… düzyazıdan çok şiire daha yatkın bir topluluk bu Esrârîler, düzyazıya zor alışıyorlar. Düşündükleri ile yazdıklarının arasındaki uzaklığı kapatmak Esrârîliğin eski bir geleneği, talim gerektiriyor, ne demişler, her şey imkânla mümkün.
Tuhaf bir imkân barındıran yazılar bunlar, isyanı tam açık seçik belirirken birden geri çekilmeyi tercih eden yazılar. Geri çekilebildiği için imkân sağlıyor. İlk baskısı 2003 yılında yapılan Esrârîler., Ahmet Güntan’ın yüzyıl dönümündeki dünya haline Esrârîlerin gözünden baktığı benzersiz bir metin. Felsefi ve şiirsel fragmanlardan oluşan, saflıktan şiirin hareketine, günlük siyasetten vicdanın sesine, yoksulluktan ideal ahlaka, küresel sorunlardan mukadderata, oldukça geniş bir alana yayılan meseleleri ele alan Esrârîler., “sonrasızlığın ürkünçlüğüne göğüs gerebilmiş, sessizce yaşayıp sessizce gitme cesareti gösterebilmiş” olanlarla dünyamıza ışık tutuyor. “Güntan’ın şiirsel ve büyüleyici bir yazını var, neredeyse haiku gibi manalı, oldukça da geniş kapsamlı, uluslararası siyasetten İstanbul’un bir köşesine dair gözlemlere kadar. Proust’tan hadislere, muazzam bir birikimi var, felsefi düşüncesiyse tekinsiz bir özgünlüğe sahip. 21. yüzyılın maneviyatıdır bu.” Edmund White
İçindekiler
Esrârîlerden Esrârî. …………………………………………………… 13
Esrârîler. …………………………………………………………………. 17
Büyü tamircisi. ………………………………………………………… 21
Hakuna matata! Tora Bora!…………………………………………. 22
Ne ayaklandım, ne saklandım. ……………………………………. 23
Sahur. …………………………………………………………………….. 24
Şair çocuklar. …………………………………………………………… 25
Yağmur. ………………………………………………………………….. 26
Nizâmî’ye göre şairin hareketi. …………………………………… 27
Mukadderat. ……………………………………………………………. 28
Bornoz kotası. ………………………………………………………….. 29
Yoksulluğun idealize edilmesi. ……………………………………. 30
Asil Kartal, yaban eşek. ……………………………………………… 31
Kâbil bugün 24 derece sıcak, güneşli……………………………. 32
Orhan Kemal. ………………………………………………………….. 33
Mağduriyet vergisi. …………………………………………………… 34
1492. ……………………………………………………………………… 35
Kefaletin bedeli. ………………………………………………………. 36
Sultanların gölgesinde. ………………………………………………. 37
Trafik kazası. ……………………………………………………………. 38
Vicdanın saf dili. ………………………………………………………. 39
Esrârîlikte şiir. ………………………………………………………….. 40
Vefa’da Kirazlı Mescit Sokağı. …………………………………….. 41
Gün geçirmek. …………………………………………………………. 42
Karadeniz inciri, Ege inciri. ……………………………………….. 43
Kültür uçurumu. ……………………………………………………… 44
Vicdanlı delikanlılar, vicdanlı ablalar. …………………………… 45
Özal. ……………………………………………………………………… 46
Yüzde doksanlık nem, 40 derecelik sıcak. …………………….. 47
Dindar nihilist. ………………………………………………………… 48
Sabah Esrârîleri. ……………………………………………………….. 49
Dinamik kadronun kucağı………………………………………….. 50
Her şeyden habersiz bir Taliban. …………………………………. 51
Vicdanının sesini dinle bak ne diyor? …………………………… 52
Sıkıntının kaymağını yiyenler. …………………………………….. 53
Gizli dosyalar. ………………………………………………………….. 54
Dolar mark krizi. ……………………………………………………… 55
Bebek’te Türk Ticaret’in önü. …………………………………….. 56
Hakka dönüş ihtiyacı. ……………………………………………….. 57
Güle güle güzel arkadaşım. ……………………………………….. 58
Ayrılık acısı. …………………………………………………………….. 59
Hangi birine üzüleceğiz? ……………………………………………. 60
Unutulmayı göze almak. …………………………………………… 61
Havaleler gişesi. ……………………………………………………….. 62
Tüyap Kitap Fuarı. …………………………………………………… 63
Mustafa Irgat’ta boşluk, yoksulluk. ……………………………… 64
Sen de inan, senin de Allah’ın olsun. …………………………… 65
Üç ay ömrünüz kalsa ne yapardınız? ……………………………. 66
Şanslı krema. …………………………………………………………… 67
Ey ahali! …………………………………………………………………. 68
Cemil Meriç’e göre hastalık. ………………………………………. 69
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır. ……………………………… 70
Korku. ……………………………………………………………………. 71
Her Esrârî’nin çocukluğunda bir iflas vardır. …………………. 72
Taze başlangıçlar. ……………………………………………………… 73
Kötüye tahammülden istifa. ………………………………………. 74
Müslüm Baba. …………………………………………………………. 75
Çölde serap. …………………………………………………………….. 76
Lambada titreyen alev üşüyor. ……………………………………. 77
Üç parmağı kendini gösteren insanoğlu. ………………………. 78
Domates, biber, patlıcan. Gezgin Esrârî’nin gördükleri. ….. 79
Boşalan bağırsaklar. …………………………………………………… 80
Esrârîlerin ismi nereden geliyor? …………………………………. 81
Hiç mi hiçine. ………………………………………………………….. 82
Gezgin Esrârî etrafına bakıyor. ……………………………………. 83
Varoluşun güzel yanları. ……………………………………………. 84
Esrârîlerde temiz ağız esastır. ……………………………………… 85
Un kurabiyeleri. ………………………………………………………. 86
Yakamoz. ………………………………………………………………… 87
Kredi kartından % 0 komisyon alınır. …………………………… 88
Denizin altında, ümidin bittiği an. ………………………………. 89
İbrahim Tatlıses olmak kolay mı? ………………………………… 90
Varmış bir Esrârî, şair. ……………………………………………….. 91
Esrârîlerin gözünden Avrupa Birliği. ……………………………. 92
Manik Esrârî olur mu?……………………………………………….. 93
Bu nafileliği en iyi Esrârî bilir. …………………………………….. 94
Kim bu Esrârîler? ……………………………………………………… 95
Dinle evlat! ……………………………………………………………… 96
Kulak. …………………………………………………………………….. 97
Esrârî dedesine göre zeytin. ……………………………………….. 98
İnsanın o azgın salyası. ………………………………………………. 99
Bir Esrârî dedesinin öğütleri. ……………………………………. 100
Sıcağa teslim olmak gerekiyor. ………………………………….. 101
Varoluşun kusurlu yanları. ……………………………………….. 102
Boşluğa hitap. ………………………………………………………… 103
Gözler kalbin aynasıdır. …………………………………………… 104
Esrârîlerden Esrârî.
Henüz tanınmış biri değil, bir kitap çıkarmamış, bu ilk kitabı. Duyan herkes bu ismin nereden geldiğini merak ediyor. “Gönül Kâbesine Gireyim Dersen / Ol Bahr-i Ummana Dalın Erenler” mısralarının sahibi Alevî şair Esrârî ile bir alakası yok. Adaş Esrârî’nin ismine kendisi için aynı mahlası seçtikten daha sonra rastlamış, adaş fikrini sevmiş, mahlasını değiştirmemiş. Mahlasın en merak edilen yanı, cigaralıkla ilişkisi. Böyle bir ilişki yok diyor, ama Türkçede cigaralığa esrâr denmesini mükemmel buluyor. Esrârî ismini, dünyanın esrârlı bir yer olduğunu düşündüğü için almış. Altı yaşındayken evlerinin arka bahçesinde uzun, kalın bir demir çubuk bulmuş, iki metre boyundaki bu çubuğu tam ortasından bir iple bağlayıp bahçedeki zeytin ağacının kalın dallarından birine asmış. Sokakta oynarken, birdenbire oyun arkadaşlarından ayrılıp koşarak arka bahçeye geçer, demir çubuğu asılı olduğu yerde tutar, geriye doğru çeker, sonra bir salıncak gibi taş duvara doğru bırakır, demirin taşa çarpmasından çıkan dannn sesini kayboluncaya kadar dinler, sonra aynı şeyi bir daha yapar, dannn bir daha dinler, koşarak sokağa, oyuna geri dönermiş. “O zaman esrâr kelimesini bile bilmezdim, ama o sesteki daveti anlardım,” diyor. “Oyun aralarında yakalanan kısa, esrârlı anlar”, hayatını işte böyle özetliyor. Bu esrârı çözmeye hiç kalkışmamış, çözemeyeceği şeyin peşinden gitmemiş, bilginin esrârı öldüreceği kanaatine varmış. “Cehaletle beslenen bir beynim var,” diyor. Daha çok seyrederek varmış vardığı yere. “Ben, sabırla koruğun helva olduğunu gördüm,” diyor. Hiç mi okumamış? Var, yazarları var. Peyami Safa’nın Türk İnkılabına Bakışlar kitabındaki şu cümleyi hiç unutamıyor: “Gözün kendi kendini görememesi mazereti bir ayna parçası karşısında iflas eder.” Bir de Cemil Meriç’in şu sözünü: “İnsan, bir tarlanın etrafını çitle kuşatıp, burası benimdir dediği günden beri doğru yoldan uzaklaşmış, cinayet cinayeti kovalamış, facia faciayı. Sonunda medeniyet denilen bu yapma düzen kurulmuş.” Bir gün Çanakkale Behramkale’de, esrârlı bir meşenin altında artık yazmaya karar vermiş. Esrârî için çok önemli bir ağaç bu meşe, Kadırga Burnu ile Çam Burnu arasında Bük Yatağı Burnu var, işte o burunda, denizin hemen kenarında, koyu gölgeliği olan yapayalnız bilge bir ağaç, üstünde kırmızı boyayla M7 yazıyor, öyle yazmışlar. “Ben,” diyor, “filmi tek başına seyretmeyi çok küçük yaşta öğrenmiştim, o meşenin altında yazmaya karar verdiğimde önce bu kaderimi terk ediyormuşum, yabancı bir ülkeye adım atıyormuşum gibi hissettim.” Bu duygularının en iyi tercümesini Cahit Külebi’de bulmuş, şöyle demiş rahmetli Cahit Külebi bir gün televizyonda: “Adeta beni bir gece yatırmış uyutmuşlar da uyanmış gibiyim.” Yazdıklarını bu uyku mahmuru halde yazmış uzun süre, kimseye okutmadığı defterlere notlar almış. “Seyrederek vardım ben vardığım yere, seyrederek inandım, seyrederek düşündüm, seyrederek de yazdım, öylece bir çift gözle,” diyor. Bunun ne demek olduğunu bilen bilecektir. Sonra yazdıklarını artık paylaşması gerektiğini düşünmüş, çünkü artık yazdıkları biraz daha okunabilir şeyler haline gelmiş, düzyazıdan çok şiire daha yatkın bir topluluk bu Esrârîler, düzyazıya zor alışıyorlar. Düşündükleri ile yazdıklarının arasındaki uzaklığı kapatmak Esrârîliğin eski bir geleneği, talim gerektiriyor, ne demişler, her şey imkânla mümkün. Tuhaf bir imkân barındıran yazılar bunlar, isyanı tam açık seçik belirirken birden geri çekilmeyi tercih eden yazılar. Geri çekilebildiği için imkân sağlıyor. Yoksa içinde bir şey bulamadan da son sayfaya varanlar olabilir. Afganistan mesela, Afganistan’a dikkat etmek gerekiyor. Bir de vatan, namus meselesine. İyi okuyanlar, aranan masumiyeti birkaç yerde göreceklerdir. Esrârlı meşe, vazife tamam.
Ahmet Güntan
Esrârîler.
Kader gibi sessizce gelip yerleşenler.
Yazan: Esrârî
Kader gibi sessizce, müdahale etmeden
gelenler. Sessizce yerleşenler,
sessizce yaşayıp yine sessizce
gitme cesaretini gösterenler.
İnsan salyası akıtmayı kendilerine
yediremeyenler. Sonrasızlığın
ürkütücülüğüne göğüs gerenler.
Kaderciler, büyük kaderciler,
Esrârîler!
Büyü tamircisi.
Esrârî, büyü tamircisi.
Her şeyin büyüsü bir gün gelir bozulur, olur, normal, ama Esrârî büyüyü öyle bir tamir eder ki karşısındaki sevinir, büyü hakikaten tamir olmuştur, inanamaz. Esrârî’yle hayat ne kadar güzeldir. Bir şey hatırlamak istediğinde “zeytinlerin çiçek açtığı zamandı” der. “Dikim mevsimi hele bir geçsin” der, sonrasız varoluşun koynunda yatan nehrin suları koşmadan akar, insan kendi hamuru hakkında rahatça aydınlanır, o insan olma mukavelesi var ya işte o yok olur, işte o yüzden büyüyü tamir edebilir Esrârî, çünkü büyünün nereden güç aldığını o görür, mukaveleden değil, sonrasızlıktan.
30 Aralık 2001
Hakuna matata! Tora Bora!
Tora Bora’ya sıkışmak kaderde vardı, nasılsa olacaktı, sarp kayalıklar, bitmeyen tüneller, baktıkça nafileliğin ancak Allah eliyle çizilebilen mükemmelliği, kayalar, kayalar, kayalar, hiç kimsenin anlamak istemediği öfke başka nereye sıkışıp kalacaktı, kayalık bir dağın en tepesine. Herkesten uzakta sigara, dua, yemek, içmek, uyumak, savaşmaktan ibaret yalın hayatın son günleri, herkesin hafif üzüntüsü bundan, şaşırtıcı yalınlığın bu kadar görev yüklü olmasından. “Her şey çok hızlı değişiyor, bazılarımız bu hıza ayak uyduramıyor” deniyor, evet, Esrârîler bu, uyduramazlar. Gidişatı, ilerlemeyi anlamayan bu sağır kulak, bu öteye bakan göz onları Esrârî yapan. Zaten neyi anlayacağız Allah aşkına, olup biteni mi, bu çok basit bir görev olurdu. Biz önce kayalara bakarız, sonra insanlara, insanlar arasında olup biten şeylere. İşte tam da bu yüzden Tora Bora’da esen rüzgârın tıpkı yeryüzünde esen diğer rüzgârlar gibi yârdan güzel haber taşıdığını biliriz. Bizim yârimiz can da, onların yâri patlıcan mı?
12 Aralık 2001
….
Bu kitabı en uygun fiyata Amazon'dan satın alın
Diğerlerini GösterBurada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.
- Kategori(ler) Deneme
- Kitap AdıEsrârîler.
- Sayfa Sayısı104
- YazarAhmet Güntan
- ISBN9789750751189
- Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
- YayıneviCan Yayınları / 2003
Yazarın Diğer Kitapları
Aynı Kategoriden
- Gizemli Bir Dünya: Sinema ~ İslam Gemici

Gizemli Bir Dünya: Sinema
İslam Gemici
Beylik laftır, “Türkler tarih yapmayı bilir, tarih yazmayı bilmezler.” Sinemadaki durum da bundan farklı değil. Yeşilçam kriz dönemlerinde bile film üretebilen dünyanın sayılı sinemasından...
- Sisifos Söyleni ~ Albert Camus

Sisifos Söyleni
Albert Camus
Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir. Tanrılar tarafından, her defasında yeniden aşağı yuvarlanacak...
- Serçe Saati ~ Berat Demirci

Serçe Saati
Berat Demirci
Serçe Saati, Berat Demirci’nin dördüncü deneme kitabı… İlk kitabı olan Turna ve Gayda’nın, bilinçli ve entelektüel okur tarafından keşfinden sonra Berat Demirci, bir fenomen...





