Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

gul-agaci-sokagi-debbie-macomber-novella-yayinlariHer şeye rağmen hayatımızı anlamlı kılan insanlar varsa yaşamak için hâlâ bir sebebimiz var demektir…

Sevgili Dostlarım,

Cedar Cove’a hoş geldiniz! Olivia, Grace, Charlotte, Jack, Justine ve Seth öykülerine devam etmek -ve sizi yeni insanlarla tanıştırmak- için can atıyor. Bütün küçük yerleşim yerlerinde olduğu gibi, Cedar Cove da iyinin, kötünün ve beklenmeyenin bir karışımı. Bu vesileyle, romanda sizi birkaç sürprizin beklediğini de söyleyebilirim. Şimdi oturup arkanıza yaslanın. Arkadaşlarım, Cedar Cove’da olup bitenleri size anlatmak için sabırsızlanıyor.Debbie Macomber

Gül Ağacı Sokağı aşk, evlilik, ayrılık gibi insan ilişkilerine dair her alanda usta bir yazarın kaleminde hayat bulan sıcacık ve samimi bir roman. Macomber günlük yaşamdan seçtiği, kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz karakterlere yenilerini ekleyerek hikâyesini kaldığı yerden anlatmaya devam ediyor.

“Cedar Cove serisinin ikinci kitabı Gül Ağacı Sokağı’nda, Macomber gizemin ve okuru bekleyen sürprizlerin dozunu daha da artırmış gibi görünüyor.”
-Booklist

“Cedar Cove’da olup bitenlerin hızına yetişemeyeceksiniz!”
-The New York Times-

“Macomber, insan ilişkilerini kelimelere dökmekte uzman ve rakipsiz bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.”
-Publishers Weekly-

***

Sevgili Dostlarım,

Cedar Cove’a hoş geldiniz! Olivia, Grace, Charlotte, Jack, Justine ve Seth öykülerine devam etmek -ve sizi yeni insanlarla tanıştırmak- için can atıyor. Bütün küçük yerleşim yerlerinde olduğu gibi, Cedar Cove da iyinin, kötünün ve beklenmeyenin bir karışımı. Bu vesileyle, romanda sizi bir­kaç sürprizin beklediğini de söyleyebilirim. Evet, sonunda Dan’e ne olduğunu öğreneceksiniz. Beldonların oda-kahvaltı işletmesine ise, alışılmışın dışında bir konuk gelecek. Yani, Amerika’da küçük bir kasaba ziyareti yaparken, araya biraz da gizem karışacak.

Umarım, her zaman olduğu gibi -seriyi okumaya ister ilk kitaptan başlayın, isterse onuncudan- Cedar Cove’da ken­dinizi evinizde hissedersiniz. Cedar Cove serisinde, öykünün nerede geçtiğini anlamak için adrese bakmanız yeterli. Ör­neğin, Gül Ağacı Sokağı 204.

Eğer gerçekten böyle bir kasaba olup olmadığını merak ediyorsanız, olabileceğini, olduğunu size garanti edebilirim. Cedar Cove’un kaynağı, memleketim olan Washington, Poıt Orchard. Doğal olarak karakterlerin hiçbiri orada yaşamıyor, Pancake Palace üstünde yapılan bütün spekülasyonlara rağ­men (kafenin gerçek adı bu değil). Gördüğünüz gibi, hayatım küçük kasabalarda geçti ve insanların, temel olarak her yerde aynı olduklarını gördüm.

Şimdi oturup arkanıza yaslanın. Arkadaşlarım, Cedar Cove’da olup bitenleri size anlatmak için sabırsızlanıyorlar. Lütfen kitabı bitirdiğinizde, ne düşündüğünüzü bana söyle­yin. Bana iki şekilde ulaşabilirsiniz; internet sayfam aracılı­ğıyla www.debbiemacomber.com (yorumlarınızı konuk defterine yazabilirsiniz) ya da posta yoluyla P.O. Box 1458 Port Orchard, WA 98366. Okuyucularımın bana yazmasını seviyorum.

Sevgilerimle,

Debbie Macomber

Bir

Grace Sherman boşanma işlemlerini resmen başlatacak olan belgelere baktı. Destek için gelen büyük kızı Maryellen’la birlikte avukatın ofisinde oturuyordu. Karan kesin olduğu için, bunun kolay olacağını kendisine hatırlattı. Evliliğini sona er­dirmeye, dağılmış hayatının parçalarını birleştirmeye hazırdı. Yeniden başlamaya… Yine de, kalemi aldığında eli titriyordu.

İşin gerçeği, bunu istemiyordu ama Dan ona başka seçe­nek bırakmamıştı.

Beş ay önce, nisan ayında, otuz altı yıllık kocası ortadan kaybolmuştu. Tek bir iz bırakmadan yok olmuştu. Her şeyin son derece normal olduğu bir günün ardından, gitmişti. Gö­rünüşe göre, bunu kendi isteğiyle ve hiçbir açıklamaya gerek duymadan yapmıştı. Şu anda bile, Grace âşık olduğu, hayatı­nı birlikte geçirdiği ve iki kız evlat verdiği adamın bu kadar acımasız olabileceğine inanamıyordu.

Dan artık onu sevmiyorsa, bunu kabul edebilirdi. Tat­sızlık çıkarmadan ona özgürlüğünü verecek kadar onurlu ve fedakârdı. Evlilikleri onu bu kadar mutsuz ediyorsa, mutlulu­ğu başkasında aramasına izin verebilirdi. Bağışlayamadığı şey, Dan’in kızlarına davranış biçimi ve ailesini bu şekilde perişan etmesiydi; özellikle Kelly’yi.

Kelly ve Paul, yıllarca uğraştıktan sonra, bütün heye­canlarıyla nihayet Kelly’nin hamile olduğunu açıklamıştı ve hemen ardından Dan ortadan kaybolmuştu. Bebek haberi Dan’i ve Grace’i çok heyecanlandırmıştı. Bu, onların çok uzun süredir bekledikleri ilk torunları olacaktı.

Kelly ile babası her zaman çok yakındı, onun ortadan kaybolması Kelly’yi çok sarsmıştı. Boşanma işlemlerini erte­lemesi için annesine yalvarmış, Tyler doğmadan önce babası­nın döneceğine onu ikna etmişti. Döndüğünde, kaybolması­nın mantıklı bir gerekçesi olacağından emindi.

Oysa Dan dönmedi ve ondan hiç haber alamadılar. Ge­çen haftalar sadece yeni soru işaretleri, kuşkular ve giderek büyüyen, derinleşen bir öfke getirdi.

Grace, bilinmezliğe daha fazla dayanamayacağını anla­yınca, eski bir polis ve güvenilir bir dedektif olan Roy McAfee’yi tuttu. Dan’in arkasında mutlaka bir delil bıraktığından emin olan Roy’un yaptığı geniş kapsamlı araştırma onu haklı çıkardı. Ortaya çıkardığı gerçek Grace’i şok etmişti. Bir yıl kadar önce, Dan bir karavan satın almış ve ödemesini nakit yapmıştı. Grace bundan habersizdi ve karavanı hiç görme­mişti, o kadar parayı nereden bulduğunu da bilmiyordu. Ay­lar boyunca karavanı nerede sakladığı ya da şimdi nerede ol­duğu hakkında da fikri yoktu.

Bu sağlam kanıtın ardından, Grace şüphelenmeye baş­ladı. Dan’in başka bir kadınla sıvışmak için karavanı kullan­dığına inanıyordu. Mayıs sonlarına doğru Dan bir kez görül­müştü ve sanki kocası bu anlık ortaya çıkışım önceden kur­gulamış gibiydi. Adeta Grace’le alay ediyor, kendisini bul­ması için ona meydan okuyordu. O gün, Grace’in manevi an­lamda dibe vurduğu gündü.

Dan’in iş arkadaşlarından biri onu marinada görmüş ve Maryellen annesine haber vermek üzere hızla kütüphaneye koşmuştu. Ancak Grace marinaya ulaştığında Dan gitmişti. Bir kadın kaldırımın kenarına yanaşmış, Dan araca atlamış ve oradan uzaklaşmışlardı. Bir daha Dan’i gören ya da ondan haber alan olmamıştı.

