasının tüfeğiyle peşimize düşeceği kadar mı? Bilmiyordum ve bir şekilde, Alessia’nın bu fikirden hoşlanacağını sanmıyordum. Öte yandan, böyle çocuk gibi kıyı bucak saklanmak delilikti. Sanki asırlar öncesine yolculuk etmiştik, bunu daha ne kadar alttan alabilirdim, bilmiyordum.
Saate baktım, hâlâ erkendi, ben de kotumu çıkarıp yine yatağa yattım. Gözlerimi tavana dikip geçtiğimiz günler hakkında kara kara düşünürken en son gördüğüm rüyayla ilgili düşünceler zihnime üşüşmeye başladı.
O neydi öyle?
Kit?
Kontluğu miras almamı onaylıyordu.
Bu mu demekti?
…
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Roman (Yabancı) Romantik
- Kitap AdıHanımefendi
- Sayfa Sayısı464
- YazarE L James
- ISBN9786255683120
- Boyutlar, Kapak13.7x21 cm, Karton Kapak
- YayıneviDoğan Kitap / 2025
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Maça Kızı ~ Stephen King

Maça Kızı
Stephen King
Stephen King‘in ilk romanı “Göz” 1974’de yayınlandıktan bir yıl sonra Amerika son askeri birliklerini de Vietnam’dan çekti. O günlerin savaş ve savaş karşıtı protesto...
- Gece Bekçileri ~ Terry Pratchett

Gece Bekçileri
Terry Pratchett
Hayalî evrenlerin azametli mucidi Sör Terry Pratchett’ın benzersiz yaratımı “Diskdünya”nın ilk kez Türkçeye çevrilen yirmi dokuzuncu kitabı Gece Bekçileri, kadim kent Ankh-Morpork’un geçmişini, şimdisini ama hepsinden ötesi...
- Resmigeçit ~ Rachel Cusk

Resmigeçit
Rachel Cusk
Bir ressam, kariyerinin geç döneminde dünyayı baş aşağı gösterdiği resimler yapmaya başlar. Bu, karısıyla ilişkisinde yeni bir dönemin başlangıcı olur. Bir kadın sokakta bir...






