Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Gerçek Olamayacak Kadar Güzel
Gerçek Olamayacak Kadar Güzel

Gerçek Olamayacak Kadar Güzel

Carola Lovering

Bir aşk İki evlilik Üç farklı gerçek Skye Starling, hızlı bir flört sürecinin ardından sevgilisi Burke Michaels’tan evlenme teklifi aldığı için çok mutluydu. Her…

Bir aşk
İki evlilik
Üç farklı gerçek

Skye Starling, hızlı bir flört sürecinin ardından sevgilisi Burke Michaels’tan evlenme teklifi aldığı için çok mutluydu. Her ne kadar dünya ayaklarının altına serili olsa da Skye, annesini kaybettiğinden beri hayatını felç eden OKB ile mücadele ediyordu ve özel hayatı da bundan fazlasıyla etkileniyordu. Oysa şimdi kusursuz bir adam onu istiyordu. Hem de sonsuza dek.

Sadece ufak bir sorun vardı… Burke, olduğunu iddia ettiği kişi değildi. Terapistine yazdığı mektuplarda Burke, mutlu bir evliliği olduğunu ve Skye’ı kendi emelleri için kullandığını itiraf ediyordu. Hikâyenin diğer yüzündeyse hayalleri hayatına birkaç beden büyük gelen Heather duruyordu.

Skye düğününü her şeyden habersiz organize ederken Burke’ün planı da giderek karışıyordu. İyiler kadar kötülerin de hayatlarını mahvedecek sırlar açığa çıkmak üzereydi ve ilmek ilmek dokunmuş intikam nihayet alınacaktı.

BIRINCI BÖLÜM
Skye

MART 2019 Bu sabah Burke’te bir tuhaflık vardı. Yumurtamı nasıl istediğimi üç kere sormasından anlamıştım bunu. “Az pişmiş!” diye bağırdım yatak odasından. Altı ay önce çıkmaya başladığımızdan beri yumurtamı hep böyle isterdim. Burke tam bir sabah insanıydı, bense tam tersi. Hafta sonları ben elimde bir kitapla yatakta tembellik ederken bana kahvaltı hazırlamayı bir alışkanlık hâline getirmesinden çok memnundum.

Mutfaktan bir kez daha, “Az pişmişti, değil mi?” diye bağırdı. “Evet! Teşekkür ederim.” Yastıkların arasına gömüldüm, kafam karışmıştı. Burke ve ben iki ayı aşkın süredir beraber yaşıyorduk. Yumurtamı nasıl yediğimi biliyordu. Kırk altı yaşındaki erkek arkadaşımın erken yaşta Alzheimer’a yakalanmış olabileceği korkusu birden beynimin her bir hücresini ele geçirdi. Bu endişe daha kafamda oluşurken ne kadar mantıksız olduğunu fark etmiştim ama dürtülerim çoktan kontrolü kati bir şekilde ele geçirmişti, sırf tembellik yapacağım diye Burke’ü Alzheimer’a kurban veremezdim.

Yataktan kalktım ve odadaki tüm tahta eşyalara sekiz kez vurdum. Yatak başlığına, komodinlere, iki şifoniyere, pencere çerçevelerine, dolap kapağına, süpürgeliklere ve şifoniyerimin üzerindeki elle oyulmuş küçük file. Her birine tam sekiz kere. Zaman yönetimi sağlamak adına artık tahta eşyalar almayı gerçekten bırakmalıydım. “Güzel sevgilim için iki az pişmiş yumurta, yanında da İngiliz çöreği ve çıtır pastırma,” diyerek elinde tepsiyle içeri girdi Burke. “Tabii kahveyi de unutmayalım.” Duştan yeni çıktığı için ıslak olan koyu renk saçları, üzerine geçirdiği tişört ve eşofmanla çok tatlı görünüyordu. Duygularım öyle kabardı ki ona olan sevgim kalbimden taşacak gibi oldu. “Yatakta kahvaltı mı?” Tepsiyi önüme bırakırken oturuşumu dikleştirdim. “Böyle hoş bir tepsimizin olduğundan bile haberim yoktu. Çok gösterişli, Kazcığım. Neyi kutluyoruz?” Burke omuzlarını silkti. “Sadece Kazcığım için güzel bir şey yapmak istedim. Pazar günleri tembellik yapmayı ne kadar sevdiğini biliyorum.” Gülümsedim.

Kazların ömürlerini tek bir eşle geçirdiklerini anlatan belgeseli izlediğimizden beri Burke’le birbirimize Kazcığım diyorduk. Bir kaz eşini kaybettiğinde asla geri gelmeyecek olan aşkına yorulmak bilmeden seslenir, etrafta daireler çizermiş. Burke eğer beni kaybederse aynısını yapacağını söylemişti. “Harikasın.” Pastırmamdan bir ısırık aldım, tam da sevdiğim gibi neredeyse yanmış ve çıtır çıtırdı. Burke yatağın yanında benim yemek yememi seyrederken ağırlığını öteki ayağına verdi ve tuhaf tuhaf sırıtmaya başladı. “Sen iyi misin?” Başımı kaldırdım, yine endişelenmeye başlamıştım.

“Bir şeyler yedin mi?” “Daha… Daha yemedim.” “Peki, sorun nedir? Bir şeyler olduğunu anla” “Skye. Kahvaltıda bir şey daha var.” Burke aniden yatağın kenarında diz çöktü, kocaman açılmış, beklenti dolu gözlerle bana baktı. Geçmek bilmeyen yavaş ve garip saniyeler sonunda olanların farkına vardım. Ah. AH! Ama olamaz. Yoksa olabilir mi?! Burke’ün elinde küçük bir kutu belirdi –cebinden çıkarmış olmalıydı odadaki atmosferle beraber kalbim de donakaldı. Beni ne kadar sevdiğine ve uzun zamandır birlikte olmasak bile sonsuza kadar benimle olmak istediğinden emin olduğuna dair bir şeyler söylediğini duydum.

Daha sonra, kutunun kapağını açarak yüzüğü ortaya çıkardı ve her kızın hayatının aşkından duymayı hayal ettiği o soruyu sordu.

Ağzım açık kaldı. Tüm bedenim karıncalanıyordu, sersemlemiştim.
“Skye?” Burke beni cesaretlendiriyordu. “Bir şey söyle.”
“Evet!” diye bağırdım. “EVET!”
Burke kahvaltı tepsisini hızla yere bırakıp yatağa atladı. Safir
ve elmas taşlı yüzüğü parmağıma takarken şokun etkisi hâlâ tüm
vücudumda sıcak dalgalar hâlinde yankılanıyordu. Biraz bol gelmişti ama sorun değildi; Burke, parmak ölçüme göre ayarlatmanın çok kolay olduğunu söyleyerek beni rahatlattı. Bana en kocaman gülümsemesiyle baktı, mutluluğu okyanus mavisi gözlerine
kadar ulaşan, gamzelerinin iki yanağında da belirdiği o gülümsemesiyle. Aşktan vazgeçmediğim için o kadar minnettardım ki.
“Ağlıyorsun, Kazcığım.” Yüzüme dokundu.
“Tabii ki ağlıyorum.” Kollarımı boynuna doladım ve onu yakınıma çektim. “Aman Tanrım, Burke. Aman Tanrım. İnanamıyorum. Alzheimer olduğunu düşünmeye başlamıştım.”
“Ha? Neden?”
“Çünkü yumurtalarımı nasıl istediğimi sorup duruyordun!
Her zaman az pişmiş yediğimi biliyorsun. O kadar endişelendim
ki odadaki bütün tahtalara vurdum.”
Burke güldü ve dudaklarını alnıma bastırdı. “Sanırım biraz
gergindim. Şaşırdın mı?”
“Hem de nasıl. Ama her şey mükemmel.” Gözlerim yüzüğe
kaydı, platin gövdenin üzerine yerleştirilmiş yuvarlak bir elmas,
iki küçük safirle bezenmişti. “Safir sevdiğimi nereden bildin?
Sana hiç bahsetmemiştim.”
Yanağımdan süzülen gözyaşını sildi. “İçime doğdu.”
Burke’e sokuldum, boynundan yayılan tıraş losyonunun kokusunu içime çektim. Andie nişanlandığımızı duyduğunda ne
tepki verecek diye düşünmeden edemedim. Beynim işte böyle
çalışıyordu endişe verici düşünceler aklıma sızmayagörsün,karşılarında tamamen aciz kalıyordum.
Birini altı ay içinde tam anlamıyla tanıyamazsın, Skye, diyecekti,
tıpkı beraber yaşayacağımızı söylediğim zaman dediği gibi.

Burke, benimle evlenmek için birkaç hafta önce babamdan izin istediğini, bugün ilerleyen saatlerde babam, Nancy ve onun iki genç oğlu Aidan ve Harry’yle –onlara üvey kardeşim demek hâlâ tuhafıma gidiyordu – Buvette’te kutlama için brunch organize ettiğini anlatırken susup onu dinledim ve midem kasıldı –olanları Nancy ya da çocuklarıyla paylaşmak istemiyordum ama Burke’ün sesindeki heyecandan, bu özel güne ailemi dahil etme çabasından duyduğu gururu anlayabiliyordum. Nişanlım olduğuna inanamıyordum ve aniden Andie’nin aptal sesi beynimde tekrar yankılandı:

Sence de tuhaf değil mi, Skye, ailesiyle hâlâ tanışmamış olman? Biriyle beraber yaşıyorsun ama ailesini tanımıyorsun. Ama Burke’ün bir ailesi yoktu  ebeveynleri henüz o on dokuz yaşındayken bir uçak kazasında hayatlarını kaybetmişti.

Tek çocuktu. Bu onun suçu değildi. “Yumurtanı bitirmek ister misin?” diye sordu Burke. “Bruncha biraz daha var.” Gülümseyerek başımı salladım, tepsiyi yerden alıp tekrar kucağıma yerleştirdi. İngiliz çöreğimin yağlı kısmından bir ısırık aldım ve Tanrım, tam da şu anda Andie’yi kafamdan çıkarmak için her şeyi yapardım. Demek istediğim, eğer gerçek olamayacak kadar güzelse muhtemelen gerçek değildir. Başımı Burke’ün güçlü, güven veren omzuna yasladım.

“Yüzüğü nasıl seçtiğini anlatsana, Kazcığım.” O anlatırken tüm dikkatimi ağzından çıkan kelimelere vererek Andie’nin sesini bastırmalarını umdum. Kızın söylediği her şey olumsuzdu, kıskançlık doluydu ve mutluluğuma gölge düşürüyordu.

Çünkü Burke gerçek olmayacak kadar güzel değildi ve Andie, Lexy ve Isabel’in aksine benim hayatımda daha önce bir Burke olmamıştı, en azından altı ay öncesine kadar. Hayatımda hiçbir zaman güvenilir bir artı birim ya da sevgilim; partilere, düğünlere götürebileceğim ya da cumartesi öğleden sonralarını akşamdan kalma olduğumuz için güçten düşmüş hâlde geçirebileceğim biri olmamıştı. Burke hayatıma girene kadar, beni sevdiğini söyleyen, hastayken bana çorba getiren ya da zevkten gözüm kararana kadar beni tatmin etmek isteyen birisi yoktu. Anlarsınız ya, ben erkeklerin evlenmek isteyecekleri türde bir kız değildim. Erkeklerin evlenmek isteyeceklerini sandıkları türde bir kızdım – başlarda güzel bir yüz, hoş bir ev ve şık kıyafetler görürlerdi. Hepsi beni tanımaya başlayana kadardı gerçek beni.

İyimserliğimi hiç kaybetmesem de, Ağda Merkezi’ne yaptığım aylık ziyaretleri ve inatçı kilolarımdan kurtulmak için haftanın üç günü Batı Yakası Yolu’nda çıktığım koşuları hiç aksatmasam da bir yıl önce bana 365 gün sonra düzgün bir adamın benden eşi olmamı isteyeceğini söyleseniz size asla inanmazdım. Ama altı ay önce Burke Michaels’la tanıştım; simsiyah saçlı ve gamzeli gülüşlü yakışıklı Burke’le. Daha ilk günden bir şeylerin farklı olduğunu biliyordum. Tanışmamızın üzerinden bir hafta geçmişti ki Andie’ye onun evleneceğim adam olduğunu söyleme gafletinde bulundum.

Bana sadece bir haftadır tanıdığım biriyle evlenme düşüncesini aklımdan geçirmemin delice olduğunu söylerken neredeyse öfkeli görünüyordu, yarasına tuz bastığımı böyle anlamıştım. Andie ve Spencer üniversiteden beri beraberlerdi ve henüz nişanlanmamışlardı – hatta bu konuyu ağızlarına bile almıyorlardı. Andie durumdan rahatsız olmadığını söylüyordu ama ben ona inanmıyordum. Bir insanla sekiz yıl geçirip de belirsiz bir geleceği sorun etmeyeceğine inanmıyordum.

Burke ve ben başından beri biliyorduk. Detayları konuşmamıştık ama sonsuza kadar beraber olacağımız konusunda hemfikirdik, sabah olunca güneşin doğacağı ya da geceleri ayın çıkacağı kadar barizdi bu. Birisiyle aranızdaki ilişkinin sonsuza kadar süreceğini bilmenin beraberinde getirdiği basit, huzurlu bir histi. Bulaşıkları durulamasında Burke’e yardım ettim, sonra da duş alıp brunch için hazırlandım. Böyle mutlu günlerde bile Nancy’yi görmekten ödüm kopuyordu. İki yaz önce Nantucket’taki o geceyi düşündüm, verandada babama fısıldadıklarına kulak misafiri olmuştum.

Skye için endişeleniyorum, hem de çok. Çok güzel bir kız ama bu… sorunu… ona engel oluyor gibi.

Birisiyle tanışamayacağından endişeleniyorum… Sorunum. Lanet olası sorunum. Kendime karşı dürüst olmam gerekirse, ondan hoşlanmamam Nancy’nin suçu değildi. Artık hayatımda sağlam bir yerde olduğumdan bunu görebiliyordum. Bana karşı bir şansı olmadığını kabul edecek kadar anlayış ve olgunluk sahibiydim, özellikle de yaşadıklarımdan sonra. Hâlâ annemle babamın mutfakta Van Morrison eşliğinde dans edişlerini, yeni âşıklar gibi gülüşmelerini, öpüşmelerini net bir şekilde gözümde canlandırabiliyorken insanların Nancy’nin onun hayatına yeni bir soluk ve renk getirdiğini söylemeleri hiç umurumda değildi.

Hele de kaybettiğim anne benimki gibi bir anneyken. Kendi kalp atışım kadar elle tutulur ve canlı bir varlıktı, sanki tüm dünya tek bir bedende can bulmuş gibi. Böyle bir insanın yeri asla doldurulamazdı. Uzun sarı saçlarımı atkuyruğu yaptım. Kirpiklerime maskara sürdüm, Burke arkamdan yaklaştı ve kollarını belime sardı.

Yanağımı göğsüne bastırdım ve kalbinin düzenli atışlarını dinledim, kibar ve açık olduğu için ona minnettardım. Sonunda sorunumun ötesini gören birini bulmuştum, ona rağmen beni seven birini. Öylesine biri de değildi bu – uzun boylu, esmer, film yıldızları gibi yakışıklı, temiz bir kalbi, iyi bir işi ve kilometrelerce uzaktan seçilebilecek mavi gözleri olan Burke Michaels’ı bulmuştum. Yeni yüzüğümü Nancy’nin gözüne sokma fikriyle, Buvette’te yapacağımız brunch için birden heyecanlandım.

Babam, Nancy’ye nişan yüzüğü bile almamıştı (İkimizin de ikinci evliliği; işleri basit tutmak en uygunu diye düşündük, diye açıklayışını duyar gibiydim). Brunch için seçtiğim küpelere dokundum  annemin zümrüt küpeleri, babam bunları düğünlerinden bir gece önce ona hediye etmişti. İçimi bir hüzün kapladı, onu dayanılmayacak kadar çok özlüyordum. “Keşke annen de bunu görebilseydi,” dedi Burke arkamdan,sanki zihnimi okumuştu.

Banyo aynasında göz göze gelebilelim diye çenesini omzuma koydu. “Ben de aynısını düşünüyordum. Keşke senin ailen de burada olabilseydi.” “Keşke, Kazcığım.” Aynadaki yansımamıza gülümsedim, elmas sol yüzükparmağımda parlıyordu. Eksik parçalarımıza rağmen karşımızda kusursuz bir manzara vardı. Gerçekleşmiş bir hayal. Şansımın nasıl döndüğünü aklım almıyordu.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Amerika ~ Franz KafkaAmerika

    Amerika

    Franz Kafka

    Amerika, Franz Kafka’nın yazmaya başladığı ilk romandır. Fakat yazar, 1911 yılının sonundan 1914 yılına kadar aralıklarla üzerinde çalıştığı ve Der Verschollene (Kayıp Kişi) başlığını...

  2. 2666 ~ Roberto Bolaño2666

    2666

    Roberto Bolaño

    Roberto Bolaño’nun tüm dünyada büyük bir ilgiyle karşılanan ve Türk okurları tarafından da heyecanla beklenen romanı Kuzey Meksika’dan Nazi Almanyası’na, Stalin’in Moskovası’na, Drakula’nın kalesine...

  3. Dişi Kedi ~ ColetteDişi Kedi

    Dişi Kedi

    Colette

    Fransız edebiyatının sansasyonel kalemi Colette, uçarı, ele avuca sığmaz bir kadın ve mağrur bir dişi kediyi asalet, kıskançlık, gurur ve cesaretle yoğrulmuş bir aşk...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur