… Ben bazen öyle severim ki, bazen iyilik boğazımdan yukarı öyle hızla yükselir ki, yaşlar öyle dökülür ki gözlerimden, sen buna kendini aldatma diyorsun, ben korkuya direnme diyorum, en çok o boğazımdan hızla yükselen şey kaybolacak, kalbim soğuyacak diye endişe duyarım ben.
Şair, yazar ve denemeci Ahmet Güntan’ın ilk romanı Olanlık. tamamı diyaloglardan oluşan bir metin; yazarının deyişiyle bir RDAO: “Roman Demek Âdet Olmuş”. Bir çorba salonunda kendiliğinden gelişen bir sohbeti anlatıyor aslında. Ancak hayatın akışı gibi sonlanmayan, sürüp giden bu sohbet bir zeytin misali dallanıp budaklanarak coşup zenginleşiyor; aidiyet, özgürlük, yalnızlık, iyilik, aşk hüznü, sevme sevilme, tamlığa erişme arzusu, inanç gibi, günümüz dünyasında asla cesaretle irdelenmeyen, tecrübe edilmeyen meseleleri ele alıyor. Böylece defalarca yenildiğimiz, tökezlediğimiz ama yine de ayağa kalkıp devam ettiğimiz hayat kargaşasına bir anlam vermeye girişiyor.
**
İBRET FİGÜRLERİ.
PARAZİT NEFES
DOSTO KÂMİL
AFFAN KERİM
TÜRKSEL NECMİ
ESRÂRÎ
TOY ESRÂRÎ
ADALET MANİTUSU
YILAN KUDDUSİ
SOKRAT OSMAN
MORBİD AHMET
KÖR HASAN
ÇEKİRGE CAVİT
BAYKUŞ HÜSEYİN
DİĞER.
YAN MASA
REŞİT İMRAHOR
TIFIL GARSON
*
PARAZİT NEFES: Bana ben senin sahibinim de, sen benimsin de, seni hiç bırakmayacağım, ne istersen hazırım de, hep bana ait olacaksın de, yalnız benim olacaksın, seni yalnız ben seveceğim de. Gözlerime yalnız senin bakacağını, elimi yalnız senin tutacağını, bana yalnız senin sarılacağını, beni koruyacağını. Bunları söyle bana. Bilmediğimi sanma, ben her şeyi biliyorum, senin sandığın kadar aptal değilim ben, ama benim yanımda yakınımda olmak istiyorsan söyle bunları, sık sık söyle, beni uyuştur arındır, yalanmış doğruymuş onu bana bırak.
DOSTO KÂMİL: Bir insan olanbiteni olduğu gibi görebilir mi, seyrettiği, baktığı şeyi o an orada olduğu biçimde algılayabilir mi, yani olduğu gibi işte, önümde yukarı doğru yükselen bir şey var, bu işte hani ağaç dediğimiz şey, ama şimdi ona ağaç demeyelim, yukarı çıktıkça ince ince parçalara ayrılıyor, aslında bunlar da dal, a bak siyah bir şey gökyüzünden geldi, kondu, bu da karga dediğimiz şey, buna da şimdilik karga demeyelim, ama olmaz, bir kere ağaç dal karga gökyüzü konma parça filan, bunları da yok ederek bakamayız, o haliyle görmek imkânsız, ne yazık ki bir bilincimiz var, ama karga dala kondu diyebiliriz bak, en yalını bu olabilir, ama bu bile içinde düşünce taşır, dilsizliğin peşinden de gidemem artık, insan bu ülkede bu kadar yıl geçirdikten sonra Tibet rahibi olabilir mi, olamaz bence, ama peki ara sıra bilince gözdağı veremez miyiz, yani hocam yetti artık bu birbirine bağlamalar dolamalar, bak işte ben burada oturuyorum, karga o sırada dala kondu, ben başımı ona çevirdim, o sırada telefonuma bir SMS geldi, döndüm baktım, ben kafamı çevirince karga daldan uçtu, SMS’i okudum, beni bu parasız halimde yalnız bırakan herkesi defterden sildim diyor SMS, bir an içime gömülüyorum, yoksulluğu yenecek bütün insan ülküleri kalbime üşüşüyor, beden ısım yükseliyor, kulaklarım ısınıyor, o ülkülerle dolu kafamı kaldırdığımda penceredeki dallar gözüme bu kez çaresiz bir dünyanın içinden görünüyor, zavallı dallar, biraz önce öyle değildi halbuki, peki tekrar karga dala kondu yalınlığına dönebilir miyim, evet, ama düşüncelerimi zorlayarak, birtakım alıştırmalar yaparak, ancak öyle, zor yani şu ânı görme dedikleri şey, bir de şu var tabii, hepimiz ama hepimiz yani yedi milyar insan hepimiz şu ânı doğrudan düz görebilsek dünya nasıl bir yer olurdu, onu da merak ediyorum, nasılsınız Kâmil Bey, a çok iyiyim sağ olun karga dala kondu, siz nasılsınız, çok iyiyim sağdan yanağıma bir rüzgâr vurdu.
PARAZİT NEFES: Abi o kargayı kaç kişi görüyor, millet ekmek derdinde, bir yandan adamın elini kolunu bağlamışsın, sonra ona diyorsun ki şimdiki ânı yaşa, ne desin, hayhay der, döner arkasını, kolay mı ânı yaşamak, yarın ne olacak?
DOSTO KÂMİL: O da doğru, ekmek derdi olan adam ânı nasıl yaşayabilir, ekmek bağlayıcı tekdüze bir hedef. Şöyle bir düşün, alacakaranlıkta evine eli boş dönen çulsuz çaresiz bir baba, kaldırımda yükselen çıplak ağaca tam o eve girmeden önce pat diye bir karga konuyor, dal karganın ağırlığıyla sallanıyor, zaten ortalık karanlığa durmuş, dalların arkasından görünen gök karanlık, o koyu kara karga zar zor ayırt ediliyor, adam dala konan o kocaman gövdenin çıkardığı sesle irkiliyor, görüntüsüyle değil, sesi duyunca kafasını kaldırıyor, pencerelerden gelen sarı zayıf ışıkların arasından henüz geceye başlamamış kargayı görüyor, karga ona bakıyor, adam başlıyor ağlamaya.
PARAZİT NEFES: Korku filmi gibi anlattın Kâmil Abi, hiç korktuğun olur mu senin?
DOSTO KÂMİL: Sık sık, bazen yolda ayak seslerim bile korkutur beni, bir adam yürüyor, düşünsene, ben değilim sanki, biri yürüyor, bir korku basar içime, işte şimdiki an dedikleri odur herhalde, korku, irkilme, şaşırıp duraklama, o çulsuz çaresiz babayı ürküten karga da şimdiki andır, olanbiteni gördü birden, göğsünde bir V açıldı, buna ağlıyor o, aniden apartman merdivenlerinde ışıksız kalırsın, o zaman birden görürsün ânı, karanlıkta tek başınasın, aniden gelir ışık, o zaman da görürsün, apartman boşluğunda bir adam, sensin o, âna bakınca şiddet dehşet korku her neyse işte ondan başka duyacağın şey kaldı mı dünyada? Bir çip takılı beynimize, onsuz göremiyoruz, sen başka şeylerle uğraşırken bir kısa devre olur, an kendini bir elektrik boşalımı ile gösterir, mesela ne bileyim, karga işte, pat diye dala konar, donup kalırsın, esas dondurucu hikâye ortaya çıkar, evet senden büyük bir şeyin içinde yaşıyorsun ama bak yine de çaresiz çulsuzsun, bunu unutamazsın, ben şimdiki andan korkuyorum sayın Tibet rahibi, sen ne dersen de, evet, burası bir gezegen, evren filan da tamam, ama ne yapabilirsin ki, ne yapabilir ki insan, köleye zincir vurmaya gerek bile kalmayan bir dünyada biz ne yapabiliriz ki, nasıl atabiliriz kafamıza yerleştirilen o çipi, insan yaşadığı süssüz yalın olanbitenden korkar mı, korkar, ben korkuyorum.
*
PARAZİT NEFES: Ait olmak güzel şey be abi. Fena mı başını okşatacağın bir delik?
AFFAN KERİM: Ait olmadığın zaman önünde açılan yeni kapıları unutma ama, açıldığın yeni geniş yerleri alanları unutma, oralarda daha özgür olursun, bence alış, vazgeç bu ait olma merakından, özgür olunca ait olduğun dünyanın tersliğini dışarıdan kendi gözünle daha iyi göreceksin, ait olunca her şey karışır, zorunlu hissedersin kendini, göremezsin çirkefi, çirkef sana tatlı gelir.
PARAZİT NEFES: İşte senin anlamadığın da bu abi, kim görmek ister çirkefi, kim, belki ancak henüz hiç çirkef görmemiş olan talihli. Öyle biri de var mı dünyada bilmem. Biz çirkefi görmemek için ait olmuyor muyuz zaten, başımızı sokacak bir delik, kaçarız biz çirkeften, çünkü onun içine doğduk, çıkış imkânı da yoktur, sosyal merdiveni altımızdan çekip aldılar, kim çirkefte kalmak ister, abi sen seyirden söz ediyorsun, ben etimle bedenimle içinde olmaktan, seyreden niye kaçsın, kaçmaz, kalır seyreder.
….
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Roman (Yerli)
- Kitap AdıOlanlık.
- Sayfa Sayısı152
- YazarAhmet Güntan
- ISBN9789750751103
- Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
- YayıneviCan Yayınları / 2012
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Afedersin Hayat ~ Ahmet Günbay Yıldız

Afedersin Hayat
Ahmet Günbay Yıldız
Kavramlar sahi bu kadar ikiyüzlü müydü? Yoksa, istediğimiz gibi yorumlayışımız mıydı onları özünden koparıp birer karmaşa haline getiren? Bilmiyorum doğrusu. Bildğim tek şey, işimize...
- Tuhaf hikâyeleri sever misiniz? ~ Ece Erdoğuş

Tuhaf hikâyeleri sever misiniz?
Ece Erdoğuş
Lapa lapa yağan kar, yaklaşan Yılbaşı'nın telaşı ve bir cinayet ya da birkaç cinayet. Bu kitabı elinize aldığınızda karşılaşacağınız üç öğe bunlar. Bu üç öğe etrafında örülmüş tam yirmi öykü, yirmi farklı hikâye.
- Kaplanın Sırtında ~ Zülfü Livaneli

Kaplanın Sırtında
Zülfü Livaneli
“Mutlaka okuyun.” Müjdat Gezen “Olağanüstü ve ayrıksı bir roman.” Prof. Onur Bilge Kula “Soluk soluğa okunacak ve bir yazar kurgusu olamayacak kadar müthiş güzellikte…”...