Geriye dönüp baktığında, umutsuzca aradığı cevaplan aslında Dan’in ona verdiğine inanıyordu. Görüleceğinden – ve tanınacağından- kuşku duymayacağı, kasabanın en kala­balık yerinde birden ortaya çıkmasının başka anlamı olamaz­dı. Çalıştığı kütüphane iki sokak ötedeydi. Belli ki, kocası­nın ona hayatında başka biri olduğunu söyleyecek cesareti yoktu. Bunun yerine, onu bilgilendirmek için daha acımasız bir yol seçmişti ve herkesin önünde onu küçük düşürmüştü. Hiç kimse yüzüne söylemese de, Cedar Cove’da yaşayanla­rın kendisine acıdığını Grace gayet iyi biliyordu.

Bu vakanın ardından Grace’in kafasında her şey berrak­laşmıştı. Dan’e karşı hâlâ beslediği aşk, o gün öğleden sonra tamamen ölmüştü. O zamana kadar, başka birinin olduğuna inanmak istemiyordu. Kasabadaki kuyumcuda yapılan yüklü ödemenin faturası ortaya çıktığında bile, Grace kocasının başka bir kadınla ilişkisi olabileceğine inanmamıştı. Dan, ona karşı sadakatsizlik edebilecek tarzda bir adam değildi. Ona güveniyordu ama artık değil.

“İyi misin anne?” diye sordu, koluna dokunan kızı Maryellen.

Grace’in kalemi tutan parmakları kasıldı. “İyiyim,” diye terslendiği anda, ses tonundan pişman oldu. Bu kadar sert­leşmek istememişti.

Kızı bakışlarını başka yöne çevirdi. Grace boşanma ev­rakına odaklanmaya çalıştı, bir an tereddüt etti ve ardından hızla imzasını attı.

“Dosyanın hemen görülmesini sağlayacağım,” dedi Mark Spellman.

Grace gevşeyip arkasına yaslandı. Hepsi bu kadar mıy­dı? Otuz beş yıllık bir evliliği sonlandırmak için sadece ismi­nizin altını imzalamak yetiyor muydu? “Bu kadar mı?”

“Evet. Beş aydır Daniel’dan haber almadığınıza göre, herhangi bir yasal engel göremiyorum. Boşanmanın birkaç hafta içinde gerçekleşmesi gerekir.”

Çöp gibi fırlatılıp atılan yaklaşık kırk yıl. İyisiyle, kötü­süyle, acısı ve tatlısıyla, zar zor geçindikleri onca yıl. Bütün çiftler gibi onların da sorunları vardı, ama her şeye rağmen evliliklerini sürdürmeyi başarmışlardı. Şu ana kadar, ta ki…

“Anne,” diye fısıldadı Maryellen.

Grace birden başını salladı, duyguların arasında boğul­ması onu şaşırtmıştı. İçindeki bütün gözyaşlarını dökmüş, Dan’in ortadan kayboluşundan bu yana geçen aylarda tanı­dığını sandığı adamın ve kaybettiği evliliğin yasını derinden duymuştu. Artık boşanmaktan başka seçeneği kalmadığını kabullenmek zorundaydı; mali çıkarlarını gözetmenin başka yolu yoktu. Avukatının söylediğine göre, hiçbir şey yapma­dan oturmayı göze alacak durumda değildi.

Yasal durumu farklı bir şeydi, bununla başa çıkabilirdi, ama duygusal etkisi çok ağır olmuştu. Kesin kararını verdiği halde üzüntü yok olmamıştı ve kalan hayatım Dan’in onu nasıl rezil ettiğini hatırlayarak geçirecekti. Kasabadaki her­kes durumunun ne olduğunu ve Dan’in onu yüzüstü bıraktı­ğını biliyordu.

Grace, kalemi yavaşça yerine bıraktı.

“O halde sizden haber bekleyeceğim,” dedi avukatına, sandalyesinden kalkarken. Maryellen da onunla birlikte kalk­tı.

Yaşı daha çok Maryellen’a yakın olan genç avukat onla­rı ofis kapısına kadar uğurladı. Bir şeyler söylemek istedi, ama sonra sadece yere bakıp vedalaştı.

Küçük ofisten dışarı çıktıklarında, hava kasvetli bir gri­ye bürünmüştü. Grace üstüne ağır bir kederin çöktüğünü his­setti; bu görüşmenin kolay olmayacağını biliyordu, ama öz­güvenini bu kadar sarsacağını tahmin etmemişti.

Maryellen saatine baktı. “Galeriye dönmek zorunda­yım.”

“Biliyorum,” dedi Grace. Kızı ona manevi destek olmak amacıyla, bu randevuya birlikte gitmeyi önermişti. Minnet duysa da, Grace bunun gereksiz olduğunu düşünmüştü. Oysa Maryellen haklıydı.

Kızı da boşanmıştı. Maryellen genç ve cahil bir kızken evlenmiş, evliliği bir yıldan az sürmüştü. Bu tecrübe onu er­keklerden öylesine soğutmuştu ki, artık her türlü ilişkiden kaçar olmuştu. Grace, bir gün onun gibi birini bekleyen ha­rika bir adamla tanışacağına Maryellen’ı ikna etmeye çalı­şırdı. Maryellen bunu saflık olarak nitelendirir ve onu din­lemezdi. Grace artık sebebini anlıyordu. Boşanmak can yakıyor, insanın en derin yerlerine ulaşabilen korkunç bir acı ve­riyordu.

Grace kendini altüst olmuş, yetersizmiş gibi suçlu hisse­diyordu. Maryellen bunun nasıl bir şey olduğunu biliyordu, çünkü olgunluğun getirdiği akıl ve perspektiften yoksun ola­rak, çok genç yaşta bu duygulan yaşamıştı.

“İyi hissediyor musun?” diye sordu Maryellen, gitmeye gönülsüz olduğu çok açıktı.

“Elbette,” dedi Grace, zoraki gülümseyerek. Her şeye rağmen, biraz da olsa rahatlamış olması gerekiyordu. Sonuç­ta Dan’e her türlü fırsatı tanımış, hatta içinden bir dizi ülti­matom çekmiş ve mühlet koymuştu. Kelly’nin bebeğinin do­ğumunda gelmesi gerekiyordu. Dört Temmuz’da. Evlilik yıl­dönümlerinde. Önce biri, sonra diğeri, gerçeği kavrayana ka­dar. Geri dönmeyecekti. Şimdiye kadar ondan bir haber alamadıysa, bundan sonra almayı hayal etmemesi gerekiyordu. Dan’in bulunmaya niyeti yoktu.

“İşe geri mi döneceksin?” diye sordu Maryellen.

“Hayır,” diye karşılık verdi, kendine acımayı reddede­rek. “Öğle yemeği yiyeceğim.”

“Öğle mi? Saat dört. Daha yemedin mi?”

“Hayır.” Grace, avukatla randevu tarihi yaklaştıkça iş­tahından eser kalmadığını eklemeye gerek duymadı. Ardın­dan, kızının kendisi için endişelendiğini bildiği için devam etti. “İyi olacağım, Maryellen.”

Maryellen körfezin güvenli sularında nazlı nazlı salman teknelerin bağlandığı kordona inen yokuşa doğru baktı. Li­man Caddesi ’nde ilerleyen araçlar birbirlerine o kadar yakın gidiyorlardı ki, kesintisiz tek bir çizgi gibi görünüyorlardı. Bremerton Tersanesi’nin işçileri dağılmıştı, yollar bir zaman­lar Dan’in yaptığı gibi bir an önce ailelerine kavuşmak için acele eden kocalar ve babalarla doluydu.

“Babama öyle kızgınım ki onunla tekrar karşılaşırsam ne yaparım bilmiyorum,” dedi Maryellen, dişlerini gıcırda­tarak.

Oysa Grace biliyordu. Eve döndüğü için Maryellen min­net duyacak ve yokluğunda ne yaptığını umursamayacaktı. Küçük kardeş Kelly neşeyle haykıracak, onlara ne kadar ya­nıldıklarını söyleyecekti. Kollannı açıp babasına koşacak, her şeyi açıklayacak mazeretini dinlemeyi hevesle bekleye­cekti.

“İyiyim,” diye ısrar etti Grace. “Gerçekten.”

Maryellen hâlâ tereddüt ediyordu. “Seni bırakmak ho­şuma gitmiyor.”

“Atlatacağım.” Tam olarak öyle hissetmiyordu, ama…

Yayım tarihi

“Gül Ağacı Sokağı” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıGül Ağacı Sokağı
  • Sayfa Sayısı432
  • YazarDebbie Macomber
  • ÇevirmenNilgün Birgül
  • ISBN9786053482789
  • Boyutlar, Kapak13 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviNovella Yayınları / 2014-05

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur