Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Dullara Yas Yakışır
Dullara Yas Yakışır

Dullara Yas Yakışır

Erendiz Atasü

İlk baskısı 1983’te yapılan ve o gün bugündür güncelliğini koruyan Dullara Yas Yakışır’daki öyküler, toplumsal kalıplara hapsolmuş her yaştan kadını konu alıyor. Kadının gerek…

İlk baskısı 1983’te yapılan ve o gün bugündür güncelliğini koruyan Dullara Yas Yakışır’daki öyküler, toplumsal kalıplara hapsolmuş her yaştan kadını konu alıyor. Kadının gerek toplumda gerek işyerinde gerekse aile içindeki konumunu irdeleyerek, değişen rollerini ve sıkıntılarını yalın bir dille gözler önüne seriyor.Erendiz Atasü, gerçekçi ve sakınmasız tavrına karşın ironiden yana da eksiği olmayan öyküleriyle, gelenekselliği üzerinden bir türlü silkip atamayan bir toplumun röntgenini çekiyor.

İçindekiler

AŞKA DAİR
İkinci Aşkın Peşinde ……………………………………………… 13
Sevda İçin Tek Kişilik Ağıt …………………………………….. 19
Can Yoldaşı…………………………………………………………. 29
İnci, Satı, Erhan ve Durmuş…………………………………… 37
YALNIZLIĞA DAİR
Bahçıvan …………………………………………………………….. 47
Harput’ta Var Bir Kilise ………………………………………… 53
Bayburtlu……………………………………………………………. 65
VE KADINLARA DAİR
Yaşlı Bir Genç Kız………………………………………………… 73
Yabancı Bir Göğün Altında ……………………………………. 85
Madam Butterfly Ölmeyi Reddederse……………………. 101
Sevgi’nin Romanı……………………………………………….. 107
ÇOCUKLUĞUMU İSTİYORUM,
ÇOCUKLUĞUMU VERİN BANA
Birinci Perde: Kayısı Gülü……………………………………. 121
İkinci Perde: Kiraz Dalları ……………………………………. 151
DULLARA YAS YAKIŞIR
Dullara Yas Yakışır………………………………………………. 181

Aşka Dair

İKİNCİ AŞKIN PEŞİNDE

Sigara dumanı yüklü karanlık salonda herkes bir şeylerin peşindeydi, bilse de bilmese de… İçki ve sigara. Ve müzik. Bir kaşık Rus salatası, haşlanmış yarım yumurta, dörtte bir salam… İki-üç fıkra, neşeye öykünen üç-beş kahkaha ve bir tutam gizli umut… İnce bir dilim salatalık, bir yudum içki ve bir avuç tatlı beklenti… Eğlenmeye, gevşemeye çalışan bir-iki gergin yüz ve o maskenin altında sınırlı tutulması gerekli heyecan… Bir lokma beyaz peynir ve bir yudum içki daha… Yorgun bedenlerle bezgin ruhların gece sefası. Orta yaşa gelmişse insan ne yapar?

Saçları ağarmaya ve dökülmeye yüz tutmuşsa, bedeni ufak tefek aksamalarla eskidiğini haber veriyorsa, göz altları torbalanmış, derisi pörsümeye koyulmuşsa… Gençlik düşleri ve umutları uzak ve silik izdüşümlerine dönüşmüşse… Düş kırıklıkları kalender bir aldırmazlık doğurmuşsa… Geçim kaygısının, bakım ve onarım isteyen evlerin ve eşyaların, çocukların, patronların ve amirlerin; uğruna yarınların feda edildiği bugünlerin, uğruna uzak hedeflerin yüzüstü bırakıldığı, kısa hedeflerin herkes için ayrı ayrı çizildiği dar ve kapalı yaşantı koridorlarında eski dost yüzler, eski düşlerin uzak yansımalarına dönüşmüşse… Çocuk gürültüleri ve bozuk eşyayla dolu ev içlerinden başka sığınacak yer kalmamışsa… Her akşam sıcak bir umutlakoşup gelinen ve her sabah soğuk bir öfkeyle kaçarcasına çıkıp gidilen ev içleri… İnsan ne yapar?.. Ve hâlâ yürünecek bir yirmi-otuz yıl varsa… Kalabalık caddelerde ve taşıtlarda, başarısızlık korkusunun iyice grileştirdiği boz kuramlarda, hep bugünü elde edip yarını fırlatıp atarak yürünecek upuzun bir yirmi-otuz yıl…

Ne yapar insan? Nerede bulur karanlığına ışıklı görüntüler çizecek bir tutam aydınlığı?.. Bir görünüp bir kaybolsa bile bu ışıltı… Henüz dokunulmuş bir avucun taze sıcaklığından tüten titreşimler… Yaşamın koyu ve ağır rengini umudun ve sevincin uçarılığına boyayan yumuşaklık… Neydi o? Hoplayan bir yürek, basıncı duyan kasıklar, nemlenen bir vajina, canlanan bir penis… Sonbahara doğra yeniden esen bahar rüzgârı… Pastırma yazı gibi bir şey…

Neydi o? Uzak yılların ötesinden hayal meyal bugüne yansıyan… Birlikte yaratılan bir etki… Yanı başında oturan insanla yıllar önce… Belki yeni bir insanla, yeniden… Olabilir mi? Kim bilir? Aşkı var edebilmek için diğer bir kişi gerekliyse eğer, hapsolunan daracık yaşam koridorlarında onu nereden bulmalı?.. En yakındaki, ev içindeki, gece yatakta, gündüz çocukların yanı başındaki yabancılaştıktan sonra… Şu karanlık salonda yan yana oturulan hayat yoldaşından koptuktan sonra… Onu nerede bulmalı? Masanın karşı yanındakiler… Acaba, bir kez daha? Seninle olabilir mi? Bir yudum içki ve özlem… Bir yudum daha ve müzik… Sigara dumanı yüklü havayı duygulanımların dalgalarıyla sarsan ezgi.

Görüyorum gözlerinde…
Görüyorum gülüşünde…
Özlediğim her şeyi

Aşk işte tıpkı böyle bir şeydi… Yıllar önceden anımsanan… Gözden göze, gülümsemeden gülümsemeye, sesten yüreğe, bedenden bedene akan iletişim… Karşılaşan bakışlar… Hep aynı soru… Acaba, seninle? Olabilir mi? Uyumlu iç çekişler… Birbirinin karısıyla, kocasıyla dans ederken, yavaş yavaş, usul usul söz edilen aynı gündelik sızlanmalar… Mayın dolu bir tarlada sakınarak yürürcesine, adım adım ve ürkek… Hız yok, acele yok, yorulmamak. Önlem almalı… İrkilmeden, küçük değinmelerle araştırılan ortak yanlar… Aman, yavaş… Aman, dikkat… Bulunuveren bir benzerlik, küçük bir ferahlama… Sözle ya da hafif bir dokunuşla yeni bir atılım… Duraksayarak ve sakınımlı…

Olmazsa hemen geri çekilebilmek için, zarar görmeden… Aman dikkat! Coşku yoktu, yasaktı… Peki, aşk neredeydi? Yeniden ele geçebilir miydi? Kısacık bir süre için bile olsa, bir kez daha yaşanabilir miydi? Bedeli ne olursa olsun. Yoo, bedel ödemeyi kim ister, tüm bir yaşamın ağırlığını yük beygiri gibi taşıdıktan sonra… Bedeli olmayan bir aşk yaşanabilir miydi? Ah, aşk, şöyle bir görünüverse, sanki her şeyin pası silinecekti. İnsanın çocukları daha sevimli, eşi daha katlanılır, evi daha ferah, iş arkadaşları daha iyi huylu olacak, eli bollanacaktı… İşleri kolaylaşıverecekti. Yağmurlar bile güneş yüzlü gülümseyecekti… Hastalık, işsizlik, hapislik olmayacaktı… Tek, aşk var olsaydı… Yüzyıllardır şarkılar, masallar, ninniler, öyküler, türküler hep bunu söylemişti… Tek, aşk var olsaydı… Söylence, şu küçük eğlenti salonunun karanlık ve dumanlı havasını dolduruyordu, damla damla, insanların özlemlerinden, düşlemlerinden, imgelerinden süzüle süzüle…

Saplarında parıldayan güney ışığını görmek istiyorum.
Ve sana seni sevdiğimi söylemek…

Neredesin? Yalnızlık mı çekiyorsun?
Yoksa seni seven bir başkası mı var?

Aşk işte tıpkı böyle bir şeydi… Bir umut, bir umutsuzluk… Bir güven, bir güvensizlik… Uzun yıllar ötesinden anımsanan… Yeniden doğabilir miydi? Ruhu hafif hafif saran aynı hüzünlü dalgalanma… Boğazı yakan duyarlık, hiç yoktan var olan ağlama isteği, apansız bastıran sevinç… Tıpkı eskisi gibi… Deriyi ürperten eski esinti… Bedenin ve ruhun katı sınırlarını yumuşatıp saydamlaştıran, geçirgenleştiren aynı titreşim… Uzak yıllardan anımsanan… Birleşen iki canlı hücresinin arasındaki zarın yavaş yavaş çözülmesi gibi bir şey… İşte öyleydi aşk. Ve yeniden var oluyordu…

Sonbaharda patlayan pastırma yazı gibi. Bir mucize gibiydi… Aman dikkat, aman sakın! Aman ürkütme! Aman yavaş! Aman canın acımasın! Artık çocuk değilsin. Genç bile değilsin. Çoluk çocuğunu düşün… İyi namını… Dedikoduyu… Dikkat, dikkat! Yavaş, yavaş… Coşku ve güven yok… Peki, aşk nerede? Alt tarafı, nedir istediğin? Felekten birkaç güzel anı çalmak… Alışılmış bedenlerin, yaşama hükmeden çocukların, usanılmış ev içlerinin sana tanımadığı güzelliği bulmak… Mutluluğu… Dikkat et de elmayı kopartmak için ağaca uzanırken ayağın taştan kaymasın… Dikkat et, elmanın tadı başka tatları bastırmasın… İşte tıpkı böyle bir şeydi bu yaşanan… Aşk gibi bir şey… Gene de aşk değildi… Yavaş, sakınımlı ve coşkusuzdu…. Aşk gibiydi de nedir içimde büyüyüp duran bu boşluk, örülecek gibiyken derinleşen bu çatlak?..

Senin sakınımın acı veriyor bana… Başka ne yapabiliriz ki? Çocuklarını düşün… Kocanı… Eşi, dostu… Gözünü seveyim dikkatli ol! Gebe kalmak istemiyorum. Kürtaj olursun. Her şeyi bir yana bırak… Parayı nereden bulurum? Başkalarının önünde beni bu kadar görmezlikten gelmesen de olur. Çıldırdın mı sen? Dedikoduya mı yol açmak istiyorsun? Eskiden böyle değildin. Eskiden başkaydı. Herkesin ilişkimizi bildiğini mi sanıyorsun? Öğrenebilirler.

Suçluluk senin kafanın içinde. Çürük çıkan, tadı kaçan elma. Aşka benziyordu da, nedir bu içimde çoğalan yalnızlık. Aşk değil bu, aşkın benzeri, iyi çizilmiş bir eğretilemesi… Niteliksizi… Sokaklarda her şeyin sahtesinin satıldığı bir zaman ve mekândaydılar… Sahtesinin ve kötüsünün… Çürük sebzeler, vurularak olgunlaştırılmış meyveler, mikroplu çörekler… Yıkılıveren binalar, iyileştirmeyen ilaçlar, sahte sevgiler, yalan dostluklar… Sigara dumanı yüklü karanlık salonda her şeyin sahtesi vardı, bozuğu, niteliksizi… Bayatlamış Rus salataları, kokuşmuş salamlar, iyice sulandırılmış içkiler, cazırtılı bir orkestra… Ve mutsuz evlilikler…

Sigara dumanı yüklü karanlık salonda herkes bir şeylerin peşindeydi. Ele geçmeyen, geçemeyen bir şeylerin… Aşkın istedikleri onlarda yoktu; içtenlik ve canlılık, gerçeklik ve arınmışlık ve kendini veriş… Yorgundular, yoktu onlarda böyle şeyler… İkinci aşkta yeni bir aşk türü yaratamazlardı. Kimsenin kimseye bir şey vaat etmediği, kimsenin kimseye bir şey borçlu olmadığı, zorlamalardan uzak dürüst bir ilişkiyi yeşertemezlerdi. Birbirini izleyen, birbirinin aynı yirmi dört saatlerin, onarım bekleyen eşyanın; en güzel ve en acı anları ve karanlık gelecekleri paylaşma zorunluluğunun, birbirinden her zaman her şeyi bekleme alışkanlığının artık ev içlerinde yaşatmadığı dürüstlüğü ve kendiliğindenliği bu yeni aşkta bulabilirlerdi oysaki… Bir ezginin başlattığı bu duygusallıkta, başkalarının beklediği, istediği kişiyi değil, kendilerini, yalnızca kendileri olabilme özgürlüğünü, yalınlığını, duruluğunu yaşayabilirlerdi…

Ama olamazdı… Çünkü evlerde, işyerlerinde, eğlence salonlarında her şey satılıktı, gülümsemeler bile… Her şeyin karşılığı çıkarlardı ve hiçbir şeyinki duygular değildi. Ve her şeyin sahtesi satışa çıkartılmıştı. Sahteye çabuk alışmışlardı, özgünlükleri koruyamamış, ellerinden düşürmüşlerdi. Yorulmuşlardı… Dört bir yandan onları kuşatan sahteliklerin tüketiciliğini fark edemeyecek kadar… Bitmişler, yok olmuşlardı… Gölge oyunlarının kartondan kesilmiş çizimleri gibiydiler. Aşk onları terk etmişti.

1985

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Edebiyat
  • Kitap AdıDullara Yas Yakışır
  • Sayfa Sayısı216
  • YazarErendiz Atasü
  • ISBN9789750758041
  • Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2022

Yazarın Diğer Kitapları

  1. İncir Ağacının Ölümü ~ Erendiz Atasüİncir Ağacının Ölümü

    İncir Ağacının Ölümü

    Erendiz Atasü

    Türk edebiyatının en verimli ve tartışma yaratan yazarlarından biri olan Erendiz Atasü, ilk baskısı 2008 yılında yapılan öykü derlemesi İncir Ağacının Ölümü’nde hem toplumsal...

  2. Bir Yaşdönümü Rüyası ~ Erendiz AtasüBir Yaşdönümü Rüyası

    Bir Yaşdönümü Rüyası

    Erendiz Atasü

    Çok kısa bir an… Çocuk, yaratma cesareti ve ıstırap arasındaki bağdan söz ederken… gövdesine çok yakın ama kadınlığına uzak bir ada kadar mesafeli bu...

  3. Onunla Güzeldim-Uçu ~ Erendiz AtasüOnunla Güzeldim-Uçu

    Onunla Güzeldim-Uçu

    Erendiz Atasü

    Erendiz Atasü’nün 1990 ve 1998 yıllarında ayrı ayrı yayımlanan Onunla Güzeldim ve Uçu adlı iki öykü kitabını tek bir kitapta toplayan bu seçki, Atasü...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur