Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Dişi Kurt – Roma İmparatoriçesi 1

Luke Devenish

Dişi Kurt – Roma İmparatoriçesi 1

GÖLGELERİN ARASINDA DİŞİ BİR KURT VAR

M.Ö. 44 Roma’nın rakip güçleri cumhuriyeti şiddetli bir sona doğru sürüklemektedir. Bir kâhin genç Tiberius Nero’ya esmer güzeli kuzeni Livia Drusilla’yla evlenirse Roma’nın gelecekteki dört kralının babası olacağını vaat eder. Hırslanan Livia yaşamını bu kehaneti gerçekleştirmeye adar. Kader ağlarını örerken her türlü suç mübahtır.

Roma İmparatorluğu’nun doğuşunda ahlaksızlığın, saplantının ve seksin öldürücü destanı yazılır.

Ölümsüz köle Iphicles tarafından anlatılan Dişi Kurt Roma İmparatorluğu’nda hırsları, içgüdüleri ve kurnazlıklarıyla öne çıkan kadınlara Livia, Julia, Antonia ve Agrippina yeniden hayat veriyor. Roma İmparatoriçesi serisinin bu ilk kitabında Luke Devenish, muazzam zamanlarda yaşamış kadınları muazzam bir kurguyla okurlarla buluşturuyor.

Her bir bölüm sizi tehlikeli sulara doğru sürükleyecek.

Sun-Herald

***

Beni her zaman destekledikleri için anneme ve babama, sabırla beklediği için Andrew Brown’a…

Romandaki Karakterler

LIVIA’NIN AİLESİ
IPHICLES : Anlatan, köle ve ölümsüz
LIVIA : Kehanetlerde adı geçen Iphicles’in çok sevdiği hanımı
TIBERIUS NERO : Livia’nın küçük yaşta evlendirildiği kocası, onun adı da kehanetlerde yer alıyor
MARCUS LIVIUS : Livia’nın babası, Claudian’ların lideri
HEBE : Livia’nın evcil hayvanı, yangında sakat kaldı
LOLLIA : Marcus Livius’un evlatlığı, Livia’nın en yakın arkadaşı
PLANCINA : Lollia’nın itici kızı
MARTINA : Şekil değiştiren büyücü
THRASYLLUS : Kibele’nin sözlerini dile getiren kâhin
HERMAFRODİT : Thrasyllus’un annesi

OCTAVIAN’IN AİLESİ
OCTAVIAN : Roma’daki üçlü yönetimin liderlerinden biri
SEZAR : Julian’ların lideri, Octavian’ı evlatlık edinen amcası
SCRIBONIA : Octavian’ın eşi
JULIA : Octavian ile Scribonia’nın kızı
OCTAVIA : Octavian’ın kız kardeşi
MARCELLUS : Octavia’nın önceki evliliğinden olan oğlu
MARCELLA : Octavia’nın önceki evliliğinden olan kızı
CLEMENS : Octavian’ın Hebe’den olan oğlu

ANTONY’NİN AİLESİ
ANTONY : Roma’daki üçlü yönetimin
liderlerinden biri, Octavian’ın rakibi
KLEOPATRA : Antony’nin sevgilisi, Mısır kraliçesi
FULVIA : Octavian’a karşı mücadele eden Antony’nin ilk karısı
ANTYLLUS : Antony ile Fulvia’nın ilk çocuğu
JULLUS : Antony ile Fulvia’nın ikinci çocuğu, Julia’ya âşık
ANTONIA : Antony’nin Octavia’dan olan kızı, Drusus ile evli

AGRIPPA’NIN AİLESİ
AGRIPPA : Octavian’ın sadık komutanı
GAIUS : Agrippa’nın Julia ile evliliğinden olan ilk oğlu
LUCIUS : Agrippa’nın Julia ile evliliğinden olan ikinci oğlu
AGRIPPINA : Agrippa’nın Julia ile evliliğinden
olan kızı, Germanicus’la evlendi.
POSTUMUS : Agrippa’nın Julia ile evliliğinden olan üçüncü oğlu

TIBERIUS’UN AİLESİ
TIBERIUS : Tiberius Nero ve Livia’nın büyük oğlu
VIPSANIA : Tiberius’un ilk karısı, Agrippa’nın bir önceki evliliğinden olan kızı
CASTOR : Tiberius’un Vipsania ile olan evliliğinden oğlu
TIBERIA : Castor’un Livilla ile olan evliliğinden kızı
SEJANUS : Tiberius’un muhafızı ve ‘oğlu’
APICATA : Sejanus’un eşi, kör
PISO : Elçi, Plancina ile evli

DRUSUS’UN AİLESİ
DRUSUS : Tiberius Nero ve Livia’nın
ikinci oğlu, Antonia ile evli
GERMANICUS : Drusus’un büyük oğlu, Agrippina ile evli
LIVILLA : Drusus’un kızı, Castor ile evli
CLAUDIUS : Drusus’un ikinci oğlu, sakat
NERO : Germanicus ve Agrippina’nın büyük oğlu
DRUSUS II : Germanicus ve Agrippina’nın ikinci oğlu
KÜÇÜK ASKER : Germanicus ve Agrippina’nın üçüncü oğlu
NILLA : Germanicus ve Agrippina’nın büyük kızı
DRUSILLA : Germanicus ve Agrippina’nın ikinci kız çocuğu
JULILLA : Germanicus ve Agrippina’nın üçüncü kız çocuğu
NYMPHOMIDIA : Köle, Clemens’in sevgilisi
BURRUS : Köle, Nymphomidia ve Clemens’in oğlu

BAŞLANGIÇ

Kehanet Günü
Temmuz
MS 65

Büyük Roma Yangını’nın ilk yıldönümü

İmparatoriçe zinciri öyle hızlı çekti ki görev tamamlanmadan önce bileklerinin kırılıp onu özgür kılacağından korktuk. Ama ince kemikleri şimdilik dayanıklıydı ve sadece kazığın etrafında umutsuzca ağlayıp daireler çizerken zincir gerilip derisini aşındırıyordu.

Acte ile birlikte ölü kaldırıcısının kapısının gölgesine sığınmış onu izliyorduk. Durumuna aslında o kadar az acıyorduk ki aklımız tamamen planımdaydı.

“Planını düşünüyorsun değil mi?” diye sordu Acte.

“Evet, öyle.”

“Yanımda bir taş kalem ve tablet var,” dedi. “Beklerken aklından geçenleri söylersen yazabilirim. Ne dersin Iphicles?”

Planıma duyduğu saygıdan ötürü gülümsedim. O sabah ona planımdan ilk kez bahsetmiştim, buna karşın uzun süredir onu yazıya geçmek istediğim de bir gerçekti. Son dönemde meydana gelen çatışmalar ve mutlulukların peş peşe yaşanmasının ardından nihayet planımı paylaşacağım doğru kişiyi ve anı bulmuştum.

“Çok iyi olur Acte,” dedim kendimle gurur duyarak. “Sanırım burada dururken bir başlangıç yapabilirim.”

“Başlayalım o halde,” diye karşılık verdi halinden hoşnut bir ifadeyle.

Çaresizliğe kapılmış olan imparatoriçenin zincirden kurtulmaya çalışmasını izleyerek dikte etmeye başladım ve Acte incelikli bir şekilde sözlerimi yazıya aktardı.

“Ben sadece sizin kölenizim ve tek bildiğim bu. Bundan utanmıyorum. Huzurunuzda mütevazı ama mutluyum, başımı öne eğip emrinizi bekliyorum. Duvarın kenarında, yatağınızın ayakucunda sessizce duruyorum. Elimde şemsiyeyle sizi güneşten korumaya ya da banyoda vücudunuzu temizlemeye hazırım. Sizi gücendirirsem beni kırbaçlayabilir, istediğinizi yapabilirsiniz.

Beni kullanın. Bunu yapmak sizin hakkınız. Hayatımın sizin için bir değeri yok, olmasını da istemem. Düşüncelerim kıymetsiz, hislerimin ve sezgilerimin sizin için hiçbir önemi yok. Ben bir erkek değilim; öyle olduğumu düşünmek bir suç. Hiçbir zaman evlenmeyeceğim, oy kullanmayacağım, birliklere katılıp savaşmayacağım ve kimse bana baba demeyecek. Ayaklarının altı tebeşirle işaretli, kusurları ve marifetleri boynundaki tablette yazılı olan alınıp satılacak bir malım. Bir eşyadan fazlası değilim. Bir araç gibiyim. Ben Iphicles’im.” Tatminkâr bir ifadeyle duraksadım. “Ama hâlâ hayattayım.”

Acte hızıma yetişmeye çalışırken az da olsa nefes nefese kalmış bir halde son sözlerimi de yazdı. Bir yorum yapmasını bekledim, fakat satırlara göz atarak bir süre sessiz kaldı.

“Nasıl?” diye sordum.

Bana huşu içinde baktı. “Mükemmel… Bu çok iyi bir başlangıç Iphicles.”

Sözlerinden memnun oldum. Sonra arenanın diğer tarafındaki basamaklarda bir hareketlilik fark ettim. Sahibimiz gelmişti ve günlük görevlerimizi yerine getirmemiz gerekiyordu. Maskemi taktım, Acte de miğferini kafasına geçirdi.

“Tableti yanıma alacağım,” dedi. “Arada boş vaktimiz olduğunda yazmaya devam edebilirim.”

İmparatoriçe bizi gölgelerin arasından çıkarken gördü. “Anahtar!” diye bağırdı. “Bana anahtarı verin! Zincirden kurtulayım ve onu yeniden eğlendirmenin başka bir yolunu bulayım!”

Güneşten ötürü Acte ile gözlerimizi kısarak arenanın boş basamaklarına baktık. Sahibimizi gözden kaçırmıştık.

“Bunu hak etmek için hiçbir şey yapmadım, ben masumum,” diye yakardı imparatoriçe. “Beni tanıyorsunuz, köleler. Beni seviyorsunuz…”

Göz kamaştıran güneşin altında sahibimizin nerede olduğunu anlamamız birkaç dakika sürdü ama onu bulduk. İmparatorluk tahtında oturmuyor, bu özel damnatio ad bestias gösterisinin tek izleyicisi olarak boş basamakların arasında geziniyordu. Oyun açılışlarında gölgelikleri açan askerler, havaya esanslı su püskürten köleler yoktu. Geniş arena boştu ve Temmuz güneşi merhametsizce can yakıyordu.

“Biraz daha dikte et,” diye fısıldadı Acte bana.

Sahibimize göz attım. Bedeni burada ama aklı başka yerde gibiydi, imparatoriçeye göz ucuyla bile bakmıyordu, sadece gökyüzüne odaklanmıştı. Elbette kehaneti okuyabilmek için kuşları arıyordu.

“Pekâlâ o halde,” dedim ve boğazımı temizleyip kaldığım yerden ancak bu kez alçak sesle sözlerime devam ettim.

“Geriye başka kimse kalmadığı için hikâyeyi anlatmak bana düşüyor. Böylesi bir sorumluluk korkuya kapılmama neden oluyor ama görevimi kötüye kullanmayacağım. Gördüğüm, şahit olduğum her şeyi size tüm gerçekliğiyle anlatacağım. Elbette tanık olmadığım olaylar da var, onları da anlatacağım çünkü bana diğerleri tarafından aktarıldılar. Ve tanık olamadığım tüm bu olayları – sahiplerimin içten içe hissettikleri korkuları, arzuları ve düşmanlıkları – emin olun sahiplerimden bile çok daha iyi biliyorum. Biliyorum çünkü bilmek benim kaderim, belki de lanetim. Hepsini sizinle paylaşacağım.

Bir bilge olmadığım halde bana sunulan bu göreve hazırım. Niyetim sizi eğlendirmek, bunu başarır başarmaz sizi bilgilendirmenin peşinde olacağım. Bu hikâye başka nasıl anlatılır bilmiyorum. Siz benim sahibimsiniz ve sizi memnun etmekten başka bir amacım yok.”

Acte son sözleri yazdıktan sonra, “Ah bu gerçekten çok iyi,” dedi ve tabletin arkasını çevirip devam etmeye hazır bir şekilde bekledi.

İmparatoriçe histerik çığlıklar atmaya başladı ve nihayet sahibimizin dikkatini çekmeyi başardı. Sahibimiz bakışlarını kuşsuz gökyüzünden arenaya çevirdi, ama yine de gösteriyi sonlandırmak adına hiçbir işaret vermedi. Acte ile birlikte tableti bir kenara bırakıp görevimize hazırlandık. Güzel Acte Merkür olacaktı; kanatlı sandaletleri, miğferi ve üzerine geçirdiği erkek tuniğiyle çok çekici görünüyordu. Sahibimize yeniden baktığımda Acte’nin görünümünü beğendiği açıkça belli oluyordu.

Acte etrafına yılan sarılı bronz asayı eline aldı ve ucunu küçük bir maltızın kıpkırmızı korları arasına yerleştirdi. Bana Rhadamanthus – yeraltı dünyasındaki ölü ruhların hâkimi – rolü verilmişti ve uğursuz bir maske takıp koyu renkli uzun çizmeler giymiştim. Elimde uzun Etrüsk bir tokmak vardı ve kısa rolüm gereği onu maltızda ısıtmama gerek yoktu. Arenanın köşesinde duran kapalı kafesin arkasındaki yerlerimize geçtik ve yeniden beklemeye başladık.

“Çok yavaş ilerliyor,” dedi Acte. “Biraz daha devam edebiliriz.”

Devam etmek için ilham perisine ihtiyacım yoktu – o zaten benimleydi.

“Hikâyemi anlatmaya başlamadan önce yüzyıldan uzun bir zaman öncesinde yaşanmış olan olaylara baktım. Bu gerçek olabilir miydi? Hayatım süresince birden fazla yüzyıl yaşamış olabilir miydim? Görünüşe bakılırsa yaşamışım. Bana başka hiçbir kölenin yüzünde böyle çizgiler görmediklerini söylüyorlar. Bir tek benim cildimin bu kadar ince ve hassas olduğunu söylüyorlar. Ellerime bakıyorum ve derimin altındaki mor damarları görüyorum. Ellerimi güneşe doğru kaldırıyorum ve saydamlarmış gibi parlıyorlar, öyle ki kemiklerimi görebiliyorum. Belki de çok yaşlıyım? Fakat kendimi kötü hissetmiyorum ve hiçbir zaman ciddi bir rahatsızlığım ya da hastalığım olmadı. Büyümekte olan bir çocuk gibi iştahla beslendim. Günlük işlerimi yerine getirdim. Geceleri deliksiz uyudum. Ve bazen, sahibimin izin verdiği zamanlarda bir kıza zevk verdim. Bedenimin işlevleri her zamanki gibiydi: Ne utanç verici ne de kahramanca. Ve hâlâ dayanıyor.”

“Aynen öyle, Iphicles,” dedi Acte saygılı bir tavırla. Son sözleri yazarken miğferi alnına düşmüştü, onun yerine düzelttim.

Arenanın ortasındaki imparatoriçenin yakarışı anlaşılmaz bir hale dönüşmüştü, kelimeleri birbirine giriyor, arada sadece seni seviyorum cümlesi rahatlıkla seçiliyordu. Daha önce mahkûm edilmiş hiçbir suçlunun yakarışını bu kadar net duymamıştım. Genelde söylenenler yuhalamalar ve çığlıklar arasında kaybolurdu. Fakat bugün imparatoriçenin sesi geniş, boş alanı dolduruyor ve hıçkırıkları, lanet edişi, acıklı inlemesi kulaklarımızda çınlıyordu. Bu sahibimizin istediği bir şeydi, o nedenle itiraf etmeliyim ki bu durumdan hoşnuttum.

İmparatoriçenin kelimeleri tükendi.

Bunu takip eden sessizlikte aralarındaki mesafeye karşın karı koca birbirlerine baktılar.

“Bir şeyler daha söyle,” diye fısıldadı Acte.

Uzaktaki sahibimize göz attım ve bu riski almaya karar verdim.

Acte yardıma hazır bir şekilde yazmaya devam ederken, “Belki de müzelik olduğumu kabul etmem lazım,” dedim fısıldayarak. “Ama içten içe bundan daha fazlası olduğumu biliyorum. Böyle doğmadım, yaşadıklarım yüzünden bu hale geldim. En çok acı çektiğim dönemde ne kadar dayanıklı olduğumu anladım. Çok uzun zaman önce yaptığım bir fedakârlık beni bu hale getirdi. Ama bunu size vakti geldiğinde anlatacağım. Şimdilik bilmeniz gereken: Ben Iphicles’im. Sadece sizin kölenizim.” Dramatik bir tavır takınıp duraksadım ve zafer dolu bir şekilde gülümseyerek son cümlemi dile getirdim: “Ve aynı zamanda bir tanrıyım.”

Acte sözlerim karşısında heyecanlandı ve ben içten içe bir hoşnutluk hissettim.

“Şimdilik bu kadar yeter,” dedim kendime hâkim olmaya çalışarak. “Sanırım sahibimiz sonunda hazır.”

Kazığa zincirle bağlı imparatoriçe yeniden yakarmak için ağzını açıp kapadı, fakat sahibimizin ifadesindeki bir şey kelimelerini boğazına düğümledi. Aklından geçenler anlaşılmıyordu; sahibimizin onun dehşet saçmasından zevk alıp almadığını algılayamadık. Yine de her şeye rağmen imparatoriçeye duyduğu şehvet içten içe hâlâ onu yakıyordu; uyluklarını saran mor renkli kumaşın kabardığı ortadaydı.

Bunu gören imparatoriçe az da olsa umutlandı, belki de hâlâ bir şansı vardı. Zincirlenmiş elleriyle stolasının yakasını indirdi ve güzel göğüslerini gün ışığına çıkardı. Sahibimiz onun canını bağışlayacak mıydı? Onu yeniden sevip bağışlayacak mıydı?

Sahibimiz gözler önüne serilmiş bu manzarayı büyük bir zevkle seyrederken, “Aşkım…” dedi imparatoriçe yalvarırcasına.

“Venüsüm…” dedi sahibimiz ona duyduğu şehvetle.

Sonra dişi kurtlar bir çırpıda onu yiyip bitirmek üzere serbest bırakıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıDişi Kurt - Roma İmparatoriçesi 1
  • Sayfa Sayısı536
  • YazarLuke Devenish
  • ÇevirmenHakan Kuyucu
  • ISBN9789944826457
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviEpsilon / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur