Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Ben Leyla Gencer – La Diva Turca
Ben Leyla Gencer – La Diva Turca

Ben Leyla Gencer – La Diva Turca

Evin İlyasoğlu

Ünlü keman virtüozu Isaac Stern “İlk 79 Yılım” adlı kitabının önsözünde şöyle der: “Müziğin hizmetine girmek bir meslek edinmek değil, bir yaşam biçimidir. Bunun…

Ünlü keman virtüozu Isaac Stern “İlk 79 Yılım” adlı kitabının önsözünde şöyle der: “Müziğin hizmetine girmek bir meslek edinmek değil, bir yaşam biçimidir. Bunun için iki şeye sahip olmalısın: Birincisi, ne olmak istediğin hakkında küçük yaştan itibaren kesin bir fikre; ikincisi, o isteğinin gerçekleşmesi için gereken özgüvene, mücadele gücüne ve gurura.”

İşte Leyla Gencer’in müzik serüveni bu düşüncenin hayata yansıması olmuştur adeta.
Safranbolulu bir baba ile Polonyalı bir annenin kızı olan Leyla Gencer Çubuklu’da dünyaya geldi, Fransız dadısının çokkültürlülüğü ve evde piyano çalan annesinin söylediği Lehçe şarkılar aracılığıyla henüz hayatının ilk yıllarında müzikle tanıştı. Soprano Arangi-Lombardi ile çalışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. İlk opera temsilini Ankara’da verdi. 1953’te İtalyan radyosundaki kaydıyla da ilk kez sesini dünyaya duyurdu.

Leyla Gencer, küçük yaşından itibaren sahnede olmayı aklına koymuştu. Özgüveniyle, çalışkanlığıyla, savaşçı kişiliğiyle hayatını bu fikre göre şekillendirdi. Opera kültürü olmayan bir ülkeden çıkıp, bu kültürle evrilmiş bir ülkenin, İtalya’nın ortasında kendini ispat etmek için verdiği mücadelelerle, tam yirmi beş yıl boyunca operanın mabedi sayılan La Scala’nın “prima donna”sı oldu. Sonraki yirmi beş yıl da, ölünceye kadar, eğitimci olarak opera dünyasına hizmet etti.

Zamanının büyük sopranolarıyla girdiği rekabetle, tarihi şefler ve rejisörlerle birlikte çalışmasıyla, büyük bestecilerin gölgede kalmış yapıtlarını keşfetmesiyle, repertuvarındaki yetmiş üç opera ve canlı temsillerden kaydedilen sesiyle yirminci yüzyıl opera tarihine geçmeyi başaran La Diva Turca, bugün de Divaların Divası olarak anılmaktadır.

“Ben Leyla Gencer – La Diva Turca” kitabı, sesiyle ve dramatik gücüyle iz bırakan sanatçıyı kişileştirerek kendini var etme yolculuğunda yaşadığı coşkularını, hayal kırıklıklarını, sevinçlerini, acılarını kendi ağzından hikâyeleştirirken, okuru operanın coşkulu yıllarına götürüp müzik dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor.

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ
Leyla Gencer’i Yazmak • 7
Teşekkür • 12
PROLOG
“Elveda geçmişin gülümseyen rüyaları” • 17
1. BÖLÜM
Doğum, Aile, İlk Aşk • 27
2. BÖLÜM
Konservatuvar Yılları • 40
İlk Sahne Deneyimi • 42
Arangi-Lombardi • 47
Ankara: Yeni Bir Başlangıç • 50
Santuzza • 57
3. BÖLÜM
İtalya: Başlangıçlar • 61
Roma, RAI • 61
Arena Flegrea ve Teatro San Carlo • 64
Maestro Serafin, La Traviata • 74
4. BÖLÜM
İlk Kez Amerika • 81
5. BÖLÜM
La Scala: Dönüm Noktası • 87
Toscanini için Requiem • 98
Leonora Olmak • 100
Puccini Madalyası • 105
Herbert von Karajan ve Viyana • 108
Talihin Kudreti • 112
6. BÖLÜM
Amerika Amerika • 114
Callas’ın Yerine Lucia • 114
Üçüncü Amerika Turnesi • 124
7. BÖLÜM
Ankara Operası’ndan Kopuş • 128
8. BÖLÜM
Gluck’tan Mozart’a Opera • 135
9. BÖLÜM
Karaktere Bürünmek • 144
Kulisten Sahneye • 150
Kendileriyle Savaşan Kadınlar: Aida, Norma, Lady Macbeth • 154
Kendi Sesini Yaratmak • 180
Şan Aklı • 185
10. BÖLÜM
Bilinmeyen Operaların Keşfi • 195
11. BÖLÜM
Atlantik Ötesi • 219
Colón Operası (Teatro Colón) • 220
12. BÖLÜM
Geçiş • 231
Lied Dünyası • 236
Lady Billows: Kendine Meydan Okuma • 244
Çadır Tiyatrosu • 250
13. BÖLÜM
Miras • 254
Antika Değerinde Kayıtlar • 254
La Scala Akademisi • 257
Leyla Gencer Şan Yarışması • 263
Tanıklıklar • 264
Geçmiş-Gelecek • 266
EPİLOG
Puslu Bir Sabahtı • 275
EK
Seminer Notları • 281
Notlar • 294
Sözlükçe • 302
Kronoloji • 316
Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışmaları • 365
Kaynakça • 369
Dizin • 373

ÖNSÖZ
Leyla Gencer’i Yazmak

Leyla Gencer, La Diva Turca, 20. yüzyılın gelmiş geçmiş muhteşem sopranosu olarak müzik tarihine geçti. Doğa vergisi yeteneği, inanılmaz enerjisi ve çalışkanlığıyla 20. yüzyıl opera icracıları arasında unutulmaz bir yere sahip oldu. 1950’den 1983’e kadar opera temsilleriyle dünya sahnelerinin aranan prima donnasıydı. Opera temsillerinden sonraki yıllarında resitalleriyle, hatta çadır tiyatrolarındaki temsilleriyle, konferanslarıyla, hocalığıyla hep gündemde kaldı. Kendini yeni kuşak operacılar yetiştirmeye adadı. Bugün nice opera sanatçısına veya operasevere sorun, hepsi de La Scala’nın bu ünlü Diva’sını tanımlamadan önce neredeyse saygı duruşuna geçecektir. Biz biyografi yazarları kahramanımızla ilgili hep daha çok ayrıntı, daha çok malzeme bulmanın peşine düşeriz. Bu çalışma süresince Leyla Gencer için Türkiye’den olduğu kadar, dünyanın her yerinden belgesel malzeme yağdı: Fotoğraflar, konser programları, opera kitapçıkları, gazete eleştirileri, dergi söyleşileri, ders notları, mektuplar ve eski dostların anıları birbirine eklendi. Onun İKSV arşivine emanet ettiği fotoğrafları ve belgeleri başlı başına bir hazine.

Bunca malzeme içinde dağılıp gitmeden bu kitabı tamamlamak ve onun hakkında yayımlanmış önceki kitaplara karşın, hâlâ yeni bir ses getirebilmek yine de hiç kolay olmayacaktı. Tek çıkışım vardı: Leyla Gencer’den, onun demir gibi kişiliğinden güç almalıydım. Ben Leyla Hanım’ı çok geç tanımıştım. 9 Temmuz 1982’de Roberto Negri’nin piyanosu eşliğindeki Aya İrini resitalini dinlediğimde artık operalar dönemi kapanmak üzereydi. Ne yazık ki hiçbir operasını sahnede canlı olarak izlemedim. İstanbul Festivali’ndeki resitallerini ve birkaç seminerini dinledikten sonra, Nişantaşı’ndaki evinde yaptığım söyleşilerle ona daha çok yaklaştım. Son derece düzenli evi ve eski İstanbul usulündeki ikramı hatırımdan hiç çıkmadı. Leyla Hanım’ın seminerleri onun başlı başına hayran olunacak bir yönüydü. İleri yaşına karşın seminerlerindeki o müthiş enerjiyi, kültürlü anlatımı, besteciye saygıyı, vakur ve hangi koşulda olursa olsun dimdik duruşunu yıllardır belleğimde korurum.

Bu kitabı yazdığım süreçte keşke Leyla Hanım hayatta olsaydı! Bütün bu belgelerin ışığında, onu daha iyi tanıdıktan sonra, kendisiyle karşı karşıya oturup veya ona telefon edip aklımdaki birçok soruyu doğrudan kendisine sorabilseydim. Bırakın birlikte çalıştığı o muazzam orkestra şeflerini ve rejisörlerini, sahne arkadaşlarını, kostümcülerini, dekorcularını, terzilerini, suflörlerini, ışıkçılarını da kendi bakışıyla tanıyabilseydim. Bu kadar büyük bir eser repertuvarına nasıl sahip olmuştu? Opera tarihindeki bunca rolün ayrı kişiliklerini aynı zaman dilimi içinde, örneğin sadece bir haftada üç ayrı eseri çalışıp nasıl oynayabilmişti? Modern opera besteciliğine ve yorumculuğuna nasıl bakıyordu? Bel cantonun günümüzdeki yerini nasıl değerlendiriyordu? Böyle bir prima donnanın iç dünyasını anlamamız çok zor. Hem tutkusuna hem de yaşıtlarına göre edindiği derin kültüre hayran kalmamak elde değil. Kitabı yazdığım sürede, onun yaşamöyküsünün derinine indikçe, enerjisini ve konsantrasyon gücünü hayretle ve hayranlıkla izledim. Leyla Gencer bir başka gezegenden gelmiş gibiydi. Ona soracağım sorular gerçekten çok kabarık olurdu.

Bugün bir “tık” ile nice bilgiye ulaşılırken, Leyla Hanım o günlerde dünyanın dört bir yanıyla nasıl iletişim kurmuştu? Mektuplar veya ulaşımı çok zor olan uluslararası telefon görüşmeleriyle mi? Mektuplarla iletişim günlerce sürüyordu. Yolculuklar ise aktarmalı uçaklar, trenler ve haftalar süren gemi seyahatleriyle yapılıyordu. Opera evlerinde kendi sesine uygun bir rol için bilgi edinmek, sesini dinletmek, zaman geçmeden, başkası kapmadan o rolü yakalamak bile kim bilir ne kadar uzun bir maceraydı. Yeni evlendiği eşini İstanbul’da bırakıp, tek başına Ankara’ya gitmesi, sonra da Avrupa’ya ve hemen Amerika’ya açılması ne büyük bir özgüven, nasıl bir cesaretti! Savaştan yeni çıkmış Avrupa’da neler gözlemlemişti? O acıklı ortama karşın operanın dimdik ayakta duruşuna tanık olması ne muazzam bir deneyimdi.

İtalya’daki ilk radyo dinletisinden sesini yakalayan avcılarla irtibat kurması; sonraları, konser ajanlarının, emprezaryoların krallık döneminde bile ajana bağlanmaması ne kadar ilginçti. Peki ne yapmıştı? Opera evlerine, müdürlere durmadan mektuplar yazıp kendi kendini mi tanıtmıştı? Hayır, her konuda olduğu gibi yine tek başına yola çıkmıştı. Çünkü referansı yine kendisiydi. O, sadece kendi sanatına güvenmişti. Birlikte çalıştığı opera müdürleri, rejisörler ve şefler ona zaman içinde yeni kapılar açmışlardı. Böylece Leyla Gencer, opera çevrelerinden aldığı üst düzey referanslarla, aranan bir marka haline gelmişti. Dünya ünlüsü bir soprano temsilden vazgeçtiğinde, Leyla Hanım’ın, çok az tanındığı yıllarda bile onun yerini alabilmesi; hiç oynamadığı rolleri sadece birkaç gün içindeki çalışmayla sahneye çıkartabilmesi mucizeydi. Olağanüstü konsantrasyon yeteneğiyle, bilmediği eserleri hızla öğrenmiş; hırslanmış, çalışmış ve öyle bir ivme yakalamıştı ki, tutkusuyla egosu doruğa tırmanmış, bir zincirin halkaları gibi başarılarını birbirine bağlamıştı. Bu arada tarihi şefler ve doğru rejisörlerle çalışması da onu geliştirmişti. Hiçbir zaman ne “hayır, yapamam” demiş ne de başarılarıyla sarhoş olup kendini bırakmıştı.Her temsilinde ilk kez sahneye çıkarcasına heyecan duyması, her temsilden yeni bir ders çıkartması işine saygısının göstergesiydi. Her rejisörden, her orkestra şefinden, hele Serafin, Gui ve Gavazzeni gibi sanatına, hatta hayatına yön veren maestrolardan çok şey öğrenmişti. Önemli olan yalnız o eser veya yalnız o temsil değildi, daha geniş açıdan opera sanatının tarihten ve diğer sanat dallarından nasıl beslendiğini öğreniyordu. Kendine güvendiği kadar kendini eleştirmesini de bilmişti.

Öfkelendiği konuları da, zorlukları da yine kendi kararlarıyla aşmıştı. Ancak unutmamak gerekir ki, o aynı zamanda bir kadındı. Aynaya baktığı zaman kendini o rolün içinde gördüğü kadar, o rolün duygularını da bir kadın olarak canlandırmalıydı. Aynada kendini beğenmeliydi. Acı dolu bir anne, hain bir sevgili, hükümran bir kraliçe veya masum bir genç kız olabiliyordu. Aynı duygular gün gelip gerçek yaşamında da onu sarmalayabilirdi. İstanbul gibi bir şehirden, kimilerine göre “Orient’in gizemli dünyasından”, Avrupa’ya gittiğinde Türkiye’nin Batı’ya açılışı henüz otuz yıl bile olmamıştı. Batılılara göre Leyla çok farklı bir kültürün, hatta opera konusunda “kültürsüzlüğün” çocuğuydu. Kendini kanıtlayıp doruklara çıktığında çeşitli ülkelerden gelen resmi teklifleri reddetmesini bilmişti:

Ne Türk pasaportundan ne de “La Diva Turca” olarak anılmaktan vazgeçmişti. Leyla’nın İtalya’ya ayak bastığı 1953 yılı, o ülke için büyük bir değişim sürecinin başlangıcıdır. Halk köylerden kentlere göç etmektedir. Kilise ve aile baskısından kaçan kadınlar kentlerdeki özgür yaşamı bir açılım olarak kabul etmişlerdir. Bütün opera, tiyatro, konser, taverna gibi mekânlar dolup taşmaktadır. Öte yandan sahnedeki sanatçıların sadece şöhret kaygısı vardır. Bir opera eserini gereğinden daha büyük seslerle söylemek de, ses gösterisi yapmak da, bestecinin yazdığı notaya bağlı kalmak da, bağlı kalmayarak icra etmek de marifettir. Ünlenmiş opera sanatçılarının birbiriyle rekabeti ise en üst düzeydedir. Tebaldi, Callas, Sutherland gibi yıldızlar sahnelerdeyken bir Doğu ülkesinden gelen Leyla Gencer’in onlarla arasındaki rekabet uzun yıllar sürecektir. Leyla Gencer için, halk bunu beğenir, diye sadece popüler eserleri seslendirmek marifet değildi. Nice bestecinin hiç sahnelenmemiş gençlik dönemi eserini, unutulmuş operalarını tozlu raflardan indirip ortaya çıkartmış, sonra da o notaları dikkatle çalışmıştı. Onun için besteciye saygı başta gelmekteydi. Eser hiç kolaya kaçmadan, özgün şekliyle icra edilmeliydi. Notada ne yazıyorsa gerçek odur, ilkesini hiç bırakmamıştı. Onun yaşam ve başarı öyküsü, 1950’lerden 1980’lere kadar geçen globalleşme sürecinin de öyküsüdür. Kendi haberi olmadan basılan CD’leri, elden ele gezen ve hiç de profesyonel olmayan korsan kayıtları, kendisinin bile bilmediği coğrafyalarda piyasaya sunulmuştur. O, stüdyolara kapanacak sanatçı değildir. O bir sahne insanıdır, hatta bir yazara göre “sahne canavarı”dır.1 Canlı performans ona hep kazandırmıştır. Sahneye adım attığı anda izleyicisini avcunun içine almasını bilir. Bu nedenle ben, yazar olarak zaman zaman aradan çekilmeyi, Leyla Gencer’i kendi seyircisiyle, dinleyicisiyle veya okuruyla baş başa bırakmayı, onun iç sesini duyurmayı yeğ tuttum.

Kitabın düzenine ilişkin de kısa bir açıklama yerinde olabilir: Leyla Gencer’in kendi ağzından anlattığı kurmaca iç konuşmalarını renkli font ile düzenledik. Bu anlatımlar aslında tanık söyleşilerine ve elimizdeki video kayıtlarında yer alan Leyla Hanım’ın kendi ifadelerine dayanıyor. Kimi sayfalarda değişik renkte fonlar, çerçeveye alınmış metinler bulacaksınız. Bu renkli kutular, daha çok ansiklopedik bilgi veren, nesnel anlatımlar. Kitabın akışı içinde bazı operaların konusu, teknik özellikleri ve Leyla’nın hayatındaki önemi mercek altına alınıyor. Gencer’in başrolünü oynadığı yetmiş üç eser içinden bu seçimi yapmak kolay olmadı. Kimi Lady Macbeth gibi en çok ve en uzun oynadığı güçlü kadın modeli, kimi Roberto Devereux gibi eleştirmenlerin saf değiştirip Leyla’nın tarafına geçtiği eser, kimi Aida gibi persona yarattıklarından birisi, kimi Alceste gibi müzik tarihinin devrim operası, kimi Norma gibi bel cantonun en güzel örneklerinden birisi, kimi Madama Butterfly gibi yurtdışında ilk sesini duyuruşu, kimi Elizabetta Regina d’Inghiltera gibi kendini bulduğu bir eser, kimi La Traviata gibi onu popülerliğe taşıyan opera, kimi Anna Bolena gibi Gavazzeni’nin yönetimindeki Callas ve Leyla çelişkisindeki rol, kimi Karmelit Rahibelerinin Diyalogu gibi La Scala’daki ilk temsil. Bir şeye daha dikkat etmeye çalıştım: Leyla Hanım’ın Türkiye’den ayrıldığı 1940’lar Türkiyesi’nde belirli bir kesim Osmanlıca, Türkçe, Fransızca, Farsça sözcüklerden oluşan bir dil konuşuyordu. Kitapta yer alan Leyla Gencer’in iç konuşmalarını da kullandığı kendine özgü, “şahsi” dile uyacak şekilde “inşa” ettim. Ben ise yazar olarak bugünkü dille konuşuyorum.

Leyla Hanım’a hangi rolleri en çok benimsediği sorulduğunda: “Ayrım yapamam ki, onların hepsi benim çocuklarım” diye yanıtlamış.2 İşte ben de onun ses kayıtları arasında bir seçim yapamadım ve bu kitaba hiçbir kayıt eklemedim. Bugün arama motorlarında Leyla Gencer adını yazınca, karşınıza sanatçının her döneminden şaşırtan sayıda icralar çıkıyor. Üstelik hemen her gün yenileri ekleniyor. Sonuçta ben, Leyla Gencer’in yaşamını, hayata bakışını, tutkularını, opera sanatını ne kadar ciddiye aldığını ve bu konudaki cansiperane mücadelesini anlatmaya çalıştım. 20. yüzyılın ortasında yaşamış, ihtirasıyla, çalışkanlığıyla, kendine özgü tanrıça duruşuyla, Olympos’un tepesindeki bu sanatçıyı bugünkü dünyamıza biraz daha yaklaştırmaya uğraştım. Bu kitabın yazılması için beni yüreklendiren Borusan Sanat Genel Müdürü Ahmet Etem Erenli’ye, heyecanımı paylaşan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen ve YKY ekibine; teknik araştırmalarıma büyük destek veren ve değerli tavsiyeleriyle kitabı zenginleştiren Ayşe Sezerman’a; belgelerini, anılarını paylaşan ve Leyla Gencer üstüne yazdığı Leyla Gencer – Tutkunun Romanı adlı kitabından yararlandığım Zeynep Oral’a; Romanzo vero di una primadonna adlı kitabından yararlandığım ve benimle paylaştıkları anılarına kitapta da yer verdiğim, Leyla Hanım’ın en yakın dostları Franca Cella’ya ve Lorenzo Arruga’ya; tarih ve opera bilgisi ve kusursuz İtalyancasıyla elim, kolum olan çok değerli asistanım Seren Akyoldaş’a; son derece titiz editörlüğü ve entelektüel yaklaşımıyla kitaba can katan Fahri Güllüoğlu’na, İKSV arşivinde resimleri sabırla seçen Selçuk Metin’e ve bu süre içinde beni coşkuyla destekleyip moral veren çocuklarım Ekin İlyasoğlu Muslu ve Fatih Muslu’ya çok teşekkür ediyorum.

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Anı-Biyoğrafi
  • Kitap AdıBen Leyla Gencer – La Diva Turca
  • Sayfa Sayısı384
  • YazarEvin İlyasoğlu
  • ISBN9789750863127
  • Boyutlar, Kapak13,5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviYapı Kredi Yayınları / 2024
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur