Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Gidelim Buralardan Muhlis
Gidelim Buralardan Muhlis

Gidelim Buralardan Muhlis

Ali İpek

“Kimse bugüne kadar bana gelip de seni rüyamda gördüm demedi. Yani düşün onca ömür tüketmişim. Onca kişiyle hukukum olmuş ama kimse gelip de demedi….

“Kimse bugüne kadar bana gelip de seni rüyamda gördüm demedi. Yani düşün onca ömür tüketmişim. Onca kişiyle hukukum olmuş ama kimse gelip de demedi. Başkasının rüyasına girmedim hiç. Yalandan bile olsa ona da razıydım ama biri gelip duymak istediğim o cümleyi söylemedi. Allah sanki yalnızlığı herkese pay ettikten sonra kalanını öylece bana bırakmış.

İstasyonda herkesi uğurlayan, herkesin arkasından el sallayan adamım ben. Onlar bavul alıp gittiler de özlemlerini taşıyan ben kaldım. Kalakaldım. Yetmedi. Kendi Fatiha’mı okuyup duruyorum gecelerdir. Hep aynı rüyayı görüp duruyorum. Rüyamda mevsimler, gece gündüz değişse de rüya değişmiyor.”

Muhlis ve Nurgül iki yapayalnız. “Gidelim buralardan”, dedi Nurgül. Sevdiğini doğrudan söylese anca bu kadar olurdu, nefes almayı unuttu Muhlis. Çay fokurtularından, dedikodulardan, duvardaki Şahmeran tablosundan, işlemeli dantellerden, şerden beladan, kapanmayan veresiye defterinden, tövbesi olmayan veballerden, kara bulutlardan uzaklara gidebilecekler miydi? Köpekler ve yağmurdan başka kimseyi şahit etmeden…

Ali İpek, hepimizin aşina olduğu kaçıp gitme isteğini, bırakıp da gidememe ikilemini, yersiz yurtsuzluk hissini otantik üslubuyla anlatıyor. Gidelim Buralardan Muhlis, taşra ruhuyla daralmış bir aşk hikâyesi, yarı masalsı, şaşırtıcı bir kara-novella.

Belki bahar gelmemişti ama kış bitti.
– Hor Kullanma Tarihi, “Çerçeve”

Buralar

“Kimse yok ile kimsem yok aynı şey değil Nurgül. Gözlerime baka baka nasıl dersin; ‘Gidelim buralardan,’ diye? Anlıyorum. Heveslenmişsin. Kendince kurduğun hayallerin nihayeti sana dedirtmiş bu sözleri. Mühürlemişsin. Başka zamanlar kalmamış. Tüketmişsin. Kim bilir kaç kez kırmışlardır seni buralarda. Yazgı demişsin. Yoruldum demişsin. Yeter demişsin. Küle üfleyecek nefesin kalmamış. Susamışsın. İçmemişsin. Dilinin ucunda biriktirmişsin. Yaralarını gömecek ağaç dibi bırakmamışsın. Tutunduğun her şeyi duvar zannetmiş, küfretmişsin. Taşan kuyularına toprak ekmişsin.

Arta kalan yağmurlara, rüzgârlara söylemişsin. Şimdi demişsin. Ekmek biriktirmişsin. Ufalanmışsın. Rivayete göre yaşamışsın. Başka neresi olursa olsun da burası olmasın demişsin. Duvarları olmasa da olur evinin, bacası, merdivenleri. Görmüyor muyum zannediyorsun? Bahçeleri, evleri geçtim. İnsan bir kapıya bile razı gelebilir başka kasabalarda. Yerine oturmamış, kapına saklamışsın yumruklarını. Yeri gelir sırtıma bağlar taşırım da demişsin ama kapattıkça açılmış o kapı. Ne perde yetmiş örtmeye ne de menteşeye sürmekten korktuğun yeminler ele vermiş seni. Leke gibi değil, yara gibi biriktirmişsin. Kimse karşına geçip de zamanla düzelecek, kıştan sonra açacak çiçekler diye telkinde bulunmamış sana. Kim karşına geçebilmiş ki? Onca acıyı taşımak kolay değil, başkasına sormayın, bana sorun demişsin.

Taşa bakmışsın, küllere, çoraplarına. Yerime anlatmalarını istemişsin. Bilirim. Taşıdıkların sırtındakilerden daha ağır, onu da bilirim fakat kasabanın her yerinde bir parçamız varken kolay mı öylece çekip gitmek? Akşamüzeri serinliği vardır buraların. Hiçbir yere benzemeyen kokusu, suyu aynı görünse de tadı başkadır bilirsin. Sedir dibinin, ormanın, seherin, kuşlarının, gecesinin sesini işitmez misin? Nerede taş değse ayağına evine koşmaz mısın? İnsan dediğin, gömülmek istediği yerden ne kadar uzakta yaşayabilir ki? Nereye gidersek gidelim dudaklarımızdan çıkmayacak mı buralar? Kasabayı geçtik diyelim ya evler? Duvar boyalarının artanıyla saksı tenekelerine çizdiğin çiçeklerin, avlusunda rüzgâra tebessüm üflediğin zamanlarını görmedim mi zannedersin? Ya kokusunu içindeyken bile özlediğim evim ne olacak?

Her yerinde beni var eden anılar var: Duvardaki çivi izlerinin hikâyeleri, açılınca hep birileri gelir diye beklediğim ama çalmayışına, kapanışına hüzünlendiğim kahverengi ahşap kapı, bir gözü hiç açılmayan pencerelerim, gölgesinde çocukluğumun geçtiği ıhlamur ağacım, bakır tencerelerin fokurdadığı kestane kokan o kırmızı tuğlalı şöminem, bahçe duvarına yakışmayan ama akşamüzeri üstüne oturup babamın gelmeyişini bile bile beklediğim taşı bırakıp nereye gideceğiz? Baştan başlamak, yeni bir kimliğe alışmak zor gelse de eskisinden kurtulmak kolay mı sanıyorsun Nurgül? Anam babam susuz, bakımsız kalacak toprağın altında. Haftada bir ibrikle sulamak, topraklarına dokunmak, ayrıkotlarını yolmak, taşlarıyla ömür geçirmek, bayramlaşmak nasıl iyi gelir insana bilemezsin. Ya köşesinde alınteri, kapısında biraz daha büyüdüğümü hissettiğim emanet dükkân? Farz edelim ki kimselere bir şey demeden sırf senin isteğin diye öylece çekip gittik buralardan. Ne yaparsan yap, bir kadın uğruna deyip suçu en çok senin üstüne atmayacaklar mı zannediyorsun? Kanıma giren sen olmayacak mısın onların nazarında? Belki de bir çırpıda söylediğinde haklısındır.

Gitmek kolayıdır aslında. Gözümüzü kararttık mı önümüze bakar siliniriz buralardan. Dediğin gibi gece yarısı ya da bir sabah bizi buralardan koparacak bavula ve birkaç eşyaya bakar. Vakit ilerledikçe küçülüp kayboluruz belki. Adımız kalır geriye, aşkımız. Üzerinden bir gün geçtikten sonra anlatılacak rüya değiliz neticede. Bize yakışmadı diyenlerin küfürleri kulağımızı ne kadar çınlatacak ki? Helal olsunlar da çıkabilir ağızlardan. Kim bilir? Onların yapamadığını yapmışken arkamızdan selamet suyu dökenler de çıkmaz mı dersin? Geçmişi taşımaya ne hacet? Kaça satacaksa satsınlar anılarımızı.

Kim kapılarımızı sökecekse söksün yerinden! Pencereler varsın kapanmasın. Talan etsinler saksılarımızı. Yaprak biriksin, kuşlar biriksin, örümceklere, börtü böceğe yuva kalsın evlerimiz. Varsın onlara kalsın bıraktıklarımız. Bilmez misin Nurgül, ya hikâyeye gelenler ya da hikâyeden gidenler konuşulur buralarda. Onlar da unutulup gitmezler mi? Hem hangi hikâye bütünüyle akılda kalmış ki bugüne kadar? Hangi çocuk bıraktığımız hikâyeyle büyütülecek? Hangi ihtiyar kafasını kaşıyıp hatırlamak isteyecek adımızı? Geceye sığmasak ne olacak? Marifet elinden tutup uzaklara gitmek değil, marifet elinden tutup burada, bu kasabada her şeye rağmen kalmakta değil mi Nurgül?” diyememişti Muhlis. Nurgül’ün bir an evvel terk etmek istediği kasaba gözünde kararmasa da o kara perdeyi istemeye istemeye çekmişti sinesine.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü ~ Ali İpekKimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü

    Kimsenin Ölmediği Bir Cinayet Öyküsü

    Ali İpek

    Ekmek yanarsa kül, bozulursa küf kokar. Her şey bozulduğu gibi karışır havaya. Her şey gittiği gibi kalır. Annemin kokusu önce üstümüzden gitti; sonra bu...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Münhal ~ Ekin Can GöksoyMünhal

    Münhal

    Ekin Can Göksoy

    “Deprem oluyor galiba,” dedi genç kadın, sevgilisini iterek. “Başını döndürmüş olmayayım.” Genç adam gülüyordu. Sevgilisi ise ciddileşmişti. “Hiç komik değil, bina sallandı.” “Canım,” dedi...

  2. Şeytan Geçti ~ Aslı TohumcuŞeytan Geçti

    Şeytan Geçti

    Aslı Tohumcu

    “Bacım, adını bağışlar mısın?” “Ayser,” derken içinden mi geçirdi, dışarıya mı konuştu emin olamıyor. “Selma benimki de. Bir çay içip dertleşelim ister misin kadın...

  3. Sakinler ~ Hande OrtaçSakinler

    Sakinler

    Hande Ortaç

    “25 Eylül Pazartesi, 20:00 Sevgili dinleyicim, kusura bakma fısıldayarak konuşmak zorundayım. Umarım söylediklerim anlaşılıyordur. Sabaha karşı bahçedeki güllerin dibine sakladığım teybin yanına çömeldim. Bu...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur